Yüksel (@Yuekcel) header
Yüksel (@Yuekcel) profile picture
Joined September 2018
Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)Photo by Yüksel (@Yuekcel)
Türk baskısı nedeniyle 1021 yılında Vaspurakan kralı Van Gölü, Hakkari ve Şırnak çevresini Bizans’a devretmiş, karşılığında Bizans kendisine Sivas bölgesinden toprak vermişti. Asıl büyük Ermeni krallığı ise kuzeydeki Ani merkezli Bagratuni Krallığı’ydı. Gerçi Araplar 7. ve 8. yüzyıllarda Doğu Anadolu’da bazı yerleri ele geçirmişti, fakat 9. ve 10. yüzyıllarda Bagratuni Krallığı ile Bizans bu toprakları büyük ölçüde geri aldı. Bu süreçte Kays Emirliği sona erdi ve Hamdaniler gibi Abbasi emirlikleri geriledi. Hamdanilerin Büveyhiler tarafından zayıflatılması ve Musul’dan çıkarılmasıyla ortaya çıkan durumdan yararlanan Badh ibn Dustak, 983’te Diyarbakır ve Silvan’ı ele geçirdi. Sonrasında yeğenleri burada Mervani hanedanını kurdu. 10-11. yüzyılda Bizans doğuya doğru ciddi bir yayılma göstermiştir. Bu doğrultuda Muş çevresindeki Taron Ermeni prensliği 966’da ilhak edildi, 1000 yılında Malazgirt imparatorluk topraklarına katıldı. 1027’de Urfa Mervanilerin eline geçmişti, 1031’de geri alındı. Vaspurakan zaten topraklarını teslim etmişti. 1045'te ise İstanbul'a davet edilen Bagratuni Kralı II. Gagik baskıyla tahtından indirilerek Ani savaşsız bir şekilde ilhak edildi. Bizans’ın doğudaki bu yayılması 1020’lerde Türklerin gelmesiyle tersine döndü. 1046 yılında Kutalmış, Vaspurakan’ın Bizans valisini esir aldı. 1048 yılında İbrahim Yınal ve Kutalmış komutasındaki Selçuklu ordusu, Pasinler Ovası’nda Bizans, Ermeni ve Gürcü birleşik ordusunu yenilgiye uğrattı. 11. yüzyılın önemli ve zengin şehirlerden biri Kars yakınlarındaki Ani şehriydi. 1001 kiliseli şehir olarak bilinen Ani, üç yanda dik uçurumlar ve vadilerle savunması kolay bir yerde kurulmuştu ve çift sıra surlara sahipti. 50-100 bin civarındaki nüfusu ve İpek Yolu’ndaki önemli konumuyla dünyada da sayılı şehirlerden biriydi. Alparslan komutasındaki Selçuklu ordusu, şehri 25 günlük kuşatmanın ardından 1064 yılında aldı. Bu dönemde Selçuklu akınları hız kazandı. Türk atlıları 1057-1059’da Sivas ve Malatya’ya kadar ilerledi. Vaspurakan kralı, Van çevresini Bizans’a bırakarak ordusu ve tebaasıyla güvenli gördüğü Sivas’a yerleşmiş, Kapadokya valisi olmuştu. Bu sefer de ölen kralın oğlu, Türk süvarilerinin belirmesiyle Sivas’ı savunmadan Kayseri’ye kaçtı. Afşin Bey 1067-69’da Niğde ve Kayseri’yi kısa süreliğine ele geçirdi. Anadolu’da Selçuklulara karşı direnebilecek bir güç kalmamıştı. Bu durum Bizans imparatorunu bizzat ordusuyla harekete geçmeye sevk etti.
Anadolu’nun kapısını biz açtık, Mervani Kürt devleti cart curt… O sırada Urfalı Mateos’un “ölüm soluklu, ateş püskürten ejderha” diye tasvir ettiği Türklerin Ermeni Vaspurakan Krallığı’na gelişini anlatması. Vaspurakan kralı, Van Gölü’nün çevresini, güneyini ve doğusunu Türk korkusundan 1021’de Bizans İmparatorluğu’na teslim ediyor. Mervani hanedanı ise küçük bir bölgede (burası da 1085’te Selçuklu kuvvetleri tarafından alınır). Bölgede Arap kökenli Kayasid, Hamdani gibi hanedanlar da var. 1046’te Kutalmış komutasındaki Selçuklu kuvvetleri Vaspurakan’da Bizans valisi Stefanos’u yenerek esir alır ve Türk hakimiyetini başlatır.
1
18
150
19,310
Slav, Germen, Latin terimleriyle Türk teriminin kapsamı birbirinden farklıdır. Türk adı, Göktürklerin aynı dil ailesinden geniş toplulukları erken dönemde tek bir devlet çatısı altında birleştirmesi ve sonrasındaki tarihi süreçle diğer dil ailelerinden ayrılır. Germen öz ad değildir, Romalılar Germen kabilelerine bu genel adı vermiştir. Slav kelimesi Slavcada “birbirini anlayanlar” anlamına gelse de kurumsal bir kimlik kazanamamış ve dış topluluklarca “köle” anlamında kullanılmıştır. Latince, Roma İmparatorluğu’nun yaydığı, günümüzde ölü bir dildir ve Roman dil ailesinin atasıdır. Roman dil ailesinde bile bir soy birliği yoktur. Bu dil ailesi, farklı etnik grupların Latinceyi benimsemesiyle oluşmuştur. Romanya, İspanya, Portekiz gibi yerlerde Latince yerel ağızlarla karışarak ayrı dillere dönüşmüştür. Yani yalnızca dilsel bir değişim söz konusudur. Göktürk Kağanlığı ise 6. yüzyılda neredeyse bütün Türk dilli boyları bir devlet altında birleştirerek Türk adını hem kendi devlet kimliği hem de zamanla bu dili konuşan topluluklar için kapsayıcı bir etnonim haline getirmiştir. Göktürkler kurumsal kimlik, dil adı ve ulus adı olarak bunu açık bir şekilde yazılı kayıtlara geçirmeleriyle de dünyadaki en erken örneklerdendir. Orhun yazıtları, günümüzdeki çoğu Türk topluluğuyla bağlantılı boyları Göktürk çatısı altında, bazen çatışma bağlamında olsa da, isim isim saymasıyla da önemlidir. Türkler kendi adlarını kendileri vermiş, bu ad zamanla dışarıda da yaygınlaşarak bütün boylar için kapsayıcı dış ad haline gelmiştir. Tarih boyunca Soğd, Arap, Fars ve diğer yabancı kaynaklarda bu halkların yaşadığı coğrafya Türkistan, kendileri ise Türk olarak tanımlanmıştır. Germen, Slav ve Latin adları ise yalnızca dil ailesi adı olarak kalmıştır. Her dil ailesinin tarihsel gelişimi farklıdır ve Türk, erken dönemde etnik bir anlam kazanmasıyla çoğu dil ailesinden farklılıdır.
Rus Slavı, Boşnak Slavı, Sırp Slavı, Hırvat Slavı... 🤣 İngiliz Cermeni, Alman Cermeni, Dan Cermeni... 😹 İtalyan Latini, İspanyol Latini, Rumen Latini... 😂 Kazak Türkü, Kırgız Türkü, Özbek Türkü... 😎😉🤙🏼
4
5
41
4,651
Cengiz Han’ın vekili bile Moğol tanımını kabul etmiyor, Moğol adının ne anlama geldiğini bilmiyorken Küçükşakalak Türk tarihini Moğollara yamamaya çalışmış. 1221 tarihli bir Çin elçilik raporu hem bu olayı anlatıyor hem de Moğolların soyunu Shatuo Türklerine dayandırıyor. Bunun yanında, Moğollara Tatar diyerek üç kısma ayrılıyor: beyaz, kara ve yabani Tatar. Tatarların da hem Kaşgarlı Mahmud’da hem de 14. yüzyıla ait Codex Cumanicus’ta (ilk Tatarca sözlük) Türkçe konuştukları biliniyor. Burada Tatar teriminde anlam genişlemesi olduğunu ve daha doğuda Türkçenin yanında Moğolcaya akraba dillerin de konuşulduğunu söylemek gerek. Yani hem Tatar hem de Moğol adları, Türkçe ve Moğolca konuşan toplulukları kapsayacak biçimde kullanılmıştır ve bu adlar her zaman Moğol etnisitesini ifade etmiyordu. Kökenleri en az 3–4 bin yıl öncesine uzanan Türk dil ailesi, Moğol dil ailesinden farklıdır ve Türklerle Moğolların bazı bölgelerde iç içe yaşaması sonucu ortaya çıkan Türkleşmiş Moğollar ile Moğollaşmış Türklere rağmen ayırt edici faktörlerin en belirginidir. Türkler soy olarak da, Moğollarla ortak Doğu Asya bozkırı bileşenine rağmen ayrıdır. Fakat ne Türkler ne de Moğollar, dünyadaki bütün etnik topluluklar gibi, homojen bir genetik topluluk değildir ve aralarında da tabii ki değişmez, kesin sınırlar bulunmaz. Ama Türk devletleri Türk devletleridir, Moğol devletleri de Moğol devletleridir. Bila istisna 16 Türk devletinin Moğol olduğunu söylemek, 250 milyon Türk’ü, Türk dilini ve 2–3 bin yıllık Türk tarihini inkar etmektir. Türkler, son iki bin yılda 12.–13. yüzyıl hariç, Avrasya bozkırında demografik, siyasi ve askeri olarak en baskın topluluktu ve Moğol İmparatorluğu’nda da büyük rol oynamıştır. Adamın devrelerinin arızalandığını, “Moğollar Müslümanlaştığı zaman buna Türk-Moğol deniyor” kısmında çözebiliriz. Türklerin değil de sadece Moğolların Müslüman olduğu, Moğollardaki din değişiminin kendi şakıdığı Türkçeyi, yani dil değişimini de beraberinde getirdiği gibi bir inanç peyda olmuş zavallıda. Oysa Müslümanlaşan bozkır halklarının büyük çoğunluğu Türktü. Türklerin içinde kalan bazı Moğollar da (sayıları Türklere nazaran çok küçük) Müslümanlaşmış, bu az sayıdaki Müslümanlaşan Moğolda dil değişimiyle din değişimi bir korelasyon göstermiştir. Fakat bir kısım Moğolun Müslümanlaşmasındaki en büyük etken yine Türklerdir. Türk dilinin Moğolcadan farklı ve çok daha eski bir dil olduğunu, Moğolların ve Türklerin farklı dil aileleri, boy adları, coğrafi dağılım ve tarihi kayıtlar gibi faktörlerle ayırt edilebildiğini bilmiyor demek ki. 16’sı büyük, yüzün üzerindeki Türk devleti de Türkleri diğer topluluklardan ayırt edici bu gibi faktörlerle belirlenmiştir.
İstiklal Marşı Derneği Genel Başkanı'ndan Türk Tarihine İlişkin Skandal Sözler: Okutulan Aslında Moğol Tarihi 📌Osmanlı'yı nereye koyarız bilmiyorum ama Türkiye Cumhuriyeti haricinde diğer söylediklerimin hepsi bilaistisna Moğol devletleridir. tamgaturk.com/istiklal-marsi…

8
49
3
248
11,264
Metnin Türkçe çevirisi.
1
9
614
Dünyadaki bütün surlar ve kaleler tabii ki savunma amaçlı yapılır. Fakat Çinlilerin bin beş yüz sene boyunca 20 bin kilometre uzunluğunda set yapması, varoluşsal bir korku duyduklarını göstermez, sadece duvar örmekten hoşlandıklarını gösterir. Kime karşı yaptıklarına baktığımızda kuzeydeki bozkır göçebelerine karşı olduğunu görüyoruz. Bu bozkır göçebeleri günümüz Moğolistan’ı ve Altaylardaki Türkler ve ataları, daha doğudaki Moğollar ve Tunguzlardı. Doğu bozkırındaki ana dil aileleri bunlardan ibarettir. Hun, Xianbei, Tabgaç, Göktürk, Uygur, Kitan, Mançu vb. bu üç ana hattın alt gruplarıdır. Hunların Türklerin ataları olduğu tarihi kayıtlar, dilsel, genetik, coğrafi devamlılık gibi verilerle bilinmektedir. Bu surların tamamı Türklere karşı yapıldı denemez fakat bozkırdaki askeri, siyasi, demografik Türk baskınlığı da ortadadır. Avrasya bozkırında kurulan devletlerin çoğu Türklerce kurulmuştur. Günümüzde bile Mançu ve Moğolların nüfusları Türk boylarından biri olan Uygurlardan daha azdır. Diğer iddia ise Türklerin Doğu Asya’dan silindiği ve kaçtığı iddiası. Çin’de o dönemde Tang Hanedanı vardı ve bu hanedan Çin tarihinin en başarılı hanedanlarından birisidir ve en kozmopolit olanıdır. Hanedan, Çin resmi yazımında Çinli olarak gösterilse de Tabgaçlaşmıştı. Bunu Orhun Abideleri’nde Çin devleti için her defasında Tabgaç adının kullanılmasından da görürüz. Tabgaçlar Çinli değildir, Türk-Moğol karışık bir topluluktur. Bu Tabgaç hanedan, ancak Sir-Tarduş, Tiele gibi Türki toplulukları, Aşina üyelerinden bazılarını ve Kıtaylar gibi bozkır topluluklarını yanına çekerek Birinci Göktürk Kağanlığı’nı yıkabildi. Yani Göktürklerin yıkılması Han Çinlilerinin başarısı değildir. Göktürklere yakın görünerek bunları yanına çeken Tabgaç kağanı ve Göktürk iç çekişmeleri asıl etkendi. Göktürk Kağanlığı’nı yıkan Li Shimin’in, Göktürk ileri gelenlerini kendi tarafına çekmek için yaptıklarına bir örnek Göktürk kağanının yeğeni Tuli ile yaptığı kardeşlik yeminidir. Bu yemin şu şekildeydi: Göktürk ordusu Tang topraklarına girmiş ve üstün konumdaydı. Tabgaç kağanı, Göktürklerin doğu kanadı komutanı Tuli’ye yeminlerini hatırlattı. Tuli savaşmak istemedi ve Göktürk ordusunda ikilik çıktı. Sonrasında Tuli, Li Shimin’e yanaştı. Tuli’nin Illig’den ayrılması Göktürkleri ciddi şekilde zayıflattı. Zaten bu olaydan 6 sene sonra da Birinci Göktürk Kağanlığı yıkıldı. Yani yıkan Tabgaç, yıkılma sebebi iç çekişme, övünen Çinli. Tabii ki Göktürk devletinin dağılmasıyla Türkler Doğu Asya’dan çekilmedi. Zaten Türk boylarının önemli bölümü batıdaydı. Doğu olanların bir kısmına Tang yönetimi yüksek rütbeler verdi, Sir-Tarduş kendi kağanlığını kurdu. Kutluk Kağan 682’de İkinci Göktürk Kağanlığı’nı kurdu. Göktürk devleti dağıldıktan sonra da doğudaki Türkler Çin’de ve Orta Asya’da günümüze kadar varlığını sürdürdü.
我人生听过最好笑的笑话就是土耳其人说中国人是害怕土耳其人才建造长城的,我当时听这句话的时候,我甚至都不知道土耳其这个国家,突厥什么时候征服过古代中原王朝🤣?反而突厥汗国分裂成东突厥西突厥,李世民先灭东突厥他儿子李治灭西突厥后灭高句丽,资料一搜你们就是西突厥,跑到现在的土耳其😂🤣
41
11
4
50
5,945
Anadolu’nun kapısını biz açtık, Mervani Kürt devleti cart curt… O sırada Urfalı Mateos’un “ölüm soluklu, ateş püskürten ejderha” diye tasvir ettiği Türklerin Ermeni Vaspurakan Krallığı’na gelişini anlatması. Vaspurakan kralı, Van Gölü’nün çevresini, güneyini ve doğusunu Türk korkusundan 1021’de Bizans İmparatorluğu’na teslim ediyor. Mervani hanedanı ise küçük bir bölgede (burası da 1085’te Selçuklu kuvvetleri tarafından alınır). Bölgede Arap kökenli Kayasid, Hamdani gibi hanedanlar da var. 1046’te Kutalmış komutasındaki Selçuklu kuvvetleri Vaspurakan’da Bizans valisi Stefanos’u yenerek esir alır ve Türk hakimiyetini başlatır.
15
34
4
209
99,162
Daha detaylı bir harita.
3
9
1,368
Çin, 1,5 milyar nüfusu ve büyük ekonomisiyle bir süper güçtür ve Türkiye’ye 7-8 bin km mesafededir. Aynı zamanda Çinli kullanıcılar küresel internetten kopuk, paralel bir internette yaşarlar. Buna rağmen Türk tarihiyle ilgili gönderiler anlamsız Çin refleksleri çekmekte. Bu reflekslerin sebeplerinden biri Doğu Türkistan ise, diğeri de Çin’deki gerçeklerden kopuk milliyetçi anlatıdır. Bu anlatıda, Çin’i işgal edip hükmetmiş dil, kültür, genetik olarak tamamen farklı topluluklar da Çinli olarak gösterilir. Çinliler, çok büyük nüfuslarına rağmen bazı dönemsel genişlemeler haricinde yerlerinden kıpırdamamış bir toplulukken kuzeydeki bozkır halkları hareketli ve fetihçiydi. Bu bozkır göçebeleri öncesinde dağınık bir haldeydi, MÖ 3. yüzyılda Hunlarla büyük bir güç haline geldi. Bu sebeple Hunların Çin tarihinde ayrı bir yeri vardır. Hunlardan Göktürk dönemine kadar şimdiki Moğolistan ve Altaylarda Türkler, daha doğuda Moğollar, Mançurya civarında ise Tunguzlar yaşamaktaydı. Çin’in dış tarihi önceden Altay dil ailesinden sayılan, günümüzde ise dil birliği olarak görülen bu üç toplulukla mücadeleyle geçmiştir. Ve bu toplulukların Çin üzerindeki etkisi baskın ve yağmadan ibaret gibi gösterilmek istense de öyle değildir. Çin’in medeniyet merkezi aslında Kuzey Çin’dir. Bozkır göçebelerinin baskısıyla merkez MS 4. yüzyılda güneye kaymıştır ve bu toplulukların son iki bin senede Çin’in tamamında veya büyük bölümünde hakimiyet kurdukları süre 860 senedir. Türk gruplarının yönü ilk dönemden beri batı olmuşken, Moğollar 13. yüzyıla kadar çoğunlukla doğuda kalmış, Tunguzlar ise neredeyse batıya hiç çıkmamış ve Çin’le derin münasebette bulunmuştur. Türk topluluklarından Hunlar MS 4. yüzyılda Roma’ya kadar ilerlemiştir, sonraki Göktürk sınırları ise Karadeniz’e kadar uzanmaktaydı. Hazarlar Karadeniz’in kuzeyinde 7. yüzyılda büyük bir devlet kurarken, Bulgarlar Balkanlara yerleşmiştir (bunlar günümüz Bulgarları değildir, Bulgar devletini kuran Türkler Slav çoğunluk içinde zamanla Slavlaşmıştır). Kuzey Çin’de Hunlar bölgesel egemen olsalar da Çin imparatoru sayılmazlar. Türklüğü açık olarak bilinen, Orta Çin’de hakimiyet kuran ve Çin tarihinde meşru imparator olarak görülen Shatuo Türkleri vardır. Bunun yanında Tabgaçların dili tartışmalıdır. Yuan (Moğol), Qing (Mançu = Tunguz) Çin’in tamamına hükmetmiştir. Jin Tunguz, Liao paramongolik kökenlidir. Göktürk devletini yıkan Tang hanedanı da Tabgaç-Çin karışık bir hanedandı. Bu hanedan Göktürkleri ancak Göktürk iç çekişmeleri ve diğer bozkır halklarının yardımıyla yıkabilmiştir. Tang gibi karışık hanedanları saymasak bile Çin tarihinin yaklaşık yarısı, yabancı güçlerin Çin’e hakim olduğu bir tarihtir ve bu özelliğiyle Türk tarihinden çok farklıdır.
117
17
5
114
16,671
Dünyanın ilk göçebe imparatorluğunu kuran Hunlar ve dilleri hakkında Çin kaynakları bazı bilgiler vermiştir, fakat Hunlardan bir önceki bozkır göçebeleri olan İskitlerin dili hakkında bu kaynaklarda hiçbir bilgiye rastlanmaz. Merkezlerinin doğu bozkır bölgesi olması sebebiyle bu eksiklik, İskitlerin etnik kimliğinin belirlenmesini zorlaştırır. İskitler, sanılanın aksine batıdan doğuya doğru değil, doğudan batıya doğru yayılmışlardır. En eski ve kültürel olarak gelişmiş İskit kurganları (Arzhan, Pazırık, Esik) doğuda, Türkçenin doğduğu Altay-Sayan bölgesinde bulunmuştur. Burada İskitlerin nasıl bir yapı olduğuna da bakmak gerekir. İskitler, ardılları Hunlar gibi başında bir imparatorun bulunduğu merkezi bir yapı değildi. İskit, Altaylardan Karadeniz’in kuzeyindeki Pontik bozkırlarına kadar uzanan bozkır kuşağındaki göçebelerin adıdır. Bu göçebelere Yunanlar “okçu” kökünden gelen İskit, Persler “göçebe” kökünden gelen Saka demiştir. Hunlar büyük ölçüde İskit coğrafyasından çıkmış ve doğu steplerinde siyasi birliği sağlamıştır. Hunların (atalarının) dilinin Türkçe olması sebebiyle İskitler her halükarda çok dillidir. Kurganlardaki İskit genetiğiyle ilişkilendirilebilecek, ilk kayıtları 17. yüzyıla giren Yenisey dili ise bozkırda marjinaldi. Siyasi olarak tarihte hiçbir etkinliği bilinmemektedir. Yenisey dilinin izlerine, bozkırda çok büyük bir alanı kontrol eden ve kuzeyde Sibirya ile Baykal Gölü’ne kadar uzanan Hun dilinde, erken Türkçede ve Göktürk dilinde rastlanmamıştır. Sadece 4-5 kelimenin Yeniseyce olabileceğine dair bir hipotez vardır. Bundan, Güney Sibirya kökenli toplulukların da Demir Çağı’nda Türkçe konuştukları sonucu çıkar. MÖ birinci binyılda Türk dilli toplulukların yanında bu bölgede Yeniseyce konuşan nüfus da yaşasaydı Türkçeye çok daha fazla Yenisey dili katkısının olması beklenirdi. Aynı şekilde Yenisey dilinin İrani dillere de neredeyse hiçbir katkısı yoktur. Ortaya atılan ırmak adlarının Yeniseyce olabileceği hipotezi de ırmakların uzunluğunca Yenisey nüfusunun yayılımını değil, Yeniseyce konuşan toplulukların balıkçı-avcı yaşam tarzının bir yansımasını gösterir. Bu durumun aksine, Türkçenin Yenisey ve İrani dillere büyük bir katkısı olduğunu görüyoruz. Bundan, Baykal Gölü’nden Gobi Çölü’ne kadar olan alanda baskın dilin Türkçe olduğu ortaya çıkar. Türkçeye erken dönemdeki İrani dil katkısı için Dybo MÖ 660-MÖ 290 aralığını tespit etmiştir (tabii kelime sınıflandırmaları bir uzmanın hipotezidir ve İrani köken kesin değildir). Bundan, İrani dil konuşan bazı topluluklarla Türk dilli toplulukların bu dönemde yoğun etkileşimini çıkarabiliriz. Fakat Gong’un çalışması, kelimelerin kökeni için Dybo’nun sınıflandırmasını kullanmışken, Dybo’nun tahmin ettiği zaman aralığı (hem Türkçe hem de İrani dillerin gelişim evrelerinden çıkarılan) hakkında bilgi vermemektedir. Türkçedeki bu İrani dilsel katman Hun döneminde değil, çok önce oluşmuştur. Türk diline bu katkı, batı bozkırında ya da Yueziler tarafından sürülen güneydeki İli-Çu Sakaları ile etkileşim sonucu olabilir. Zaten İrani dillerin Andronovo kültürü (MÖ 2000-MÖ 900) döneminde Avrasya bozkırında doğduğu ve buradan bozkır göçebelerince İran coğrafyasında yayıldığı düşünülmektedir. Fakat bu, Andronovo’nun çok geniş coğrafyasında tek İrani dil konuşulduğu anlamına da gelmez. İran’da İrani dilleri yayan İskitler değildir. En eski İrani kaynak olan, MÖ birinci binyılda oluşmuş Avesta’da İskitler, Turan (Avesta’daki adıyla Tūriya) bölgesinde yaşayan ve İranlıların düşmanı bir topluluk olarak anlatılır. Efsanevi Turan hakanı Afrasiyab, Türklerde Alp Er Tunga olarak bilinir. Türkçenin yaşı ile ilgili tahminler de MÖ beşinci binyıldan MÖ birinci binyıla kadar gitmektedir. Her halükarda Türkçe doğu bozkırında doğmuş ve her iki step bölgesindeki (doğu ve batı step) topluluklar tarafından konuşulmuştur. Bilemediğimiz, zaman derinliği ve coğrafi yayılımıdır. İskit kültürünün demografik ve kültürel merkezinin dili hakkında doğrudan bir kayıt yoktur. Bu sebeple hangi kültürel çevrede bulunduğuna bakmamız gerekir. Bu merkezin Türkçenin Urheimat’ı (anayurdu) olan Altay-Sayan bölgesinde bulunması, Türk diliyle ve sonraki Hunlarla coğrafi eşleşme göstermesi, kültürel ve genetik süreklilik, İskitlerin dilinin de Türkçe olduğunu gösterir. Türkler, Batı Macaristan’a kadar olan İskit coğrafyasında etkili olmuştur. Bunun izlerini İskitlerle bağlantılı olduğu düşünülen Alanlarla bağlantılı Osetlerde de görürüz. Osetler, Avrasya bozkırı ve Kafkasya’daki tek İrani dilli topluluktur. Osetçe, Türkçe gibi eklemeli bir dildir ve bu özelliğiyle Hint-İran dilleri arasında (yine bozkır bağlantılı ve kısmen eklemeli yapıdaki Soğdca ve devamı Yagnobcanın yanında) tek örnektir.
Asya Hunları (Xiongnu) ile ilgili Gong’un yeni yayınlanan "Lexical Stratigraphy and Turkicization in the Xiongnu" adlı çalışması; kalıtsal verilerle tutarlı bir biçimde, önceki dilsel verileri bir kez daha ele alarak Asya Hunlarının Türklüğünü, Sibirya İskitlerinin ise İraniliğini yeniden ortaya koymuş gibi görünüyor. Çin kaynaklarında kaydedilen ünvanlar, kişi, öge ve boy adları ile sınırlı sayıdaki sözcük; değişik dönemlerde Aryanların ve Türklerin etkileşimini yansıtıyor. Bulgulara göre, erken dönem kayıtlarında özellikle politik ögelerde ve çobanlık/göçebelikle ilişkili sözcüklerde belirginleşen bir Sibirya İskiti (İrani) katmanı bulunuyor. Bu durum, Altay ve çevresindeki İskit/Saka topluluklarının örgütlenme ve hayvancılık kültürü üzerinden Türk dünyasıyla etkileşimde bulunduğunu, tıpkı kalıtsal verilerin de desteklediği üzere, doğrudan gösteriyor. Buna karşılık Türki kökenle ilişkilendirilen sözcükler Asya hunlarının bütün dönemlerinde, hem erken hem geç dönem kaynaklarında, doğrudan görülüyor ve yönetim/toplumsal yaşam/kültür gibi alanlara daha geniş biçimde yayılıyor. İrani ögelerin geç dönem kayıtlarında azalmasıyla birlikte bu dağılım, İskit boylarının zamanla Türki ağırlıklı bir iletişim ortamına uyum sağladığı ve etnogenezle sonraki Türk topluluklarına katıldığı yönündeki bakışı da destekliyor. #tarih #history #xiongnu #hun #asyahunları
9
10
49
8,290
MS 1. yüzyıla ait bir Çin metni, Hunların konuştuğu dil hakkında üç kelimelik bilgi verir. Bilgi, Hun devletindeki chanyu makamı hakkındadır. Hun dilinden kelimeler Çince karakterlerle yazılmıştır, dönemin Çince ses değeri rekonstrüksiyonu Türkçedeki sese yakındır ve karşılarında Çince anlamları da vardır. Chanyu’nun soyadının Luanti olduğu, ülkede ona “chengli gutu chanyu” denildiği belirtilir. Çin kaynağı chengli’nin (tʰeng-li) anlamını “gök”, gutu’nun (ko-tʰo) anlamını “oğul” olarak verir. Chanyu’nun (djan-ɦu) anlamını ise “engin, geniş” olarak açıklar. Bu kelimelerden en açık olanı Türkçedeki merkezi kelime “Tanrı”dır, hem sesçe yakındır hem de anlamca. Orhun Yazıtları’nda bu kelime “gök” ve “Tanrı” anlamında geçer. Gutu’yu Çinliler “oğul” olarak anlamlandırmış olsa da bu, yine Orhun Abideleri’ndeki “kut” kelimesidir. Kut, Türkçede göğün lütfu, uğur ve hükümdarlık gücü olarak anlamlandırılır. Chanyu makamının Göktürklerdeki karşılığı ise kağandır. Bunu, Göktürklerle ilgili 6. yüzyıl Çin kaynaklarında “Kağan, chanyu gibidir.” şeklinde yazmasından anlıyoruz. Chanyu’ya verilen “engin” manası, makamın genişliğini ve gök büyüklüğünde olduğunu kasteder. Modu ise Mete’dir. Türkçeye “Tanrı kutu (almış) chanyu Mete” şeklinde anlamlandırabiliriz. Mete’den 1400 sene sonra gelen Cengiz Han da Türkçe kökenli “deniz” (tengiz / teŋiz) kelimesini san adı, unvan olarak almıştır. Cengiz Han’ın adı aslında Temuçin’dir. Cengiz ise kendisine özel makamın adıdır. Makamı deniz (Moğolcaya geçmiş haliyle tenggis), okyanus genişliğinde güç sahibi manasına gelir. Cengiz unvanının Moğolca çing (muhkem) kökünden türetildiği görüşü olsa da hem Moğolcada “çinggis” gibi -gis ekiyle türetilmiş başka bir kelime veya sıfat olmaması hem de Gizli Tarih’te Cengiz Han’ın atalarının denizi geçerek gelmesi, tenggis’ten (denizden) geldiğini daha olası kılar. Bundan, eski Türklerin ve sonrasında Moğolların büyüklüğü ve gücün ölçüsünü göğün veya denizin genişliğiyle, enginliğiyle tanımladıklarını çıkarabiliriz. Cengiz Han’ın soy anlatısında Göktürklerin türeyiş anlatısında geçen bozkurt ve deniz unsurları da yer alır; soy, denizi geçerek gelen bozkurt ve maraldan gelir. Elbette her iki anlatıdaki ata unsurları mitik karakterlerdir. Göktürkler, kurt başlı tuğ kullanarak kurdu hükümdar soylarının ve kökenlerinin sembolü haline getirmişlerdir. Çinli tarihçinin ifadesiyle bu tuğ, “asıllarını unutmamak” içindir. Moğollar da soylarını Türki-bozkır dünyasıyla ortak mitik şecere havuzuna çekmiştir.
5
9
3
84
60,349
Babası Vardarlı olduğu için Barbaros’a Arnavut diyen de var, adı Yakup olduğu için Yahudi diyen de. Oysa Rumeli 14. yüzyıldan itibaren Türkler tarafından fethedilmişti ve Vardar’da yoğun Türk nüfusu yaşıyordu, yani Vardarlı olmak Arnavut olmak anlamına gelmez. Diğer iddia ise daha saçmadır. Yakup bir peygamber adıdır ve Müslüman Türkler bu adı çocuklarına sıklıkla verir. Sipahi, Osmanlı’nın hizmetlerine karşılık tımar (toprak geliri) verdiği askeri sınıfa denir. Barbaros Hayreddin, Vardar sipahisi Yakup Ağa’nın oğludur (Kendi yazdırdığı hatıratı: Seyyid Muradi, Gazavat-ı Hayreddin Paşa). Yakup Ağa’nın babası da sipahidir. Yakup Ağa 1462 Midilli Seferi’ne katılmış ve fethin ardından kalede görevlendirilen muhafızlar arasında adada ilk evlenen olmuştur. Barbaros da burada doğmuştur. Babasının Midilli Kalesi’ndeki kitabesi: "Bunu Adem oğlu Emir Yakup 890 senesinde yapmıştır." (1485) Kendisinin Cezayir hakimiyken yaptırdığı caminin kitabesi: "Gaza sultanı, efendimiz Hayreddin; ünlü emir, gaza eri, Ebû Yûsuf Ya‘kūb et-Türki’nin oğlu." (1520) Bu kitabede Hayreddin + baba adı Yakup + şehrin hakimi bilgisine denk gelen kişi et-Türki, Barbaros Hayreddin Paşa’dır. Kitabe Fransız istihkamınca 1855’te sökülmüş, 1874’te Albert Devoulx tarafından kayıt altına alınmıştır.
Bir çarpıtma hatta iftira örneği; Barbaros Hayreddin Paşa'nın Sefarat Yahudisi olduğunu isminin Arielos Barbaros olduğunu, babası Yakup Ağa'nın II.Beyazıd devrinde geldiğini söylüyor, halbuki Barbaros ismi Avrupalıların taktığı lakap ismi Hızır, babası Fatih devri sipahilerinden
4
16
1,716
Adam, Mevlana’daki Türkleri üstün gören beyti Türkleri aşağılamak şeklinde çeviriyor. Beytin aslı: “Haşa, Allah için; Türk bir nara attı mı köpek nedir ki? Erkek arslan bile kan kusar.” Yani Türk’ün narasının korkunç ve üstün olduğunu anlatıyor. Bunu “Türk havlar” şeklinde söyleyerek anlamı tersine çeviriyor. Zaten bağlamda “eûzü” ve kapıdaki köpek temsili vardır: Türk otağ sahibi ve kuvvet timsalidir, köpek ise onun kapısındadır.
58
56
16
390
87,153
Büyük Türk sultanlarından Celaleddin Harezmşah’ın hayatı çok fırtınalı geçmiştir. Moğolların yükselişi Çin’den Anadolu’ya, Rus’tan İran’a dünyanın düzenini değiştiren bir şoktu. Bu şoka Harezmşah hükümdarı Celaleddin de yakalandı. On bir yıl Moğollarla mücadele etti. Pervan’da kazandı, İndus Muharebesi’ni kaybedince nehri atıyla geçip Hindistan’a kaçtı. Oradan geri döndüğünde Azerbaycan’ı yurt edinmek istedi, Moğollar tekrar karşısına çıktı. Cengiz Han’la savaşmış, Moğollara büyük direniş göstermiş Harezmşah sultanı, Anadolu’da, Silvan’da, 13. yüzyıl tarihçilerinden Cüveyni’nin anlatısına göre “ne yaptıklarını, nasıl bir av yakaladıklarını bilmeyen” eşkıyalar tarafından elbisesi için öldürüldü. Dicle Köprüsü yanında Moğollardan gece baskını yemiş, maiyeti öldürülüp dağılmıştı. Eşkıyalar onu tek başınayken Silvan dağlarında vurdu. Moğol istilası ve Harezmşah Devleti’nin yıkılışı aynı zamanda Anadolu’ya büyük bir Türk göçüne de sebep olmuştur. Horasan’dan, Maveraünnehir’den ve Azerbaycan’dan Türkmenler kitleler halinde Selçuklu topraklarına göç ettiler. Bu, Türklerin Anadolu’ya 11. yüzyıldan sonraki en büyük kitlesel göç dalgalarından birisiydi.
“Moğol istilasından kaçan Celaleddin Harzemşah ile buralara gelen Harzemliler’le diğer Türkmen boylarının, Celaleddin Harzemşah’ın Silvan’ın kuzeyindeki dağlarda Kürt şakileri tarafından öldürülmesinden sonra Moğolların takibinden kurtulmak için eskilerin Derksen dedikleri Dersim (Tunceli) dağlarına sığınmış oldukları tarihi bir gerçektir. Hozat bölgesinde Tacikbaba (Dojikbaba) dağının tepesindeki sembolik mezar, Zazalar’ca Celaleddin Harzemşah’ın gömüldüğü yer olarak takdis ve ziyaret edilir. Tıpkı diğer Kürt boyları gibi bu Harzemli Türkler, sığındıkları dağlık bölgede otoktonlarla kaynaşmış, dillerini karıştırmış, asıllarını unutmuşlardır. 1937’de Tunceli’de incelemeler yaparken yaşlı Zazalar bana, güzel bir Türkçe ile “Biz Horasan’dan gelmiş Türkük...” demişler ve bunda ısrar etmişlerdi. Benim de Dersim’de bulduğum kıymetli belgeler, yerlilerin deyişlerini doğrulamaktadır.” Nazmi Sevgen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türk Beylikleri, Haz. Ş. K. Seferoğlu-H. K. Türközü, Ankara 1982, s. 3.
1
23
71,946
Adamlar, Türkiye’nin toprak bütünlüğü hariç tüm dünyanın toprak bütünlüğünü savunuyor.
Türk ordusu Yemen'e karşı savaşmaya mı gidecek? Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, NTV'de yaptığı açıklamalarda Suudi Arabistan'a yeniden desteğini açıkladı ve dikkat çekici ifadeler kullandı: "Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğüne, egemenliğine, altyapısına yönelik çok ciddi saldırıların olduğunu görüyoruz. Yani bizim anlaşmamıza baktığımız zaman da, burada ülkelerin birbirlerine karşı bir müttefiklik sorumluluğu var. Cumhurbaşkanımız da biliyorsunuz gerçekten sözünün eri olan bir lider. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz."
28
379
8
2,960
33,256
Neden söz verdiğini bilen var mı? PKK’ya her türlü taviz verildi, terör örgütü silah bırakmadı. Suriye için Türkiye en ağır yükün altına girdi, eli boş kaldı. Türkiye ne aldı ki Suudi Arabistan’ı savunmak gibi ağır bir yükümlülüğün altına girdi? Suudi Arabistan’dan bir trilyon dolar alan ABD neden savunmuyor?
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan: "Husilerle ilgili sorun 10 yıldır var. Suudi Arabistan'a ciddi bir saldırı var ve bizde sözümüzün eriyiz."
1
11
993
Uygur, Özbek, Kırgız, Kazak Türk topluluklarıdır, çünkü MS 6. yüzyılda Göktürk Devleti neredeyse bütün Türk boylarını Türk kimliği altında topladı. Yazılı kayıtlara da geçen bu etnik-siyasi ve kurumsal (devlet) Türk üst kimliği yüzünden bu dil ailesinin adı Türk dil ailesidir. Peki Zaza, Kırmanc (Kürt), Fars, Lor, Tacik gibi İrani halkların üst kimliği Kırmanc (Kürt) müdür? Değildir, çünkü bu dil Kırmanclar arasında doğmamıştır. Devlet düzeyinde Sasaniler MS 300’lerde “Ērān” (İran) kimliğini kullanmışken, Kırmanc/Kürt kimliğinin ortaya çıkması çok yeni bir olgudur. Bugünkü İran Platosu’nda ve Zagros’ta Aryan göçünden önce bugün bildiğimiz Farsça, Kurmanci, Zazaca gibi İrani diller konuşulmuyordu. İrani dillerin Orta Asya steplerinde Sintashta-Andronovo kültüründe doğduğu konusunda konsensüs vardır. Ve bu İrani diller, step soylu, eski dönemlerde Arya (eski İran dillerindeki airya; soylu, asil insan, efendi anlamına gelir) olarak adlandırılan küçük topluluklar tarafından İran coğrafyasına yayılmıştır. Bu dillerin kaynağının Kurmanclar değil, Aryalar olması sebebiyle de bu dil ailesinin adı İrani dillerdir. İrani diller bozkırdan platoya, daha sonra dağlık bölgelerde yaşayan, Zagros/İran Platosu genetik temelli topluluklarda yayılmıştır. Yani İran’da ve Zagros’ta dil değişimi oradaki nüfusun değişimiyle değil, yerli nüfusun Aryaların getirdiği İrani dili kabullenmesiyle/kabullendirilmesiyle olmuştur.
BU CAHİLLERE GÖRE 1) TÜRK TOPLULUKLARI (Uygur, Özbek, Kırgız, Kazak vd) VAR ama KÜRD TOPLULUKLARI (Zaza, Kurmanc, Soran, Goran vd) YOK. Bu cahillere göre; Uygurca, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca, İstanbul Türkçesi var ama Zazakî, Kurmancî, Soranî, Goranî, Lori vd Kürdçesi yok.
7
7
2
55
84,058
Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir kısmında Türkçeden başka bir dili resmiyette yerleştirmeye çalışmak, devletin birliğine ve ülkenin bütünlüğüne karşı işlenmiş bir fiildir. Resmi tabelada, resmi işlemde Türkçe yerine başka bir dilin devlet otoritesi gibi yerleştirilmesiyle “bu bölgede idare artık aynı hukuki düzene bağlı değil” mesajı verilmekte ve bölge Devlet idaresinden ayrılmaya çalışılmaktadır. Bu, turistik amaçla kullanılan başka dilli tabelalarla hiçbir şekilde benzeşmeyen resmi otorite görünümü üzerinden bölücülük suçudur.
Samimiyet gerçekten başka bir şey Bir uygulamayı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yapınca yeni çözüm süreci olmuyor ama 2012’den beri devam eden süreç Diyarbakır’da olunca yeni çözüm süreci oluyor Diyarbakır’da 2014’ten beri kullanılan Türkçe-Kürtçe tabelalar ile 2012’den beri devam eden Zazaca seçmeli ders uygulaması, yeni çözüm sürecinin sonuçları gibi gösterildi. Oysa Türkiye’de devletin TRT Kürdi kanalı var, yayın yapıyor Okullarda Kürtçe, Zazaca, Abazaca, Adigece, Arnavutça ve Lazca seçmeli dersler 2012’de başladı. Üniversitelerde Kürtçe ve Zazaca bölümler mevcut. Mardin Artuklu, Bingöl, Muş Alparslan ve Munzur üniversitelerindeki, "Kürt Dili ve Edebiyatı" ile "Zaza Dili ve Edebiyatı" bölümleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde daha önce Türkçe, İngilizce ve Arapça dillerinde hizmet veren Çözüm Merkezi ALO 153, bugün itibarıyla Kürtçe’nin Kurmancî lehçesini de ekledi. Milli Eğitim Bakanlığı, Zazacayı Yaşayan Diller ve Lehçeler Dersi kapsamından çıkararak bağımsız bir öğretim programı ve müfredatla okutulmasına karar verdi. Bingöl, Munzur ve Ankara üniversitelerinden akademisyenler ile Zazaca öğretmenlerinin hazırladığı yaklaşık 200 sayfalık program, Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından onaylandı. İnsanın ideolojisi ne olursa olsun kendisi için istediğini yanıbaşındaki insan için isteyemiyorsa o insanda bir sorun var. Yeni sürece itirazlar olabilir ama bu itirazları böyle ucuz malzemelerle yapmamak lazım
1
7
1
33
77,354
Hiçbir turistik İngilizce/Arapça tabela “devlet otoritesi” iddiası taşımaz. Bu tabelaların Türkçe bilmeyen turistlere yol gösterme amaçlı olduğu çok açıktır. Terör örgütünün Kürdistan haritalarında kullandığı şehir tanımlamalarını belediye ve Karayolları tabelalarında kullanmak ise bölgede devletten başka ikinci bir devlet otoritesi şeklinde okunur. Bu suçtur.
1
6
487