Emre Yeksan (@EmreYeksan) header
Emre Yeksan (@EmreYeksan) profile picture

hem hırlıyım hem hırsız göstermek, söylemek, ama en çok da eylemek zorundayız nasolcu işler güçler fikriyat alttaki linkte

Joined July 2013
Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)Photo by Emre Yeksan (@EmreYeksan)
Bir süredir aktif olmayan blogu Substack’a taşıdım ve yeniden bir şeyler yazmaya başladım. Eski yazılar da yeni mecrada. yeksan.substack.com Beklerim.
1
2
33
10,603
Emre Yeksan retweeted
Sınıf Yeniden Masada 21. Yüzyılda Sınıflar ve Siyaset Sempozyumunun Açtığı Sorular ve Örgütlenme 2.0 Önerimiz bilgimusterekleri.org/blog/s… 7 Kasım 2026'da, Ekim Devrimi'nin yıldönümünde ve İlhan Erdost'u andığımız gün, İzmir Mimarlık Merkezi'nde bir salon dolusu insan tek bir soruyu konuştu: Bu kadar dağılmış, bu kadar gözetlenen, bu kadar bölünmüş bir emek dünyasında işçi sınıfı nasıl yeniden siyasal bir güç olur? Emek Araştırmaları Derneği (Emek-Ar) ile TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi'nin birlikte düzenlediği "21. Yüzyılda Sınıflar ve Siyaset" sempozyumu, iki oturum ve bir forumdan oluşuyordu. İlk oturum "Sınıf Mücadelesinde Yeni Dönem: Olanaklar ve Engeller", ikinci oturum "Türkiye İşçi Sınıfının Birliği" başlığını taşıyordu. Biz de forumda söz alıp Bilgi Müşterekleri'ni tanıttık, düzenin dilinin yoldaşça teşhiri üzerine konuştuk ve Örgütlenme 2.0 gibi deneysel önerilerimizi eleştiriye açtık. Bu yazı bir tutanak değil. Fuat Yücel Filizler, Esra Işık, Başaran Aksu ve Mehmet Türkmen'in konuşmalarından aldığımız notları kendi bölümlerinde aktarıyoruz; diğer konuşmaların ayrıntısını konuşmacıların kendi metinleri yayımlandığında onların sözüne bırakıyoruz. Burada yaptığımız şey, programın açtığı soruları tek tek ele almak ve bu sorulara bugüne kadar bu blogda biriktirdiğimiz yanıtlarla katkı sunmak. Özet: On Bir Maddede Sempozyum ve Bizim Yanıtımız Sempozyumun en değerli yanı, sınıfı yeniden siyasetin merkezine koyması ve bunu akademisyen, yazar, sinemacı, sendikacı ve toprak direnişçisini aynı masada buluşturarak yapmasıdır. Programın iki oturumu doğru bir sırayla kurulmuştu: önce "sınıf nereye gitti" sorusu, sonra "sınıf nasıl birleşir" sorusu. Bizim ilk tezimiz şu: İşçi sınıfı küçülmüyor, genişliyor. Beyaz yakalı, öğrenci, kurye, öğretmen, yazılımcı aynı proleterleşme sürecinin içinde. Ama genişleyen sınıf aynı zamanda parçalanıyor. Parçalanan şey sınıfın kendisi değil, sınıfın görünürlüğü ve birbirine değme olanakları. Fuat Yücel Filizler'in vurguladığı gibi, bu parçalanmaya verilen yanıtlardan ders çıkarmak için dünyadaki farklı bölgelerin, özellikle de Avrupa'nın deneyimleri dikkatle incelenmeli. Yapay zeka bu parçalanmayı hızlandırıyor: Genel zekayı gasp ediyor, kafa emeğini kendi içinde bölüyor, gözetimi işyerinin içine taşıyor. Faşist "millileştirme", parçalanmış sınıfa sahte bir birlik sunuyor: sınıf yerine ulus, patron yerine göçmen. Bu sahte birliğe karşı gerçek birlik, ortak çıkarın ortak örgütte somutlaşmasıyla kurulur. Bunun için de eski modelin üzerine yeni katmanlar eklemek gerekiyor. İkinci oturumda sahadan gelen üç ses aynı yere çıktı: Esra Işık ekoloji mücadelesinin sınıf mücadelesinin doğal bir parçası olduğunu, Başaran Aksu yasallığın bir bariyer olmaması ve gücüyle talep eden bir örgütün dönüştürücü olduğunu, Mehmet Türkmen kendiliğinden eylemliliğin ancak siyasal örgütlenmeyle doğru yöne akabileceğini vurguladılar. Forumda biz de bir boşluğa dikkat çektik: Hegemonyanın dili, bize en yakın görünen ortamlarda bile konuşuluyor. Bu dilin yoldaşça teşhir edilmesi ve teşhirin doğru anlaşılması için destek sunulması gerekiyor. Dosyalarımızı, kılavuzlarımızı ve Örgütlenme 2.0 gibi deneysel önerilerimizi bu amaçla eleştiriye açtık. Günün bütün konuşmalarının etrafında döndüğü ortak bir soru vardı: Bunca sorun ve bunca somut yaşanmışlık varken neden bir araya gelip örgütlenemiyoruz? Bu soru, önümüzdeki dönemde hepimizin yanıt bulmak için çaba göstermesi gereken asıl alandır. Önümüzdeki görev, bu soruyu örgütlenebilenlerin deneyiminden yola çıkarak birlikte araştırmak, dağınık deneyimleri ortak bir çalışma grubunda buluşturmak ve sempozyumu bir son değil, bir başlangıç yapmak. Şimdi ayrıntıya geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/s… #emekar #emek #sınıf #örgütlenme @emekarastir @izmimod @FilizlerFuat @arif_kosar @OzgurNarin2 @EmreYeksan @kamilkartal @ukiiiyoo @BasaranAksu_2 @mturkmenn27 @eren_edebali @RasitGider @aydincubukcu @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
1
2
43
Zafer direnen İmbat madencisinin! Gece yarısı itibariyle geçmiş haklarımız dahil olmak üzere tüm alacaklarımız hesaplarımıza yatırılmıştır. Duyuruyoruz; bundan sonra İmbat'ta Bağımsız Maden İş var! Bu direnişimizi 1 Ekim günü İmbat'ta kaybettiğimiz 5 kardeşimize; Ramazan İnce'ye, Kerim Ören'e Halit Ersay'a İsa Olcay'a Ömer Karakaya'ya armağan ediyoruz. Biliyoruz ki burada olsalardı en önde direnenler onlar olacaktı.
28
544
86
1,694
84,877
Emre Yeksan retweeted
dostlar bu cumartesi izmir'de dolu dolu bi sempozyum var. kaçırmayın derim.
Sınıf mücadelesinin değişen koşullarını, emeğin dönüşümünü, işçi sınıfının örgütlenme olanaklarını ve ortak mücadelenin geleceğini farklı perspektiflerden ele alacağımız sempozyumumuzun programı belli oldu. 7 Kasım’da İzmir’de buluşuyoruz.
4
17
1,384
Emre Yeksan retweeted
Biri kolektif mi dedi? Zamanı gelince seyredelim, bakalım bakalım 📢
"Ben Ethem. Sizin adınız ne?" Uzun yıllara yayılan kolektif emekle, yönetmensiz bir film yaptık. Mecvut üretim biçimleriyle kavga içinde, ortak hayal dünyamızda şekillenen bu hatıra defterine, Ethem'in anılarına davetlisiniz. Mutluluğun Kristali pek yakında. Fragmanı aşağıda.
2
5
974
Kahrolsun sarı sendikacılık! Başaran Aksu: "Soma'da 10 bin TKİ işçisi çalışıyordu. Burası özelleştirmelerle boşaltıldı 600 kişiye düşürüldü, Türkiye Maden İş örgütlüydü. 1200 Uyar madencisi 12-13 yıl ölüm tazminatlarını alamadılar, Türkiye Maden İş örgütlüydü. 6000 Soma Kömürleri işçisi 5-6 yıl tazminatlarını alamadılar, Türkiye Maden İş örgütlüydü. 301 Madenci öldü, Türkiye Maden İş tek bir duruşmaya katılmadı. Polyak Madencilik'te 1200 işçinin tazminatları tehlikeye düştü, Hak İş'e bağlı Öz Maden İş örgütlüydü. Yeni Anadolu'da 2000'den fazla işçi işsiz bırakıldı, Türkiye Maden İş örgütlüydü. Doruk Madencilik işçileri de Türkiye Maden İş üyesiydi. On yıllar boyunca harap oldular." Hakkımızı alana dek direnişe devam edeceğiz!
7
209
5
853
15,329
Bu akşam saat 19.00'da İstanbul Kent Enstitüleri'nde görüşmek üzere!
📍İstanbul Ümit Akçay (@umitak) ile Otoriterleşmenin Ekonomi Politiği ve Muhalefetin İmkanları başlıklı etkinliğimizde buluşuyoruz. 🗓️ 6 Kasım, 19.00
1
6
483
Yarın İzmir'de olanları bekleriz, 21. Yüzyılda Sınıflar ve Siyaset üzerine konuşacağız.
14
23
1,379
Emre Yeksan retweeted
This mao quote has never been more real than today
19
1,113
45
7,590
91,181
Emre Yeksan retweeted
Amerika, Sırbistan, Brezilya seçimleri üzerinden hayal pompalayan liberaller, federaller sizi aldatır.. Gecenin bu saatinde Mücadele ile yol açan madencilere kalbinizi açın.. Güvenin Korkmayın! Foncular yenilecek
12
396
11
2,197
28,017
ABD’de Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasında şekli olmanın ötesinde politik bir fark olduğunu düşünen “marksist”ler olması cidden can sıkıcı. Köle sahiplerinin tarihsel partisinden medet uman DSA Filli Parti’de örgütlense şu ankinden daha garip ve daha anlamsız olmaz.
AIPAC congratulates the hundreds of pro-Israel Democrats and Republicans who won their elections last night. More than 234 candidates supported by AIPAC members have already won, with many additional races still too close to call. We congratulate Senate Democratic Leader Chuck Schumer and House Democratic Leader Hakeem Jeffries on the resounding victories for their caucuses. AIPAC members are determined to expand their political activism in the cycles ahead. Our community will increase its support for Democrats and Republicans who recognize that a strong partnership with Israel helps keep both countries secure, advances peace and stability, promotes democratic values, and grows our economy through trade and innovation.
3
7
26
1,739
Hatta hazırda erişemediği işçi topluluklarına erişme çabası olarak beyhude de olsa daha anlamlı bile olabilir. Ama tabii entrizm her anlamda sorunlu ve mücadeleyi ileri götüren değil geri çeken bir mekanizma.
1
356
Afişimiz de geldi ☺️ Gösterim yer ve tarihlerine dair duyurular için filmin instagram sayfasını takip edebilirsiniz: 👉 instagram.com/mutlulugunkris…
28
1
133
5,897
Emre Yeksan retweeted
futbolu ögrendikce ne fark ettim biliyo musunuz erkekler futboldan da anlamıyomus. anladıkları hicbir halt yok resmen saka gibi.
157
480
209
10,239
428,196
Emre Yeksan retweeted
THE STRUGGLE OF BANGLADESHI TEXTILE AND GARMENT WORKERS IS OUR STRUGGLE! Textile and garment workers in Bangladesh are rising up against starvation wages and inhumane working conditions! Protests involving nearly one million workers have brought production to a halt in 529 factories. Tens of thousands of workers have taken to the streets and continue their struggle despite brutal police attacks and repression. Bangladeshi workers are demanding that the monthly minimum wage be raised from BDT 12,500 (approximately US$100) to BDT 30,000 (approximately US$241), that their dismissed fellow workers be reinstated, and that anti-union repression come to an end. Bangladesh is one of the world’s largest garment manufacturing hubs, with annual garment exports worth US$38.7 billion. The garment industry accounts for 80.6% of the country’s total merchandise exports. Yet the workers whose labour generates billions of dollars in export revenues are left to live in poverty. Moreover, in Bangladesh, employers do not merely own the factories; they also wield power over politics and the government itself, just as they do in Türkiye. Of the 350 seats in parliament, 246 are held by the ruling Bangladesh Nationalist Party (BNP), and 16 of its MPs are themselves members of the Bangladesh Garment Manufacturers and Exporters Association (BGMEA). Some of these individuals even hold ministerial positions directly responsible for trade, industry, and textile policies. Whenever we demand higher wages, better working conditions, or recognition of our trade union rights in Türkiye, employers confront us with the same threat: “We’ll move to Bangladesh! We’ll move to Egypt! We’ll relocate production to another country!” Global brands and employers weaponise the poverty of workers in one country against workers in another. By constantly shifting orders to wherever they can find cheaper labour, they drive a global race to the bottom in wages, pitting workers against one another in a ruthless competition over who will work for less. Yet workers in Türkiye, Bangladesh, Egypt, Cambodia, and Vietnam all produce for the same global brands. We sew garments for the same companies, and we face the same low wages, long working hours, precarious employment, anti-union repression, and threats of dismissal. Bangladeshi and Egyptian workers are not our competitors. Our common adversaries are the same global brands, the same capital, and the same system of exploitation that generates profits from all our labour. Today, Bangladeshi workers are delivering the most powerful response to the threat that employers in Türkiye have been holding over our heads for years: WHEREVER YOU GO, THERE ARE WORKERS THERE TOO! And those workers also demand living wages, trade union rights, and decent, dignified working conditions! Instead of honouring the international agreements and commitments they have signed up to and ensuring living wages and trade union rights in every country where they source their products, global brands shift production to countries where workers can be employed more cheaply, imposing inhumane working conditions and a life of destitution on working people. As BİRTEK-SEN, we salute the just struggle of our class brothers and sisters in Bangladesh. We stand firmly behind their demands for higher wages and trade union rights, and we demand an immediate end to police violence and repression against workers. We call on trade unions in Bangladesh, first and foremost, and on militant, fighting unions in every country where textile and garment workers are trapped in this global chain of exploitation, to join forces, strengthen international working-class solidarity, and build a common struggle. IF CAPITAL KNOWS NO BORDERS, NEITHER WILL WORKERS’ SOLIDARITY! BANGLADESHI WORKERS ARE NOT ALONE! LONG LIVE INTERNATIONAL WORKING-CLASS SOLIDARITY! WE STAND TALL TOGETHER! BİRTEK-SEN #Bangladesh #BangladeshNews #GarmentWorkers #GarmentWorkersProtest #Dhaka #Gazipur
1
22
2
45
4,543
Emre Yeksan retweeted
Bu ortamda bilmem neredeki seçimin sonuçlarına ümit bağlamak, daha ilerici söylemi olan adayın kazanmasından medet ummak boş iştir. Hızlıca örgütlenmeliyiz, kendi özgücümüzle, kendi kurumlarımızla. 🖋️M. Görkem Doğan yazdı: Seçimleri izlerken. e-komite.com/2026/secimleri-…
2
43
4
172
11,424
Genel olarak festivallerin artık sinemaya ciddi bir zarar verdiğini konuşmalıyız. Hiçbir filmin bu sisteme ihtiyacı yok. Sinema için ciddi bir imkan da sunabilir, el birliğiyle bu sistemden kurtulmaya bakmalıyız. Oradan gelecek bir hayır yok. En azından böyle bir niyet olmalı.
Sadece Türkiye'deki festivallerin değil; Berlin, Cannes ve Venedik gibi majörlerin de krizi bu demek. Cannes yine belli bir ölçüde hatırlanıyor zira uluslararası oscar yarışında son yılların adaylık istatistiklerine bakıldığında, sona kalan filmlerin genelde %40'ı ile %60'ı Cannes çıkışlı. Sarı Zarflar özelinde söylemiyorum ama büyük ödüller alan filmlerin kısa sürede hafızadan silinmesi tesadüf değil. Bunun hem izleyici tarafında, hem de sektörel yapıda iki net sebebi var. Birincisi tüketim alışkanlıkları: Hızlı tüketim ve içerik bombardımanı çağındayız. Festival filmlerinin seyirciden talep ettiği o uzun dikkat aralığına ve sindirme süresine kimsenin sabrı yok. Sosyal medyadaki festival hype'ı bittiği an, filmin popülerliği de bitiyor. İkincisi filmlerin artık o eski büyük ödül kriterlerine uymuyor olması. Eskiden büyük ödül kriterleri sanatsal ağırlık ile kalıcı hikaye anlatımını dengeliyordu. Bugün jüriler daha çok anlık politik refleksleri, fazlasıyla niş meseleleri veya radikal denemeleri ödüllendiriyor. Hal böyle olunca filmler, festival yolculuğunu bitirip gerçek dünyayla temas ettiğinde o eski kalıcılığı sağlayamıyor.
2
27
2,348
Emre Yeksan retweeted
“Yönetmeni olmayan” kısmına mesafeli olmakla birlikte, “Kolektif üretim süreci” ve “geleneksel dağıtım kanallarına girmeyecek” kısımları hem merak ettirdi, hem heyecanlandırdı. Hadi bakalım.
"Ben Ethem. Sizin adınız ne?" Uzun yıllara yayılan kolektif emekle, yönetmensiz bir film yaptık. Mecvut üretim biçimleriyle kavga içinde, ortak hayal dünyamızda şekillenen bu hatıra defterine, Ethem'in anılarına davetlisiniz. Mutluluğun Kristali pek yakında. Fragmanı aşağıda.
1
2
13
1,852
Emre Yeksan retweeted
yönetmeni olmayan, üretim sürecini kolektifleştiren, geleneksel dağıtım kanallarının dışında kendine yol arayan bir film… perdenin “önü” kadar “arkası”yla da ilgilendiği anlaşılıyor. “devrimci bir film” denemez belki, ama sinemanın devrimci bir icrası. yolu açık olsun.
"Ben Ethem. Sizin adınız ne?" Uzun yıllara yayılan kolektif emekle, yönetmensiz bir film yaptık. Mecvut üretim biçimleriyle kavga içinde, ortak hayal dünyamızda şekillenen bu hatıra defterine, Ethem'in anılarına davetlisiniz. Mutluluğun Kristali pek yakında. Fragmanı aşağıda.
2
2
25
1,503
Emre Yeksan retweeted
Şu kısacık fragman’daki görüntüler bile öyle güzel ki.. Emre’yle bu film üzerine konuştuğumuz için uzun süredir heyecanla bekliyordum zaten. Bu görüntüleri de görünce heyecanım ve merakım daha da arttı.
"Ben Ethem. Sizin adınız ne?" Uzun yıllara yayılan kolektif emekle, yönetmensiz bir film yaptık. Mecvut üretim biçimleriyle kavga içinde, ortak hayal dünyamızda şekillenen bu hatıra defterine, Ethem'in anılarına davetlisiniz. Mutluluğun Kristali pek yakında. Fragmanı aşağıda.
28
142
5,885