Technologist, Mentor, Astronomer, Chess, Go, Photography, Science, Philosophy, Epistemology.

Ankara, Turkey
Joined July 2007
Teknolojide Haftanın Sınıfsal Gelişmeleri 13–19 Ekim 2026 bilgimusterekleri.org/blog/t… Bu haftanın on beş gelişmesini tek bir cümleye sığdırmak gerekirse şunu söyleriz: Yapay zekâ kârı büyüdükçe, o kârın kime ait olduğu sorusu da büyüyor ve sermaye bu soruya her yerde aynı yanıtı veriyor: "Size değil." Tayvan'daki çip işçisi kârdan pay istiyor, hükümet "uzlaşın" diyor. ABD'deki oyun emekçisi sendika kuruyor, şirket "tarafsız değiliz" diyor. Oregon'da halk veri merkezine suyunu ve elektriğini vermek istemiyor, Amazon siyasetçilere bağış yapıyor. Türkiye'de ise devlet, sosyal medyaya girişi e-Devlet kimliğine bağlıyor ve muhalif hesapları birer birer karartıyor. Kısaca haftanın tablosu: Asya — kâr payı cephesi Tayvan: Micron sendikaları, faaliyet kârının %15'ini isteyerek bugün (19 Ekim) Taipei'de Ketagalan Bulvarı'nda toplanıyor. Cumhurbaşkanı Lai, şirketin yeni fabrikasının açılışında tarafları "samimi müzakereye" çağırdı. Güney Kore: Samsung Biologics sendikası da kârın %15'ini istiyor. Mahkeme, grevde bile dokuz üretim sürecinin tam kadroyla çalışmasına hükmetti. İşten çıkarmalar — "yapay zekâ" ve "disiplin" dili Netflix yaklaşık 1.000 kişiyi, Kroger üç yılda 3.000 kurumsal çalışanını çıkarıyor. Wipro'nun kadrosu bir çeyrekte 6.716 kişi azaldı. YZ veri platformu Mercor en az 50 çalışanını çıkardı; bazıları binadan güvenlik eşliğinde çıkarıldı. ABD ve Avustralya — örgütlenme cephesi Wizards of the Coast: D&D ve Studio X ekiplerinin sendikasını gönüllü olarak tanımayı reddetti. Bu yıl ikinci kez. Activision: Kalite güvence (QA) test emekçileri, Call of Duty'nin yeni oyununun çıkışından günler önce grev yetkisi aldı. Talepleri arasında "yapay zekâ kullanımına sınır" da var. AEMO: Avustralya enerji piyasası operatörünün mühendisleri eylemleri genişletti. İkinci bir sendika da grev oylamasına gidiyor. Platform işçileri: Londra'da uygulama sürücüleri Uber'in sürücüsüz araç denemelerini protesto etti. Lagos'ta Bolt ve inDrive sürücüleri süresiz kontak kapattı. Mekânda ve toplumda — altyapının ve gözetimin bedeli Oregon: Vali, veri merkezlerine yeni çevre izni verilmesini Temmuz 2027'ye kadar durdurdu. ABD'de ara seçimde 8 eyalette en az 39 yerel veri merkezi oylaması var. Batam ve Hindistan: Batam'da (Endonezya) musluklarından aylardır su akmayan halk bir veri merkezi parkının kapısını kapattı. Hindistan, veri merkezlerinin elektrik faturalarını yükseltmemesi için bir politika hazırlayacağını açıkladı. Gartner: Yapay zekâ altyapı harcamalarını "sürdürülemez" buldu. Borçla finanse edilen balonun söndüğü yerde faturayı kimin ödeyeceği sorusu masaya geldi. Gözetim: Amazon'un işçilerin Reddit paylaşımlarına kadar izlediği "Atlas" modeli Avustralya Senatosu'nda soruldu. Flock Safety üzerindeki iki partili baskı sürüyor. ABD göçmen emeği: Microsoft, sekiz teknoloji ve hizmet şirketinin yeşil kart başvurularının askıya alınmasına itiraz etti. Türkiye Yaş doğrulama yönetmeliği: 1 Kasım'da yürürlüğe giriyor. İFÖD'e göre bu düzenleme sosyal medyadaki anonimliği bitiriyor. Sansür: Halk TV'ye kayyum atandı ve kanalın bütün sosyal medya hesapları erişime kapatıldı. TİP'in 582 bin takipçili X hesabı ve gazeteci Bahadır Özgür'ün hesabı da engellendi. Motokuryeler: İstanbul'da fırtına gerekçesiyle 33 saat çalışamadılar. Bursa'da motokurye Mehmet Açık 56 günlük yaşam mücadelesini kaybetti. Aşağıda önce bu hafta bizim yayımladığımız teknoloji yazılarını kısa özetleriyle hatırlatıyoruz, sonra her gelişmeyi ayrıntılı açıyoruz. En sonda bu gelişmelerin ortak sınıfsal anlamını dört eksende topluyor, gelecek haftanın izleme listesini ve bize düşen somut görevleri sıralıyoruz. bilgimusterekleri.org/blog/t… #teknoloji #sınıf #örgütlenme @bilisimsenorg @TMMOB_BMO @bmo_ist @bmoizmir @oydorgtr @lkdtr @tbdmerkez @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @fusunnebil @say_cem @serhatayan
2
152
Demir Küçükaydın'ı Genç Yoldaşlara Anlatmak Hücreden Bloğa, Kıvılcımlı'dan Robotlara Bir Devrimci Ömür bilgimusterekleri.org/blog/d… Demir Küçükaydın 1949'da Balıkesir Savaştepe'de, Balkan Savaşları'ndan kaçmış Makedon göçmeni bir ailenin oğlu olarak doğdu. Babası Soma'da linyit ocaklarında çalışan bir emekçiydi. Kendisi 68 kuşağının içinden geldi. Gece okulunda sosyoloji okurken gündüzleri yapı işçisi ve örgütçü olarak çalıştı, Dev-Genç'in yönetiminde yer aldı. Hikmet Kıvılcımlı'nın Sosyalist gazetesinin örgütlenmesinde çalıştı, sonra Kıvılcım gazetesini çıkardı. Bu gazetedeki yazılar yüzünden önce onlarca yıl hapse mahkûm oldu, ceza sonra 17 yıla indirildi. Toptaşı'nda, Niğde'de ve Malatya'da yaklaşık on yıl hapis yattı. Niğde'de bir tünel kazma girişimine katıldı, ortaya çıkınca suçu tek başına üstlendi. İstiklal Marşı'nı söylemeyi reddettiği için 15 ay gözlem hücresinde kaldı. 12 Eylül'den sonra Avrupa'ya geçti. Fransa'da ve Almanya'da sürgünde yaşadı, yıllarca gece on iki saat taksi şoförlüğü yaptı ve arta kalan zamanda yazdı. Bugün 77 yaşında. Hâlâ yazıyor. Demir'den Kapılar adlı bloğunda 1.026 yazı var, doksanı aşkın kitabı ise herkesin ücretsiz indirebileceği biçimde açık duruyor. Son derlemesi Bir Devrimin Eşiğinde: Yazılar 2017–2018 bu ay yayımlandı. Kitap yapay zekâ ve robotik devrimini, insan oluş sürecini, Engels'in ve Kıvılcımlı'nın "yanılgılarını", Harari eleştirisini ve Bitcoin'in ekonomi politiğini ele alıyor. Creative Commons lisanslı ve kalıcı bir DOI numarası taşıyor. Bu yazıda sırasıyla şunları bulacaksınız: Onu Gezi Parkı'nda nasıl tanıdığımızı ve neden hâlâ enerji verdiğini, Hayatını bir kronolojiyle, özellikle hapishane yıllarını, Hikmet Kıvılcımlı ile ömür boyu süren, hem sadakat hem eleştiri içeren ilişkisini, "Demokrat olmak" üzerine yazdıklarını ve bunların özünü, Seçim analizlerinin neden değerli olduğunu ve neden zaman zaman yanıldığını, Teknoloji merakını ve "emeklerimiz kamu malıdır" ilkesini, Bir Devrimin Eşiğinde kitabını, Ve sonunda bizim ona yönelttiğimiz eleştirileri. Bunları tam da onun öğrettiği yöntemle yazdık: En sert eleştiri ile en derin saygı bir arada durabilir. Bu yazı bir anma değil, çünkü Demir Hoca aramızda ve çalışıyor. Bir tanıtım yazısı da sayılmaz, çünkü tanıtımla yetinmiyoruz. Bir yoldaşlık hesaplaşması diyebiliriz. Neden anlatıyoruz? Türkiye solunda bir hastalık var: İnsanları ya putlaştırıyoruz ya yok sayıyoruz. Demir Küçükaydın ikincisine çok maruz kaldı. Kendisi bunu acı bir dille birçok kez yazdı. Kıvılcımlı üzerine en çok yazan kişi olduğu hâlde bir Kıvılcımlı derlemesine çağrılmadı. 2023 seçimlerinde aylarca uyarı yazıları ve videoları yaptı, "en küçük bir yankı" alamadı. Kadıköy'de bir kültür merkezi, konuşmacılar arasında o olduğu için bir sempozyuma salon vermekten vazgeçti. Biz onu üç nedenle anlatıyoruz: Bir hafıza zinciri olduğu için. Kıvılcımlı'yı, Deniz Gezmiş'in çevresini, 12 Mart'ı, 12 Eylül hapishanelerini, Avrupa'daki göçmen işçi hareketini, Kürt özgürlük hareketinin basınını, Gezi forumlarını tek bir ömürde birleştiren az insan kaldı. Bir yöntem öğrettiği için. Kavramları tanımlamadan tartışmamayı, seçimi "kim kaç oy aldı" diye değil "güçler nasıl konumlandı" diye okumayı, yazıyı hamaset için değil gelecek kuşaklara bir ders bırakmak için yazmayı öğretiyor. Bilgi müştereklerinin canlı bir örneği olduğu için. Hiçbir yayınevinin basmadığı kitaplarını kendisi derledi, kendisi dizdi ve herkese açtı. Bilgi Müşterekleri olarak savunduğumuz şeyi o yıllardır tek başına yapıyor. Gezi'de bir "amca": Onu nasıl tanıdık? Demir Hoca ile Gezi Parkı'nda tanıştık. Haziran 2013'te 64 yaşına basıyordu. Biz onu çadırların, forumların ve dayanışma mutfaklarının arasında, elinde telefonu, yanında gençlerle konuşurken gördük. Yaşına rağmen enerjisine, teknolojiye bu kadar meraklı olmasına ve gençlerin dilini bu kadar çabuk öğrenmesine hayran kaldık. Onun enerjisi hepimize enerji verdi. İşin ironik yanı, kendisinin o günlerde başka türlü düşünmesiydi. Direnişin ilk günü bloğuna şunu yazmıştı: Beyoğlu'na gitse belki daha fazla gözlem yapabilirdi, ama orada "amca sen kenarda dur" diyen gençlerin yanında ayak bağı olmaktan öteye geçemezdi. En iyi katkıyı bilgisayarın başında yazarak yapabileceğini düşünüyordu (Gezi Parkı Direnişi Notları ve Dersleri, 1 Haziran 2013). Hem yazdı hem geldi. Kendi deyişiyle Gezi'nin hemen her günü yazdı ve bildiği kadarıyla Gezi döneminde en çok yazan kişi oldu. Bu yazılar sonradan Gezi Direnişi Yazıları (1 Haziran – 29 Temmuz) adıyla kitaplaştı. Parklar ve forumlar dönemine geçildiğinde forum listelerini tek tek derledi, "Gezi'nin Bakiyesi" çalıştaylarına katıldı. Gezi sonrasında yazdıklarının tamamını bir derleme sayfasında topladı. Gezi hakkındaki hükmü de sertti. Altıncı yıl derlemesinin sunuşunda Gezi'nin hem yenildiğini hem de "ne örgütsel ne politik ne teorik ne programatik" bir birikim bırakmadığını yazdı. Ona göre Paris Komünü yenilmişti ama Marx'ın analizi sayesinde bir ders bırakmıştı. Gezi'nin böyle bir analizi yoktu (Gezi Hareketinin Dersleri ve Analizi, 2019). Bu hükme tamamen katılmayabilirsiniz. Ama içinde bulunduğu bir hareketi övmek yerine ondan ders çıkarmaya çalışan bir devrimciyi ciddiye almak gerekir. bilgimusterekleri.org/blog/d… #DemirKüçükaydın #komünist #devrimci #sosyalizm @demiraltona @aydincubukcu
227
Alphan Manas'ın "Kapitalizm Neden Sona Erecek?" Yazısına Bir Yanıt: Doğru Soru, Eksik Teori, Yanlış Ortak Işıkları Kapalı Fabrikanın Sahibi Kim? bilgimusterekleri.org/blog/i… Bugün Alphan Manas, X'te paylaştığı ve Medium'daki uzun yazısına bağladığı bir gönderiyle eski bir öngörüsünü yeniden gündeme getirdi: Kapitalizm 2040'a doğru sona erecek. Gönderi birkaç saatte binlerce kez okundu; altına "kapitalizm her şeyi aşar" diyenden "Çin modeli zaten bu" diyene kadar onlarca yanıt düştü. Bu yazıyı iki nedenle yazıyorum. Birincisi, Manas'ın sorduğu soru doğru bir sorudur ve doğru bir soruyu ciddiye almak gerekir. İkincisi, eylül başında yayımladığımız Fütürizmden Tekno-Faşizme yazısında Manas'ın da kurucuları arasında bulunduğu Fütüristler Derneği çizgisini kısa bir paragrafla eleştirmiştik. O paragrafta şunu yazmıştık: Bu söylemde gelecek, "uyum sağlayan bireyin" ve şirketin geleceğidir; sendika, ücret, mülkiyet sözcükleri bu söylemde geçmez. Bugünkü yazı, bu tespiti sınamak için iyi bir fırsat. Çünkü Manas'ın yeni metninde ücret de geçiyor, mülkiyet de. Sendika ise hâlâ yok. Bu yazı o boşluğun neden önemli olduğunu anlatıyor. Yazı iki katmanlı. Önce kısa bir özet var; vakti az olan orada durabilir. Ardından aynı tezleri kaynaklarıyla birlikte ayrıntılı olarak açıyoruz. Özet Manas'ın tezi Yapay zekâ ve robotik insan emeğini üretimden çıkardıkça ücret geliri eriyecek, üretilen mallara alıcı kalmayacak; bu çelişki kapitalizmi 2040'lara doğru sona erdirecek. Manas'a göre çıkış, devletin bütün üretimi yönetmesi değil, bir kamu yatırım fonu aracılığıyla özel sermayeye azınlık ortağı olması ve kâr payını sosyal güvenliğe aktarmasıdır. Yanlış kararlar alınırsa "tekno-feodalizme" gidilebilir. Doğru olanlar - Satılamayan üretim sorunu gerçektir. Ürettiğini satamayan sermaye, artı değeri paraya çeviremez. Marx da krizlerin son nedenini kitlelerin sınırlı tüketiminde görür. - Soru mülkiyete getiriliyor. "Zenginlik kimin olacak?" sorusu, teknolojiden kurtuluş ya da kıyamet bekleyen söylemlerden ileridedir. - Sıfır marjinal maliyet masalına itiraz ediliyor. Fiyatı yalnızca maliyet değil, mülkiyet ve tekel de belirler. - Beyaz yakalının dönüşümü görülüyor. Zihin emeği parçalanıyor, ücretin gelirdeki payı düşüyor. - Robot vergisinin yetmeyeceği söyleniyor. Mesele tek tek makine değil, toplumsal sermayedir. Eksik olanlar - Değer teorisi yok. Makine yeni değer yaratmaz, artı değeri yalnızca canlı emek üretir. Sorun yalnızca alıcının yokluğu değil, sermayenin kendi kâr kaynağını kurutmasıdır. - Özne yok. Kapitalizm takvimle çökmez; krizden savaşla, otoriterlikle de çıkabilir. Sonucu belirleyen sınıflar arası güç dengesidir. Metinde işçi, sendika, grev geçmiyor. - Devlet sınıflar üstü sanılıyor. "Toplum adına sermayeye ortak olan kamu fonu" Türkiye'de zaten var: Türkiye Varlık Fonu, Sayıştay denetimi dışında ve yürütmenin elinde. - Sessiz ortaklık mülkiyet değildir. Yüzde 20 pay alan ama karar vermeyen fon, toplumu üretimin değil temettünün ortağı yapar; emeklilik ve sağlık kâra bağlanınca toplumun çıkarı daha fazla otomasyona, daha düşük ücrete bağlanır. - Tarih unutuluyor. Çok daha radikal bir benzeri olan İsveç'teki Meidner planı (1976), sermayenin büyük seferberliğiyle sulandırıldı ve 1991'de tasfiye edildi. Sermaye sessiz ortağı kabul eder, efendi değiştirmeyi kabul etmez. Bizim yanıtımız "Makinelerin yarattığı zenginlik" yoktur; makinelere el konulmuş toplumsal emeğin ve genel zekânın zenginliği vardır. Bu yüzden mesele topluma ortaklık hakkı tanınması değil, toplumun zaten ürettiği zenginliğin iadesidir. Bunun yolu da verimlilik artışının ücret kaybı olmadan çalışma süresinin kısalmasına yansıması, işyerinde sendikaların otomasyon kararlarında bağlayıcı söz hakkı, kamusal verinin ve modellerin müşterekleşmesi ve stratejik altyapının demokratik denetime açık toplumsal mülkiyetidir. "Tekno-feodalizm" değil, tekelci kapitalizm yaşıyoruz; çözüm "iyi kapitalizme" dönüş değil. bilgimusterekleri.org/blog/i… #kapitalizm #gelecek #AlphanManas #füturizm @alphanmanas @futuristufuk @fusunnebil @say_cem @hakki_ozdal @yeniedergisi @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
4
180
Evrenin Şafağında Bir Patlama: Gökyüzüne Hiç Bakmamış Olanlar İçin Bir Başlangıç Dersi Webb'in Gördüğü Yıldız Ölümünden Soluk Mavi Noktaya: Bilim, Bütçe ve Sınıf Üzerine bilgimusterekleri.org/blog/g… Uzağa bakmak geçmişe bakmaktır; geçmişe doğru bakmayı öğrenen, bugüne de başka bakar. Giriş: Gökyüzü neden bizim meselemiz? Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazıda bir haberden yola çıkıp gökyüzü üzerine en temel sorulara yanıt arıyoruz. Önce James Webb'in evrenin şafağında yakaladığı olası süpernovayı anlatacağız; sonra şu soruları birer birer açacağız. Gökyüzü, sınıf vizyonu olan biri için neden önemlidir? Çünkü gökyüzü bilgisi tarih boyunca takvimin, hasadın, denizciliğin, bugün de yörüngenin ve verinin kimin elinde olduğu sorusuyla iç içe oldu; göğü tanımayan, o bilgiyi elinde tutanlara teslim olur. Geleceğe bakmak için neden geçmişi gözlemlemek gerekir? Çünkü teleskopla uzağa bakmak geçmişe bakmaktır; başka yıldızların doğumunu ve ölümünü, Venüs'ün ve Mars'ın iklim tarihini, evrenin genişlemesini geçmişte okuyarak Güneş'imizin, Dünya'mızın ve evrenin geleceğini hesaplıyoruz. Tarihini bilmeyen bir sınıfın geleceğini kuramaması gibi, geçmişine bakmayan bir tür de geleceğini göremez. Dünya bu bütçeleri nasıl ve nereye harcıyor? Devletlerin uzay harcamalarının yarısından fazlası artık askerî; dünyanın silaha harcadığı para ise bütün sivil uzay bütçelerinin kırk katından fazla. İnsanlar açken uzaya bunca para gereksiz değil mi? Bu itirazın arkasındaki öfkeyi haklı buluyoruz; ama hedefinin yanlış olduğunu rakamlarla göstereceğiz: açlığın nedeni teleskop değil; mülkiyet, dağıtım ve silahtır. Bütün bunları gökyüzünü hiç bilmeyen bir sınıfa verilen başlangıç dersi gibi kuruyoruz: evrenin yaşı ve oluşum kuramları, uzaydaki teleskoplar, Sovyetlerin ve NASA'nın başardıkları, öteki ülkelerin uğraşı, milyarderlerin göğe neden göz diktiği. Ve sonunda Voyager 1'in çektiği o soluk mavi noktaya dönüp gökyüzüne bakmanın neden hâlâ önemli olduğunu anlatıyoruz. Önce kısaca: Bu yazıda ne anlatıyoruz? Ekimin ikinci haftasında gökbilim dünyasına küçük ama heyecan verici bir haber düştü. James Webb Uzay Teleskobu, evren henüz yaklaşık 1,2 milyar yaşındayken patlamış bir yıldızın ışığını yakaladı. Nesnenin adı AT 2026abck. Işığı bize ulaşmak için yaklaşık 12,6 milyar yıl yol almış. Onu özel kılan şey yalnızca uzaklığı değil: patlama, kendi zamanına göre yalnızca 4 ila 10 gün önce olmuş; yani teleskop bir yıldızın ölümünü neredeyse ilk anında görmüş. Üstelik bu yıldız ölümü, yakın evrende tanıdığımız benzerlerinden daha sıcak ve daha parlak. Neden böyle olduğu henüz bilinmiyor. Haberin başındaki "olası" sözcüğü de bundan: sınıflandırmayı kesinleştirecek tayf (spektrum) henüz alınmadı. Bu haberi bir bahane olarak kullanacağız. Çünkü bu tür haberler genellikle iki biçimde okunur: ya "vay be" deyip geçilir ya da "dünyada açlık varken" diye öfkeyle reddedilir. Biz üçüncü bir yol öneriyoruz: gökyüzünü bilmeden gökyüzü üzerine kurulan her cümle eksik kalır. O yüzden yazının büyük bölümü, gökyüzünü hiç bilmeyen bir sınıfa verilen başlangıç dersi gibi kurulu: Haberin kendisi: AT 2026abck nedir, nasıl bulundu, neden şaşırttı, süpernova ne demek? Evrenin yaşı ve oluşum kuramları: 13,8 milyar yılı nereden biliyoruz, Büyük Patlama nedir, ona rakip kuramlar neler, bugün hangi sorular açık? Geçmişi gözlemlemek, geleceği görmek: Başka yıldızlara bakarak Güneş'in, Venüs'e ve Mars'a bakarak Dünya'nın geleceğini nasıl okuyoruz? Uzaydaki gözlerimiz: Hubble, James Webb, Chandra, Gaia, Euclid, TESS ve eylülün başında Roman teleskobu yazımızda anlattığımız Roman; her biri neden gönderildi, neyi amaçladı, bugün ne durumda? Sovyetler ve NASA: Sputnik'ten Artemis'e, iki sistemin göğe attığı adımlar ve bugünkü karşılıkları. Öteki ülkeler: Çin, Avrupa, Hindistan, Japonya ve Türkiye ne için uğraşıyor? Bütçeler: Dünya uzaya ne kadar ve nasıl harcıyor; aynı dünya silaha ne kadar harcıyor? "İnsanlar açken uzaya bunca para gereksiz değil mi?": İtirazın haklı yanı, yanlış hedefi ve doğru hedefi. Milyarderler: Elon Musk ve Jeff Bezos göğe neden göz dikti; 2026'nın en büyük halka arzı neden bir roket şirketine ait? Sınıf vizyonu için gökyüzü: Rahiplerin takviminden şirketlerin yörüngesine, gökyüzü bilgisi tarih boyunca kimin elindeydi? Ve sonunda: Voyager 1'in 1990'da çektiği o fotoğraf. Dünya'nın, bir güneş ışını içinde asılı duran, bir pikselden küçük soluk mavi nokta olarak göründüğü fotoğraf. Gökyüzüne bakmanın neden hâlâ önemli olduğunu oradan anlatacağız. Bu yazı, eylüldeki Roman yazımızın ve ekim başındaki Sputnik'ten Starlink'e uzay yarışı yazımızın üzerine kuruluyor. O yazılarda bilim bütçesini, casus uydu aynasını, gökyüzünün çitlenmesini konuşmuştuk. Burada bir adım geri çekilip temelden başlıyoruz; çünkü gökyüzünün bir müşterek olduğunu söyleyebilmek için önce o göğü tanımak gerekir. bilgimusterekleri.org/blog/g… #astonomi #gökyüzü #bilim @evrimagaci @BebarBilim @Astraperacom @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @uzaycagindaa @teamtekcareuzay @umutayildiz @fusunnebil @say_cem @hakki_ozdal
155
Kimse Kovulmadı, Kadrolar Eridi Local 34'ün "Yapay Üniversite" Raporu, Dünyada Bilişim Emekçilerinin Tartışmaları ve Türkiye İçin Bir Örgütlenme Önerisi bilgimusterekleri.org/blog/l… Yazının vesilesi olan rapor: Artificial University: The Effects of AI on a Clerical and Technical Labor Union — Local 34-UNITE HERE!, Ağustos 2026, 36 sayfa. Local 34, Yale Üniversitesi'nin büro ve teknik işçilerinin sendikası. Rapor, işverenin değil işçilerin kendi örgütünün hazırladığı bir metin: üyelerin tanıklıklarını, sendikanın üye verilerini ve üniversitenin yapay zekâ (YZ) yatırımlarına dair bulguları bir araya getiriyor. Bu yazı raporu tanıtıyor, güçlü yanlarını öne çıkarıyor ve eksik bıraktığı yerleri sınıf perspektifinden tamamlamayı deniyor. Güncelleme (15 Ekim 2026): Local 34, kardeş sendikaları Local 33 ve Local 35 ile birlikte Beinecke Plaza'da son on yılların en büyük üniversite mitinglerinden birini yaptı. Sözleşme görüşmeleri 14 aydır sürüyor ve talepler arasında ücret ve yan hakların yanında YZ kullanımına getirilecek sınırlar da var. Sendika müzakerecisi Bob Proto, tıkanma sürerse Yale çalışanlarının en son 2003'te yaptığı gibi bir grevin gündeme gelebileceğini söyledi. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Yapay zekânın işleri nasıl ortadan kaldıracağını hayal ettiğinizde aklınıza büyük ihtimalle bir sahne gelir. Bir sabah bir şirket binlerce kişiyi işten çıkarır, gazeteler manşet atar, kapının önünde koli taşıyan insanların fotoğrafları çekilir. Local 34'ün raporu başka bir sahne anlatıyor. Orada kimse kovulmadı. Kapının önünde koli taşıyan kimse yok. Sadece emekli olanın yerine kimse alınmadı. İstifa edenin masası boş kaldı. Kalanlara da "Clarity'yi denediniz mi?" diye soruldu. Ve iki yıl içinde sendikanın üye sayısı, 2020'den bu yana ilk kez, hızla düşmeye başladı. Bu sahneyi bize bir yönetim danışmanlık raporu, bir üniversite basın bülteni ya da bir teknoloji şirketinin "geleceğin işleri" sunumu anlatmadı. İşçilerin kendi sendikası anlattı. Bu ayrıntı yazının merkezinde duruyor. Neden Local 34? Local 34-UNITE HERE!, Yale'deki büro ve teknik işçilerin, yani idari asistanların, kütüphane çalışanlarının, klinik resepsiyonistlerin, araştırma asistanlarının ve laboratuvar teknisyenlerinin sendikası. Üyelerinin yaklaşık %78'i kadın. Kırk yılı aşkın bir süredir New Haven'da bu işleri orta sınıf bir yaşam standardına taşımak için mücadele ediyor. Raporun kendisinin hatırlattığı gibi, bu standart yirmi yıl içinde beş grevle kazanıldı. YZ tartışmasında genellikle iki ses duyarız: işi dönüştüren şirketlerin sesi ve onları düzenlemeye çalışan devletlerin sesi. İşini kaybeden ya da işi dönüştürülen işçinin sesi ise neredeyse hiç duyulmaz. Local 34'ün raporu bu boşluğu dolduruyor: Kendi verisini kendisi topluyor. Sendika Mart 2025'te üyelerine 2.455 yanıtlık bir anket yaptı ve üye sayısını aylık olarak izledi. Pasif otomasyonun kanıtı işverenin değil, sendikanın kayıtlarından çıktı. Kendi tanıklarını konuşturuyor. Raporun gövdesi, adlarıyla ve unvanlarıyla konuşan üyelerin anlatılarından oluşuyor. Biri misilleme korkusuyla adını vermiyor. Bu bile işyerindeki güç ilişkisini anlatıyor. İşverenin belgelerini işçi gözüyle okuyor. Görev gücü raporu, eğitim slaytları ve iç yazışmalar, bilgi edinme talebiyle alınıp sınıf perspektifinden yorumlanıyor. Bilgiyi pazarlık masasına taşıyor. Rapor 2027 sözleşme görüşmeleri öncesinde hazırlandı ve 15 Ekim 2026'daki büyük mitinge malzeme oldu. Sevgili genç yoldaşlar, bunun adı işçi sınıfının kendi bilgisini üretmesi. Bu yazıda "Yale" dediğimizde işvereni, "Local 34" dediğimizde ise işçilerin örgütlü sesini kastediyoruz. Yazının asıl öznesi ikincisi. Bu yazı üç soruyla ilerleyecek: Kimin elinde? Bu dönüşümün teknolojisi ve sermayesi kimin? Kimin denetiminde? YZ'nin işyerine nasıl gireceğine, kimin işini alacağına kim karar veriyor? Kimin yararına? Ortaya çıkan "verimlilik" kime kalıyor, bedelini kim ödüyor? Önce Kısaca: Rapor Ne Diyor, Biz Ne Diyoruz? * Rapor ne diyor? Yale, Ağustos 2024'te YZ'ye 150 milyon dolar ayırdı ve kendi YZ platformu Clarity'yi açtı. Clarity aslında ChatGPT, Claude ve Gemini'yi tek arayüzde sunan bir "sarmalayıcı". Yale "YZ kullanmak zorunlu değil" diyor. Çalışanlar ise sürekli baskı altında olduklarını, bazı birimlerde YZ kullanımını yöneticiye raporlamak zorunda olduklarını anlatıyor. Üniversite, toplu sözleşmenin 12. maddesine rağmen sendikaya 90 gün önceden bildirim yapmadı ve YZ'nin etkilerini müzakere etmedi. Konu şikâyet sürecinde ve tahkime gidebilir. YZ bazı işleri hızlandırdı. Bazı işleri ise yavaşlattı ve kalitesini düşürdü. YZ'nin ürettiği hatalı metinleri düzeltmek yeni bir iş yükü hâline geldi. Sendikanın üye sayısı Nisan 2025'te 4.112 ile zirve yaptı, Ağustos 2026'da 3.933'e indi. Üniversite önce işe alımı dondurdu, sonra emeklilik teşviki getirdi. Sendikanın asgari kadro talebini de reddetti. Raporun bu sürece verdiği ad: pasif otomasyon. YZ işçiyi kovmuyor, işçinin yerine kimseyi almamayı mümkün kılıyor. * Biz ne diyoruz? Rapor mekanizmayı doğru adlandırıyor. Pasif otomasyon, Marx'ın nispi artık nüfus dediği şeyin işten çıkarma olmadan üretilmesidir. Bu, sermaye için en ucuz ve en sessiz yol. Raporun en değerli bölümü Yale'in yalnızca YZ kullanan bir işveren olmadığını göstermesi. Yale, yönetim kurulu ve yatırım fonu üzerinden YZ'yi finanse eden bir sermaye de. İşveren ile yatırımcı aynı. Raporun zayıf yanı, çözüm önerisinde sınıf uzlaşmacı olması. "Sorumlu geçiş" ve "çalışma barışı" çağrısı yapıyor, YZ'nin gelişimini "kaçınılmaz görünüyor" diye kabul ediyor. Oysa Yale'deki o "çalışma barışı", raporun kendisinin hatırlattığı gibi, yirmi yılda beş grevle kazanılmıştı. Eksik kalan talep şu: verimlilik kazancı işçiye kalacaksa, bunun somut karşılığı aynı ücretle daha kısa iş günü olmalı. Daha az kadro değil. * Dünyada bilişim ve hizmet emekçileri ne tartışıyor? Yazının XII. bölümünde Yale'in tek örnek olmadığını gösteriyoruz. Tartışma dünyada beş başlık etrafında dönüyor: Toplu sözleşmeye YZ maddesi: Avrupa'da incelenen 108 sözleşmede YZ hükümleri artıyor. ABD'de gazeteciler, oyun yazılımcıları ve oyuncular bildirim, müzakere ve rıza hükümleri kazandı. Yasa cephesi: İngiltere'de sendika konfederasyonu TUC kendi YZ yasa taslağını yazdı. Avrupa Parlamentosu algoritmik yönetime dair bir AB direktifi istedi. Bilişimin çekirdeği: ABD'de Meta'nın binlerce kişilik işten çıkarmalarına karşı ve Hindistan'da TCS'nin 12 bin kişilik işten çıkarmasına karşı bilişim sendikaları sesini yükseltiyor. Görünmeyen alt kat: Kenya'daki veri etiketleme işçileri ve dokuz ülkeden içerik moderatörleri örgütleniyor. Bu zincirin bir halkası da İzmir'de: TikTok moderatörlerinin Çağrı-İş'teki örgütlenmesi ve işten çıkarmalar. Bağımsızlık sorusu: Tekellerle "ortaklık" mı, örgütlü karşı güç mü? * Türkiye'deki bilişim emekçileri için ne öneriyoruz? Yazının XIII. bölümünde, Local 34'ün deneyiminden ve dünyadaki tartışmalardan çıkardığımız derslerle bir örgütlenme önerisi sunuyoruz. Özeti şu: Tutum: YZ'ye karşı değil, YZ'nin mülkiyetine ve denetimine dair bir mücadele. Bilişim emekçisi YZ'yi hem kuran hem de onunla ikame edilmek istenen kişi. Bu çifte konum hem bir tehlike hem de özgül bir güç. Dört katman: (1) işyerinde YZ komiteleri ve kayıt tutma, (2) toplu sözleşmeye girecek bir "YZ ve Teknolojik Değişiklik" maddesi, (3) işkolu engelini aşan, sendika, meslek odası ve kooperatifi birleştiren örgütsel yapı, (4) bilişimcinin teknik bilgisini sınıfın hizmetine sunan bir "karşı-uzmanlık" ağı. Örnek madde: Yazıda bir sözleşmeye doğrudan konabilecek on maddelik bir taslak metin var: önceden bildirim, kadro koruma, verimlilik payının çalışma süresinin kısaltılmasına dönüşmesi, YZ verisiyle gözetim yasağı, işçinin bilgisiyle onu ikame edecek sistem eğitme yasağı, vicdani ret hakkı. Şimdi ayrıntılara geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/l… #local34 #yapayzeka #örgütlenme #sendika #bilişim @TMMOB_BMO @bilisimsenorg @bmo_ist @bmoizmir @emoorgtr @emoistanbul @emoankara @fusunnebil @FilizlerFuat @taylanbilgic @say_cem @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @oydorgtr @lkdtr
2
274
Zil Çalıyor Bir Créteil lisesinin öğrencileri, öğretmenleri için kapılarını kapattığında ne yaptıklarını belki bilmiyorlardı. Dört hafta sonra yarım milyon insan, yalnızca daha iyi okul için değil, "geri alınmak istenen haklar" için yürüyordu. Bir öğrencinin Al Jazeera'ya söylediği gibi: "Buradayız, çünkü haklarımızı geri almak istiyoruz." Kapitalizm, borcunu çocukların okuluna, hemşirenin ücretine, emeklinin aylığına keserek ödetmeye çalışıyor. Fransa'daki gençler bu faturayı ödemeyi reddediyor. Bu reddin bir isyan olarak mı kalacağı, yoksa bir sınıf programına mı dönüşeceği önümüzdeki haftalarda belli olacak. Bizim için ders açık: zil herkese aynı çalmaz; ama herkes aynı anda kalktığında, zili kimin çaldığı da değişir. Dayanışmayla, Bilgi Müşterekleri
2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor Fransa'da Okulunu Savunan Çocuklar, Kemer Sıkma Bütçesinin Bedelini Bedenleriyle Ödüyor bilgimusterekleri.org/blog/p… Fransa'da bir lise blokajından yarım milyonluk kemer sıkma isyanına Özet: Bir Ayda Ne Oldu? Sakatlanan çocuklar. Fransa'da Eylül ortasından bu yana okullarını savunan lise öğrencilerine polis bombası, plastik mermi ve bomba atar mermisiyle müdahale ediliyor. Lens'te 15 yaşında bir öğrencinin eli koptu. Tours'da 16 yaşında bir öğrenci sağ gözünü kaybetti. Saint-Ouen-l'Aumône'da 14 yaşında bir çocuğun çenesi iki yerinden kırıldı. 17 Ekim'de Saint-Étienne'de bir eylemci daha elini kaybetti. 215 öğrenci ve 85 okul çalışanı yaralandı. Gözaltındaki çocuklar. 6 Ekim itibarıyla 5.060 kişi gözaltına alındı ve bunların yüzde 87'si reşit değil. İçişleri Bakanı polise "tüm ara silahları" kullanma talimatı verdi. Başbakan yaralanmaları "kaza" diye niteledi. Çocukların istediği. Taleplerin hiçbiri olağanüstü değil: boş kalan derslere öğretmen, 36 kişilik sınıflar yerine küçük sınıflar, ortalama 61 yaşındaki çürük binaların onarımı, daha insani ders saatleri, üniversiteye yerleştirmede sınıfsal ayıklamanın sona ermesi. Hareketin büyümesi. 17 Eylül'de Paris banliyösü Créteil'de başlayan bir öğretmen grevi, öğrenci dayanışmasıyla binden fazla liseye, otuzu aşkın üniversiteye yayıldı. Hükümetin 54 milyar euroluk kemer sıkma bütçesi ve kamu emekçilerinin maaşlarının art arda dördüncü kez dondurulması, öfkeyi sendikalara, sarı yeleklilere ve geniş emekçi kesimlerine taşıdı. 17 Ekim'de yarım milyonu aşkın kişi sokaktaydı. Öğrencilerin yanındakiler. Çocuklar yalnız bırakılmadı. Sarı yelekliler "Yollarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız buluşabilir" diyerek sokağa döndü. Küçük çiftçilerin sendikası Confédération paysanne traktörleriyle lise blokajlarına katıldı; Bordeaux'da, Reims'te, Annonay'da öğrencilere kahvaltı, sıcak çorba ve sebze taşıdı. Öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar, emekliler, akaryakıt zamlarına karşı limanları kapatan balıkçılar, hâkim sendikası ve insan hakları avukatları da aynı safta yer aldı. Sınıfsal anlamı. Mesele Fransa'nın okulları değil, kapitalizmin borç faturasını kime kestiği. Sermayeye vergi indirimi ve silahlanmaya bütçe ayıran devlet, eksiği okulun tavanından, öğretmenin kadrosundan, emeklinin aylığından keserek kapatıyor. Buna itiraz eden çocuklar da sakat bırakılıyor. Yol ayrımı. Hareket güçlü ama dağınık. Sokak kalabalık, grev zayıf. Yağma ve kundaklamalar devlete meşruiyet ve aşırı sağa oy kazandırıyor; Marine Le Pen 2027 seçimleri öncesi anketlerde önde. Önümüzdeki haftalarda belirleyici soru, öğrenci öfkesinin işçi sınıfının örgütlü grevleriyle bir programda birleşip birleşemeyeceği. Aşağıda bu başlıkların her birini ayrıntısıyla açıyoruz. Bu yazı bir dizinin parçası. Fransa'daki hareketi ilk günlerinden beri izliyoruz: Avrupa Gençliği Ne İstiyor? (2 Ekim) hareketin doğuşunu Avrupa'daki gençlik eylemleriyle birlikte anlattı; Okulun Kapısındaki Komün (7 Ekim) talep listesini sınıf gözüyle okudu; Fransız Liselilerin Parcoursup'a Karşı Mücadelesi (12 Ekim) yerleştirme algoritmasının sınıfını çözümledi. Bu yazı, 17 Ekim'in ardından devlet şiddetini merkeze alarak diziyi sürdürüyor. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazının başlığı bir abartı değil, bir tutanak. Lens, Tours, Saint-Ouen-l'Aumône, Saint-Étienne... Bu çocukların suçu, okullarında öğretmen, sınıflarında sıra, binalarında sağlam bir tavan istemekti. Yıl 2026. Ülke, kendini "insan hakları"nın beşiği olarak anlatan Fransa. Dün, 17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yarım milyonu aşkın insan sokaktaydı. İçişleri Bakanlığı'na göre 550 bin, CGT'ye göre 800 bin kişi. Paris'te 110 bin. Kalabalığın büyük kısmı sizin yaşınızdaydı: lise öğrencileri, üniversiteliler, yanlarında öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar ve 2018'in sarı yeleklilerinden geriye kalanlar. Haberlerin çoğu size yanan arabaları, yağmalanan mağazaları ve Limoges'daki tarihi belediye binasının çatısını saran alevleri gösterecek. Bunlar oldu, saklamayacağız. Ama bu yazıda iki soru soracağız: Devlet neden kendi çocuklarını sakat bırakmayı göze alıyor? Ve bir okulun çöken tavanından yarım milyonluk bir yürüyüşe nasıl gelinir? İki sorunun yanıtı da Fransa'nın değil, kapitalizmin bugünkü işleyişinin yanıtıdır. O yüzden bizi de ilgilendiriyor. bilgimusterekleri.org/blog/p… #Fransa #Paris #öğrencieylemleri #kemersıkma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @_emekgencligi_ @OgrenciSen_ @Veli_Der @kolektifler @bounmeclis @eg_odtu
1
169
Fransa'dan Somut Görevler Genç yoldaşlar, Fransa'yı izlemek yetmez; ondan öğrenmek gerekir. Önerilerimiz: Kendi okulunuzun envanterini çıkarın. Sınıf mevcudu, öğretmeni olmayan ders saatleri, ücretli öğretmen sayısı, binanın deprem raporu, kantin fiyatları, servis ücretleri. Rakam, öfkeyi argümana çevirir. Öğretmenlerle dayanışma bağı kurun. Fransa'daki hareket bir öğretmen grevine verilen öğrenci desteğiyle başladı. Eğitim emekçilerinin sendikal mücadelesi sizin mücadelenizdir. Okul sorununu bütçe sorunuyla birleştirin. Merkezi yönetim bütçesinde eğitim yatırımına ayrılan pay ile faiz ödemelerini, savunma harcamalarını ve sermayeye sağlanan teşvikleri yan yana koyun. Örgütlülüğü sosyal medya trendinden ayırın. Bir çağrı bir günde yayılır, bir günde söner. Kalıcı olan, düzenli toplanan, kararlarını birlikte alan, temsilcilerini seçen yapılardır. Devlet şiddetini kayda geçirin, ama şiddeti hareketin yöntemi yapmayın. Fransa'da devletin en büyük kozu yanan binalar oldu. Gücümüz, sayımızda ve üretimi durdurma kapasitemizdedir. Okul kapısını diğer kapılara bağlayın. Fransa'da çiftçiler traktörleriyle, sarı yelekliler kortejleriyle, hukukçular açıklamalarıyla öğrencilerin yanına geldi. Kendi kentinizde öğretmen sendikasını, sağlık emekçilerini, küçük üreticiyi, mahalle derneğini tanıyın; ortak bir talep listesi, ortak bir takvim için konuşmaya başlayın. Aşırı sağın öfkeyi devşirmesine karşı uyanık olun. Kemer sıkmanın yarattığı umutsuzluk, göçmene ve "öteki"ne yöneltildiğinde sermaye ikinci kez kazanır. Uluslararası bilgi ağını canlı tutun. Fransız öğrenci sendikalarının açıklamalarını, taleplerini, örgütlenme biçimlerini çevirin, paylaşın. Bilgi müşterektir; mücadele deneyimi de. Avrupa'nın dört bir yanındaki gençlik hareketlerinin talep listelerini Avrupa Gençliği Ne İstiyor? yazımızda derlemeye başladık; bu derlemeyi birlikte büyütelim.
2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor Fransa'da Okulunu Savunan Çocuklar, Kemer Sıkma Bütçesinin Bedelini Bedenleriyle Ödüyor bilgimusterekleri.org/blog/p… Fransa'da bir lise blokajından yarım milyonluk kemer sıkma isyanına Özet: Bir Ayda Ne Oldu? Sakatlanan çocuklar. Fransa'da Eylül ortasından bu yana okullarını savunan lise öğrencilerine polis bombası, plastik mermi ve bomba atar mermisiyle müdahale ediliyor. Lens'te 15 yaşında bir öğrencinin eli koptu. Tours'da 16 yaşında bir öğrenci sağ gözünü kaybetti. Saint-Ouen-l'Aumône'da 14 yaşında bir çocuğun çenesi iki yerinden kırıldı. 17 Ekim'de Saint-Étienne'de bir eylemci daha elini kaybetti. 215 öğrenci ve 85 okul çalışanı yaralandı. Gözaltındaki çocuklar. 6 Ekim itibarıyla 5.060 kişi gözaltına alındı ve bunların yüzde 87'si reşit değil. İçişleri Bakanı polise "tüm ara silahları" kullanma talimatı verdi. Başbakan yaralanmaları "kaza" diye niteledi. Çocukların istediği. Taleplerin hiçbiri olağanüstü değil: boş kalan derslere öğretmen, 36 kişilik sınıflar yerine küçük sınıflar, ortalama 61 yaşındaki çürük binaların onarımı, daha insani ders saatleri, üniversiteye yerleştirmede sınıfsal ayıklamanın sona ermesi. Hareketin büyümesi. 17 Eylül'de Paris banliyösü Créteil'de başlayan bir öğretmen grevi, öğrenci dayanışmasıyla binden fazla liseye, otuzu aşkın üniversiteye yayıldı. Hükümetin 54 milyar euroluk kemer sıkma bütçesi ve kamu emekçilerinin maaşlarının art arda dördüncü kez dondurulması, öfkeyi sendikalara, sarı yeleklilere ve geniş emekçi kesimlerine taşıdı. 17 Ekim'de yarım milyonu aşkın kişi sokaktaydı. Öğrencilerin yanındakiler. Çocuklar yalnız bırakılmadı. Sarı yelekliler "Yollarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız buluşabilir" diyerek sokağa döndü. Küçük çiftçilerin sendikası Confédération paysanne traktörleriyle lise blokajlarına katıldı; Bordeaux'da, Reims'te, Annonay'da öğrencilere kahvaltı, sıcak çorba ve sebze taşıdı. Öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar, emekliler, akaryakıt zamlarına karşı limanları kapatan balıkçılar, hâkim sendikası ve insan hakları avukatları da aynı safta yer aldı. Sınıfsal anlamı. Mesele Fransa'nın okulları değil, kapitalizmin borç faturasını kime kestiği. Sermayeye vergi indirimi ve silahlanmaya bütçe ayıran devlet, eksiği okulun tavanından, öğretmenin kadrosundan, emeklinin aylığından keserek kapatıyor. Buna itiraz eden çocuklar da sakat bırakılıyor. Yol ayrımı. Hareket güçlü ama dağınık. Sokak kalabalık, grev zayıf. Yağma ve kundaklamalar devlete meşruiyet ve aşırı sağa oy kazandırıyor; Marine Le Pen 2027 seçimleri öncesi anketlerde önde. Önümüzdeki haftalarda belirleyici soru, öğrenci öfkesinin işçi sınıfının örgütlü grevleriyle bir programda birleşip birleşemeyeceği. Aşağıda bu başlıkların her birini ayrıntısıyla açıyoruz. Bu yazı bir dizinin parçası. Fransa'daki hareketi ilk günlerinden beri izliyoruz: Avrupa Gençliği Ne İstiyor? (2 Ekim) hareketin doğuşunu Avrupa'daki gençlik eylemleriyle birlikte anlattı; Okulun Kapısındaki Komün (7 Ekim) talep listesini sınıf gözüyle okudu; Fransız Liselilerin Parcoursup'a Karşı Mücadelesi (12 Ekim) yerleştirme algoritmasının sınıfını çözümledi. Bu yazı, 17 Ekim'in ardından devlet şiddetini merkeze alarak diziyi sürdürüyor. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazının başlığı bir abartı değil, bir tutanak. Lens, Tours, Saint-Ouen-l'Aumône, Saint-Étienne... Bu çocukların suçu, okullarında öğretmen, sınıflarında sıra, binalarında sağlam bir tavan istemekti. Yıl 2026. Ülke, kendini "insan hakları"nın beşiği olarak anlatan Fransa. Dün, 17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yarım milyonu aşkın insan sokaktaydı. İçişleri Bakanlığı'na göre 550 bin, CGT'ye göre 800 bin kişi. Paris'te 110 bin. Kalabalığın büyük kısmı sizin yaşınızdaydı: lise öğrencileri, üniversiteliler, yanlarında öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar ve 2018'in sarı yeleklilerinden geriye kalanlar. Haberlerin çoğu size yanan arabaları, yağmalanan mağazaları ve Limoges'daki tarihi belediye binasının çatısını saran alevleri gösterecek. Bunlar oldu, saklamayacağız. Ama bu yazıda iki soru soracağız: Devlet neden kendi çocuklarını sakat bırakmayı göze alıyor? Ve bir okulun çöken tavanından yarım milyonluk bir yürüyüşe nasıl gelinir? İki sorunun yanıtı da Fransa'nın değil, kapitalizmin bugünkü işleyişinin yanıtıdır. O yüzden bizi de ilgilendiriyor. bilgimusterekleri.org/blog/p… #Fransa #Paris #öğrencieylemleri #kemersıkma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @_emekgencligi_ @OgrenciSen_ @Veli_Der @kolektifler @bounmeclis @eg_odtu
3
254
Türkiye'den Bakınca: Aynı Zil, Farklı Okullar Okulların açıldığı eylülde "Zil Herkese Aynı Çalmaz" demiştik. Fransa bu sözün Avrupa ölçeğindeki kanıtı oldu. Türkiye'de de kalabalık sınıflar, ikili öğretim, ücretli öğretmenlik ve sözleşmeli kadrolarla kapatılan açıklar, depreme dayanıksız binalar, bir sınav sistemiyle sınıfsal ayıklamanın "liyakat" diye sunulması ve eğitimin her yıl biraz daha ailenin cebine yüklenmesi tanıdık gerçeklikler. Bir öğün okul yemeğinin bile çok görüldüğü bir ülkede yaşıyoruz (Bir Öğün Yemeği Çok Görenlerin Çocuk Koruma Mazereti). Fransız öğrencinin Parcoursup'u neyse, bizim gençlerimizin merkezi sınav sistemi odur. Okul sorunlarına devletin polis, kamera ve yasakla yanıt verme refleksini de Okul Kapısındaki Tüfek yazımızda ele almıştık. Farklılık şurada: Fransa'da bir lise öğrencisi sendikası (USL) var, öğretmen sendikaları bir öğrenci blokajına dayanışma ile yanıt verebiliyor, bir işçi konfederasyonu öğrencilerin çağrısına katılabiliyor. Türkiye'de ise lise öğrencisinin örgütlenme hakkı fiilen yok sayılıyor; disiplin yönetmelikleri, "okula siyaset sokulmaz" söylemi ve ailenin korkusu, gençliği tek tek bireylere bölüyor. Öğretmen cephesinde ise umut veren örnekler var: özel sektör öğretmenlerinin Ankara'daki mücadelesini Ankara Barikatlarında Üretilen Gelecek yazımızda anlatmıştık. Fransa'nın bize gösterdiği bir başka şey de traktörün okul kapısına gelebileceği. Türkiye'de de mazot ve gübre fiyatlarıyla ezilen küçük üretici, ücreti eriyen kamu emekçisi ve geleceği sınav sırasına dizilen öğrenci aynı bütçenin farklı satırlarıdır. Ege'de Akbelen'den mevsimlik işçiliğe uzanan öfkenin ancak örgütlendiğinde güç olacağını İllüzyonlar Çağında Tarihsel Özne Olmak: "Örgütlenin!" yazımızda söylemiştik; Fransa bunun ölçeğini gösterdi. Fransa'dan çıkaracağımız ders, "biz de sokakları yakalım" değil. Ders şu: hiçbir okul sorunu tek bir okulun sorunu değildir. Bir sınıftaki tavanın çöküşü, bir bütçe tercihinin sonucudur. O tercih de bir sınıf tercihidir.
2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor Fransa'da Okulunu Savunan Çocuklar, Kemer Sıkma Bütçesinin Bedelini Bedenleriyle Ödüyor bilgimusterekleri.org/blog/p… Fransa'da bir lise blokajından yarım milyonluk kemer sıkma isyanına Özet: Bir Ayda Ne Oldu? Sakatlanan çocuklar. Fransa'da Eylül ortasından bu yana okullarını savunan lise öğrencilerine polis bombası, plastik mermi ve bomba atar mermisiyle müdahale ediliyor. Lens'te 15 yaşında bir öğrencinin eli koptu. Tours'da 16 yaşında bir öğrenci sağ gözünü kaybetti. Saint-Ouen-l'Aumône'da 14 yaşında bir çocuğun çenesi iki yerinden kırıldı. 17 Ekim'de Saint-Étienne'de bir eylemci daha elini kaybetti. 215 öğrenci ve 85 okul çalışanı yaralandı. Gözaltındaki çocuklar. 6 Ekim itibarıyla 5.060 kişi gözaltına alındı ve bunların yüzde 87'si reşit değil. İçişleri Bakanı polise "tüm ara silahları" kullanma talimatı verdi. Başbakan yaralanmaları "kaza" diye niteledi. Çocukların istediği. Taleplerin hiçbiri olağanüstü değil: boş kalan derslere öğretmen, 36 kişilik sınıflar yerine küçük sınıflar, ortalama 61 yaşındaki çürük binaların onarımı, daha insani ders saatleri, üniversiteye yerleştirmede sınıfsal ayıklamanın sona ermesi. Hareketin büyümesi. 17 Eylül'de Paris banliyösü Créteil'de başlayan bir öğretmen grevi, öğrenci dayanışmasıyla binden fazla liseye, otuzu aşkın üniversiteye yayıldı. Hükümetin 54 milyar euroluk kemer sıkma bütçesi ve kamu emekçilerinin maaşlarının art arda dördüncü kez dondurulması, öfkeyi sendikalara, sarı yeleklilere ve geniş emekçi kesimlerine taşıdı. 17 Ekim'de yarım milyonu aşkın kişi sokaktaydı. Öğrencilerin yanındakiler. Çocuklar yalnız bırakılmadı. Sarı yelekliler "Yollarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız buluşabilir" diyerek sokağa döndü. Küçük çiftçilerin sendikası Confédération paysanne traktörleriyle lise blokajlarına katıldı; Bordeaux'da, Reims'te, Annonay'da öğrencilere kahvaltı, sıcak çorba ve sebze taşıdı. Öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar, emekliler, akaryakıt zamlarına karşı limanları kapatan balıkçılar, hâkim sendikası ve insan hakları avukatları da aynı safta yer aldı. Sınıfsal anlamı. Mesele Fransa'nın okulları değil, kapitalizmin borç faturasını kime kestiği. Sermayeye vergi indirimi ve silahlanmaya bütçe ayıran devlet, eksiği okulun tavanından, öğretmenin kadrosundan, emeklinin aylığından keserek kapatıyor. Buna itiraz eden çocuklar da sakat bırakılıyor. Yol ayrımı. Hareket güçlü ama dağınık. Sokak kalabalık, grev zayıf. Yağma ve kundaklamalar devlete meşruiyet ve aşırı sağa oy kazandırıyor; Marine Le Pen 2027 seçimleri öncesi anketlerde önde. Önümüzdeki haftalarda belirleyici soru, öğrenci öfkesinin işçi sınıfının örgütlü grevleriyle bir programda birleşip birleşemeyeceği. Aşağıda bu başlıkların her birini ayrıntısıyla açıyoruz. Bu yazı bir dizinin parçası. Fransa'daki hareketi ilk günlerinden beri izliyoruz: Avrupa Gençliği Ne İstiyor? (2 Ekim) hareketin doğuşunu Avrupa'daki gençlik eylemleriyle birlikte anlattı; Okulun Kapısındaki Komün (7 Ekim) talep listesini sınıf gözüyle okudu; Fransız Liselilerin Parcoursup'a Karşı Mücadelesi (12 Ekim) yerleştirme algoritmasının sınıfını çözümledi. Bu yazı, 17 Ekim'in ardından devlet şiddetini merkeze alarak diziyi sürdürüyor. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazının başlığı bir abartı değil, bir tutanak. Lens, Tours, Saint-Ouen-l'Aumône, Saint-Étienne... Bu çocukların suçu, okullarında öğretmen, sınıflarında sıra, binalarında sağlam bir tavan istemekti. Yıl 2026. Ülke, kendini "insan hakları"nın beşiği olarak anlatan Fransa. Dün, 17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yarım milyonu aşkın insan sokaktaydı. İçişleri Bakanlığı'na göre 550 bin, CGT'ye göre 800 bin kişi. Paris'te 110 bin. Kalabalığın büyük kısmı sizin yaşınızdaydı: lise öğrencileri, üniversiteliler, yanlarında öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar ve 2018'in sarı yeleklilerinden geriye kalanlar. Haberlerin çoğu size yanan arabaları, yağmalanan mağazaları ve Limoges'daki tarihi belediye binasının çatısını saran alevleri gösterecek. Bunlar oldu, saklamayacağız. Ama bu yazıda iki soru soracağız: Devlet neden kendi çocuklarını sakat bırakmayı göze alıyor? Ve bir okulun çöken tavanından yarım milyonluk bir yürüyüşe nasıl gelinir? İki sorunun yanıtı da Fransa'nın değil, kapitalizmin bugünkü işleyişinin yanıtıdır. O yüzden bizi de ilgilendiriyor. bilgimusterekleri.org/blog/p… #Fransa #Paris #öğrencieylemleri #kemersıkma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @_emekgencligi_ @OgrenciSen_ @Veli_Der @kolektifler @bounmeclis @eg_odtu
2
297
1968 mi? Bir Karşılaştırmanın Sınırları Jean-Luc Mélenchon bu hareketi "1968'den bu yana en güçlü gençlik hareketi" olarak niteledi. Benzerlik ilk bakışta çarpıcı: öğrenciler başlattı, sendikalar katıldı, devlet sert yanıt verdi. Ama 1968'i 1968 yapan, Sorbonne'daki barikatlar değil, ardından gelen 10 milyon işçinin genel grevi ve fabrika işgalleriydi (Fransız işçi sınıfının 1848 Haziran Günleri'nden Paris Komünü'ne ve antifaşist cepheye uzanan deneyimini Avrupa İşçi Sınıfı Tarihi dosyamızda bulabilirsiniz). Barikat devleti sarstı; grev sermayeyi durdurdu. Bugün tablo farklı: 30 Eylül kamu grevine öğretmenlerin yalnızca yüzde 11'i katıldı; diğer kamu emekçilerinde oran yüzde 10'un altında, hastanelerde daha da düşük. Bunun nedenlerinden biri de, eriyen ücretlerle bir günlük yevmiyeden vazgeçmenin zorluğu. Demek ki şu an Fransa'da güçlü bir sokak ama zayıf bir grev var. Sokak görünürlük yaratır; grev ise kârı durdurur. Kemer sıkma bütçesini geri çektirecek olan, sokakla üretimin birleşmesidir. CGT Genel Sekreteri Sophie Binet'nin "kırmızı alarm" uyarısı ve hükümete verdiği 48 saatlik süre, bu eşiğin farkında olunduğunu gösteriyor. Asıl soru, sendikaların tek günlük eylem takviminden süreli ve yaygın greve geçip geçemeyeceği. Lenin'in "kendiliğindenlik" üzerine söylediğini hatırlayalım: kendiliğinden hareket, bilincin embriyonik biçimidir. Créteil'deki blokaj, kendiliğinden bir dayanışmaydı. USL'nin ulusal çağrısı, onu örgütlü bir harekete çevirdi. Şimdiki eşik, bu hareketin öğrencinin talebini işçinin talebiyle bir programda birleştirmesi: okul için kadro, kamu emekçisi için zam, emekli için insanca aylık ve bunların hepsinin parasını sermayeden alan bir vergi düzeni. Kendiliğinden öfkeden tarihsel özneye geçişin bu sorusunu İllüzyonlar Çağında Tarihsel Özne Olmak: "Örgütlenin!" yazımızda da sormuştuk.
2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor Fransa'da Okulunu Savunan Çocuklar, Kemer Sıkma Bütçesinin Bedelini Bedenleriyle Ödüyor bilgimusterekleri.org/blog/p… Fransa'da bir lise blokajından yarım milyonluk kemer sıkma isyanına Özet: Bir Ayda Ne Oldu? Sakatlanan çocuklar. Fransa'da Eylül ortasından bu yana okullarını savunan lise öğrencilerine polis bombası, plastik mermi ve bomba atar mermisiyle müdahale ediliyor. Lens'te 15 yaşında bir öğrencinin eli koptu. Tours'da 16 yaşında bir öğrenci sağ gözünü kaybetti. Saint-Ouen-l'Aumône'da 14 yaşında bir çocuğun çenesi iki yerinden kırıldı. 17 Ekim'de Saint-Étienne'de bir eylemci daha elini kaybetti. 215 öğrenci ve 85 okul çalışanı yaralandı. Gözaltındaki çocuklar. 6 Ekim itibarıyla 5.060 kişi gözaltına alındı ve bunların yüzde 87'si reşit değil. İçişleri Bakanı polise "tüm ara silahları" kullanma talimatı verdi. Başbakan yaralanmaları "kaza" diye niteledi. Çocukların istediği. Taleplerin hiçbiri olağanüstü değil: boş kalan derslere öğretmen, 36 kişilik sınıflar yerine küçük sınıflar, ortalama 61 yaşındaki çürük binaların onarımı, daha insani ders saatleri, üniversiteye yerleştirmede sınıfsal ayıklamanın sona ermesi. Hareketin büyümesi. 17 Eylül'de Paris banliyösü Créteil'de başlayan bir öğretmen grevi, öğrenci dayanışmasıyla binden fazla liseye, otuzu aşkın üniversiteye yayıldı. Hükümetin 54 milyar euroluk kemer sıkma bütçesi ve kamu emekçilerinin maaşlarının art arda dördüncü kez dondurulması, öfkeyi sendikalara, sarı yeleklilere ve geniş emekçi kesimlerine taşıdı. 17 Ekim'de yarım milyonu aşkın kişi sokaktaydı. Öğrencilerin yanındakiler. Çocuklar yalnız bırakılmadı. Sarı yelekliler "Yollarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız buluşabilir" diyerek sokağa döndü. Küçük çiftçilerin sendikası Confédération paysanne traktörleriyle lise blokajlarına katıldı; Bordeaux'da, Reims'te, Annonay'da öğrencilere kahvaltı, sıcak çorba ve sebze taşıdı. Öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar, emekliler, akaryakıt zamlarına karşı limanları kapatan balıkçılar, hâkim sendikası ve insan hakları avukatları da aynı safta yer aldı. Sınıfsal anlamı. Mesele Fransa'nın okulları değil, kapitalizmin borç faturasını kime kestiği. Sermayeye vergi indirimi ve silahlanmaya bütçe ayıran devlet, eksiği okulun tavanından, öğretmenin kadrosundan, emeklinin aylığından keserek kapatıyor. Buna itiraz eden çocuklar da sakat bırakılıyor. Yol ayrımı. Hareket güçlü ama dağınık. Sokak kalabalık, grev zayıf. Yağma ve kundaklamalar devlete meşruiyet ve aşırı sağa oy kazandırıyor; Marine Le Pen 2027 seçimleri öncesi anketlerde önde. Önümüzdeki haftalarda belirleyici soru, öğrenci öfkesinin işçi sınıfının örgütlü grevleriyle bir programda birleşip birleşemeyeceği. Aşağıda bu başlıkların her birini ayrıntısıyla açıyoruz. Bu yazı bir dizinin parçası. Fransa'daki hareketi ilk günlerinden beri izliyoruz: Avrupa Gençliği Ne İstiyor? (2 Ekim) hareketin doğuşunu Avrupa'daki gençlik eylemleriyle birlikte anlattı; Okulun Kapısındaki Komün (7 Ekim) talep listesini sınıf gözüyle okudu; Fransız Liselilerin Parcoursup'a Karşı Mücadelesi (12 Ekim) yerleştirme algoritmasının sınıfını çözümledi. Bu yazı, 17 Ekim'in ardından devlet şiddetini merkeze alarak diziyi sürdürüyor. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazının başlığı bir abartı değil, bir tutanak. Lens, Tours, Saint-Ouen-l'Aumône, Saint-Étienne... Bu çocukların suçu, okullarında öğretmen, sınıflarında sıra, binalarında sağlam bir tavan istemekti. Yıl 2026. Ülke, kendini "insan hakları"nın beşiği olarak anlatan Fransa. Dün, 17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yarım milyonu aşkın insan sokaktaydı. İçişleri Bakanlığı'na göre 550 bin, CGT'ye göre 800 bin kişi. Paris'te 110 bin. Kalabalığın büyük kısmı sizin yaşınızdaydı: lise öğrencileri, üniversiteliler, yanlarında öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar ve 2018'in sarı yeleklilerinden geriye kalanlar. Haberlerin çoğu size yanan arabaları, yağmalanan mağazaları ve Limoges'daki tarihi belediye binasının çatısını saran alevleri gösterecek. Bunlar oldu, saklamayacağız. Ama bu yazıda iki soru soracağız: Devlet neden kendi çocuklarını sakat bırakmayı göze alıyor? Ve bir okulun çöken tavanından yarım milyonluk bir yürüyüşe nasıl gelinir? İki sorunun yanıtı da Fransa'nın değil, kapitalizmin bugünkü işleyişinin yanıtıdır. O yüzden bizi de ilgilendiriyor. bilgimusterekleri.org/blog/p… #Fransa #Paris #öğrencieylemleri #kemersıkma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @_emekgencligi_ @OgrenciSen_ @Veli_Der @kolektifler @bounmeclis @eg_odtu
2
190
Şiddet Meselesi: Dürüst Olalım Sevgili yoldaşlar, burada kendimize de dürüst olmak zorundayız. Paris'te sokaklar tahrip edildi, Lille'de bir Apple mağazası boşaltıldı, Limoges'un tarihi belediye binası yandı, Marsilya'da belediye binasına girildi (Euronews). Bunu iki yönden düşünmek gerekiyor. Birincisi: Şiddeti doğuranın kim olduğunu unutmayalım. Okullarını savunan 14 yaşındaki çocuklara biber gazı, plastik mermi, el bombası atan bir devletin karşısında öfkenin biçimsizleşmesi şaşırtıcı değildir. Örgütsüz öfke, hedefini seçemez. Yağma, sınıf bilinci değil; sınıf bilincinin yokluğunda ortaya çıkan, tüketim toplumunun çarpık bir aynasıdır. İkincisi: Yağma ve kundaklama hareketi güçlendirmez; tam tersine, devletin elinde onu ezmenin meşruiyet aracına dönüşür. Lecornu'nun "aşırı yoğun şiddet" söylemi, ertesi gün bütçeyi değil yanan binayı konuşturmanın yoludur. Daha tehlikelisi şu: "düzen" talebi bugün Fransa'da sağın, Marine Le Pen'in hanesine yazılıyor. Nisan 2027'deki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi anketlerde Le Pen önde (TIME). AfD'nin Yüzde 43,8'i yazısında anlattığımız gibi, sosyal demokrasinin ve liberal merkezin kemer sıkmasının yarattığı umutsuzluğu en çok devşiren güç aşırı sağdır. Emekçilerin neden sağa yöneldiğini, bunun örgütsüzlüğün ifadesi olduğunu da İşçiler Neden Sağa Oy Veriyor? yazımızda tartışmıştık. Sol bu öfkeye örgütlü bir yön veremezse, öfkenin faturası bir sonraki seçimde ırkçı bir hükümet olarak kesilebilir. Bu yüzden ilkemiz açıktır: devlet şiddetini teşhir ederiz, ama hareketin gücünü kundaklamada değil, örgütlülükte ve üretimi durdurmada görürüz.
2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor Fransa'da Okulunu Savunan Çocuklar, Kemer Sıkma Bütçesinin Bedelini Bedenleriyle Ödüyor bilgimusterekleri.org/blog/p… Fransa'da bir lise blokajından yarım milyonluk kemer sıkma isyanına Özet: Bir Ayda Ne Oldu? Sakatlanan çocuklar. Fransa'da Eylül ortasından bu yana okullarını savunan lise öğrencilerine polis bombası, plastik mermi ve bomba atar mermisiyle müdahale ediliyor. Lens'te 15 yaşında bir öğrencinin eli koptu. Tours'da 16 yaşında bir öğrenci sağ gözünü kaybetti. Saint-Ouen-l'Aumône'da 14 yaşında bir çocuğun çenesi iki yerinden kırıldı. 17 Ekim'de Saint-Étienne'de bir eylemci daha elini kaybetti. 215 öğrenci ve 85 okul çalışanı yaralandı. Gözaltındaki çocuklar. 6 Ekim itibarıyla 5.060 kişi gözaltına alındı ve bunların yüzde 87'si reşit değil. İçişleri Bakanı polise "tüm ara silahları" kullanma talimatı verdi. Başbakan yaralanmaları "kaza" diye niteledi. Çocukların istediği. Taleplerin hiçbiri olağanüstü değil: boş kalan derslere öğretmen, 36 kişilik sınıflar yerine küçük sınıflar, ortalama 61 yaşındaki çürük binaların onarımı, daha insani ders saatleri, üniversiteye yerleştirmede sınıfsal ayıklamanın sona ermesi. Hareketin büyümesi. 17 Eylül'de Paris banliyösü Créteil'de başlayan bir öğretmen grevi, öğrenci dayanışmasıyla binden fazla liseye, otuzu aşkın üniversiteye yayıldı. Hükümetin 54 milyar euroluk kemer sıkma bütçesi ve kamu emekçilerinin maaşlarının art arda dördüncü kez dondurulması, öfkeyi sendikalara, sarı yeleklilere ve geniş emekçi kesimlerine taşıdı. 17 Ekim'de yarım milyonu aşkın kişi sokaktaydı. Öğrencilerin yanındakiler. Çocuklar yalnız bırakılmadı. Sarı yelekliler "Yollarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız buluşabilir" diyerek sokağa döndü. Küçük çiftçilerin sendikası Confédération paysanne traktörleriyle lise blokajlarına katıldı; Bordeaux'da, Reims'te, Annonay'da öğrencilere kahvaltı, sıcak çorba ve sebze taşıdı. Öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar, emekliler, akaryakıt zamlarına karşı limanları kapatan balıkçılar, hâkim sendikası ve insan hakları avukatları da aynı safta yer aldı. Sınıfsal anlamı. Mesele Fransa'nın okulları değil, kapitalizmin borç faturasını kime kestiği. Sermayeye vergi indirimi ve silahlanmaya bütçe ayıran devlet, eksiği okulun tavanından, öğretmenin kadrosundan, emeklinin aylığından keserek kapatıyor. Buna itiraz eden çocuklar da sakat bırakılıyor. Yol ayrımı. Hareket güçlü ama dağınık. Sokak kalabalık, grev zayıf. Yağma ve kundaklamalar devlete meşruiyet ve aşırı sağa oy kazandırıyor; Marine Le Pen 2027 seçimleri öncesi anketlerde önde. Önümüzdeki haftalarda belirleyici soru, öğrenci öfkesinin işçi sınıfının örgütlü grevleriyle bir programda birleşip birleşemeyeceği. Aşağıda bu başlıkların her birini ayrıntısıyla açıyoruz. Bu yazı bir dizinin parçası. Fransa'daki hareketi ilk günlerinden beri izliyoruz: Avrupa Gençliği Ne İstiyor? (2 Ekim) hareketin doğuşunu Avrupa'daki gençlik eylemleriyle birlikte anlattı; Okulun Kapısındaki Komün (7 Ekim) talep listesini sınıf gözüyle okudu; Fransız Liselilerin Parcoursup'a Karşı Mücadelesi (12 Ekim) yerleştirme algoritmasının sınıfını çözümledi. Bu yazı, 17 Ekim'in ardından devlet şiddetini merkeze alarak diziyi sürdürüyor. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazının başlığı bir abartı değil, bir tutanak. Lens, Tours, Saint-Ouen-l'Aumône, Saint-Étienne... Bu çocukların suçu, okullarında öğretmen, sınıflarında sıra, binalarında sağlam bir tavan istemekti. Yıl 2026. Ülke, kendini "insan hakları"nın beşiği olarak anlatan Fransa. Dün, 17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yarım milyonu aşkın insan sokaktaydı. İçişleri Bakanlığı'na göre 550 bin, CGT'ye göre 800 bin kişi. Paris'te 110 bin. Kalabalığın büyük kısmı sizin yaşınızdaydı: lise öğrencileri, üniversiteliler, yanlarında öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar ve 2018'in sarı yeleklilerinden geriye kalanlar. Haberlerin çoğu size yanan arabaları, yağmalanan mağazaları ve Limoges'daki tarihi belediye binasının çatısını saran alevleri gösterecek. Bunlar oldu, saklamayacağız. Ama bu yazıda iki soru soracağız: Devlet neden kendi çocuklarını sakat bırakmayı göze alıyor? Ve bir okulun çöken tavanından yarım milyonluk bir yürüyüşe nasıl gelinir? İki sorunun yanıtı da Fransa'nın değil, kapitalizmin bugünkü işleyişinin yanıtıdır. O yüzden bizi de ilgilendiriyor. bilgimusterekleri.org/blog/p… #Fransa #Paris #öğrencieylemleri #kemersıkma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @_emekgencligi_ @OgrenciSen_ @Veli_Der @kolektifler @bounmeclis @eg_odtu
3
185
2026, Polis Lise Öğrencilerini Sakat Bırakıyor Fransa'da Okulunu Savunan Çocuklar, Kemer Sıkma Bütçesinin Bedelini Bedenleriyle Ödüyor bilgimusterekleri.org/blog/p… Fransa'da bir lise blokajından yarım milyonluk kemer sıkma isyanına Özet: Bir Ayda Ne Oldu? Sakatlanan çocuklar. Fransa'da Eylül ortasından bu yana okullarını savunan lise öğrencilerine polis bombası, plastik mermi ve bomba atar mermisiyle müdahale ediliyor. Lens'te 15 yaşında bir öğrencinin eli koptu. Tours'da 16 yaşında bir öğrenci sağ gözünü kaybetti. Saint-Ouen-l'Aumône'da 14 yaşında bir çocuğun çenesi iki yerinden kırıldı. 17 Ekim'de Saint-Étienne'de bir eylemci daha elini kaybetti. 215 öğrenci ve 85 okul çalışanı yaralandı. Gözaltındaki çocuklar. 6 Ekim itibarıyla 5.060 kişi gözaltına alındı ve bunların yüzde 87'si reşit değil. İçişleri Bakanı polise "tüm ara silahları" kullanma talimatı verdi. Başbakan yaralanmaları "kaza" diye niteledi. Çocukların istediği. Taleplerin hiçbiri olağanüstü değil: boş kalan derslere öğretmen, 36 kişilik sınıflar yerine küçük sınıflar, ortalama 61 yaşındaki çürük binaların onarımı, daha insani ders saatleri, üniversiteye yerleştirmede sınıfsal ayıklamanın sona ermesi. Hareketin büyümesi. 17 Eylül'de Paris banliyösü Créteil'de başlayan bir öğretmen grevi, öğrenci dayanışmasıyla binden fazla liseye, otuzu aşkın üniversiteye yayıldı. Hükümetin 54 milyar euroluk kemer sıkma bütçesi ve kamu emekçilerinin maaşlarının art arda dördüncü kez dondurulması, öfkeyi sendikalara, sarı yeleklilere ve geniş emekçi kesimlerine taşıdı. 17 Ekim'de yarım milyonu aşkın kişi sokaktaydı. Öğrencilerin yanındakiler. Çocuklar yalnız bırakılmadı. Sarı yelekliler "Yollarımız farklı olabilir, ama kaygılarımız buluşabilir" diyerek sokağa döndü. Küçük çiftçilerin sendikası Confédération paysanne traktörleriyle lise blokajlarına katıldı; Bordeaux'da, Reims'te, Annonay'da öğrencilere kahvaltı, sıcak çorba ve sebze taşıdı. Öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar, emekliler, akaryakıt zamlarına karşı limanları kapatan balıkçılar, hâkim sendikası ve insan hakları avukatları da aynı safta yer aldı. Sınıfsal anlamı. Mesele Fransa'nın okulları değil, kapitalizmin borç faturasını kime kestiği. Sermayeye vergi indirimi ve silahlanmaya bütçe ayıran devlet, eksiği okulun tavanından, öğretmenin kadrosundan, emeklinin aylığından keserek kapatıyor. Buna itiraz eden çocuklar da sakat bırakılıyor. Yol ayrımı. Hareket güçlü ama dağınık. Sokak kalabalık, grev zayıf. Yağma ve kundaklamalar devlete meşruiyet ve aşırı sağa oy kazandırıyor; Marine Le Pen 2027 seçimleri öncesi anketlerde önde. Önümüzdeki haftalarda belirleyici soru, öğrenci öfkesinin işçi sınıfının örgütlü grevleriyle bir programda birleşip birleşemeyeceği. Aşağıda bu başlıkların her birini ayrıntısıyla açıyoruz. Bu yazı bir dizinin parçası. Fransa'daki hareketi ilk günlerinden beri izliyoruz: Avrupa Gençliği Ne İstiyor? (2 Ekim) hareketin doğuşunu Avrupa'daki gençlik eylemleriyle birlikte anlattı; Okulun Kapısındaki Komün (7 Ekim) talep listesini sınıf gözüyle okudu; Fransız Liselilerin Parcoursup'a Karşı Mücadelesi (12 Ekim) yerleştirme algoritmasının sınıfını çözümledi. Bu yazı, 17 Ekim'in ardından devlet şiddetini merkeze alarak diziyi sürdürüyor. --- Sevgili Genç Yoldaşlar, Bu yazının başlığı bir abartı değil, bir tutanak. Lens, Tours, Saint-Ouen-l'Aumône, Saint-Étienne... Bu çocukların suçu, okullarında öğretmen, sınıflarında sıra, binalarında sağlam bir tavan istemekti. Yıl 2026. Ülke, kendini "insan hakları"nın beşiği olarak anlatan Fransa. Dün, 17 Ekim Cumartesi günü Fransa'da yarım milyonu aşkın insan sokaktaydı. İçişleri Bakanlığı'na göre 550 bin, CGT'ye göre 800 bin kişi. Paris'te 110 bin. Kalabalığın büyük kısmı sizin yaşınızdaydı: lise öğrencileri, üniversiteliler, yanlarında öğretmenler, hemşireler, itfaiyeciler, anne babalar ve 2018'in sarı yeleklilerinden geriye kalanlar. Haberlerin çoğu size yanan arabaları, yağmalanan mağazaları ve Limoges'daki tarihi belediye binasının çatısını saran alevleri gösterecek. Bunlar oldu, saklamayacağız. Ama bu yazıda iki soru soracağız: Devlet neden kendi çocuklarını sakat bırakmayı göze alıyor? Ve bir okulun çöken tavanından yarım milyonluk bir yürüyüşe nasıl gelinir? İki sorunun yanıtı da Fransa'nın değil, kapitalizmin bugünkü işleyişinin yanıtıdır. O yüzden bizi de ilgilendiriyor. bilgimusterekleri.org/blog/p… #Fransa #Paris #öğrencieylemleri #kemersıkma @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @_emekgencligi_ @OgrenciSen_ @Veli_Der @kolektifler @bounmeclis @eg_odtu
1
1
3
1,329
Organize İşler, BKM ve Mizahın Sınıfı Karun'un Hazinesi Kimin Kasasında? bilgimusterekleri.org/blog/k… Aynı ülkede iki mizah: biri Netflix'te sekiz bölüm, öteki havalimanında ters kelepçe Özet: Beş Cümlede Ne Diyoruz? Sevgili Genç Yoldaşlar, Organize İşler: Karun Hazinesi, BKM yapımı, senaryosu Yılmaz Erdoğan'a ait, 16 Ekim'de yalnızca Netflix'te yayımlanan sekiz bölümlük bir dizi. Hafta sonu izledik. Hikâyesi dağınık, senaryosu kendi kendini tekrar ediyor, sahne geçişleri kopuk, sinematik bir tadı yok. Uraz Kaygılaroğlu ve Kıvanç Tatlıtuğ gibi birkaç iyi oyuncu var, ama onlar da zayıf senaryoya teslim olmuş. Sorun yalnızca estetik değil. Dizi, mafyayı ve çeteyi sevimli bir "aile" gibi anlatıyor, emek olmadan zengin olma hayalini satıyor ve toplumun en ucuz klişelerini kahkaha malzemesi yapıyor. Bunu, çetelerle siyasetin iç içe geçtiğinin herkesçe bilindiği bir ülkede yapıyor. BKM'nin filmi sinemaya değil, doğrudan dolar bazlı küresel bir aboneliğe koyması da bir sınıf tercihi. Netflix 3 Ekim'de Türkiye'de abonelik ücretlerine yüzde 30'u aşan zam yaptı. Bu tercih kimin izleyici sayılacağını, kimin dışarıda kalacağını belirliyor. Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan tipi mizah "sınıftan habersiz" değil. Tam tersine, sınıfın içinden ve onun lehine konuşuyor. Toplumun yaralarını gülünecek bir meta hâline getirip satıyor, gücü ise kızdırmıyor. Aynı aylarda komedyen Deniz Göktaş bir sahne gösterisi yüzünden 3 Temmuz'da tutuklandı. Tahliye kararı verildiği gün başka bir suçlamadan yeniden tutuklandı ve 28 Eylül'de hapis cezalarıyla birlikte tahliye edildi. Suçlamalardan biri bir çeteyi "övmek"ti. Ekranda çeteyi sevimli gösteren bir yapımın ödüllendirildiği, sahnede çeteyle dalga geçen komedyenin ise kelepçelendiği bir ülkede mizah tarafsız değildir. Sınıfın tavrı nettir: kötü mizahı açıkça eleştiririz, sansüre karşı ise her komedyenin yanında koşulsuz dururuz. Kendi kahkahamızı da kendimiz örgütleriz. Şimdi ayrıntılara geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/k… #organizeişler #dizi #sinema #netflix @senayaydemir @hakki_ozdal @evrenselgzt @yeniedergisi @BirGun_Gazetesi @idgoktas @tatlitugkivancc @yilmazerdogan @cemyilmaz
2
546
Brezilya'da Meta, Türkiye'de Erişim Engeli: Seçimlerin Algoritmik Tarihi ve Teknik Anatomisi bilgimusterekleri.org/blog/g… Bir seçimde iki sandık vardır. Birini görürsünüz: okul sınıfına konmuş, mühürlü, şeffaf plastik bir kutu. Ötekini görmezsiniz: seçmenin oyunu vermeden önce neyi gördüğünü, kimi duyduğunu, hangi adayın adını aradığında karşısına ne çıktığını belirleyen bir yazılım. Birinci sandığın başında müşahitler, parti temsilcileri, seçim kurulu bekler. İkinci sandığın başında kimse yoktur. Onun anahtarı Kaliforniya'daki bir şirketin mühendislerindedir. Bu hafta Brezilya'dan sızan belgeler, o ikinci sandığın bir seçimin tam ortasında nasıl tek yöne eğildiğini ilk kez bu kadar açık gösterdi. Bu yazıda önce orada ne olduğunu anlatacağız. Sonra bu ortamın nasıl yaratıldığını, Obama'dan Brexit'e, Cambridge Analytica'dan Romanya'ya uzanan kısa bir tarihle göstereceğiz. Ardından bir bilişimcinin gözüyle "teknik olarak ne yapılıyor" sorusunu açacağız. En sonda kendi ülkemize döneceğiz: Türkiye'de geçmiş seçimlerde neler yaşandı ve önümüzdeki seçimde ne beklemeliyiz? Kısaca: Ne Oldu, Ne Anlatıyoruz? Brezilya'da ne oldu? 25 Ekim'deki cumhurbaşkanlığı ikinci turu öncesinde Folha de S.Paulo, Meta çalışanlarının iç yazışmalarını yayımladı. Yazışmalar, Lula'nın Instagram hesabının gerçekten kısıtlandığını, rakibi Flávio Bolsonaro'nun ise öneri sistemlerinde öne çıktığını şirketin bildiğini ve sorunu geç düzelttiğini gösteriyor. Lula kampanyası tek bir günde yaklaşık 1,3 milyon kişiye ulaşamadı. Kasıt kanıtlandı mı? Hayır. Yazışmalarda "müdahale edelim" diyen bir satır yok. Seçim mahkemesi de kasıt kanıtı bulunmadığını yazdı, ama Meta'ya günlük 500 bin real ceza tehdidiyle eşit muamele emri verdi. Asıl mesele ne? Kasıt gerekmiyor. Bir seçimin adilliği, başka bir ülkedeki mühendislerin hangi hatayı ne kadar hızla düzelttiğine bağlı hâle geldiyse, sorun hatanın kendisinde değil, o kanalın kimin mülkü olduğundadır. Bu ortam nasıl kuruldu? Sosyal medyanın gelir modeli, insanların dikkatini davranışlarına göre sınıflandırıp satmaktır. Reklamcıya satılan araç kampanyacıya da satılır. 2008'den bu yana her seçim bu aracın biraz daha keskinleştiği bir deney alanı oldu. Teknik olarak ne yapılıyor? Mikro hedefleme, sahte hesap ağları, montaj ve deepfake gibi dışarıdan yapılan müdahaleler var. Bir de erişim düşürme, arama ve öneri ayarı, reklam teslimatı gibi platformun içeriden yapabildikleri var. Devletler de ülke bazlı gizleme ve bant daraltmayla bu tabloya katılıyor. Türkiye'de durum ne? Türkiye'de Brezilya'daki gibi bir platform–devlet çatışması yok, tersine bir ittifak var. Devlet karar veriyor, platform uyguluyor. 2023 seçiminin arifesinde Twitter hükümet talebiyle hesapları kapattı. Yalnızca Eylül 2026'da en az 1.270 X hesabı engellendi. Önümüzdeki seçimde ne bekleniyor? Sansür altyapısı seçimden önce kuruluyor, anonimlik e-Devlet doğrulamasıyla kalkıyor, yapay zekâ sahteciliği ucuzluyor, platformlar susuyor. Ama asıl müdahale büyük olasılıkla sosyal medyada değil, mahkemede yapılacak. Şimdi ayrıntıya geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/g… #seçimler #brezilya #meta @fusunnebil @say_cem @hakki_ozdal @taylanbilgic @TMMOB_BMO @TMMOB1954 @bilisimsenorg @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi @engelliweb @emekpartisi @tipgenelmerkezz @solpartibilgi @DEMGenelMerkezi @tbdmerkez
161
Bir Öğün Yemeği Çok Görenlerin Çocuk Koruma Mazereti ve Sosyal Medyada Gözetim Kapısı Tabağı Boş, Hesabı Kayıtlı bilgimusterekleri.org/blog/c… Bir siyasetin çocuğa ne kadar değer verdiğini anlamak için konuşmalarına değil, bütçesine ve oylarına bakmak gerekir. Çocuk sevgisi kürsüde ucuzdur; tabakta pahalıdır. 1 Kasım 2026'da 15 yaş altına sosyal medya yasağı yürürlüğe giriyor. Gerekçe "çocuklarımızı korumak". Bu yazıda o gerekçeyi ciddiye alıp önce yasanın sosyal medya kullanıcılarına tam olarak ne getirdiğini anlatacağız. Ardından bir soru soracağız: Çocukları korumak isteyen bir iktidar, çocuklar için başka neler yaptı? Yanıtı belgelerle verip yasanın gerçekte neyi hedeflediğini göstereceğiz. Her bölümün başında kısa bir özet, ardından ayrıntılar var. Kısa özet Sosyal medya hesabı için yeni kurallar: 1 Kasım 2026'dan itibaren yeni hesap açmak için e-Devlet'ten alınan bir yaş belirteci gerekecek. 15 yaş altına hesap açılmayacak, 15-18 yaş hesapları kısıtlı olacak. Türkiye'deki bütün mevcut hesaplar, yetişkinlerinki dâhil, 31 Mart 2027'ye kadar doğrulanmazsa kapatılacak. Gözetim tarafı: Belirteci e-Devlet üretiyor; kimin, ne zaman istediği devlette kalıyor. Belirtecin teknik rehberi gizli. Aynı yasa siyasi içerik engellerinin bir saatte uygulanmasını ve engellenen içeriğin yeniden yüklenmesinin yapay zekâyla önlenmesini zorunlu kılıyor. Bütün hesapları T.C. kimlik numarasıyla eşleştirme planı ise yeni yargı paketinde sırada. Ve çocuklar için yapılanlar: Bu yasa çocuğun tabağına tek bir lokma koymuyor. Aynı iktidarın çocuk karnesi şöyle:Yemek: Okullarda bir öğün ücretsiz yemek önerisi Meclis'te defalarca AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. 2023 seçimi öncesinde "5 milyon öğrenciye ücretsiz yemek" sözü verildi. Seçimden sonra uygulama, deprem bölgesi ve taşımalı eğitim dışında askıya alındı. Bugün 18 milyonu aşkın öğrencinin yalnızca 1 milyonu ücretsiz yemek alıyor; bunların büyük çoğunluğu da taşımalı eğitimdeki çocuklar. Yoksulluk: Eurostat verilerine göre Türkiye, Avrupa'da çocuk yoksulluğu ve sosyal dışlanma riskinde birinci: oran yüzde 37,6, yaklaşık 8 milyon 122 bin çocuk. Emek: 2025-2026 eğitim yılında en az 95 çocuk işçi iş cinayetinde öldü. Son 13 yılda bu sayı en az 862. 400 bini aşkın çocuk, okul adı altında işyerlerine gönderilen MESEM sisteminde. Devletin kendi kapısında: 11 Ekim 2026'da Edirne'de Aile Bakanlığı'na bağlı bir çocuk evleri sitesine teslim edilmiş 14 refakatsiz göçmen çocuktan 13'ü market izniyle çıkıp dönmedi. Bakanlığın ilk tepkisi, çocukların devletin "daimi koruma ve bakım statüsünde" olmadığını açıklamak oldu. Yurtlar: Konya Taşkent'te 2008'de 17 öğrenci ve bir eğitici, Adana Aladağ'da 2016'da 11 kız öğrenci ve bir bakıcı ruhsatsız yurtlarda öldü. Karaman'da Ensar Vakfı ve KAİMDER'e bağlı evlerde kalan çocuklara yönelik istismarda öğretmen 508 yıl hapis cezası aldı. Kamu görevlileri için soruşturma izni ise ancak yıllar sonra çıktı. Barınma ve bütçe: Yaklaşık 4 milyon üniversite öğrencisinden yalnızca dörtte biri devlet yurdunda yer bulabiliyor ve KYK kapasitesi bu yıl azaldı. Millî Eğitim'in bütçesinde yatırımın payı 2002'de yüzde 17'yken 2026'da yüzde 8'e indi. Türkiye ilkokulda öğrenci başına OECD ortalamasının yaklaşık üçte biri kadar harcıyor. Sonuç: Çocuk burada korunan değil, kullanılan. Çocuğa yemek vermek pahalıdır ve iktidara bir şey kazandırmaz. Yurttaşı kayda geçirmek ucuzdur ve kalıcı bir güç kazandırır. Yasanın asıl amacı denetim; çocuk ise bu denetimin en savunulamaz kılıfı. Şimdi ayrıntıya geçelim. bilgimusterekleri.org/blog/c… #sosyalmedya #çocuklar #gözetim #yasa @hacerfoggo @hakki_ozdal @fusunnebil @Suat_Ozcagdas @TMMOB_BMO @TMMOB1954 @evrenselgzt @BirGun_Gazetesi
153