C.Y was here. retweeted
Arnavutlar, tarihin en haklı protestolarından birini yapıyorlar. Hükümet , Ivanka Trump ile Jared Kushner'e ülkenin en kıymetli yerlerinden Sazan Adası ile Narta Lagünü'nü satmak istiyor. Halk buna isyan ediyor. Dünya denilen bu hamamın namusunu kurtaran protestolar. bunlar.
C.Y was here. retweeted
⚠️🔴 À REGARDER JUSQU'À LA FIN
JE NE PEUX PAS DÉCRIRE CE QUE JE VIENS DE VIVRE À MARSEILLE.
#17octobre
C.Y was here. retweeted
Avrupa'nın en çok çalışan, en az tatil yapan milleti olarak başarısız olduk, çünkü ahlaksızız. Daha ahlaklı olmak için manastıra kapanmalı, arpa lapasıyla beslenmeli, hatta yemeklerimize şap karıştırarak cinsellikten uzak durmalıyız. Ama sakın ha sermaye-emek ilişkisini düzeltmeyi, gelir adaletsizliklerini ortadan kaldırmayı falan konuşmayın. Ahlaksızlığın lüzumu yok şimdi.
🤖 Made with AI
C.Y was here. retweeted
„Hass auf Vermieter. Hass auf Rechte. Hass auf Deutsche. Hass auf Israel. Hass auf Reiche.“
Turk ordusu yaglanmaya baslandiysa, uzaktaki bir cepheye yakin zamanda 23 centlik ucuz asker ihtiyaci zuhur edecek demekki
When the Chinese army came pouring out of the mountains in November 1950 and the whole American Eighth Army was in danger of being wiped out, the unit that turned and fought a desperate rearguard to save it was not American. It was Turkish. And they fought with the bayonet.
Most people have no idea Turkey even sent troops to Korea. It did, a whole brigade of them, some of the toughest soldiers in the entire United Nations force. They arrived just in time to be thrown into the worst crisis of the war. In late November 1950, hundreds of thousands of Chinese soldiers had secretly crossed into Korea and launched a massive surprise offensive that shattered the UN advance and sent the Eighth Army reeling backward in what became one of the longest retreats in American military history.
The danger was that the retreat would turn into annihilation. The Chinese were trying to get around the flanks and behind the withdrawing Americans to cut them off and destroy them in the open, especially around a place called Kunuri. Somebody had to stand in the gap and hold the enemy back long enough for the main body to escape. That job fell to the Turkish Brigade.
What the Turks did over the next three days became legend among the men who witnessed it. Facing far larger Chinese forces, with communications cut and on bad ground, they dug in and fought. When the Chinese tried to swarm around their flanks and rear, the Turks did the thing that had gone out of fashion in modern war. They fixed bayonets and charged. In close, brutal, hand to hand fighting on the hills and in the valleys, they hurled the enemy back with cold steel, holding positions long after most units would have broken.
They paid a terrible price. Hundreds of Turkish soldiers were killed, wounded, or lost in those days of fighting. But their stand did exactly what it had to do. By absorbing the Chinese blow and refusing to break, the Turks bought the time the Eighth Army needed to pull back without being encircled and destroyed.
Even General MacArthur, not a man given to sharing credit, said it plainly. He told the American public that it was because of the Turks that the Eighth Army could withdraw without falling apart, that the UN forces had been saved from encirclement by the heroism the Turks had shown.
The Turkish soldiers earned a fearsome reputation in Korea for exactly this, ferocity, discipline, and a refusal to leave the field. And it forged a bond between Turkey and South Korea that is remarkably strong to this day, two countries that call each other brother nations because of what happened on those frozen hills. Yet in most Western tellings of the war, the men who saved the Eighth Army at Kunuri barely rate a sentence. They deserve a great deal more than that.
C.Y was here. retweeted
Emperyalizme karşı elde edilen zaferin üzerinden 104 yıl geçti. Aradan geçen yüz yıldan sonra ülkemiz bir kez daha emperyalist planların kuşatması altında.
1919 yılında Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının önderliğinde emperyalizme karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu mücadele, Sevr dayatmasına ve işgalcilere teslim olan köhnemiş saraya karşı yoksul Anadolu halkının biricik umudu haline geldi.
30 Ağustos Zaferi, her şeyden önce Anadolu halkının emperyalizme karşı gösterdiği eşsiz bağımsızlık iradesinin ve cephedeki kararlı direnişinin sonucudur. Bu ölüm kalım mücadelesinde, 1917 Ekim Devrimi ile kurulan devrimci ittifakın, Sovyetler Birliği’nin sağladığı lojistik ve diplomatik desteğin de büyük payı olmuştur. Başta İngiliz emperyalizmi olmak üzere karşıdevrim cephesine karşı elde edilen bu büyük askeri zafer; tebaadan yurttaşlığa geçişin, tarikat ve cemaatlerin tasfiyesinin ve bağımsız bir ülkenin de kapılarını aralamıştır. Cumhuriyet böylece kurulmuştur.
Bugün ülkemiz ve bölgemiz yine kanlı hesapların hedefindedir.
Yüz yıl önce bu topraklarda yenilgiye uğrayan emperyalistler, bugün yine aynı karanlık planları devreye sokmaktadır. Emperyalist güçler, sermaye sınıfı, işbirlikçi iktidarlar ve tarikatlar, bölgemizi yeniden kanlı bir savaş alanına çevirmiştir. AKP iktidarı ve Türkiye sermaye sınıfı, Yeni Osmanlıcılık hedefleriyle bölgesel gerilimleri beslemekte, emperyalist heveslerle ülkemizi maceraya sürüklemektedir.
Son çeyrek asırda Türkiye, emperyalizmin bölgesel stratejileriyle giderek daha fazla bütünleşme doğrultsunda bir eşiği aşmıştır. Cumhuriyet’in imzasını taşıyan tüm kamusal kaynaklar holdinglere teslim edilmiş, ülke tarikat ve cemaatlerin karanlığına bırakılmıştır. 103 yıl önce kurulan Cumhuriyet, sömürücülerin ve cumhuriyet düşmanlarının elbirliğiyle tasfiye edilmiştir.
104 yıl önceki zafer, bir halkın boyun eğmeyip ayağa kalkmasıyla, emperyalist işgalcilere ve işbirlikçi saltanata karşı saf tutmasıyla kazanıldı.
Bugün ülkemizin, sömürüden, gericilikten, savaştan ve bu çürümüş düzenden kurtulmasının tek yolu vardır: Halkın kendi kaderini eline alması, kurtarıcı beklemeden örgütlenip ayağa kalkması…
Yeni zafer, yerli ve yabancı patronlara, emperyalist ittifaklara, tarikat ve cemaat yapılanmalarına karşı tavizsiz bir mücadele yürütmekten doğacaktır.
Ülkemizin, holdinglerin ve emperyalist işgalcilerin egemenliğinden tamamen kurtulacağı emekçilerin cumhuriyetine ihtiyacı vardır.
Kurtuluş kendi kollarımızdadır.
Kate Bush şarkı söylemiyor, şarkıları şakıyor. Saka kuşu gibi brrr brrr öterek söylüyor şarkıları. Tiz sesini çok iyi yönettiği için bence
C.Y was here. retweeted
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
C.Y was here. retweeted
French fire fighters have been asking for more ressources and support for years.
Macron's response:
My goodness. Never seen anything quite like this just now on French news @le20hfrancetele
A quarter of a million people forced to leave their homes. Firemen exhausted in the unequal fight. Huge area around Bordeaux engulfed in flames
Please give it a watch
My Eng subtitles
C.Y was here. retweeted
Hakkı yenmiş, küçümsenmiş bir düşünce Mavi Anadoluculuk. Bugün yine anlıyoruz ki haklıydılar. Her zaman haklıydılar…
C.Y was here. retweeted
Notice how he is working and making a living while they’re doing fuck all?
🚨NEWS: A patriotic traffic cone chases away an illegal migrant in Glasgow
Readers added context they thought people might want to know
There is zero evidence the man who was assaulted in this video is an illegal migrant.
glasgowtimes.co.uk/news/scottish-…
uk.news.yahoo.com/far-thugs-atta…
C.Y was here. retweeted
O pico real do desempenho masculino é lutar contra o comunismo pra defender que os bilionários possam criar uma ilha pra abusar dos seus filhos ainda crianças.
É muita testosterona, meo...
C.Y was here. retweeted
Any true Irish person knows




























