Tuncay Tunç (@tctunc) header
Tuncay Tunç (@tctunc) profile picture

Fizik,Eğitim

Joined December 2009
Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)Photo by Tuncay Tunç (@tctunc)
Tuncay Tunç retweeted
Yükseköğretimde müfredatların sadeleştirilmesi, yalnızca ders sayılarının azaltılması olarak görülmemeli. Asıl mesele, akademik programlarımızın hangi esaslara göre şekillendiğidir. Bir programın dersleri, öncelikle o alanın bilimsel temelleri ve mezunlarından beklenen yeterlilikler dikkate alınarak belirlenmelidir. Bunun için üniversitelerimizin yerleşik uygulamalarını gözden geçirmesi, derslerin gerekliliğini ve içeriklerini yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Hocaya göre ders değil, derse göre hoca anlayışını yerleştirmeliyiz.
34
43
16
184
39,868
Tuncay Tunç retweeted
💢Ezberlenmiş dini retorikler, adaleti sanki titizce veriyormuş havasındaki üsttenci söylemler, sınırsız özgüven ve makam sarhoşluğu ile söylemlerden kopukluk. İşte @drbetulsayan'ın Türkiye tarihine geçen rezil ve hazin sonu. Çocuklarınızı haramdan koruyun. Asla böyle olmasınlar.
13
1
40
6,295
Simyacılar yüzlerce yıl tenekeyi altına çevirmek için çalıştılar. Ama formülü bulamadılar. Simya, 21. yüzyılda Türkiye’de başardı. Düşünsenize 163 milyon 46 bin lira yatırıyorsunuz 5 ay sonra 2.17 milyar oluyor. Ayağa kalkın simyacılar, büyüğünüz geldi…
145
1,066
34
5,938
90,606
Tuncay Tunç retweeted
Her üniversitenin daha iyi öğrenci ve akademisyen çekebilmek için kurması gereken iç kalite güvence sistemi,maalesef yükseköğretimde kalite kavramının paydaşlarca bürokratik bir zorunluluk olarak algılanması nedeniyle tüm süreçlerde “mış gibi yapma” tehlikesiyle karşı karşıyadır
14
7
110
9,297
Tuncay Tunç retweeted
Türkiye’de Kaç Bin Sahte Akademisyen Var? Edip Yüksel 9 Ağustos 2026 Geçen gün Türkiye’den beni arayan tanıdık genç bir kadına yaptığı işi sordum: + Ne iş yapıyorsun? - Tez yazıyorum. + Konu ne? - Değişik. + Nasıl? - Çoğunlukla ilahiyat, tarih, işletme, hukuk, mühendislik alanlarında siparişle master ve doktora tezleri ile akademik makaleler yazıyorum. + İnanamıyorum. Böyle iş mi olur? - Hem de nasıl. Çok kârlı bir iş. + Ne zamandan beri? - Altı yıldır full time bu işi yapıyorum. + Şaka yapıyorsun. - Yok, ciddiyim. Benim gibi profesyonel tez ve makale yazanlar var. + Şu ana kadar kaç adet yazdın? - 2000’i geçmiştir. Yaklaşık 400’ü doktora tezi. + Bu hem suç hem günah. Sahte tez yazdıranların listesini ifşa etmelisin. - Yapamam. Onlara gizlilik sözü verdim. Zaten tezleri yazıp gönderdikten sonra siliyorum. Arşivimde tutmuyorum. Evet, inanılmaz bir durum. Konuştuğum kişinin doğru söylediğinden eminim. Burada ve medyada çeşitli alanlarda Prof., Doç., Dr., ünvanları ile konuşan bir sürü cahil ve yeteneksiz demek ki diplomalarını ve kariyerlerini ücretle tez yazan yetenekli uzmanlara borçlular. Yıllar önce, dünya çapında ödüllü bir ekonomist olarak lanse edilen Haydar Baş’ın ödüllerinin hapsini, evet hapsini parayla sahte ödül uyduran sabıkalı bir Amerikan şirketinden herbirisi icin birkaç yüz dolar ödeyerek satın aldığını fark etmiş ve YouTube kanalımda kanıtlarıyla ifşa etmiştim. Türkiye’de Haydar Baş gibi binlerce sahte akademisyen maalesef bilim yerine hurafe ve palavra üretiyor. Üstelik bu hizmetleri (!) için maaş alıyorlar, alkış topluyorlar!
DEÜ eski rektörü Nükhet Hotar döneminde, üniversitenin eski Edebiyat Fakültesi Dekanlığına vekaleten atanan Prof. Dr. Türkmen Töreli’nin doçentlik başvurusunda intihal yaptığının kesinleşmesinin ardından doçentlik unvanı geri alındı evrensel.net/haber/5995473/i…
29
39
1
209
44,039
Hükümet bir mümeyyizi müdür tayin etmekle mümeyyiz, müdür olur gider. Müdürün vazifelerini de mükemmelen yapar. Fakat bir cahil adam profesör tayin edilmekle katiyen âlim olamaz. Sadi Maksudi Arsal
1
1
5
595
Tuncay Tunç retweeted
Dedi ve gitti..
55
250
13
3,904
241,815
Tuncay Tunç retweeted
🧠 Warren Buffett: “Hayatta istediğim her şeye sahibim.” “Bir yerine on evim olabilirdi. Daha mutlu olur muydum? Asla. İki yerine on arabam olabilirdi. Daha mutlu olmazdım. Bu beni çıldırtırdı.” ↓ “400 metrelik bir yatım olabilirdi. Ama o zaman onlarca kişilik mürettebatı yönetmek zorunda kalırdım. Bazıları benden çalardı. Bazıları birbiriyle kavga ederdi. Kim bilir daha neler olurdu? Gemi kaptanı olmak isteseydim başka bir mesleğe girerdim.” ↓ İnsanlar zenginliğin daha fazla şeye sahip olmak olduğunu düşünüyor. Oysa gerçek zenginlik; İstemediğin şeyleri satın almak zorunda olmamak, İstemediğin insanlarla çalışmak zorunda olmamak, Ve zamanını istediğin gibi kullanabilmektir. Finansal özgürlüğün özü budur. (Charlie Rose, 2009)
129
2,396
163
12,716
762,646
Tekrarlanamayan (replication başarısız olan) çalışmalar, başarılı şekilde tekrarlanabilen çalışmalardan daha fazla atıf alıyor. * Filim adamlarının çalışmaları, bilim adamlarının çalışmalarından daha fazla dikkat çekiyor.
5
1
30
4,403
Beyin göçü sadece donanımlı ve iyi eğitim almış insanların yurt dışına gitmesi değildir. İmkan tanındığında, büyük buluşlara imza atacak kalifiye insanların basit ve rutin işlere mahkum edilmesi de beyin göçüdür. Liyakatsizliklerden yılan insanların, kendi kabuğuna çekilmesi de..
81
883
24
5,616
109,914
Tuncay Tunç retweeted
708 GB Boyut.. 159 MP Çözünürlük.. İstiflenmiş ~81.000 görüntü.. Şimdiye kadar gördüğünüz tüm Ay fotoğraflarını unutun! İlginç yüzey detaylarını içeren, şimdiye kadarki en gelişmiş Ay fotoğrafçılığı çalışmalarından birisi.. [📹 Darya Kawa Mirza]
9
63
3
494
35,630
Tuncay Tunç retweeted
Bugün çok daha net şekilde görülmektedir ki Türkiye'de akademi 3 maymun olayını aşmış 4.maymunu oynama sürecindedir! 4.maymunun işlevi nedir? "Herşeyin farkındayım, ama yüreğim yetmiyor!" Yüreği yetenlerin sayısı yetmeyenlerden fazla olmadıkça mevcut sorunları aşmak mümkün değildir.
3
14
1,835
Tuncay Tunç retweeted
Saatte 80 km hızla giden bir kamyonun arkasından, yine saatte 80 km hızla ters yönde fırlatma.
38
146
15
1,616
218,492
Akademik yapılar açısından en tehlikeli insan tipi, entelektüel olarak yetersiz olduğu hâlde bunu başka yollarla telafi etmeye çalışan kişilerdir. Bu kişiler okumayı, yazmayı ve üretmeyi sevmez; fakat akademik çevrelerde unvan, makam ve statü sahibi olmaya büyük bir tutkuyla bağlanırlar. Çünkü onlar için akademi, bilgi üretiminin değil, sembolik iktidarın alanıdır. Statü arayışı, çoğu zaman derin bir yetersizlik duygusunun dışa vurumudur. Günlük dilde “aşağılık kompleksi” olarak adlandırılan bu durum, Alfred Adler’in tanımladığı biçimiyle üstünlük kompleksi şeklinde tezahür eder. Yani birey, kendisini yetersiz hissettikçe bu eksikliği güç, mevki ve otorite üzerinden telafi etmeye çalışır. Akademik unvan, bu kişiler için entelektüel bir emeğin sonucu değil; psikolojik bir savunma mekanizmasıdır. Bilgi üretmeyen fakat bilgiyi hızla ve yüzeysel biçimde tüketen bu çevreler, akademinin asli işlevini aşındırır. Metinleri anlamadan çoğaltan, kavramları içselleştirmeden tekrarlayan, atıf sayısını düşüncenin önüne koyan bu zihniyet; akademiyi bir düşünce alanı olmaktan çıkarıp bürokratik bir sertifika rejimine dönüştürür. Asıl tehlike, bu yetersizliğin kurumsallaşmasıdır. Çünkü bu tipler zamanla karar verici pozisyonlara gelir, nitelikli üretimi tehdit olarak algılar ve kendilerinden daha donanımlı olanları sistem dışına iter. Böylece akademik ortam, eleştirel düşüncenin değil, itaatin; bilginin değil, görünürlüğün ödüllendirildiği bir yapıya evrilir. Sonuçta akademik çöküş, dış baskılarla değil; içeride bilgiye mesafeli ama güce yakın aktörlerin çoğalmasıyla başlar. Akademiyi ayakta tutan şey unvanlar değil, metinlerdir; makamlar değil, sorular; hiyerarşi değil, entelektüel cesarettir.
30
208
37
1,243
89,995
Tuncay Tunç retweeted
Akademik tükenmişlik, çok çalışmak değildir; anlam kaybıdır. Sürekli sayısal çıktılarla görünür hâle gelme sevdası, önde olma hırsı ve medyatik olma hayali eklendiğinde akademi hızla bir vitrine dönüşür. Bilim hakikat arayışı olmaktan çıkıp sayısal çıktılara indirgenir; başarı içsel tatminden değil, alkıştan ölçülür. Bu süreçte akademisyen düşünen özne olmaktan çıkar, ölçülen nesneye dönüşür. Akademik tükenmişlik depresyon değildir ama ihmal edilirse ona zemin hazırlar; çünkü asıl soru cevapsız kalır: “Yaptığım şey hala anlamlı mı?” Sorun dayanıklılık değil, akademinin anlam krizidir.
7
58
2
478
36,153
Tuncay Tunç retweeted
Yönetmen Necmi Sancak; "Kazandığım en iyi film ödülünün artık hak ettiği yer burası: Çöp.
221
3,273
126
13,778
481,626
Tuncay Tunç retweeted
Türkiye akademisinin rezil bir uygulaması var. İsmi “Akademik Teşvik.” Aralık ayı geldiğinde, hiçbir editör denetimi ve hakem değerlendirmesinden geçmeyen kitaplar, sadece ticari amaçlarla kurulmuş yayınevlerince, yayıncının dizgi hariç bir denetimi olmadan basılır.
28
24
13
355
70,207
Venezüela bize ne diyor? Dünyada en fazla petrol rezervi olan ülke yaklaşık 303 milyar varil ile Venezuela’dır. Suudi Arabistan’ın rezervi yaklaşık 297 milyar varildir ve ikinci sıradadır. Yani petrol ve doğalgaz deyince ilk aklımıza gelmesi gereken ülke Venezüela’dır. Ondan sonra Suudi Arabistan gelir. Şimdi Venezüela’yı konuşacak isek önce Hugo Chavez’i hatırlayalım. Chavez, 1999-2013 yılları arasında başkanlık yapmıştı. ABD’ye karşı en açık ve sistematik meydan okuyan liderlerden biriydi. Petrolü ABD şirketlerinin kontrolünden çıkardı ve millileştirdi. Petrol gelirlerini halka ve sosyal programlara yönlendirdi. Latin Amerika’da ABD hegemonyasına alternatif bir blok oluşturdu. Küba ile stratejik ittifak yaptı. Rusya, Çin ve İran ile ilişkileri derinleştirdi. Chavez, 2013’te resmî olarak kanserden öldü. Ancak ölümü bölgede hep şüpheyle anıldı. Çünkü aynı dönemde sadece Chavez değil Lula (Brezilya), Kirchner (Arjantin), Lugo (Paraguay) gibi ABD karşıtı liderlerin de kanser olması dikkat çekti. Nitekim kendisi bizzat, “Beni zehirlemiş olabilirler” imasında da bulundu. Somut bir kanıt yok ama biyolojik suikast ihtimali hiç kapanmadı. Peki, Maduro nasıl ortaya çıktı? Eski otobüs şoförü ve Sendikacı kökenli Maduro, Chavez’in en sadık adamlarından biriydi. Dışişleri Bakanlığı ve başkan yardımcılığı yaptı. Chavez, ölümünden önce yaptığı bir konuşmada, “Eğer bana bir şey olursa, Nicolas Maduro’ya oy verin” diyerek onu meşru halefi olarak ilan etti. Kısacası Maduro, Chavez’in kurduğu sistemi devraldı. Aynı şekilde devam ettirerek bu güne kadar geldi. Maduro, neler yaşadı? Maduro, Chavez’in ölümünden sonra yapılan ilk seçimde devlet başkanı seçildi (2014). Seçim sonucuna muhalefet itiraz etti. Bu itirazlar ABD ve Batı’da hep gündemde tutuldu. Muhalefet değişik şekillerde desteklendi. Böylelikle derin bir siyasi kutuplaşma da başlatılmış oldu. Maduro ile birlikte ekonomik büyüme yavaşladı. Enflasyon yükseldi; temel gıda ve ürünlerde kıtlık yaşandı. Halkın memnuniyetsizliği protestolara dönüştü. Düşen petrol fiyatları ekonomiyi daha da zayıflattı. Petrol üretimi azaldı. Venezuela resmen hiperenflasyona girdi. Hükümet ekonomik istikrarı sağlamakta zorlandı. 20 Mayıs 2018 seçimlerinde Maduro ikinci kez başkan olarak seçildi. Sonuçlar yine geniş eleştirilere ve protestolara yol açtı. Devam eden ekonomik zorluklara 2020 – 2021 COVID-19 baskısı da eklendi. 2024 yılı Temmuz’unda yapılan seçimlerde Maduro üçüncü dönem için de seçildi. Lakin muhalefetin sonuçlara tepkisi çok daha büyük oldu. ABD ve Batı’nın önderliğinde, uluslararası yaptırımlar daha da artırıldı. Petrol üretimi daha da azaldı ve gelirleri düşük seviyelerde seyretti. Ülkenin uluslararası finansman zorlukları devam etti. 2025 yılı sonunda ABD, Venezuela’ya yönelik petrol sektörüne ilişkin yaptırımları olağanüstü artırdı. Liman ve enerji altyapısına yönelik sınırlamalar uyguladı. Bütün ülkeyi ablukaya aldı. Bunun üzerine Maduro, ülkenin “varoluşsal bir dönemden geçtiğini” söyledi. Yine de iç muhalif baskı ve dış stratejik gerilimler arasında pozisyonunu korumaya çalıştı. 3 Ocak 2026 tarihinde, ABD ordusu bir askeri operasyon düzenleyerek Maduro ve ailesini yakaladığını ilan etti. Tabi burada Maduro’yu, en yakınındakilerin ABD’ye teslim ettiğini söyleyebiliriz. Bu tür teslimat, hiç kimse için şaşırtıcı olmaz çünkü ABD’nin çalışma tarzı hep böyle oldu. İşini bitirdiklerini hep en yakınındaki adamlarından satın aldı. Zaten ABD ile çalışmaya hazır yeterinden fazla insan var. Şimdi de öyle olduğunu anlıyoruz. Detaylar zamanla ortaya çıkar. Hatta, filmlerini dahi yaparlar. ABD Başkanı Trump, Maduro'nun yakalanması operasyonunun ardından ABD'nin Venezuela'nın petrol endüstrisine "çok güçlü bir şekilde müdahil olacağını" söyledi. Kısacası, ABD dünyanın en büyük petrol yataklarına çöktü. Bunu da demokrasi adına, Maduro’yu şeytanlaştırarak yaptı. İşte size görünen tablonun özeti budur. Size yeterli gelmedi, sizi tatmin etmedi değil mi? Evet, görünen bu ama beni de tatmin etmedi. Başka bir okuma daha yapmak lazım. Peki, bütün bu olan biteni farklı bir şekilde okumak mümkün müdür? Burada, bir farklı senaryo çalışılmış olabilir mi? Elbette, olabilir. Olabilir çünkü ABD, Chavez’in 1999 yılında iktidara gelmesinden bu yana Venezüela ile bir şekilde işlerini yürütüyordu. Çeyrek asırdır, görünürde kavga olsa da ticari işler yolunda idi. Peki, ne oldu da ABD dünyanın en büyük petrol rezervine el koydu? Bunu çözümlemek için soruyu şu şekilde sormak lazım. ABD’nin bu kadar büyük bir petrol sahasına ihtiyacı var mıdır? Normalde yoktur. Peki, hangi durumda böyle bir ihtiyaç ortaya çıkabilir? Eğer, Ortadoğu’da bölgesel bir savaş olacaksa, ABD için böyle bir ihtiyaç acilen ortaya çıkacaktır. Böyle bir olasılık çok arttı ise o da şimdiden tedbirini alıyor olabilir! Şimdi taşları şu şekilde yeniden dizelim ve önümüze çıkan fotoğrafı yeniden okuyalım. Bu olan biteni, Ortadoğu’da büyük bir savaşa son hazırlık olarak okuyabiliriz. ABD, Venezüela petrolüne el koyarak kendi tedariğini şimdiden teminat altına alıyor. Senaryo kuvvetle muhtemel şu şekilde oluşuyor. İsrail Gazze’yi yerle bir etti. 380 bini çocuk ve kadın olmak üzere yaklaşık 680 bin sivil katletti. ABD’yi araya sokarak bir duraklama devresi yaşıyorlar. Lakin bu duraklama barış anlamına gelmiyor. Bu süreçte, İsrail ABD ile birlikte Suriye’yi yeniden tanzim ediyor ve bizim kuzey sınırımız boyunca bir terör yapısı oluşturuyor. İran’ı aktif olarak tehdit ediyor. Yemen’de operasyonlar yapıyor. Yemen’in karşısında Somali içerisinde Somaliland diye bir askeri mevzi oluşturmaya çalışıyor. Güney Kıbrıs’ta ve Adalar Denizi’nde askeri yığınaklar yapıyor. İsrail Başbakanı Netanyahu sürekli ABD’ye giderek Trump ile planları bizzat gözden geçiriyor. 2025 Aralık sonunda beşinci kez giderek görüştü. Bu görüşmede bölgede var olan büyük bir devlete yönelik operasyonlar konuşuldu. Türkiye’nin bu operasyonlara karışmaması için ABD’den araya girmesini istedi. ABD de gerekli teminatları verdi ki bunu destekler açıklamaları oldu. Lakin ABD şunu da gördü. Eğer bölgede İran ile bir savaş yaşanırsa, bölgeden petrol sevkiyatları durur. Bundan en çok ABD ekonomisi etkilenir. İşte bu etkilenmeyi minimuma indirmek için Venezüela petrollerine el koydu. Yakında Venezüela’ya kendine bağlı bir başkan tayin edecek ve yine Trump’ın ifadesi ile çok güçlü bir şekilde petrol istihsaline başlayacaktır. Zaten böyle bir durumda petrol fiyatları da çok çok artar. ABD bundan büyük kârlar yapar. Ortadoğu’daki petrol zengini devletler yeterince petrol ihraç edemeyecekleri için kaybederler. Hatta borçlanırlar. Bu da yine ABD ve Batı’nın işine yarar. Böyle bir ekonomik gelişmeden Rusya ve Çin de istifade eder! ABD’ye göre bu da onların “sus payı” olur. Bu kargaşa ortamında Batı Avrupa da “Birleşik Kıbrıs” diye diye Doğu Akdeniz petrol ve doğal gazının hem tedarikçisi hem de müşterisi olur! Yani Avrupa da, Doğu Akdeniz gazına ve petrolüne musallat olur. Türkiye ise her şeye rağmen harekete geçmeye kalkarsa hem güneyden terör oluşumu ile hem de Batı’dan Yunanistan üzerinden baskı altında kalır. Tabi geçmez ise de ekonomik, sosyal ve siyasal olarak kaybeder. Ardından da çökertilir. İşte bütün bunlar olurken ABD ve Batı, petrolünü Venezüela kaynaklarından temin eder. Sonra işleri bittiğinde, ekonomik olarak çökmüş ve yıpranmış bölge ülkeleri ile masaya otururlar. Hem bu kaynakları hem de sınırları istedikleri gibi yeniden tanzim ederler. İşte size, ana hatlarıyla, Ortadoğu’da öngörebildiğimiz oyun kurgusu. Türkiye, bu kurguyu hafife almamalıdır. Bazı önleyici ve milli adımları atmada tereddüt yaşamamalıdır. Acırsanız, acınacak hale gelirsiniz. Her şey gözümüzün önünde oynanıyor. Cambaza bakmanın zamanı değildir. Uyumanın zamanı ise hiç değildir. Meşhur Nefes Filmi repliğinde dediği gibi; Uyursanız ölürsünüz.
92
686
58
1,804
197,299
Tuncay Tunç retweeted
Oytun Erbaş: Üniversitelere yardımı kesmemiz lazım. Üniversitelere yapılan yardımların yüzde 90'ı çöpe gidiyor, bütçeye yazık. E-5'in üstüne üniversite açılmış, doğru dürüst öğretim üyesi yok... Bilimsel araştırma da yok, yalandan bir şeyler yapılıyor.
128
332
39
2,811
251,506
Tuncay Tunç retweeted
Türkiye’nin en büyük hastalığı: vasatı eşitleyip iyi olanı küstürmektir. “Hepimiz akademisyeniz, hepimize zam” diyerek iyiyle kötüyü aynı torbaya atarsan sonuç: beyin göçü + şişmiş sistem + bitmeyen bütçe açığı olur. youtube.com/live/Zm-eF4bDFu0
1
8
1
74
13,709