Fenerbahçe maçının ilk yarısından anladığım Kerem ile İsmail Kartal arasında ne olduğunu tarif edemeyeceğim bir şey var. Karı kocaya, koca karıya bu kadar tahammül edemez.
Şu komutu bot hesaba yazdıran şerefsiz, Allah, eşini, anneni, çocuklarını senin gibi namussuz heriften korusun.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu sabah gerçekleştirilen Alihan Kuriş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü operasyonunda arama yapılan Fazilet Kuyumculukta, FETÖ için hem sembolik hem de haberleşme yöntemi olarak kullanıldığı düşünülen ve bizzat FETÖ lideri tarafından belli şahıslara yollanan 2 adet F Seri 1 Dolar bulundu.
EBU İSTİFSAR EMR EL-ERCİŞİ EL-MÜTEBAHHİR, EL-MA'RUF Bİ-KESRETI'S-SUAL HOCA EFENDİ OLARAK AÇIKLAMAMDIR...
Dün yaptığım bu paylaşımın altındaki bazı yorumları okuyunca, "Bu paylaşımı neden yaptım?" diye kendime çok kızdım ama artık yapacak bir şey yok. En azından bunun kişisel kanaatimden önce Arapça lafzın ve klasik İslam literatürünün ortaya koyduğu bir hüküm olduğunu açıklayayım ki; neden yazdığım doğru şekilde anlaşılmış olsun.
Günümüzde "ÇARŞAF" adı verilen örtünün referansı olarak delil gösterilen Ahzab Suresi 59. ayetin lafzı "يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ / Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle: Cilbablarından üzerlerine salsınlar." şeklindedir.
Lafzın merkezindeki جَلَابِيب / celabib, جِلْبَاب / cilbab kelimesinin çoğuludur. Cilbab, klasik Arapçada başa takılan hımardan ibaret olmayıp dışarı çıkarken diğer giysilerin üzerine alınan geniş dış örtüyü ifade eder. يُدْنِينَ / yudnine ise أَدْنَى / edna fiilinden gelen muzari biçimdir; kadınlar çoğuluna hitap eder. عَلَيْهِنَّ / aleyhinne/üzerlerine, مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ / min celabibihinne ise "cilbablarından" anlamındadır. Dolayısıyla ayeti yalnızca "başlarını örtsünler" diye tercüme etmek, lafızdaki dış giysi unsurunu açıklamaya yetmez.
Taberi, bu ayetin tefsirinde ibn Abbas'a isnat edilen " أَنْ يَغَطِّينَ وُجُوهَهُنَّ مِنْ فَوْقِ رُءُوسِهِنَّ بِالْجَلَابِيبِ وَيُبْدِينَ عَيْنًا وَاحِدَةً / Cilbablarıyla başlarının üzerinden yüzlerini örtsünler ve bir gözlerini açık bıraksınlar" tevilini naklederken Kurtubi, cilbabın tanımını " وَالصَّحِيحُ أَنَّهُ الثَّوْبُ الَّذِي يَسْتُرُ جَمِيعَ الْبَدَنِ / Doğru kabul edilen görüş, onun bütün bedeni örten giysi olduğudur" şeklinde yapar.
Yine ibn Kesir, tefsirinde İbn Mes'ud, Ubeyde es-Selmani, Katade, Hasan-ı Basri ve diğer erken dönem alimlerinden cilbabın, baş örtüsü olan hımarın üzerine giyilen dış örtü, yani rida olduğu görüşünü aktarır. Bu görüşü somutlaştıran bir rivayette Muhammed b. Sirin, Ubeyde es-Selmani'ye ayetteki يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ / yudnine aleyhinne min celabibihinne" ifadesinin anlamını sorar. Ubeyde ise, " فَغَطَّى وَجْهَهُ وَرَأْسَهُ وَأَبْرَزَ عَيْنَهُ الْيُسْرَى / Yüzünü ve başını örterek sol gözünü açıkta bıraktı" cevabını verir. Böylece ayetin manasını yalnızca sözle açıklamakla kalmaz, cilbabın nasıl örtünme biçimi oluşturduğunu uygulamalı olarak da gösterir.
Sahih-i Müslim'de Ümmü Atıyye'den nakledilen rivayet ise cilbabın sıradan bir başörtüsü olmadığını gösterir. Ümmü Atıyye, kadın için " لَا يَكُنْ لَهَا جِلْبَابٌ / Onun cilbabı yoksa… " ne yapacağını sorar; Hz. Peygamber, başka bir kadının kendi cilbabından ona giydirmesini söyler.
Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli geleneklerinde cilbab, başörtüsünden daha geniş, bedenin üzerine alınan dış örtü olarak açıklanır. Hanefi müfessir Nesefi cilbabı " مَا يَسْتُرُ الْكُلَّ، مِثْلَ الْمِلْحَفَةِ / Milhafe gibi bütün bedeni örten giysi" şeklinde tanımlar. Maliki müfessir Kurtubi, " وَهُوَ ثَوْبٌ أَكْبَرُ مِنَ الْخِمَارِ / Başörtüsünden daha büyük bir giysi" ifadesini kullanır. Hanbeli fakih ibn Kudame ise cilbabı " الْمِلْحَفَةُ، تَلْتَحِفُ بِهِ مِنْ فَوْقِ الدِّرْعِ / Kadının elbisesinin üzerine alarak bedenine sardığı dış örtü" şeklinde açıklar. Şafi geleneğinde de cilbabın dış giysi niteliği ele alınır. Bu tanımlar, cilbabın klasik literatürde yalnızca başörtüsü anlamına gelmediğini; bedenin üzerine alınan geniş bir dış örtüyü ifade ettiğini gösterir.
Günümüzde cilbabın işlevsel karşılıkları farklı coğrafyalarda farklı adlarla yaşamakta. Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinde abaya, uzun ve bol dış giysi olarak yaygındır. Yemen'de balto adı verilen, bedeni örten tek parça dış giysi ile abaya ve iki parçalı örtüler kullanılmaktadır. Kuzey Afrika'da cellabe, uzun ve bol bir üst giysi olarak bilinir. Moritanya ve çevresinde, melhfa adı verilen geniş kumaş kadın bedenine sarılarak örtünme sağlar. Bunlar, ayetin emrettiği dış örtü işlevini farklı biçimlerde karşılayan kıyafetlerdir.
Günümüzde çarşaf giymek nefsine ağır gelebilir; sosyal çevrenden dışlanacağını düşünerek utanacağın bir kıyafet olarak da algılayabilirsin. "Ne yardan geçeyim ne serden" diyerek daracık bir palto giyip başını rengarenk örtülerle kapatmayı, ayetin cilbab emrine uymak zannedebilirsin. Bunların her biri bir kadın olarak senin tercihindir. Ancak söz konusu olan Allah'ın dini ve bu dinin emirleriyse mesele kişisel tercihlerden ibaret değildir. Kur'an'ın cilbab emrini esas aldığımızda, bir kadından dışarı çıkarken bedenini örten bir dış giysi giymesi istenir. Üstelik bu dış giysi, kadının başında hımar/örtü varken onun üzerine giyilmesi istenen bir örtüdür...
Ve sen ister kabul et ister reddet, cilbab'ın işlevini günümüzde karşılayan bu kıyafetin TÜRKİYE'deki adı ÇARŞAFTIR.
NOT: Bu twiti seküler yaşayan ama 15 yıldan fazla Tanah'ı İbranice, Yeni Ahit'i Süryanice ve Mushaf'ı Arapça dil bilgisi kurallarıyla araştıran birisi olarak yazıyorum.
28 Şubat'ta Türkiye'de tartışılan konu bugün Azerbaycan'da tartışılıyor.
"Kur'an'da kadının örtünmesiyle ilgili bir emir yok"
Bu hüküm saçmalıktır, cehalettir. Mushaf/Kur'an'da emredilen örtünme biçiminin lafız ve mana olarak bugünkü karşılığı ÇARŞAFTIR.
Engelleyecek kadar zavallı olması da cabası...
Bu hikaye doğruysa bunu normal bir paylaşım yaparak anlatabilirdi. Amaç ve niyet başka olunca hikayeyle alakasız bir vefat haberini alıntılayarak paylaşıyor ki; kendi kusamadığı nefreti başkalarına kusturup vefat eden birisinin daha cenazesi morga gitmeden hakaretler ettirip yapılan yorumları okuyup mastürbasyon yapsın. Yazık, çok yazık.
Bu hikaye doğruysa bunu normal bir paylaşım yaparak anlatabilirdi. Amaç ve niyet başka olunca hikayeyle alakasız bir vefat haberini alıntılayarak paylaşıyor ki; kendi kusamadığı nefreti başkalarına kusturup vefat eden birisinin daha cenazesi morga gitmeden hakaretler ettirip yapılan yorumları okuyup mastürbasyon yapsın. Yazık, çok yazık.
unavailable
Emre Ercis retweeted
BDDK ESKİ BAŞKANI MEHMET ALİ AKBEN'İN OĞLU GRAİNTURK YÖNETİMİNE NASIL GİRDİ, TERA İLE ÖZOVA ARASINDA NELER YAŞANDI?
Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki kararlar, oğlu Ahmet Emir Akben'in Grainturk Holding yönetimindeki görevi ve şirketin Tera Grubu ile gerçekleştirdiği finansman görüşmeleri, cevap bekleyen soruları beraberinde getiriyor.
Ahmet Emir Akben, 25 Ekim 2022'de Grainturk Holding yönetim kuruluna seçildi. Şirketin KAP kayıtlarına göre bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı; Denetim Komitesi ile Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanlıklarını üstlendi. 2025 tarihli genel kurul belgelerinde de bağımsız üyeliğe aday gösterildi. Özgeçmişinde hukuk eğitimi, avukatlık deneyimi ve Vakıfbank'ın New York şubesindeki uyum departmanı görevi yer alıyor.
Asıl dikkat çekici bağlantılardan biri Tera Yatırım Bankası. BDDK, bankaya 27 Ekim 2021'de kuruluş, 7 Nisan 2023'te faaliyet izni verdi. Mehmet Ali Akben bu dönemde BDDK başkanıydı.
1 Ekim 2025'te Grainturk'ün %100 iştiraki Özova Tarım ile Tera Yatırım Holding arasında, Tera'nın Özova'da %10 pay edinmesini öngören bir anlaşma imzalandı. 3 Şubat 2026'da anlaşma karşılıklı fesih protokolüyle sona erdi. Aynı şirketin Oasis Prime FZCO ile yürüttüğü finansman sürecinde de 2025 üçüncü çeyrek bilançosunda 150.17 MİLYON TL sermaye avansı kaydedildi; aynı bilançoda ortaklardan 354.15 MİLYON TL alacak kalemi de yer aldı. Bu kayıtların işlem tarafları, sözleşmeler, değerlemeler ve para hareketleri bakımından ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor.
Ahmet Emir Akben'in Grainturk yönetimine adaylığını kim önerdi ve hangi değerlendirmeler yapıldı? Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki Tera faaliyet izni sürecinde hangi Kurul üyeleri hangi değerlendirmeleri yaptı? Tera Yatırım Holding ile Özova Tarım arasındaki anlaşma neden imzalandı ve dört ay sonra neden feshedildi? Oasis Prime finansmanının gerçek kaynakları, nihai yararlanıcıları ve ödeme koşulları nelerdir? Ortaklardan alacak kaleminin karşı tarafları kimlerdir; bu tutarlar hangi sözleşmelere dayanıyor ve nasıl tasfiye edildi?
Son olarak, bu işlemler bağımsız denetim ve düzenleyici kurumlar tarafından hangi kapsamda incelendi?
Bak dostum, benim amacım "bilgili görünmek" olmuş olsaydı açardım bir YouTube kanalı orada din muhabbeti yapardım. Benimle reel hayatta konuşanlar din konusundaki merakıma ve bilgime şahitlik ederler. Öte yandan şimdi sana ne anlatabilirim ki? Benim neden "Mushaf" dediğimi tefsir usulü ve okutulan kaynaklardan birisi olan Suyuti'nin el-itkan'ını okumuş herkes anlar ama okumayanlar senin gibi kendince niyet okur. Neyse sonuç olarak el-itkan'da "Kur'an'a Mushaf adının verilişi" başlığı altında yer alan iki rivayeti cevap olarak vereyim.
NOT: Soruyu soran engin ilminle metni anlayacağını düşünüyorum ve dahası anladıktan sonra, "aaa rivayete göre Kur'an'a bir süre İncil ve Sifr adını vermişler" diyerek yeni bir aydınlanma yaşayacağını da şimdiden görüyorum.
Replying to @e_ercis
Mushaf nedir? Kuranın kendini isimlendirdiği bir çok isim var iken kendisini isimlendirmediği bir tabiri neden tercih ettin? Amaç bilgili görünmek mi “hallif tearruf” mu?
NOT: Bu twiti seküler yaşayan ama 15 yıldan fazla Tanah'ı İbranice, Yeni Ahit'i Süryanice ve Mushaf'ı Arapça dil bilgisi kurallarıyla araştıran birisi olarak yazıyorum.
28 Şubat'ta Türkiye'de tartışılan konu bugün Azerbaycan'da tartışılıyor.
"Kur'an'da kadının örtünmesiyle ilgili bir emir yok"
Bu hüküm saçmalıktır, cehalettir. Mushaf/Kur'an'da emredilen örtünme biçiminin lafız ve mana olarak bugünkü karşılığı ÇARŞAFTIR.
BDDK ESKİ BAŞKANI MEHMET ALİ AKBEN'İN OĞLU GRAİNTURK YÖNETİMİNE NASIL GİRDİ, TERA İLE ÖZOVA ARASINDA NELER YAŞANDI?
Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki kararlar, oğlu Ahmet Emir Akben'in Grainturk Holding yönetimindeki görevi ve şirketin Tera Grubu ile gerçekleştirdiği finansman görüşmeleri, cevap bekleyen soruları beraberinde getiriyor.
Ahmet Emir Akben, 25 Ekim 2022'de Grainturk Holding yönetim kuruluna seçildi. Şirketin KAP kayıtlarına göre bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptı; Denetim Komitesi ile Riskin Erken Saptanması Komitesi başkanlıklarını üstlendi. 2025 tarihli genel kurul belgelerinde de bağımsız üyeliğe aday gösterildi. Özgeçmişinde hukuk eğitimi, avukatlık deneyimi ve Vakıfbank'ın New York şubesindeki uyum departmanı görevi yer alıyor.
Asıl dikkat çekici bağlantılardan biri Tera Yatırım Bankası. BDDK, bankaya 27 Ekim 2021'de kuruluş, 7 Nisan 2023'te faaliyet izni verdi. Mehmet Ali Akben bu dönemde BDDK başkanıydı.
1 Ekim 2025'te Grainturk'ün %100 iştiraki Özova Tarım ile Tera Yatırım Holding arasında, Tera'nın Özova'da %10 pay edinmesini öngören bir anlaşma imzalandı. 3 Şubat 2026'da anlaşma karşılıklı fesih protokolüyle sona erdi. Aynı şirketin Oasis Prime FZCO ile yürüttüğü finansman sürecinde de 2025 üçüncü çeyrek bilançosunda 150.17 MİLYON TL sermaye avansı kaydedildi; aynı bilançoda ortaklardan 354.15 MİLYON TL alacak kalemi de yer aldı. Bu kayıtların işlem tarafları, sözleşmeler, değerlemeler ve para hareketleri bakımından ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor.
Ahmet Emir Akben'in Grainturk yönetimine adaylığını kim önerdi ve hangi değerlendirmeler yapıldı? Mehmet Ali Akben'in BDDK başkanlığı dönemindeki Tera faaliyet izni sürecinde hangi Kurul üyeleri hangi değerlendirmeleri yaptı? Tera Yatırım Holding ile Özova Tarım arasındaki anlaşma neden imzalandı ve dört ay sonra neden feshedildi? Oasis Prime finansmanının gerçek kaynakları, nihai yararlanıcıları ve ödeme koşulları nelerdir? Ortaklardan alacak kaleminin karşı tarafları kimlerdir; bu tutarlar hangi sözleşmelere dayanıyor ve nasıl tasfiye edildi?
Son olarak, bu işlemler bağımsız denetim ve düzenleyici kurumlar tarafından hangi kapsamda incelendi?
MAHİROĞLU-KARABAT-YADOĞLU İLİŞKİSİNDEN HALK TV'YE KAYYUM ATANMASINA UZANAN SÜREÇ.
Cafer Mahiroğlu, Halk TV'ye kayyum atanmasının ardından yaptığı açıklamada operasyonu siyasi saiklerle gerçekleştirilen bir müdahale olarak nitelendirdi. MASAK raporlarına dayandırılan iddiaların asılsız olduğunu savundu, yedi aile ferdinin gözaltına alınmasını öne çıkardı ve kamuoyunu Halk TV'ye sahip çıkmaya çağırdı. Açıklamasında soruşturmanın merkezindeki şirket ilişkileri, belediye ihaleleri ve para hareketleri hakkındaki iddialara ayrıntılı cevap vermedi.
İlişkiler ağının geriye doğru izlenmesi, 2021'deki İETT Ayazağa Garajı meselesini gündeme getiriyor. Yusuf Yadoğlu savcılık ifadesinde, garaj işletme sözleşmesinin 31 Mart 2021'de sona ermesi üzerine içerideki malzemelerin devri için Remzi Baka'yla görüştüğü, teklifin düşük olduğunu düşününce Cafer Mahiroğlu'nu aradığını anlattı. Yadoğlu'nun beyanına göre Mahiroğlu, Özgür Karabat ve Remzi Baka'yla Halk TV'nin Bakırköy'deki binasında bir görüşme ayarladı; görüşmede malzemelerin devri konuşuldu ve sonrasında protokol düzenlendi. Yadoğlu, Aziz İhsan Aktaş'ın dosyaya sunduğu protokolden de söz etti. Aktaş'ın Karabat'ın 2024 seçimleri öncesinde kendisinden 5 MİLYON lira istediği yönündeki iddiası da gündeme gelmişti. Mahiroğlu, yalnızca medya yöneticisi olarak değil, Yadoğlu'nun ticari anlaşmazlığında tarafları buluşturan kişi olarak soruşturma dosyasında yerini aldı.
Yadoğlu'nun adı Antalya Büyükşehir Belediyesi soruşturmasında da karşımıza çıkıyor. Yadoğlu, Muhittin Böcek'in oğlu Mustafa Gökhan Böcek'in 2024 yerel seçimlerinden önce kendisinden 25 MİLYON lira istediğini ileri sürdü; ayrıca taşınmaz alımıyla bağlantılı ödemeler yaptığını iddia etti.
İzmir ayağında ise şirket sicili ve ihale kayıtları öne çıkıyor. BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri AŞ'nin Fatih Yadoğlu adına kurulduğu ve YST Otomotiv'le taşeronluk ilişkisi bulunduğu yönündeki iddialar, belediye meclisi tartışmalarına da yansıdı. İzmir Büyükşehir Belediyesinin resmi kayıtlarında BUSTECH'in 28 Mart 2025 tarihli pazarlık usulü ihaleyi 164.72 MİLYON liraya, 20 Haziran 2025 tarihli açık ihaleyi ise 332.6 MİLYON liraya aldığı görülüyor. Ağustos 2026'da 126.66 MİLYON liralık bir başka sözleşme de kayıtlara geçti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama iddiaları kapsamında 17 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Savcılık, BUSTECH'in kuruluş ve yönetim sürecine ilişkin bulgular bulunduğunu; ihale süreçleriyle bağlantılı 14 MİLYON 464 BİN liralık kayıtsız rüşvet ödendiği, bazı işlerde ihale bedellerinin üzerinde ödemeler yapıldığı ve gelirlerin Mahiroğlu'yla bağlantılı olduğu değerlendirilen şirketlere aktarıldığı belirlendi.
2021'deki Ayazağa malzeme devrinden, 2024 seçim dönemi iddialarına, 2025'te Yadoğlu'nun ifadelerine ve 2025–2026 İzmir ihalelerine ve oradan da bu sabah gerçekleşen operasyona uzanan bir network söz konusu.
Mahiroğlu, bu iddialara cevap vermek yerine, "Basın Özgürlüğü" sloganı atarak hem soruşturmayı manipüle ediyor hem de okumaktan ve araştırmaktan aciz, önlerine ne konulursa ona inanan muhalif kitleyi yapmış olduğu manipülasyon üzerinden kullanmaya çalışıyor.
HALK TV'YE KAYYUM ATANMASINI "GAZETECİLİK SANSÜRLENİYOR" DİYE SUNMAK, AÇIK ŞEKİLDE DEZENFORMASYON YAPMAKTIR.
Halk TV'ye kayyum atanması üzerinden "Gazetecilik sansürleniyor" sloganları atılmaya başlandı. Oysa kayyum atanmasına neden olan soruşturmanın merkezinde kanalın haberleri değil; Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu'nun ticari ilişkileri, İzmir Büyükşehir Belediyesi bağlantılı ihale süreçleri ve şirketler arasındaki para hareketleri bulunuyor. Bu ayrımı görmezden gelerek meseleyi yalnızca basın özgürlüğü tartışmasına indirgemeye çalışanlar, soruşturmanın asıl konusunu ikinci plana itiyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Mahiroğlu hakkında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlamaları yeralıyor. Mahiroğlu'nun İzmir Büyükşehir Belediyesi nezdindeki bağlantılarını kullanarak BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri AŞ'nin kurulmasını sağladığı, şirketin yönetimini belirlediği kişilere devrettiği ve belediye ihaleleri üzerinden haksız menfaat elde ettiği yönünde deliller söz konusu.
Savcılığın iddialarına göre BUSTECH Araç Bakım Onarım Hizmetleri AŞ üzerinden yürütülen ihale süreçlerinde usulsüzlükler yaşandı ve 14 MİLYON 464 BİN TL tutarında rüşvet ödemesi yapıldı. Ayrıca şirketlerin toplam işlem hacminin 30 MİLYAR 352 MİLYON TL olduğu, Mahiroğlu'nun şahsi hesaplarında yaklaşık 1 MİLYAR 62 MİLYON TL giriş ve 1 MİLYAR 119 MİLYON TL çıkış gerçekleştiği tespit edildi. Yurt dışı transferleri ve malvarlığı hareketleri de incelemeye alındı.
Bu tespitlerin ardından aralarında Halk TV'nin de bulunduğu Mahiroğlu'yla bağlantılı şirketlere el konuldu ve TMSF kayyum olarak atandı.
Muhalefet yine her zaman yaptığı gibi BUSTECH şirketini ve milyarlarca liralık para hareketlerini tartışmak yerine konuyu baştan sona "gazetecilik sansürleniyor" söylemine indirgeyerek, kamuoyunun dikkatini dosyanın esasından uzaklaştırmaya çalışıyor.
YENİ PARTİLİ @UmitOzlale BİR MAŞA...PEKİ ONU TUTAN EL KİMİN?
Aile Bakanı'nın babasının bir vatandaşla isim benzerliği üzerinden hedef alınması, çok daha önemli bir meseleyi ortaya çıkarıyor.
İddiayı gündeme getiren @UmitOzlale 'nin burada bir "maşa" olarak kullanıldığı açıktır. Ancak asıl mesele, bu algı operasyonunda kullanılan MKK numaralarının nereden ve nasıl temin edildiğidir.
Ulusal güvenlik açısından sorgulanması gereken; bu bilgileri kimlerin servis ettiği, @UmitOzlale 'yi kimlerin kullandığı ve nihayetinde "maşayı tutan elin" kim olduğudur.
Bu mesele artık yalnızca bir isim benzerliği değil, finansal bilgilerin nasıl ele geçirildiği ve hangi amaçla operasyonel olarak kullanıldığıdır.
Babası ve Bartınlı bir vatandaşın isim benzerliği üzerinden Aile Bakanı'na yönelik itibar suikastı gerçekleştiren @UmitOzlale, aslında çok önemli bir ifşada bulundu.
@UmitOzlale kullanılarak algı operasyonu yürütmek amacıyla servis edilen MKK numaraları, yalnızca fon soruşturması üzerinden dezenformasyon yapıldığını değil, aynı zamanda birileri tarafından ele geçirilen bazı bilgilerin operasyonel amaçlarla kullanıldığını da ortaya koydu.
İnsanın biraz yüzü kızarmalı. Daha geçen hafta kendisine isim benzerliği üzerinden iftira atıldığını söyleyen @UmitOzlale , TCKN son iki hanesi 18 ile biten Aile Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş'ın babasına isim benzerliği ve TCKN son iki hanesi 92 olan vatandaş üzerinden itibar suikastı yapıyor.
Bugün Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü davasının görüldüğü duruşmada yaşanan bu diyaloğu ne muhalif medyada ne OnlarTV'de göremeyeceksiniz.
"Ve hatta ben o zaman Murat Ongun'a da gittim. Dedim ki böyle böyle bir durum varmış Murat Bey, siz bunu tanıyor musunuz? Ve çok üzgünüm şu an. Hayır tanımıyorum dedi bana kendisi. Halbuki sizi tanıyormuş... Biz burada 19 aydır yatıyoruz... Şimdi burada gerçekten gönül koyuyorum Murat Bey.. Arkada siz böyle iş yapıyordunuz diyorsunuz. Bizim bundan haberimiz yok. Ayıp değil mi bu bize?"
Bu cümleleri kuran Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker. Mesela siyasi ahlakı ve namusu olduğuna inandığım @gunaydingokhan , bakalım o ahlak ve namusunun gereğini yaparak Türker'in Murat Ongun'a bu sitemi hakkında tek bir twit atabilecek mi göreceğiz...
21 KİŞİ HAKKINDA SUÇ DUYURUSU YAPILAN ODINE VE KARANLIK ODASI NEDEN SPK, KGK VE BORSA İSTANBUL TARAFINDAN AYDINLATILMADI?
SPK, 7 Ekim 2026 tarihli 2026/69 sayılı bülteninde ODINE pay piyasasındaki işlemler nedeniyle 21 kişi hakkında 6362 sayılı Kanun'un 107/1'inci maddesi kapsamında suç duyurusunda bulundu; tamamına iki yıl işlem yasağı getirdi, 16 kişinin sermaye piyasası lisanslarını iptal etti. Listede ODINE'in %8.54 ortağı Cengiz Avcı'nın yanı sıra Muhammed Yarız da bulunuyor.
Fakat asıl sorulması gereken soru, "SPK'nın ODINE hisselerindeki 21 kişilik piyasa dosyası ile şirketin bilançoları hiç karşılaştırıldı mı? Kimlerin hangi tarihte hisse alıp sattığı, o sırada ODINE'in karı, zararı, alacakları ve finansal durumu neydi? Bu iki tablo yan yana konulduğunda ortaya nasıl bir ilişki çıkıyor?" olmalı.
Bugün ODINE'in %33 ortağı Alper Tunğa Sağu Burak, A grubu imtiyazlı paylar sayesinde oyların %52.62'sini kontrol ediyor. Şirketin Çekya'daki Odine Engineering iştirakinin de %25'i doğrudan Burak'a ait. ODINE ayrıca Dubai, ABD, Türkiye, Güney Afrika, İngiltere ve Karadağ'da iştiraklere sahip.
Karadağ'daki Logate D.O.O şirketinin satın alımı ise karanlık odanın ayrı bir kapısı. ODINE %53.03 hisse için 5.83 MİLYON Euro ödedi; bağımsız değerleme raporu düzenlenmedi, işlem pazarlık yöntemiyle yapıldı. Satın alma muhasebesinde yaklaşık 273.5 MİLYON TL bedel karşılığında yalnızca 67.9 MİLYON TL tanımlanabilir net varlık belirlendi ve 254.6 MİLYON TL geçici şerefiye oluştu.
Aynı dönemde ODINE'in cirosu %57 artarken brüt karı yaklaşık %51 düştü; esas faaliyet karı 367 MİLYON TL'den 143 MİLYON TL zarara döndü. Bilançoda 1.27 MİLYAR TL maddi olmayan duran varlık, 1.02 MİLYAR TL civarında net geliştirme maliyeti ve 1.08 MİLYAR TL ticari alacak bulunuyor.
Üstelik Pusula'nın yönettiği fonlar Nisan ve Mayıs 2026'da ODINE'de milyonlarca lotluk alım yaptı ve fonların ODINE sermayesindeki payı %10.47 seviyesine kadar çıktı. Güncel tabloda Pusula fonunun payı %9.93.
ODINE'i denetleyen BDO 2025 finansallarına olumlu görüş verdi. Ancak finansal tabloları SPK, bağımsız denetim kuruluşunu ise kamu gözetimi bakımından KGK; piyasa işlemlerini de Borsa İstanbul ve SPK gözetliyor.
Dolayısıyla mesele "denetçi raporu olumlu, dosya kapanmıştır" denilebilecek kadar basit değil. SPK'nın 21 kişilik suç duyurusu piyasa işlemlerini işaret ediyor. Şimdi aynı kişilerin işlem kayıtları ile ODINE'in müşteri, tedarikçi, alacak, fon, iştirak, Logate D.O.O. satın alımı ve aktifleştirilen geliştirme maliyetlerinin aynı zaman çizelgesinde karşılaştırılması gerekiyor.
SPK, ODINE hisselerinde işlem yapan 21 kişi hakkında piyasa manipülasyonu suçlamasıyla harekete geçti. Ancak aynı dönemde ODINE'nin karlılığı sert düşerken milyarlarca liralık geliştirme maliyeti ve ticari alacak oluştu, yüksek bedelli Logate D.O.O. satın alımı yapıldı ve fonların hissedeki pozisyonu hızla arttı. Bu olağandışı hisse hareketleri ile şirketin finansal tablolarındaki büyük değişimler gerçekleşirken SPK, KGK ve Borsa İstanbul yetkilileri ne yapıyordu?
BU HABER, "ALGI OPERASYONU NASIL YAPILIR?" SORUSUNUN CEVABI OLARAK OKUTULMALI.
Bu haberde sinsice yapılan manipülasyon, sermaye artırımının niteliği ile ortaklık yapısının kamuoyuna nasıl sunulduğu noktasındadır.
Önce Üsame Erdoğan meselesini netleştirelim. Üsame Erdoğan'ın Bin Ulaşım'da doğrudan payı bulunmuyor. 1000 Yatırımlar Holding'deki %18.37'lik ortaklığı ve 1000 Yatırımlar Holding'in Bin Ulaşım'daki %75.02'lik payı birlikte dikkate alındığında, Üsame Erdoğan'ın Bin Ulaşım üzerindeki dolaylı ekonomik payı yaklaşık %13.78'e karşılık geliyor. Bu oran 112 MİLYON TL çıkarılmış sermaye üzerinden yaklaşık 15.4 MİLYON TL nominal ekonomik paya denk geliyor. Aynı şirkette Mustafa Saim Birpınar da %18.37; Lydia Holding %8.97; Hüseyin Ardan Küçük ve Haris Pojata ise ayrı ayrı %8.20 pay sahibi.
Dolayısıyla Üsame Erdoğan, Bin Ulaşım'ın doğrudan %13.78 ortağı değil 1000 Yatırımlar Holding'deki %13.78'lik ortaklığı üzerinden dolaylı şekilde Bin Ulaşım'ın ortağıdır.
Bin Ulaşım'ın 1000 Yatırımlar Holding dışında diğer ortakları ise KAP'ta "Diğer" başlığı altında toplam 27.979.296 TL ve %24.98 olarak görünmektedir. Şirketin güncel çıkarılmış sermayesi 112 MİLYON TL'dir; 125 MİLYON TL değildir.
Haber içeriğinde algı yönetimi amacıyla öne çıkarılan "sermaye artırımı" kavramının ne anlama geldiği özellikle önemlidir. Sermaye artırımı, şirketin kayıtlı/çıkarılmış sermayesinin yükseltilmesidir. Fakat her sermaye artışı şirket kasasına aynı miktarda yeni nakit girdiği anlamına gelmez. İç kaynaklardan yapılan bedelsiz sermaye artışlarında şirketin mevcut özkaynak kalemleri sermayeye dönüştürülür.
Bin Ulaşım'ın bilançosundaki "paylara ilişkin primler" tam da böyle bir özkaynak kalemidir. Payların nominal değerlerinin üzerinde ihraç edilmesiyle oluşan bu primler şirket özkaynaklarında birikir. Şirketin 2024 raporunda 2023 başındaki paylara ilişkin primler 792.37 MİLYON TL, 2024 sonunda ise 2.307 MİLYAR TL olarak gösterilmektedir.
Dolayısıyla 6.6 MİLYON TL'den 75 MİLYON TL'ye çıkan sermayeyi "şirkete 68 milyon TL nakit sokuldu" algısı oluşacak şeklinde servis etmek, kasıtlı bir alt metin mesajı oluşturmaktır. Üstelik halka arz aşamasında da KAP açıkça, 100 MİLYON TL sermayenin 12 MİLYON TL artırılarak 112 MİLYON TL'ye çıkarıldığını bildiriyor.
Bu haberin manipülasyon tarafı tam burada ortaya çıkıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeğeni, doğrudan şirket sahibiymiş gibi öne çıkarılıyor; dolaylı ortaklık yapısı sadeleştiriliyor; sermaye artışlarının niteliği açıklanmıyor ve resmi kayıtlardaki 112 MİLYON TL yerine 125 MİLYON TL rakamı iddia ediliyor.
Sonuç olarak bu haber metni tamamen manipülasyona dayalı algı oluşturmak amacıyla hazırlanarak, finansal gerçekliğin bir kısmını anlatmış ve en önemli kısmını gizlemiş bir metindir.
'Yeğen' sermayeyi katladı
▪️Fon skandalı tartışmalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeğeni Üsame Erdoğan’a ait Bin Ulaşım A.Ş. de gündeme geldi. Özgür Özel, şirketin skandalla bağlantılı olduğunu öne sürerken Bin Ulaşım, fon soruşturmalarıyla herhangi bir bağı bulunmadığını açıkladı. Şirket ayrıca Bulls Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı’nın yüzde 2,8 pay sahibi olduğunu bildirdi.
▪️Tartışmalar sürerken şirketin sermaye yapısındaki hızlı büyüme dikkat çekti. Şubat 2021’de 5 milyon TL olan sermaye, Ocak 2024’te 75 milyon TL’ye, Şubat 2024’te ise 100 milyon TL’ye yükseldi.
▪️Resmi ticaret sicili kayıtlarına göre Bin Ulaşım’ın sermayesi 2024 sonunda 125 milyon TL’ye ulaştı. Böylece şirketin sermayesi yaklaşık dört yılda 25 katına çıktı
Haberin tamamı: birgun.net/haber/yegen-serma…












