Pinned Tweet
Yapay zekanın henüz kitlelerce bilinmediği zamanlardan.
Finans sektöründeki çözülemeyen problemi, uzay robotiği algoritmasıyla birleştirerek yapay zekayla çözdüğümüz zamanlardan. Türkiye'de bir ilk. Sene 2013.
Yunan mitinde Orion, gözleri kör edildiğinde yanına demircinin çırağını alarak onun rehberliğinde doğuya, Güneş'in doğduğu yere doğru yürür. Doğudan yükselen ışıklar yüzüne vurduğunda, gözleri açılır.
Körlük, yönsüzlük, pus aksettiğinde; doğuya yürü, bizim doğumuza...
Dağ bile olsan, üstünde keçi otlar.
- Cengiz Han -
Diyor ki, ulusun sana fırça atsa da yutacaksın. İsmini duyduklarında kralların tahtlarında korkudan titrediği adam diyor bunu. Anlaşıldı mı?! @tcsavunma @tcbestepe
Çalmayan adam profili.
Çalanın ciğerlerini söken adam profili.
Tam da bu zamanlarda Türk kökünü hedefleyerek yapılan saldırıların tüm dünyada hem hacim, hem derinlik, hem de çeşitlilik bakımından artması rastlantı olmasa gerek.
Adamlar Türk birliğinin toprakları birleştirmek olduğunu zannedip olmaz bu iş diyor.
Ruhlar birleşmeden toprakları birleştirsen de işe yaramaz.
Ruh da onun bunun keyfiyle değil, kök ile birleşir; binlerce yıllık kök.
Kök, görünmeyendir; karakterdir.
Nasıl yiyorlar değil mi birbirlerini. Daha bu bir şey değil.
Bu böyle hükümet çöküşü falan değil, sistem çöküşü.
Atatürk'ün vefatını fırsat bilip kurulan sistem ölüyor.
Güzel bir analiz.
Wei Kwei Sun, 1957 basım Moğolların Gizli Tarihi eserinde Cengiz'in kabilesinin Tatarların bir kolu olduğunu, devlet genişleyince de Tatar yerine Moğol isminin daha sık kullanıldığını belirtir.
Moğol, Cengiz'in müslüman olmayan Türk tebası anlamında o tarihte.
Cengiz Han’ın vekili bile Moğol tanımını kabul etmiyor, Moğol adının ne anlama geldiğini bilmiyorken Küçükşakalak Türk tarihini Moğollara yamamaya çalışmış. 1221 tarihli bir Çin elçilik raporu hem bu olayı anlatıyor hem de Moğolların soyunu Shatuo Türklerine dayandırıyor. Bunun yanında, Moğollara Tatar diyerek üç kısma ayrılıyor: beyaz, kara ve yabani Tatar.
Tatarların da hem Kaşgarlı Mahmud’da hem de 14. yüzyıla ait Codex Cumanicus’ta (ilk Tatarca sözlük) Türkçe konuştukları biliniyor. Burada Tatar teriminde anlam genişlemesi olduğunu ve daha doğuda Türkçenin yanında Moğolcaya akraba dillerin de konuşulduğunu söylemek gerek. Yani hem Tatar hem de Moğol adları, Türkçe ve Moğolca konuşan toplulukları kapsayacak biçimde kullanılmıştır ve bu adlar her zaman Moğol etnisitesini ifade etmiyordu.
Kökenleri en az 3–4 bin yıl öncesine uzanan Türk dil ailesi, Moğol dil ailesinden farklıdır ve Türklerle Moğolların bazı bölgelerde iç içe yaşaması sonucu ortaya çıkan Türkleşmiş Moğollar ile Moğollaşmış Türklere rağmen ayırt edici faktörlerin en belirginidir. Türkler soy olarak da, Moğollarla ortak Doğu Asya bozkırı bileşenine rağmen ayrıdır. Fakat ne Türkler ne de Moğollar, dünyadaki bütün etnik topluluklar gibi, homojen bir genetik topluluk değildir ve aralarında da tabii ki değişmez, kesin sınırlar bulunmaz. Ama Türk devletleri Türk devletleridir, Moğol devletleri de Moğol devletleridir. Bila istisna 16 Türk devletinin Moğol olduğunu söylemek, 250 milyon Türk’ü, Türk dilini ve 2–3 bin yıllık Türk tarihini inkar etmektir. Türkler, son iki bin yılda 12.–13. yüzyıl hariç, Avrasya bozkırında demografik, siyasi ve askeri olarak en baskın topluluktu ve Moğol İmparatorluğu’nda da büyük rol oynamıştır.
Adamın devrelerinin arızalandığını, “Moğollar Müslümanlaştığı zaman buna Türk-Moğol deniyor” kısmında çözebiliriz. Türklerin değil de sadece Moğolların Müslüman olduğu, Moğollardaki din değişiminin kendi şakıdığı Türkçeyi, yani dil değişimini de beraberinde getirdiği gibi bir inanç peyda olmuş zavallıda. Oysa Müslümanlaşan bozkır halklarının büyük çoğunluğu Türktü. Türklerin içinde kalan bazı Moğollar da (sayıları Türklere nazaran çok küçük) Müslümanlaşmış, bu az sayıdaki Müslümanlaşan Moğolda dil değişimiyle din değişimi bir korelasyon göstermiştir. Fakat bir kısım Moğolun Müslümanlaşmasındaki en büyük etken yine Türklerdir.
Türk dilinin Moğolcadan farklı ve çok daha eski bir dil olduğunu, Moğolların ve Türklerin farklı dil aileleri, boy adları, coğrafi dağılım ve tarihi kayıtlar gibi faktörlerle ayırt edilebildiğini bilmiyor demek ki. 16’sı büyük, yüzün üzerindeki Türk devleti de Türkleri diğer topluluklardan ayırt edici bu gibi faktörlerle belirlenmiştir.
Timur'u, Cengiz'i, Atilla'yı ve diğer bozkır ulularını Türk tarihinden bilinçli bir şekilde koparmaya çalıştıklarında, aklına bu gelsin.
Çünkü işaret fişeğini buradan aldığında, yol seni çağıracaktır...
Gizli Tarih'teki ilk ata Bodonçar'a bak bakalım ne zaman yaşamış. Batı Göktürklerin doğuya göçtüğü 7. yüzyılda.
İkinci kaynak Altan Topçi'de Cengiz'in atasının Moğol olmadığı, 10. yüzyılda kuzeye göçtüğü bilgisini bul; Şato Türklerinin Moğolistan'a göçü ile aynı tarih ve rota.
Timur Moğoldu. Pantürkistlerin kabul edemediği gerçek.
Timur, Moğol, Barlas aşiretindendi. Barlaslar Moğolların Gizli Tarihi’nde Cengiz Han’ın akrabası olarak geçer. Semerkant’taki Gur-i Emir türbesinin mezar taşında Timur’un soyu, Cengiz’le ortak efsanevi atalara, Alan Goa ve Bodonçar’a bağlanır. Cengiz soyundan olmadığı için “han” unvanını hiç almadı; Cengizli bir prensesle evlenip Moğolca kürgen (“damat”) unvanını kullandı ve tahtta göstermelik Cengizli hanlar tuttu.
Çağdaşları da onu Moğol saydı. 1401'de Şam’da Timur’la bizzat görüşen İbn Haldun, onu “Moğolların ve Tatarların sultanı” diye anar, sarayının dilini “Moğol dili” olarak tanımlar. Kastilyalı elçi Clavijo, Timur’un devletine “Mugalia” der. Ming kayıtları onu Çağatay Hanlığı’nın “damadı” olarak geçirir.
Şimdi, Pantürkistler düşünsün..
Cumhuriyetin anlamı, milli gelirin adaletli dağıtılmasıdır. Var mı şimdi böyle bir şey? Sayenizde yok.
Yüzyıllardır cahil bırakılıp sömürülen bir topluma demokrasi olmaz. Olursa da ayak takımı başa gelir bugünkü gibi.
Atatürk'ten sonra 3 nesil demir yumruk yönetimi olmalıydı.
Cumhuriyet, tarih boyunca elde ettiğimiz en önemli kazanımlarımızdan biridir.
Ne var ki, kurulduğundan beri hiçbir dönemde “Demokratik” bir Cumhuriyetimiz olmadı.
Rusya, Çin, Kuzey Kore, İran, Irak, Suriye, Libya, Sudan, Mısır, Tunus, Çad, Eritre, Demokratik Kongo, Bolivya, Ekvator, Paraguay, Peru, Küba, Venezuela, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan vb. gibi otokratik ve totaliter bir Cumhuriyette yaşamaktansa birçok insan, İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İspanya, Lüksemburg, Avustralya, Yeni Zelanda, Japonya gibi krallıklarda yaşamayı tercih eder. Dikkat buyurulursa son saydıklarım, dünyanın aynı zamanda en demokratik ülkelerindendirler.
Bir yanda meşruti monarşi ile idare edilen “demokratik krallıklar” öte yanda “otokratik ve totaliter Cumhuriyetler”...
Bize ilkokuldan itibaren Cumhuriyet’in halkın kendi kendisini yönetmesi olarak tarif edilir.
Bu kuyruklu bir yalandır.
Devlet başkanının göstermelik bir seçimle iş başına gelmesi o ülke insanının kendi kendisini yönetmesi anlamına gelmez.
Cumhuriyet ancak demokratik bir Cumhuriyet olursa halkın kendisini yönettiğinden söz edebilirsiniz.
Elbette kusursuz bir Cumhuriyet yoktur ama Almanya, Fransa, İsviçre, Çekya, İrlanda, Finlandiya, Estonya, İzlanda gibi Cumhuriyet olsun, baş tacı olsun.
En yukarıda Cumhuriyet diye saydığımız hangi ülkede halk kendi kendisini yönetiyor.
🇹🇷 Türkiye’nin sözde değil, özde Demokratik bir Cumhuriyet olması özlemiyle Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Cehennemler kudursa, ölmez nigâhbanıyız...
#29EkimCumhuriyetBayramı
Hukuk yerine milliyetçi dalga esiyor diye bir cümle kuramazsın; hukuk ve milliyetçilik ayrı kategorilerdeki tanımlar.
Madem karşılaştırma yapacaksın, aynı kategori içinde konuşacaksın. Bölücülük yerine milliyetçilik dalgası esiyor; bak bu oldu...
This Post is from a suspended account. Learn more
Türk'ün Türk'ten başka dostu yok; buna sadece batısı değil, rusu çini vs. dahil.
Sovyet gizli arşivinden, Lenin'in kendi ağzından komiteye emirleri: "Kemalistlere güvenmeyin, onlara silah vermeyin. Tüm çabanızı, Türkler arasında oluşturulacak Sovyet tahriklerine odaklayın."
Çinlisi ayrı, Rusu ayrı, Amerikalısı ayrı… İngilizinden zaten hiç bahsetmiyorum bile!
Her aktörün, yeri geldiğinde kendi siyasi ve stratejik menfaatleri doğrultusunda manipüle edeceği bir Türk hikâyesi mutlaka var.
Rus emperyalizminin 1916'da Türkistan'da gerçekleştirdiği katliamlarda ata soyumdan kadınları ve erkekleri katleden Ruslar, birkaç yıl sonra Buhara'nın hazinesine de çöktüler. Buhara Cumhuriyeti'nin Türk Millî Mücadelesi'ne destek olmak üzere tahsis ettiği 100 milyon altın rublelik yardımın tamamına el koyup, ayıp olmasın diye yalnızca %10'una tekabül eden kısmını Ankara'ya gönderdiler.
Şimdi aynı Rusların, bölgesel ve küresel konjonktür öyle gerektiriyor diye, “Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda bizim de katkımız var” saçmalığını daha ne kadar sürdüreceklerini bilmiyorum.
Bütün bu felaketlere bizzat tanıklık etmiş dedem, yakın arkadaşlarıyla birlikte Afgan dağlarını aşarak Hindistan'a, oradan Hicaz üzerinden Şam'a ve nihayet Adana'ya ulaşmış; Türkistanlıların Kuvâ-yi Milliye teşkilatına topladıkları yardımları getirmiştir.
Böylece Türkistan'daki atalarımızın servetinden kurtarabildijleri ne varsa, kurusuna dokunamdan Türk Kurtuluş Savaşı'nın onurlu mücadelesine, bir nebze de olsa kaynak olmuştur.
Türkistan Türklerinin bu tarihsel fedakârlığında rol çalıp, söz konusu yardımları her yıl sanki kendileri yapmış gibi sahiplenmeleri karşısında gerçekten nutkum tutuluyor.
Utanmaları da yok!























