Pinned Tweet
İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.
Amerikan psikoloji geleneğinde toplumsal sorunları bireyin içine taşıyan bakış neyse, bugün yoksulluğu insanın kahvesine, tüketimine ve disiplinsizliğine bağlayan ekonomi dili de biraz o. Sistemin ürettiği sorunu görünmez hâle getir, sonra hesabı bireye kes.
Mert Başaran:
“Şaka yapmıyorum; günde 150 lira kahveye para verirsen, ayda 4.500 lira, yılda yaklaşık 50.000 lira, 10 yılda 500.000 lira eder!”
“Bu parayı en kötü altınla değerlendirsen bile, zamanla bir daire parası çıkarabilirsin.”
“Benim sırf kahve parasıyla, coin’lerden bir tane çok lüks araba, iki tane daire alan arkadaşım var!”
Amerikan psikoloji geleneğinde toplumsal sorunları bireyin içine taşıyan bakış neyse, bugün yoksulluğu insanın kahvesine, tüketimine ve disiplinsizliğine bağlayan ekonomi dili de biraz o. Sistemin ürettiği sorunu görünmez hâle getir, sonra hesabı bireye kes.
Mehmet retweeted
Klinik psikoloji, kapitalizmin bir nevi "Ar-Ge ve bakım-onarım' departmanı gibi çalışarak, yıpranma maliyetini sistemin üzerinden alır ve doğrudan işçinin öznelliğine yıkar.
Örneğin: Ekonomide amortisman, bir makinenin ya da binanın üretim esnasında zamanla yıpranma aşınma ve eskime payıdır. Kapitalist bir işletme makinelerin yıpranma maliyetini bütçesine ekler ve onu tamir etmek ya da yenilemek için kaynak ayırır. Ancak sıra insan emeğine ve onun ruhsal yıpranmasına geldiğinde sistem bu maliyeti üstlenmek istemez.
İşte tam bu tıkanma anında devreye klinik psikoloji endüstrisi girer ve bu yıpranma maliyetini sistemin sırtından alıp işçinin öznelliğine şu mekanizmalarla yıkar:
Misal, iş yerindeki güvencesizlik, mobbing ve 'Up or Out' (Yukarı çık ya da dışarı çık) gibi yapısal şiddet biçimleri yüzünden ruhsal olarak çöken işçiye, "Sorun senin çocukluk şemalarında, kırılganlığında veya dayanıklılık (resilience) eksikliğinde" denir. Yani sömürücü sistem aklanırken, tedavi seans ve ilaç masrafları (yani bakım maliyeti) doğrudan işçinin kendi cebine ve omuzlarına yüklenir.
Böylece semptomun siyasetsizleştirilmesi meydana gelir yani işçinin öfkesi, yabancılaşması ve bedensel grevi, politik birer itiraz odağı olmaktan çıkarılarak "Majör Depresif Bozukluk" gibi klinik kodlarla nötralize edilir. Öfke örgütlenip sisteme yöneleceğine, tanı kodlarıyla bireyin içine gömülür ve evcilleştirilir.
Terapide sunulan mindfulness, öz-şefkat pratikleri veya kişisel iyi oluş reçeteleri gibi çözümler işçiyi yapısal olarak dönüştürmeyi değil pazar gecesi onun ruhsal vidalarını biraz sıkıştırıp pazartesi sabahı aynı sömürü çarkına sorunsuz bir şekilde geri fırlatmayı amaçlar.
Mehmet retweeted
Vaka: "Tükenmişlik mi, Yoksa Performans Kırbacı Karşısında Bedenin Grevi mi?"
Danışan: 31 yaşında, uluslararası bir danışmanlık şirketinde Kıdemli Analist olarak çalışan, prestijli bir üniversiteden dereceyle mezun olmuş bir kadın.
Klinik Teşhis: Majör Depresif Bozukluk ve Burnout (Tükenmişlik Sendromu).
Semptomlar: Yataktan kalkamama, kronik yorgunluk, anhedoni (hayattan zevk alamama), derin bir anlamsızlık hissi, iş maillerine bakarken gelişen mide bulantısı.
Klinik Yanılgı: "Sınır Çizememe" ve "Mükemmeliyetçilik" Şablonu
Terapist, danışanın durumunu tamamen bireysel psikodinamik süreçlerle açıklar. Ona çocukluğunda ebeveynleri tarafından başarı odaklı büyütüldüğünü bu yüzden "mükemmeliyetçi bir şema" geliştirdiğini söyler.
Çözüm olarak: İş hayatında hayır demeyi öğrenmesi, iş-yaşam dengesini kurması ve öz-şefkat (self-compassion) pratikleri yapması önerilir. Terapiste göre sorun, genç kadının kendi sınırlarını koruyamamasıdır.
Oysa Sınıfsal Gerçek Tablo Şöyledir: Danışanın gecenin 11'inde maillere cevap vermesi içsel bir başarı tutkusu veya şema sorunu değildir. Şirketin uyguladığı Yukarı çık ya da dışarı çık (Up or Out) politikası ve çalışanları sürekli birbirine kırdıran performans metrikleridir. Sınır çizmek o vahşi kurumsal eko-sistemde doğrudan Gözden çıkarılabilirsin sinyali vermektir. Dolayısıyla ortada bireysel bir sınır çizememe sorunu değil sınır çizeni sistemin dışına fırlatan yapısal bir zorbalık vardır.
Yataktan kalkamamak, hiçbir şey yapmak istememek klinik olarak 'depresyon' diye etiketlenir. Oysa bu yabancılaşmış emeğin zirve noktasıdır. Ürettiği artı-değerin hazırladığı yüzlerce sayfalık slaytların toplumsal hiçbir karşılığı olmadığını sadece bir üst yöneticinin bonus almasına yaradığını gören zihin ve beden anlamsızlığa karşı tek silahını çeker: Fişi çekmek. Beden sömürüye daha fazla yakıt taşımamak için kendini sabote etmekte yani bir nevi pasif grev yapmaktadır.
Haftada 70 saat çalışan birine "kendine şefkat göster, banyo köpüğü yap, meditasyon yap" demek yapısal şiddeti estetikle maskelemektir. Sistem, çalışanı posası çıkana kadar sıkar, terapist ise ona hafta sonu kendini tamir etme yolları sunar ki pazartesi günü aynı verimlilikle sömürülmeye devam edebilsin.
Burada "öz-şefkat" işçinin pazartesiye hazırlanma bakım maliyetini yine işçinin kendi omuzlarına yükleme aracına dönüşür.
Ben berbat bir sınıf yönetimine sahibim. Alan bilgim ve sınıfa hâkimiyetim zayıf olduğu için öğrenciler kontrolden çıkıyor, bu işi beceremiyorum diyemiyor da, PDR ve okul idaresi diye cart curt zırvalıyor.
Kamu okullarında yöneticilik yapanlardan duyabileceğiniz en yaygın şey şudur: yetki yok, sorumluluk çok.
Okullarda disiplin ortamının yeniden sağlanması için;
-Kız ve erkek öğrenciler için okul forması ve kılık standardı getirilmesi,
-Okul yönetimleri ve öğretmenler üzerindeki CİMER baskısının kaldırılması,
-Sıkı hükümler getiren ve uygunsuz davranışlara tolerans tanımayan disiplin düzenlemeleri yapılması,
-Kurallara uygun davranmayanlara, disiplin hükümlerinin tavizsiz uygulanması,
-Öğretmenlere; disiplin gözetimi, disiplin cezası takdiri ve cezaların uygulanmasında geniş yetkiler tanınması,
-Okul yönetimlerinin, okulun genel disiplin düzeninden sorumlu tutulması ve belli kriterler çerçevesinde periyodik denetimden geçmeleri kaçınılmazdır.
Mehmet retweeted
"Bulaşıcı Şiddet" ve Medya Etkisi
Araştırmalar, okul saldırılarının medyada isim, fotoğraf ve detaylarla yer bulmasının yeni saldırıları tetiklediğini ortaya koymaktadır. Şanlıurfa'yı Kahramanmaraş izledi. Bu nedenle:
Medya saldırganın kimliğini ön plana çıkarmamalı, kurbanları ve kahraman öğretmen/güvenlik görevlilerini öne çıkarmalı
Aileler çocuklarına olayı anlatırken detaylardan kaçınmalı, "büyükler halletti, sen güvendesin" mesajını vermeli
Sosyal medyada olay görüntülerini paylaşmak hem travmayı yayar hem de taklit saldırganları motive eder
Yağmayacak kar için belediyenin araç ve personeline ekstra yük bindirildi/masraf edildi. Benim için kar yağma ihtimali=Havayolu şirketlerinin uçuş iptal etme sayısıdır.
Mehmet retweeted
Yıllardır söyledik, Belen Geçidi’de alternatif gerekir diye. Deprem felaketi sonrası konunun ne kadar önemli olduğunu gördük. Böylesi bir travma yaşamışken hala Belen Geçidi’nin alternatif projelerin akıbeti ile ilgili kamuoyuna sağlıklı bir bilgilendirme yapılmadı. Belen Geçidi’ne alternatifle ilgili projelerin yol haritasının hızlıca açıklanmasını bekliyoruz.@UABakanligi @HatayValiligi @AntakyaTso #600milletvekilihataya #toprakkanoldu – at Hatay Merkez, Hatay
Mehmet retweeted
Uzman öğretmenlik/başöğretmenlik süre hesaplamasında özel okulda çalışılan öğretmenlik süreleri sayılırken ücretli öğretmenlik süreleri sayılmamaktadır. Öğretmenlik Meslek Kanunu değişikliğine gidilmişken ücretli öğretmenlik sürelerinin sayılması yönünde düzenleme yapılmalıdır @sorogretmenim
Mehmet retweeted
2019 yılında @DokerFatih ve @omerunsa1 ile başladığımız macera an itibarı ile meyvesini verdi. #WebCBS ile #Coğrafya eğitimini harmanladığımız çalışmamız artık yayında 😎 Makale ve uygulaması linkleri için ⬇️⬇️⬇️
Mehmet retweeted
Yapay zeka Ulusal Konut için öneride bulunmuş. Ne dersiniz?
UlusalKonut.com
#ulusalkonutprojesi
Mehmet retweeted
Türkiye'de halk balık hafızalı olduğu için değil, unutmazsa bunca sorunla mücadele etmeye çalışırken akıl sağlığını kaybedeceği için unutmayı tercih ediyor.
Bu çok insani bir özellik. Lütfen halkımızı bu konu üzerinden incitmeye çalışmayalım.
Beyinlerimizi bloke eden bu ruh sağlığını koruma mekanizmasının yan etkilerinden nasıl kurtulacağız.
İşte bunun yolu acıyı unutup, ilkeyi hatırlamak ile mümkün.
Acı : Yüksek binaların altında kaldık, on binlerce insanımız öldü, bir o kadarı ise uzuvlarını kaybetti.
İlke: Devlet kurumları haricinde çok katlı yüksek yapılar yapmayacağız. O yapıları da depremden izole edecek sistemler kullanacağız.
Konutları en fazla 1,5 katlı olarak yapacağız.
Şehirleşme anlayışımızı değiştireceğiz.
Not: Görsel dikkat çekme amaçlıdır.
#ulusalkonutprojesi
Her Türk vatandaşının müstakil evde eşi ve çocuklarıyla yaşamaya hakkı vardır.
Arkadaşlar,
Paylaşımlarımın amacı ;
1. Depremi unutturmamak, Depreme hazırlık yapmak için gündem oluşturmak
2. Güzel mimarlık ve şehircilik örneklerini göstererek talep oluşturmak, halkı iyi olana yönlendirmek
3. Sistem eleştirisi yaparak sistemin iyileşmesi için katkıda bulunmaktır.
Takip ettiğiniz, yorum yaptığınız, katkı sağladığınız için teşekkür ederim. Şimdilik elimden bu geliyor. Keşke daha fazlasını yapabilsem.
Sevgi ve saygılarımla
Mehmet retweeted
Arkadaşlar,
Paylaşımlarımın amacı ;
1. Depremi unutturmamak, Depreme hazırlık yapmak için gündem oluşturmak
2. Güzel mimarlık ve şehircilik örneklerini göstererek talep oluşturmak, halkı iyi olana yönlendirmek
3. Sistem eleştirisi yaparak sistemin iyileşmesi için katkıda bulunmaktır.
Takip ettiğiniz, yorum yaptığınız, katkı sağladığınız için teşekkür ederim. Şimdilik elimden bu geliyor. Keşke daha fazlasını yapabilsem.
Sevgi ve saygılarımla

























