
Culture and Trend Consultant | Co-founder and Editor-in-Chief of @bigumigu
Joined July 2007
- Tweets27.6K
- Following2.8K
- Followers75.2K
- Likes38.7K
Yalçın Pembecioğlu retweeted
Update: We have released a map of all the financial data on whofundedgenocide.com - which should make navigating and tracking the money easier for researchers.
It includes:
9641 entities
10,654 links involving money
1.1 billion dollars tracked
Links to the source for each finding
Downloadable database
You can access it here: whofundedgenocide.com/map
This research was done in collaboration with @GenXGirl1994 and @Wallface - follow them if you don't already.
We have also added sadawatch.com, a map tracking 124+ million flights and all flights carrying equipment to Israel.
You can access it here: sadawatch.com
Special thanks to our friend Petur Eggerz who built it, follow him on instagram: instagram.com/petur_eggerz
Two more tabs have also been added, one for intent and one for media.
'Intent' contains hundreds of verified quotes documenting explicit intent to commit genocide from Israeli officials.
'Media' contains 800+ Palestinian films, documentaries, and books that we will preserve from being erased.
God bless.
Yalçın Pembecioğlu retweeted
14. Canlandıranlar Film Festivali, 19-25 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek.
Festivalde gösterilecek uzun metraj animasyon filmler ise şunlar.
inanilmaz sacma bir cagda yasiyoruz. bentley yeni elektrikli suv’una ekledigi motor seslerini gercek muzik aletleriyle (davul, viyola, bas gitar) kaydetmis. sahte motor sesini produksiyon kalitesi ile premium yapmak nasil bir aklin urunudur?
Bozcaada Caz Festivali’ne geliyorsanız etkinliğime beklerim. 20 yılın trendlerini masaya yatırıcağız. Ücretsiz kayıt şuradan:
docs.google.com/forms/d/e/1F…
Geçen Trendler, Kalan İzler: Bigumigu’nun 20 Yıllık Arşivinden Bir Geçicilik Okuması bigumigu.com/haber/gecen-tre… #BozcaadaCazFestivali
Yalçın Pembecioğlu retweeted
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun bir resmini 4 metrelik mozaiğe dönüştüreceğiz.
Sonrada kentin bir kültür binasının cephesine asacağız. Şöyle yapacağız;
Bu yıl cuma, cumartesi, pazar 30 Ağustos’u 3 gün Hasanpaşa Gazhanesi bahçesinde kutlayacağız. Bahçenin tam ortasına dev bir masa kuracağız. Tüm gün bayrama katılan bütün İstanbullular bu masa başında Mustafa Pilevneli ve yardımcısı sanatçılarla birlikte bu mozaiği yapacaklar.
28, 29, 30 Ağustos tarihlerinde saat 15.00 - 19.00 arasında Müze Gazhane'ye bekliyoruz. ☀️🌿
Yalçın Pembecioğlu retweeted
Sosyal medya ortamında bu tür bir üslupla akademisyen taşlamanın ne ülkeye ne de rasyonel bir kamusal tartışmaya en ufak bir faydası var. Üstelik mesele, bu tartışmadaki pozisyonlardan hangisine kendinizi yakın hissettiğinizden de bağımsız.
Benim ayrıca takıldığım nokta, Berk Esen'den “Sabancı Üniversitesi'nde uyduruk bir tane akademisyen” diye söz edilmesi.
Bunu söyleyen kişi, Sabancı Vakfı'nın 17 sezondur yürüttüğü ve bizim de Mekanda Adalet Derneği ile geçmişte ödül aldığımız Fark Yaratanlar Programı'nın sunucusu. Program, “bütün bireylerin haklardan eşit yararlandığı bir toplum” hedefiyle çevre, eğitim, ekonomik gelişme, sağlık, toplumsal adalet ve yurttaş katılımı alanlarında çalışan kişi ve kurumları görünür kılıyor.
Hayali kurulan böyle bir toplumun medya dilinin bu olmadığı açık.
Elbette bir akademisyeni çok sert biçimde eleştirebilirsiniz; söylediklerini yanlış, taraflı, hatta niteliksiz bulabilirsiniz. Ama “uyduruk akademisyen” diye aşağılamak eleştiri değil, itibarsızlaştırma. Üstelik bunu çok geniş bir izleyici kitlesine sahip bir yayıncı olarak, kişiyi adeta hedefe koyan ve sosyal medya linçine açık hale getiren bir üslupla yapmak meselenin ağırlığını daha da artırıyor.
Eleştiri, söylenen söz ve ortaya konan argümanla uğraşır. Bir kişiyi kitlenin önüne atmak ise başka bir şeydir.
Böyle bir dili tercih ediyorsanız, küçümsediğiniz akademisyenin mensubu olduğu üniversitenin bağlı bulunduğu vakfın toplumsal fayda programının yüzü olmak tuhaf değil mi?
Cüneyt Özdemir’den Berk Esen’e: Sen kimsin seni referans alalım, uyduruk bir tane akademisyensin
Cüneyt Özdemir, YouTube kanalındaki değerlendirmesinde akademisyen Berk Esen’i eleştiri topuna tuttu:
“(Çerçeve yasa) Bu ülkenin entel danteli Güney Doğu'yu bilmiyor, 90'ları bilmiyor, faili meçhulleri bilmiyor.
O yüzden de böyle yavşak yavşak şey yapıyorlar "barış geliyor da nereye geliyor yani" böyle üstten bakmacı bir şeydeler.
Ya da diyorlar ki Erdoğan yapıyorsa kötü yapıyor.
Güney Doğu'daki değişimi, dönüşümü yaşayan bilir ya. Oradaki entel dantele beğendiremiyorsun. İyi de kardeşim silahlar susmuş böyle bir sürece girilmiş ne istiyorsun kardeşim?
Bu adamlara hiçbir şeyi beğendiremiyorsun. Berk Esen diyorum çok önemli bir insan olduğu için değil de Türkiye'deki yeni entel karikatürü adam.
"Cüneyt Özdemir böyle tweet atmamalı" Sana ne ulan, sen kimsin seni referans alalım? Sabancı Üniversitesi'nde uyduruk bir tane akademisyensin.”
Yalçın Pembecioğlu retweeted
eski hesabım erişime engellendi bu yeni hesabım. takip edip yayarsanız sevinirim🙏
Yalçın Pembecioğlu retweeted
Avrupa'da kuraklık nedeniyle nehirler kurudu ama AB ülkelerinde yıllık gıda enflasyonu yüzde 0,6.
Türkiye'de AYLIK gıda enflasyonu yüzde 1,61.
Aylık gıda enflasyonumuz listedeki 27 ülkenin yıllık gıda enflasyonundan daha yüksek.
Yapay Zekâ Kameralarına Karşı “Dijital Kamuflaj” bigumigu.com/haber/yapay-zek…
Yalçın Pembecioğlu retweeted
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Yalçın Pembecioğlu retweeted
Yeni yazı:































