naina retweeted
Gelelim biraz da Alya'nın şiddetli yoğun sevgisine..
Şu nişanı izledi anı kast ediyorum aslında.. O yoğun şiddetli sevgisini hissettiğimiz o acımasız ana.. Mesela Cihan, böyle bir tabloya dayanabilir miydi? Asıl sorumuz bu olmalı.. Mesela onun, nikah masasında Alya ve Enver'i izleyecek kadar gücü olduğunu pek düşünmüyorum.. Nitekim yok ki izlemedik zaten.. Senaristin bile gücü yetmedi Cihan'ı oraya getirmeye.. Onun yerine taşları kıran bir Cihan izledik.. Cesareti ancak taşları kırmaya yetiyordu çünkü.. O tabloya dayanamazdı Cihan..
Peki gelelim Alya'ya tekrardan.. Nişana geliş amacı çok başkaydı.. Cihan'a ulaşmak için edindiği yolu söyleme cesaretiyle gidiyordu.. Ne olacaksa olsun.. Gerekirse dünya yıkılsın.. Fakat Cihan'ın mecburiyetiyle karşılaştığı an, yine Cihan'a ulaşamadığını anlayıp geri çekilmişti.. Yıkamamıştı o dünyayı.. Oysa bana kalırsa elinde müthiş bir gücü var fakat kullanmaya hazır değil hâlâ..
Gitmeye hazırlanmıştı ki bir şey oldu ve geri döndü..
Geri dönmesine sebep veren o olgunun adı, meraktı.. Kızın Cihan'a uzattığı tepsiyle birlikte izlemeye başladı o anları.. İşte tam da bu an, iç sızlatan acımasız bir andı.. Bunu yaşatanlar çok ayrı bir yerde.. Fakat Alya'nın bunu izlemek istemesi, kendi merakının bir seçimiydi.. Çünkü az önce gidecekti.. Senarist tamamen karakterin bunu yapabilecek bir güce sahip olduğunu gösteriyordu izleyiciye.. Bir zamanlar "Nasıl yapabildiniz, nasıl dayandınız?" diyen kadından artık eser yoktu.. Çünkü artık çok iyi biliyordu.. O güçlü bir kadındı.. Bu bana kalırsa asla bir zayıflık eseri değildi.. "Meryem" ismini duyduğu an bile fenalaşan o kadından eser yoktu artık..
Devam edelim.. Sahnenin mizanseni gittikçe değişiyor.. İzlemenin ikinci adımına geçiyoruz.. Sadakat'in Cihan'a kız istediği ana.. Alya cümleleri duyduğu an gözyaşlarına hâkim olamıyor.. Bu da bir sevgilinin kayıp anıydı.. Alya, sevdiği birini ilk defa kaybediyordu.. Bir gün önce arabada yaşadığı o kaybetme anını, ertesi gün somutlaşmış hâliyle yaşıyordu..
Ve son an geliyor.. Sadakat'in Cihan'a birbirinizi tebrik edin dediği ana.. Alya gözlerini dikmiş bir şekilde bakıyordu o tabloya.. Nefesi kesilmişti o anda.. Cihan ne yapacaktı? Nasıl davranacaktı nişanlandığı kıza.. Merakı korkuyla karışık bir şekilde karşımızdaydı.. Nefesi kesilmiş, uyuşmuş bir şekilde oradan ayrıldı sonra..
İlk defa Alya'nın buralardan gitmek istemesini doğru bulduğum bir yerdeydim.. Bugüne kadar her gidiş, onun kaçmak için kısa vadeli çözümlerinden biri olmuştu.. Fakat otele uyuşmuş şekilde gelip Enver'e, "Buradan gitmek istiyorum.." diyen Alya çok ama çok farklıydı.. Kaybolmak istiyordu.. Onu orada tutan tek sebep, artık başkasına aitti.. Tüm aidiyetini kaybetmişti o an.. Bu topraklara, Cihan'a aidiyetini koparmışlardı artık..
Daha önce birçok kişi defalarca onu Cihan'dan koparmayı denemiş fakat başarılı olamamışlardı aslında.. Cihan'ı ondan koparan, Cihan'ın kendisinden başkası değildi.. İki yıl boyunca soyut olarak havada kalan bu gerçek, bugün senarist tarafından tam da bu olay örgüsüyle izleyiciye soğuk bir gerçeklikle aktarıldı.. Cihan ondan giderse, Alya giderdi ancak.. İşte Enver'e kurduğu o cümlenin meali buydu..
Fakat Cihan ondan istediği kadar gitsin, Alya'nın bir türlü gidememesi de senaristin bir cevabı oluyor izleyiciye.. Tuhaf bir cevap üstelik.. Cihan, Deniz ile birlikte onu burada tutmaya çalışırken, Alya zaten tutunuyormuş meğer buraya.. Cihan'ın canını taşırken, gitmeme sebebini kendi oluşturuyormuş aslında.. Hani diyor ya üç kalp atıyor diye.. O kalplerinin isminin aşk olduğu bizzat ağzından dökülüyor..
Cihan'a olan aşkı o kadar kök salmış ki bu topraklara, istese bile gidemeyecek durumda artık.. Alya ne demişti.. "Ben bu aşkı yaşatacağım.. " Cihan olsun ya da olmasın.. İçinde bir yerlerde Cihan'ın aşkına dair en somut varlık büyüyor.. Gerçekten bu aşkı yaşatma gücü şu an Alya'nın varlığı altında büyüyor.. Alya da bu aşkı yaşatmak için can çekişiyor.. Çünkü yanında Cihan yok.. Tek başına aşkı yaşatmak mümkün değil.. Aşk iki kişilik çünkü..
Buna istinaden, sevgili @s_eowyn 'un son yorumuna katılıyorum.. O bebek onların aşkının temsili.. O bebeğin tutunma durumu da aşklarının hayatta kalmasıyla ilgili.. Can çekişen fakat hayatta kalmak için tutunan bir aşkları var.. Her an dönebilir onları birbirine kenetleyebilir.. Anka temsilinin formu, o bebeğin gücüne bağlı artık.. Yaşatan Anka değil, o bebek.. Dirilen olgu aşklarının ta kendisi.. Dolayısıyla senaristin bu hamlesini de çok zekice buluyorum..
Tüm bunların ötesinde Alya'nın özgürlük adımının, Cihan'a bebeğini söylemesiyle gerçekleşmesi gerektiğini ısrarla düşünmekteyim.. Bu Cihan'a doğru bir adım değil asla.. Bu seçimi Cihan'a bırakmak demek benim nezdimde.. Cihan ona defalarca seçenek sunarken, Alya da bebeği söyleyerek Cihan'a bir tercih mekanizması oluşturabilir.. Yani Alya'nın en korktuğu şeyi.. Kaçmayarak ilk defa üstüne gidebilir.. O bebeğin yaşamasının nedeni, Cihan'ın bunu öğrendikten sonra yapacaklarına bağlı olur..
Bakalım Cihan Bey, aşkının temsili olan bebeğinin hayata tutunması için neler yapacak? Mecburiyetlerinden arınacak cesareti bulabilecek mi? En çok bunu merak etmiyor muyuz ona kızarken? Hem de çok merak ediyoruz.. #UzakŞehir
Öncelikle sezonun şimdilik en iyi bölümünü izlediğimizi düşünmekteyim.. Beklediğim adımlar yavaş yavaş atıldı.. Maskeler düştü, duygular su yüzüne çıkınca karakterlerin neyi neden yaptıkları daha iyi anlaşılmaya başladı.. Fakat daha önce belirttiğim gibi.. Senaristin tarzı tam olarak bu.. Cihan karakterini ilk on iki bölüm izleyiciden saklayan biri olarak, sorulan soruları her zaman geç cevaplıyor.. Bu da hikaye dilindeki en sevdiğim anlatım..
Sezon başlamadan önce kan-soy meselesinin oralarda dolaşacağımızı ifade etmiştim bir yorumunda.. Tam da istediğim kıvama geldi bu konu.. Bir soy savaşı içine gireceğiz.. Hem de öyle böyle değil.. Sadakat'in karşı cephe olabileceği bir düzende.. Sadakat bir iktidar kadını.. Annelik vasfı bu konum üzerine koşullanmış.. Yönetici gibi çocuk yetiştirmiş.. Konağı da aslında Albora düzenini de yöneten o.. Unutmayalım ki Cihan'ı o koltuğun başına Ecmel yerine oturtan da ta kendisiydi.. Kısacası en önemli kale.. Peki o kalenin Cihan ile kan bağı yoksa ne olur? Ufuk'un dediği gibi, Albora'da taş taş üstünde kalmaz mı.. Bana kalırsa da kalmaz.. Çünkü iktidarın değişmesi kaçınılmaz böyle bir konumda..
Peki Sadakat iktidarın değişmemesi için neler yapar? En güçlü rakibi, herkesin bildiği üzere baştan beri Alya'nın ta kendisi.. Hepimiz bu anın geleceğini az çok tahmin ediyoruz.. Alya yavaş adımlarla geliyor.. İlk hamlesini gerçekleştirdi ve Sadakat'i hiç istemediği şekilde annelik vasfıyla vurdu mahkemede.. Oğlunun katili dedi.. Asla yapmazdı bunu fakat yaptı.. Bu da savaşın ne kadar çetin geçeceğinin habercisiydi.. Sadakat'in bu sırrı ilk öğrenmesi, yeni hamleleri için de birer oyun kurucu yapar onu.. Fakat sezonun başında neydi başlangıç oyunumuz? Bir prensimiz, bir prensesimiz ve bir de cadımız mevcuttu.. Bu hikayenin cadısının kim olduğu sezon başında belliydi zaten..
Alya'nın tek problemi anlık öfkeleri.. Ki zaten onu iki yıldır öyle tanıyoruz.. Bu savaşı da zorlayan kısım burası olur.. Cihan onu dinginleştiren kişi aslında.. Sezon başında belirttiğim gibi, Ecmel'e gidişi Cihan'a anlık öfkesinin bir hatasıydı.. Günler sonra bu hatanın sonucuyla karşılaştı.. Ve yine öfkeyle kalktı Ecmel'in karşısına çıktı.. Gerçi o öfkesinin altında, günlerdir yaşadığı psikolojik etmenler de mevcuttu.. Bir nevi yük boşaltması.. Doktorunun dediği gibi, artık stresten uzak durmanın zamanı geldi de geçiyor.. Albora topraklarında sakin kalmak zor elbette fakat bunu başaran tek kişinin her şeye rağmen Cihan olduğunu da unutmamak gerekiyor.. Her daim aklı onu koruyan kısım.. Hatalar yapsa da kendini kurban etse de, aklını korumayı başarabiliyor.. Cihan'ın en çok takdir ettiğim özelliği..
Deniz sonunda tepkisini gösterdi.. Beklediğim bir tepki değildi fakat daha çok hoşuma gitti.. Büyüklerden daha çok aklı başında olduğunu bizlere gösterdi.. Hatta defalarca belirttiğim gibi aslında düğün günü gittiklerinden beri, annesinin yanında olduğunu ifade etmiştim.. Nitekim dün bunu izleyicilere de gösterdi Deniz Bey.. Sonuçta kendisi bir çocuk.. Somut kanıtlara ihtiyacı mevcuttu.. Ne bilsin büyüklerin tartışmalarını, saçma sapan alınmalarını.. Annesinin neden üzüldüğünü az çok tahmin ederken aylardır, şimdi somut bir gerekçe karşısına çıkınca Cihan'a kurabileceği en güzel cümleyi kurdu.. Meali açıktı.. "Annemden artık tamamen gideceğine göre, ben de en iyisi gideyim.. Sen annemin yanında olmadıkça, ben ne yapayım o yuvayı.."
Malum.. Deniz de annesi gibi.. Yuvasız.. Kökü Albora, kan bağımız o topraklar fakat annesi olmadıkça hiçbir şekilde yuvası olamaz.. Daha doğrusu annesinin Albora'da bir yuvası olmadıkça, Deniz Albora'yı yuvası yapmaz.. Bunu açıkça gösterdi dün Cihan'a.. Ve Cihan'ın, Deniz'e kuracak bir cümlesi bile olamadı.. Sanırım bölümde en sevdiğim sahnelerden biriydi.. Zaten kardeş istememesinin altında da bu yuva sorunu yatıyordu.. Bakalım bu duvarı da aşacak mı Deniz.. Bana kalırsa aşar.. O evlattan ziyade, çok iyi bir dost aslında.. Sadece Alya için değil artık Cihan için de öyle..
Cihan'ın Deniz ile olan muhabbetinde en sevdiğim an, o malum kara günde "Annem konağa gelecek mi bugün?" diye sorduğunda Cihan'ın yaşadığı o mahcubiyet, endişe sirkülasyonu aradığım en iyi oyunculuklardandı sanırım.. Sessizce tüm birikimini Deniz ile birlikte bizlerle de paylaştı.. Saniyelerce sürdü o sessizlik.. Alya'nın orada asla olmaması gerektiğini bizler de onun kadar hissettik..
Cihan beni bir konuda şaşırttı.. Bu beklentilerimi biraz zorladı fakat daha çok hoşuma gitti doğrusu.. Demek ki Cihan'ı yeni yeni tanımaya başlıyoruz.. İşte aradığım da tam buydu.. Alya'nın evliliğine karşı, bu evliliği gerçekleştireceğini söyledi Kaya'ya.. Alya evlenmeseydi, demek ki mecburiyet adı altında başka bir çözüm bulacaktı.. Cihan, Alya'yı tamamen kaybettiğini düşünerek bu rahatsız edici adımı attı.. Bu da onun aklıyla hareket eden karakterine ters bir mizaç.. O zaman artık o da karar mekanizmasını Alya'ya göre kurmaya başlamıştı.. Tıpkı Alya gibi.. Bu Cihan'dan pek de beklemediğim bir hareketti.. Beni bölümde heyecanlandıran bir husus oldu.. Üstelik bu konuda tamamen dürüst olması daha da hoşuma gitti..
Alya'ya gelirsek.. "Ah Alya.." diye başlamak gerekiyor sanırım cümlelere..
Alya'nın, Cihan'dan daha çok kaybetme korkusu olduğunu, tercih mekanizmasına yenilmemek için defalarca kaçma girişimleriyle sonuçlanan ilişki ağına takıldığını defalarca bahsettik.. İşte tam bu noktada, ilk defa Cihan'ı kaybettiğini hissetti.. Ölüm, şu bu hepsi bahane.. Onlar kaybetme korkusu yaşatmaz insana.. Cihan'ı fiziken kaybetmek elbette çok zor.. Fakat sevgisinin ebediyetiyle birlikte, ondan kader vesilesiyle koptuğunu bilerek yaşar.. Yaşamak için güç toplar.. Hayat devam ediyor demez fakat acısını gururla yaşar.. Aynı durum Cihan için de geçerli.. O yüzden ikisinin de Nare'ye kuracak cümleleri oluyor..
Fakat sevdiğini kaybetmek demek, sevdiğinin aidiyetini kaybetmek demek benim nezdimde.. Alya'nın en kurcaladığı konu buydu zaten.. Aidiyet duygusu.. Cihan'a hiçbir zaman sahip olamama dürtüsü.. Cihan, Alya üstünde hakimiyetini bir şekilde kuruyor.. Alya evlense bile, karşısında farklı bir kurum olsa da onun için buna saygısı bile olsa; Deniz'i yanında tutmak bile o aidiyet duygusunu hissettiriyor.. Bir yerlerde Alya var Cihan için.. Hâlâ ondan gidemedi.. Ne yaparsa yapsın da gidemiyor..
Fakat işler Alya için öyle değil.. Biz o yüzden bu duygusal deformasyonu hissettik tüm bölüm boyunca.. Dağıldık Alya ile birlikte.. Nitekim evleneceğini öğrendiği an, arabasında ağlayan Alya bizim bugüne kadar karşılaşmadığımız Alya idi.. Kaybetme korkusunu yaşayan Alya'yı bize tüm çıplaklığıyla gösteriyordu o an.. O ağlama şeklini bir daha göremeyeceğiz.. Dibe çöküşün en yalın resmiydi.. Ne ölüm ne başka bir şey buna sebep verirdi.. O yüzden bu anı yaşamalıydık.. Haftalardır beklediğim anlardan biriydi..
Nitekim Cihan'ı kaybetme dürtüsü, onun duygularını daha çok tırmandıran bir etmendi.. Ne olursa olsun nişana gidip, her şeyi söyleme cesaretini bulabilecek kadar dürtüleriyle hareket ediyordu.. Üstünde vahşi denecek bir kıskançlık da hâkimdi.. Buna sebep veren Sadakat gibi dış etkenler de vardı tabii.. Bu da Alya ekseninde bir döngünün daha kapanmasına sebebiyet verecek diye düşünmekteyim.. Bunu da zamanı gelince rahatsız edici olmayacak şekilde açarız diye tahmin etmekteyim..
Kartal bana kalırsa izleyiciye bir ipucu verdi.. O ses kaydında ifade ettiği plan, vuku bulacaktır bir gün diye düşünmekteyim.. Fakat kurduğu planın, gerçekleri görmesine sebep verecek bir sürece intikal edeceğini düşünüyorum.. Kartal, Alya'ya baba olmak için gelmedi.. Aksine bu hayatta bir babaya da ihtiyacı olmadığını göstermeye geldi.. Kartal ona elbette geçmiş borçlarını son nefesinde öder.. Alya bu borçlarla ne yapar, göreceğiz artık..
Emre Aybek ve rejisi, bu bölüme güzel çalışmışlar.. Haklarını bu sefer teslim ediyorum.. Uzak Şehir'i "Uzak Şehir" yapan etmenler, işte bu zor kümülatif oyunculukların aktarımıdır.. Daha da verimli bölümler temenni ediyorum şimdiden.. #UzakŞehir
naina retweeted
sinem'in oyunculuğu gerçekten bambaşka ya.. anne rolünü öyle bir derinlikle oynuyor ki, her bakışında, her sessizliğinde o duyguyu bize çok güzel hissettiriyor. iyi ki alya'mız o olmuş, bu rolü bu kadar içten ve güçlü oynayabilecek başka birini düşünemiyorum. 🤍
naina retweeted
#CihAl : Gönül Yarası
Han viran olmuş, yollar perişan
Susadım elinden içmeye geldim
Yâre bir sırrım var, açmaya geldim
#UzakŞehir
naina retweeted
Cihal’in hikâyesi bana göre iki insanın tesadüfen karşılaşması değil, kaderin daha doğdukları andan itibaren birbirlerine ulaşmaları için yollarını şekillendirdiği iki hayatın hikâyesi. Sanki bütün yollar, farkında olmadıkları bir kavuşmaya çıkıyordu. +
naina retweeted
“I’m a man destined to lose everyone I love, and I believed you would change that fate,”
Cihan’s resentment toward Alya comes from the fact that she made him believe he could finally escape his fate of losing everyone he loves. He trusted her to be the one person who would stay, the one who would break that cycle of loss. But when Alya walked away, she shattered that hope.
To Cihan, Alya didn't just leave him; she left him emotionally destroyed. That's why he moves through life like a dead man walking, once again willing to sacrifice himself for Albora, because he feels he has already lost the part of himself that wanted to live.
Cihan loves Alya, deeply and intensely. But he also brings all his past trauma, his fear of abandonment, and his desperate hope of changing his fate into that love.
When he tells her, “I’m a man destined to lose everyone I love, and I believed you would change that fate,” he is placing an enormous emotional responsibility on her.💆🏻♀️
Alya is no longer just the woman he loves. She becomes the person he expects to heal every wound left by the people he has lost.
So when she leaves - just for 1 day - He feels that he’s been condemned to the very fate he thought she would save him from.
To me, the biggest flaw in Cihan’s love is his inability to accept that Alya might love him and still feel that she has no choice but to leave.
Because for Cihan, love means staying, no matter what. But leaving doesn’t necessarily mean that love has disappeared.
There’s something else, too. Cihan knows how to sacrifice himself for others, but he doesn’t know how to love or be loved without sacrificing himself. It’s almost as though he measures the depth of his love by how much he suffers.
And I think that’s what Cihan ultimately needs to understand:
Alya is not responsible for saving him. She can love him, she can choose to stay with him, but she shouldn’t have to become his only reason to keep living.
Because loving someone deeply and making that person the sole foundation of your existence are two very different things. And to me, that’s precisely what makes Cihan’s love both so profound and so painfully fragile.
I think Alya’s biggest flaw is her tendency to make decisions out of fear while convincing herself that she’s doing what’s best for everyone, without fully acknowledging the emotional consequences of those decisions.
Cihan’s flaw is that he expects Alya to save him from his fate. Alya’s flaw, on the other hand, is that she sometimes assumes she knows what’s best for Cihan without allowing him to have a say.
She loves him, but when things become overwhelming, her instinct is to leave rather than stay and confront the pain with him.
Alya wants to protect the people she loves, but sometimes she hurts them precisely because she tries to protect them without involving them in her decisions. She may believe that walking away is an act of sacrifice, that she’s sparing Cihan further suffering. But from Cihan’s perspective, she’s making the decision for both of them and leaving him to deal with the consequences alone.
And there’s another important distinction: Alya knows Cihan’s deepest fear. She knows he believes he’s destined to lose everyone he loves. However, If Alya needed to leave, she had every right to do so. What matters is how she left, whether she communicated honestly, whether she acknowledged what they meant to each other, and whether she gave Cihan the opportunity to understand her decision.
To me, the tragedy of their relationship is that neither fully understands what the other needs. Ultimately, Cihan needs to learn that love cannot guarantee someone will stay, while Alya needs to learn that love cannot always be protected by walking away.
The real transformation will start with the baby 🥰
the pregnancy will not magically heal their wounds, but both of them finally will learn how to love without letting fear dictate their future.
#UzakŞehir #CihAl
جتني لحظه ادراك
كنت أقول إن السر بيهد جيهان، وإنه كيف عاش عمره وهو يجهل حقيقته، وكيف انحرم من أمه الحقيقية بسبب أبوه وعاش طفولة وحياة مبنية على كذبة ما كان له ذنب فيها لين استوعبت إن عليا هي بعد عاشت حرمان يشبهه، لكن بطريقة مختلفة أبوها ما كان يبيها من البداية وأمها اضطرت تهرب فيها فعاشت عليا وهي تحمل أثر الرفض والحرمان من حياة كان المفروض تعيشها بأمان واستقرار
جيهان انحرم من أمه وهويته وحقيقته وعليا انحرمت من أب كان المفروض يكون سندها ومن طفولة ما تضطر فيها تعيش هاجس إنها مو مرغوبة. هو عاش حياته وهو ما يعرف إن أشياء أساسية من حقه انسرقت منه، وهي عاشت حياتها وهي تحاول تتجاوز أثر أشياء ما حصلت عليها من الأساس
والموجع إن الاثنين ما اختاروا شي من اللي صار لهم، لكنهم قضوا عمرهم يتحملون عواقب قرارات اتخذها غيرهم. جيهان انسرقت منه الحقيقة وعليا انحرمَت من الأمان والانتماء وكل واحد فيهم دفع ثمن أخطاء ما ارتكبها. كأنهم متشابهين حتى في الطريقة اللي انظلموا فيها؛ كل واحد فيهم انحرم من طفولة كان يستحقها ومن حياة طبيعية، ومن أبسط حقوق الطفل في الحب والأمان من دون ما يضطر يقضي عمره يحاول يتجاوز جروح ما كان المفروض تنزرع فيه من البداية.
Şu görselde bunu düşündüm:
Cihan bir kurban...ve ilk defa bu durum ağırına gidiyor...
Cihan’ın içinde bulunduğu dünya; güç dengelerine, toprak, güç veya barış adına yapılan stratejik evliliklere yabancı değildi. Bu tür ortaklıklar, coğrafyanın yazılmamış sert kanunları arasında yer alıyor. Ancak karşı karşıya kaldığı bu durum, geleneksel bir anlaşmanın çok ötesinde, tam anlamıyla bir irade gaspı. Mirza’nın yaptığı o ahlaksız teklif, bu nişan töreniyle birlikte herkesin gözü önünde resmileşen kolektif bir aşağılanmaya dönüşüyor. Ne var ki bu aşağılanmayı sadece Cihan hissediyor; bir de belki onu dışarıdan içi kanayarak izleyen Alya...
Herkesin korktuğu ve saygı duyduğu bir aşiret reisinin düştüğü bu durum, onu bir lider gibi değil, iradesi elinden alınmış kurbanlık bir koyun gibi edilgen bir konuma sürüklüyor. İşin en çarpıcı kısmı da bu: Cihan yine yeniden bir kurban ve hayatında ilk defa bu konumda bulunmaktan bu denli rahatsız.
Nitekim görseldeki duruşu da içindeki o mutlak çaresizliği ve ezilmişliği ele veriyor. Bakışlarını yere dikmiş; törendeki o donuk ifadesi, büyük bir ruhsal çöküşün ve yabancılaşmanın dışavurumu. Yanında beyaz elbisesiyle duran genç kadınla aralarındaki o mesafe, ikisinin de bu kirli oyunda birer piyon olduğunu gösteriyordu.
Cihan, tiksindiği ve asla istemediği bu kadere boyun eğmek zorunda bırakılmanın ağırlığı altında ezilirken, etraftaki neşeli tebrikler bu durumu onun için daha da katlanılmaz kılacak. Kendi geleceği üzerinde hiçbir söz hakkının kalmaması, bugüne kadar büyük bir emekle inşa ettiği tüm otoriteyi sarsarak ona daha önce hiç tatmadığı bir ezilmişlik ve gurur kırıklığı yaşatıyor.
Cihan'ıma bunu neden yaşattınız diyeceğim ama... Belki de o dokunulmaz mecburiyetlerini sorgulaması için tam da bunu yaşamalıydı.
#UzakŞehir #CihAl
naina retweeted
Alya, düğün günü gitmeye karar verdiğinde özetteki ifade netti.. Alya, kendi kıyametini yazıyordu.. Fakat o gün değil.. Sonrasına aitti o ifade.. İşte tam da kendi kıyametini yaşadığı andayız..
Enver, şu bu hepsi hikayeydi.. Yaşanılacak an, tam da buraya giden süreçti.. Giden gider fakat geride ne bıraktığın önemli.. Geride bıraktığı da böyle bir enkazın ta kendisiydi..
Alya bu enkazı çok net biliyordu.. Bir gün sonra Mardin'e geldiğinde de ne ile karşılaşacağını çok iyi bildiği gibi.. O yüzden Deniz yanında değildi.. Nasıl bir Cihan ile karşılaşacağına emin değildi çünkü..
Suçluluk psikolojisi üstündeydi.. Giderken zayıftı.. Geldiğinde de.. Bunu cümleleriyle ifade etti Cihan'a.. Fakat Cihan önemsemiyordu.. Gelmesinin bir manası yoktu.. Çünkü Alya'nın suçu stabildi..
Alya bunları bilerek üç ay Budapeşte'de yaşadı.. Kaçma mekanizmasına kurulu düzeniyle ayaktaydı yine.. Kaçmak tek kurtuluşu gibi.. Fakat zaten hikaye temeli onun kaçmamayı öğrenmesiyle ilgili.. Çünkü yıllardır bunu yapmış ve elinde hiçbir şey kalmadan öylesine yaşamıştı.. Budapeşte'de öğrenemedi.. Mardin'e tekrar geldiğinde de öğrenemedi.. Gitmek en kolay çözümdü çünkü.. Evlilik yalanı da öyle.. Korunma mekanizmasını buna göre kuruyordu.. Cihan'a olan duygularını koruyor, onun haklı olduğunu bildiği yerde kendini ondan uzak tutmayı misyonu ediniyordu..
Cihan ise ondan kaçmayan birini bekliyordu.. Alya'ya sürekli bunu dikte etti.. Yorgun bir enkazdan kalanlarla ayakta kalmaya çalışıyordu.. Git dediğinde bile gitmeyen, evlen dediğinde de bunu yapmayan o kadını bir yerlerde arıyordu Cihan.. Bencilce görünen bir istek gibi görünse de, sadece istediği artık kendisinden kaçmayan bir kadın idi.. Sonuçta Cihan hâlâ özgürleşemeyen, topraklarına atasına bağlı kalmak zorunda kalan bir adamdı.. Evlilik teklifinde bunu ifade ederken, aslında yanında durabilen bir kadına ihtiyacı olduğunu belirtiyordu.. Fakat Alya birkaç gün sonra, verdiği sözü tutamadı.. Cihan o sözün ardında kaldı, durdu aylarca..
Bu yanlış bir durum değil elbette.. Alya'nın da gitmeye hakkı vardı. Bunu defalarca dedik.. Fakat burada hassas bir ayrım vardı.. Alya nefes almaya gitmiyordu.. Kurtulmaya da gitmiyordu.. Sorun burası.. Kaçmak, bir yerlere sığınmak oğlu da buna dahil, kurtuluşu asla değildi.. Halı altına süpürülen gerçeklerini görmezden gelmekti.. Yıllardır yaptığı gibi.. Yoksa hayatı boyunca kaçmaya devam eder, Cihan'a zamanında bahsettiği yıllardır aramaya çalıştığı o şeyin ardında kendini kaybetmeye mahkum olurdu..
Dolayısıyla Alya'nın kaçmamayı öğrenmesi gerekiyordu.. Ona yardımcı olan etmen ise, Cihan ile can verdiği evladı oldu.. Yıllardır aradığı sevgiyi Cihan'da bulması gibi, o taşıdığı can da aradığı kökleriydi.. Bu Cihan ile barışması için bir olgu değildi.. Tamamen bir umuttu.. Onu oraya bağlayan, kaçmasını durduran farklı bir mekanizmaya iten gerçek.. Deniz bunu başaramazdı.. Çünkü ona aidiyet duygusunu hissettirmiyor Deniz, aksine geçmişindeki acıyı hatırlatıyordu.. O yüzden de Deniz için de kaçma eğilimi hâkimdi.. Annelik vasfını kaybetmeye yakın bir yerde ise, bu gerçekle tanıştı.. Ve asla itmedi onu.. Hepimizin beklediği o saklanma güdüsü yerini açıkça korkusuzca ortaya çıkmaya bıraktı..
Belki henüz başarılı olamayacak Cihan'a söylemek için.. Bu da onun geçmişte yapamadıklarının bedeli.. Bir nevi geç kalmışlık.. Fakat deniyor.. Çabalıyor kaçmamak için.. Çünkü hâlâ seçenekleri var kaçmaya dair.. Yanlış yönlendirmeler yapan arkadaşı Enver'in ona sunduğu seçenekler gibi.. Fakat bunların aksine kaçmayan o kadını bulmak için, Alya ile birlikte bu kıyameti bir süre daha yaşayacağız..
Peki Cihan? Onun kıyameti nerede? Şu an kendisi iki gerçeği bilmiyor.. Biri Alya'nın sahte evliliği, diğeri de kendisine ait bir canı.. Bilmeden, beni bağlayan bir hayat yok diyerek kendi canını yakıyor.. Alya'nın onu umursamadığını düşünüyor kendince.. Alya'nın canını yaktığını düşünmüyor.. Çünkü Alya ondan gitti, beni zaten görmüyor diyerek yürüyor bu yolda.. Ancak Alya'nın acısına biz şahit oluyoruz, biz üzülüyoruz onun için..
Ne zaman Cihan, Alya'nın canının yandığını görür işin rengi değişir.. İşte o zaman onun kıyameti başlar.. #UzakŞehir
#UzakŞehir I 70. Bölüm 3. Tanıtım
“Ne olacaksa olsun!” 😳
Alya, Cihan ile konuşacak mı?
Yeni bölüm bu akşam 20.00’de #KanalD’de!
Replying to @DreamsInFrames
Alya won't be jealous of this little girl; if anything, she will only feel pity for her. Instead, her true heartbreak will come from watching Cihan allow himself to endure this undignified theater. Following her love for him, she could never truly remarry—not even on paper. She tried, intending to enter a marriage of convenience with Enver. Yet, when the moment came, she couldn't even bring herself to say "yes" to a contract. Her heart revolted, feeling it as an absolute betrayal of her own soul.
In that precise moment, the fog finally cleared. She realized she would always love Cihan, and that he would remain her first and final love; her heart simply refused to let her cross that threshold. For Alya, marriage is sacred. After Cihan, there will only ever be one person she would truly marry with all her heart—and that is him.
This is exactly why she hid the truth from Nare outside the city hall. Caught completely on the defensive, she felt forced to make Nare believe that everything between her and Cihan was dead and gone.
#UzakŞehir #CihAl
naina retweeted
تفصيلة مالها داعي بالنسبة لكم بس
أحب كيف أنّ حنيّة جيهان م تقتصر على عليا نفسها فقط .. حتى أغراضها الشخصية و الي تخصّها يمتد لها هالحّنان و لها نصيب من إهتمامه ، يعاملهم و كأنهم أشياء حساسة محتاجة عناية خاصة منه ☹️☹️🤍 .
naina retweeted
نيجي للكلمة الي كله ماسكها
هي بتوصف"علاقتهم"مش حبهم
فهي شايفة ان"علاقتهم"ماتت
لكن"حبهم"جواها قومها من طاولة الزفاف رغم اليأس
عشان كدة بعدها تقول اة هعيش مبتورة للأبد لكن مضطرة،
دة مش تخطي دة تعايش مع الجرح💔
المعجزة ان العلاقة الي شايفاها ميتة سمعت نبضها تاني يوم🥺❤️🩹
#UzakŞehir
Who is Cihan now and where is he heading?
We got some hints through symbolism where his story is heading but let's start from the beginning.
(Season 1) Atlas: the sky he was handed
As punishment, Zeus condemned Atlas to stand at the edge of the world and hold up the sky. Atlas never applied for that role. Others decided it for him, with no release date. The load is permanent and the post can't be left.
This is how Cihan's burden began. His role was handed to him by others which matters psychologically because Cihan never got to ask whether he wanted the role.
Over time the assignment became his identity, and he treats responsibility as who he is. That's why he reflexively asks what the family needs and almost never asks what he wants.
Burden that has no end date explains why the weight sits so heavily on him. A burden with a finish line can be endured, but one that never ends starts to feel like the natural condition of life.
His defenses built themselves around that load. He is cold-blooded, strategic and over-responsible, and the posture protects him. If he holds up the sky, nobody can discard him. Duty is before desire .
He puts Alya in his room and calls it "making the marriage look real" while some part of him just wants her close.
Atlas also has no hands free. Both of his are holding the sky. For Cihan with intimacy fears, that image says a lot about why tenderness in S1 comes out as logistics.
Cihan carries every crisis alone and expects the load to stay the same size indefinitely. That open-ended quality is what sets up the Sisyphus stage. Once he notices the weight has no endpoint, the question becomes why he keeps carrying it, and the absurdity of the loop begins to show.
(Season 2) Sisyphus: the same stone, now seen clearly
Sisyphus knows exactly what he is doing, and S2 is where Cihan gets that awareness. Boran creates a crisis, Cihan absorbs the consequence, and the cycle resets.
His line "Kırılmak benim işim, düzelmek senin işin" (breaking is my job, mending is yours) names the arrangement.
"Breaking is my job" says he sees his function as absorbing pain, danger and consequences so that others don't have to. It echoes how he takes the bullet for Boran, offers to go under the knife for him and carries the family's crises. He doesn't treat his own suffering as a problem to be solved. To Cihan, it is his assigned task.
"Mending is yours" hands the repair to Alya. He expects her to heal what he takes on, and by being the person who tends the wound, she becomes the one who holds him together.
Every time the stone nears the summit, with Alya safe, the family calm and a wedding about to happen, it rolls back down. The S2 finale puts him at a second bloody wedding. The family's own line, "mutlu aşk yok" (no happy love), sums up the absurdity.
Effort buys nothing, and the next loss is already on its way.
This is where his defenses start to fail. He ruminates, blames himself and strategizes about control, and he struggles to accept that he has no power over the outcome.
The Camus reading of Sisyphus gives the turning point. The myth shifts when he walks back down the hill with open eyes and the stone becomes his by acknowledgment.
The 54th episode monologue is the closest Cihan comes to this. He said:
"Mom gave me soul. You gave me life. Now mom is in prison. You are leaving. He tried to take both of you away from me. I won't leave mom in prison. And I won't lose you. And I won't let you be left without a child. It is easy to kill him, Alya. But I will not kill him. After all, he is a mother's son and a child's father. I will bury him not in a grave, but in remorse."
He names what he will not lose and moves against his own blood - Boran. It is the first consequence he chooses on purpose.
(Season 3) Pygmalion: the man with a chisel
Of the three figures, Pygmalion is the only one with a tool in his hands. The stone has become material instead of burden. The force has changed jobs. It used to bear, and now it shapes.
That is a large move for Cihan whose desires have long stayed unexplored and unnamed. His wanting finally has a form.
Pygmalion's story also carries its own risk.
He carves a woman out of stone that is more perfect than any living woman he knows, then falls in love with her. The gods bring her to life. The story is usually told as romantic wish fulfillment, but it has a catch.
He loved the statue, and statues are easy to love. A statue never disagrees, never has fears of her own, never walks out of the room. Once she comes alive, she has a will, and the sculptor has to deal with a real person.
Why this matters for Cihan?
After the S2 finale, Alya leaves. Cihan is alone with what he believes happened, and his mind has months to turn her into a longing and a plan. The longing is to get her back, safe and close together with Deniz. That is the version of Alya built in her absence, an image shaped by his hopes and fears.
But his love is fused with fear for Deniz and resentment towards Alya. We see narrowed Cihan whose whole psychological world has shrunk to one goal, keeping Deniz safe.
When love and fear fuse like that, protection starts to look like control.
Alya who comes back is not the one in his plan. She made her own decision to leave, she has her own risk calculations, her fears.
If Cihan keeps loving the image he built, he will keep reading her choices as threats to his plan.
Learning to love her as a living person with her own will is the part of the Pygmalion story tells us in my opinion.
Cihan needs to see that he is loving the "living" woman with everything that she carries..
That means giving her the deliberation and not only the decision, and offering attunement where he used to offer rescue.
The story needs a Cihan as the one who mends and not only the one who breaks.
What the three add up to
The three motifs work as stages of one identity, and they line up with the arc stages in the framework: baseline, crisis, adaptation.
Atlas is identity as assignment. At the start of the series, Cihan's sense of self is a role handed to him. He has no question about who he is, because the answer is whatever the family requires. This stage runs on over-responsibility, dissociation and strategic control, and it makes him very effective and nearly unreachable. Alya enters as the first person who treats him as a man with a choice, which becomes the catalyst for the next stage.
Sisyphus is identity as endurance. Once Cihan can see the role was handed to him as a task, the cracks appear. He still performs it, but the effort keeps being undone. Here the role stops answering the question of who he is, and what remains is a man who is very tired and keeps pushing. The frame of reference changes from "what does the family need" to "what is the point."
Pygmalion is identity as authorship. The third stage is the only one where desire has a form. Cihan starts shaping things with his own hands, where he needs to learn not just to protect but mend himself/his world.
___
#UzakŞehir #CihAl #SinemÜnsal #OzanAkbaba
naina retweeted
Ve son olarak.. Bir tık daha ileri gidiyorum.. Alya’nın baştan beri derdi neydi? Cihan’a ulaşabilmek .. Ona ulaşacak bir yol, iz peşindeydi.. Haftalardır değil yalnız.. Aylardır, belki.. Fakat benim için iki yıldı o süre..
O kapıları açmak zordu.. Evlenme teklifine giderken bile, iki kapıyı geçmek zorunda kaldı.. Ben bunları hâlâ unutmuyorum..
Alya, düğün günü onu bıraktığı için Cihan’ın onu affetmediğini çok iyi biliyor.. Ne zaman bu konuya değinse her zaman kaçtı.. Bu konuda suçunu gayet iyi biliyordu.. Fakat burayı aşıp, Cihan’a ulaşamıyordu.. Çünkü kendi de zayıftı, Cihan’dan beklentisi vardı..Hatta beklentisi çoktu.. Öyle ki Nare’ye bile ne dedi bugün? Bu yaşanılanlar benim suçum değil.. Kısmen öyle.. Belki de sadece onun suçu değil demek daha doğru ifade olur..
Şimdi ne oldu peki? Cihan’a ulaşacak bir yol bulabildi.. Demek ki böyle bir yola ihtiyacı varmış.. Hatta daha da ilginci bu yol sayesinde, o zayıflığının mükafatı olan beklentilerini de alabilir.. Talepleri olabilir mesela.. Albora konağında ilk defa elinde müthiş bir kozla duruyor..
Ben ilk defa gözlerinin bu kadar dolu dolu parladığını görüyorum mesela Sadakat’e karşı.. Artık onun da bir gücü var bu ailede.. Deniz ile onu birlikte yük görmüşlerdi.. Ben hâlâ Cihan’a en çaresiz anlarından birinde “Anlıyorum, Deniz senin kanından değil..” demesini hiç unutmam.. Neden dedi bunu? Kök salamadığından Cihan’a çünkü..
Nitekim Deniz’i şimdi geçici de olsa onlara verdi ama kendisi ıssız bir şekilde konağın öte tarafında.. Derdi oğlunu onlardan almak mı? Hayır.. Derdi kimsesizliğine çare bulacak bir yol bulmaktı.. Bölüm boyunca “Aile” ifadesinin altında ezildi.. Çünkü aileden yoksundu.. Deniz kadar şanslı değil kendisi.. Oğlu ondan daha Albora idi ve Cihan onun yanındaydı..
Bu görünen perde Cihan ile bir kırılma değil asla.. Cihan’a kök salabilecek bir yol sadece.. Fakat ıssızlık çocukluğundan kalan bir yara da olsa, Alya’nın kendi seçimi olmuş yıllarca.. Tam da bu tercihi yüzünden, Alya’nın bir sınavı olacak diyorum.. #UzakŞehir
Bu bölüm çok daha iyi anladım ki.. Aslında o kırgınlıklar, kibir savaşı boşunaymış.. Kaç zamandır boşuna o cümleler ifadeler çıktı ağızlarından.. Hele ki bölüm boyunca Cihan’ın boş yere çektiği acı.. Hem keyfimi yerime getirdi hem de bir o kadar üzdü..
Sonra ne oldu peki? Bir çocuğun kalp sesi yetti nafile demeye her şeye.. İşte bu kadar.. O aşka tanıklık eden tek varlık şu an.. Deniz bile o mertebede değil metafor olarak..
Fakat.. Yine de o boşuna ifadesinin altında kalanlar için de, ödenmesi gereken bazı bedeller mevcut.. Cihan boş yere acı çekti ama Alya’nınki öyle olmayacak.. Peki neden? Onun da cevabını alacağız elbette.. #UzakŞehir
#UzakŞehir I 70. Bölüm 1. Tanıtım
“O kalp atışı üç kişiye ait demek!" 🥹❤️
Yeni bölüm pazartesi 20.00’de #KanalD’de!
@Uzaksehirdizi @ayyapim @ayna_yapim
“Beni de kaybettin”
“Bana kendini sen kaybettirdin”
Peki ya “ben kaybettim” nerede? Bence yakında!
Ya kaybetmeselerdi? Cihan git demeseydi, Alya kalsaydı bütün bunlar bugünkü gibi yaşanmasaydı bence “iyileşemezlerdi”.
O düğün yine de kana bulanırdı, Cihan bu kadar yıkılmazdı belki ama Alya yine tükenirdi. Yine kaybetme korkusuyla gerçekten ne düşündüklerini ve ne hissettiklerini birbirlerine söylemezlerdi. Aynı Alya’nın tırla kaçışında yüzleşemedikleri gibi. Yine mecburiyetlerini taşırlardı, yine birilerini ve birbirlerini korumaya çalışırlardı ama bir gün mutlaka Alya yine kaçmaya çalışırdı, Cihan yine peşinden giderdi ama yine birbirlerine yetişememenin kaygısını taşırlardı. Bu döngüden çıkamazlardı.
Şimdi artık kaybettiler, hala da kaybetmeye devam ediyorlar. Ama şimdi iyileşmek için önlerinde bir fırsat var. Düğün gününden beri yaptıkları gibi birbirlerini suçlamak, cezalandırmak ve yeniden kaybettirmekle tehdit etmek yerine artık kendilerine dönüp o masaldaki aynaya bakma cesaretini göstermeye çok yaklaştılar.
Önce biri sonra diğeri o aynaya bakacak ve kendini de suçlamaya başlayacak çünkü insan eninde sonunda ben ne yaptım der:
Her zaman bedelini bana yaz diyen Cihan o aynaya bakınca dağılacak. Düğün gününe yeniden gidecek çünkü o kanlı düğünün mimarlarından biri de bizzat kendisi. Boran’la Feyyaz’ı hafife aldığını görecek. Albora’nın ve kendisinin Alya’yı nasıl tükettiğini görecek. Hatırlayın Cihan’ın dünyayı taşıyan Atlas heykeli 2. sezon boyunca Alya’nın odasındaydı. Cihan ben Alya’nın sırtına bindirdiğim yüklerden usandım o sırtlamaktan usanmadı demişti. İşte düğün günü Alya’nın dayanma noktasının sonuna geldiğini görecek. Bütün bunları göremeyip ona git demenin, istediğinle evlen, seni isteyen yok demenin, çocuğunu kaçırmanın Alya’da yarattığı tahribatı görecek. Yaptıklarıyla Alya’nın kalbindeki Cihan’ı ne hale getirdiğine çok üzülecek. O çok övündüğü gücünün ve mecburiyetlerinin Alya’yı nasıl parça parça eksilttiğini yine de tüm yaptıklarının Cihan’ın onu göremesi için yaptığını farkedecek. Kehanetinin mimarının kendisi olduğunu görecek. Ve o zaman işte dönüp köklerine yani annesine de gerçekten bi bakacak ve görecek ki onu bu yalnızlığa mahkum eden oyunu kuran hep annesi, oynayan kendisi..
Alya da ancak sahte nikahıyla özgür kalıp, Cihan’ın sesi kısılıp kendi sesini duymaya başladığında aynaya da bakabilecek, sebebi ne olursa olsun hiç bir açıklama yapmadan her gidişinin Cihan’ı nasıl yıktığını görecek. Gücüm yok derken kendisinin Cihan üzerindeki etkisini görecek. Cihan’ın yüklerini ve yaralarını daha önce nasıl gördüyse kendi açtıklarının da büyüklüğünü görecek. Cihan’ın bir tek ona güvenirken onun kalbindeki Alya’yı ne hale getirdiğini farkedecek. Nare yıkıldığında Şahin’e sabırla beklemesini öğütlerken gidişiyle yıktığı Cihan’ı kalıp sabırla beklemediğini görecek. Hep Cihan’dan beklediği onu bırakmamasıyken asıl bırakanın her zaman kendisi olduğunu ama hep onu suçladığını görecek. Bir yere ait olmak isterken, kendini en tamamlanmış hissettiği evin Cihan olduğunu bilmesine rağmen o evden kopanın yine kendisi olduğunu görecek. Kendisi gibi o eve ait olmak isteyen Deniz’i korumaya çalışırken yalnızlaştırıp üzdüğünü görecek. Ve neden kalamadığını anlamak için o da köklerine annesine ve zamanı gelince babasına bakacak. Ebeveynlerinin de onu korumaya çalışırken nasıl yalnızlaştırdıklarını görecek ama artık bilecek ne o ne de çocukları bu yalnızlığa mahkum değil.
Sadece Albora’da olmaları bile tek başına bir güçlük. Ama kendi yaptıklarının da hiç bir zaman sorumluluğunu almadılar. Hep dediler mecburum, mecburiyetimden, ailem, oğlum, senin suçun, sen söylemedin, sen söyledin, sen kaybettin, sen kaybettirdin, sen sen… Nihayet “ben kaybettim” diyebilecekler. Sonra da birbirlerine bakacakla ancak o zaman yaralarını bir bir sarmaya başlayacak, iyi olacaklar. Kendileriyle birlikte aşklarını da küllerinden yeniden doğuracaklar ama bu defa daha güçlü, daha gerçek, daha sağlam.🐦🔥 #UzakŞehir #cihal
@Uzaksehirdizi
#UzakŞehir I 69. Bölüm 3. Tanıtım
Alya, Albora Konağı’ndan ayrılıyor… 😔
Yeni bölüm bu akşam 20.00’de #KanalD’de!
@ayna_yapim @ayyapim @KanalD
Cihan’ın taş ocağında o devasa kayayı baltayla kırmaya çalışması, aslında kendi kibrini ve inadını kırmaya çalışmasıydı. Ellerini kanatırcasına o baltayı vurduğu halde, geçmişte birbirlerine verdikleri o güzel sözlere rağmen bunu başaramamasının çaresizliği ve öfkesiydi bu... Normalde o nikaha gitmesi gerekiyordu ama inadını kırıp gidemedi...
Kendine engel olduğunu, kendi yoluna taş koyduğunu çok iyi biliyor; ama kırılan gururu ve derin yaraları onu kilitliyor. Özlemi hissediyor, ona gitmek istiyor ama hayal kırıklığından örülmüş o görünmez duvar onu geri tutuyor. O taş sahnesini bu kadar can yakıcı yapan da buydu işte... O taşa karşı verdiği savaş, aslında kendi egosuna karşı verdiği çaresiz bir savaştı.
#UzakŞehir #CihAl
Alya ve Cihan, şu an kalpleriyle değil, en derin yaraları üzerinden iletişim kuruyorlar. Biri kendi yarasından saldırarak diğerinin yarasını kanatıyor ve farkında olmadan birbirlerinin travmalarını besliyorlar. Ortada tam bir pat pozisyonu var: Hiç kimsenin geri adım atmaya niyeti yok, aralarındaki gerilimi tırmandırdıkça tırmandırıyorlar.
Cihan’ın yarası; büyük bir aşkı resmileştirmenin eşiğindeyken, herkesin gözü önünde terk edilmek. Cihan hâlâ o kanlı düğün gününde takılı kalmış durumda ve o duyguyu unutamıyor. Kırıldığı anlarda asıl yarasının bu olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz: "Geç geldin. Düğün dündü." Bir gün sonra dönmesinin hiçbir önemi kalmamıştı; gitmişti işte, hem de düğün gününde... Cihan bu psikolojik çıkmazdan bir gün kurtulabilirse, Alya ve Deniz'in o gün orada olmadığına şükredecek. Ama şu an sadece Alya'nın onu terk ettiğine odaklanmış durumda. O gün yaşanan diğer olayların onun için bir önemi kalmamış gibi... Şahin'den, Boran'dan, Meryem'den hiç bahsedilmiyor. Bir gün bunları da konuşacaklar... Bunun yerine Cihan, her köşeye sıkıştırıldığında Alya'ya sadece o gün terk edildiği için sitem ediyor.
Şu an Cihan’ın içini asıl kavuran şey, Alya’nın sadece kendisiyle evlenmemesi ve düğünde terk etmesi değil; kendisiyle evlenmeyen Alya’nın, Enver gibi bir adamla evlenmeyi tercih etmesidir: "Evet, o ben değilim. Ben olsaydım evlenmezdin... Değil mi?" Sevdiği kadının ona layık görmediği o "eş olma" makamını, kolayca Enver'e vermesidir.
Alya aslında Enver aracılığıyla Cihan'a acı çektirmek, canını yakmak istiyor; ama bunu bile beceremiyor. Beceremedikçe ve Cihan'ın o soğuk ifadesine çarptıkça, kendi canı daha çok yanıyor. Cihan'ın "Evlen" demesine bu yüzden çok ama çok bozuluyor. Cihan gibi sahiplenici bir adamdan bunu hiç beklemiyordu.
Alya’nın yarası ise gözden çıkarılma, hiçe sayılma ve derin bir değersizlik hissi. Zamanında öz annesi onu durdurmamış, para karşılığı Caroline’e evlatlık vermişti. Sonrasında Boran’ın vasiyetinde Cihan’a "Alya ile evlen" demesi de onun gururunu ve kalbini çok incitmişti; çünkü kendini istenmeyen ve devredilen bir nesne gibi hissetmişti. Boran bitkisel hayattan dönüp geri geldiğinde, Cihan’ın anında geri çekilmesi Alya'da "Yine kolayca gözden çıkarılacağım, beni Boran'a bırakacak" korkusunu hortlatmıştı. Şimdi de sırf oğlu elinden gitmesin diye Cihan’ın hiçbir kıskançlık krizine girmeden, umursamazca "Evlen" demesi, Alya'yı bu eski yarasından, kalbinden vurdu.
Boran bunu zamanında bir vasiyetle yapmıştı, Cihan ise şimdi o soğukluğu ve gururuyla yapıyor. Bu yüzden Cihan’ın "Enver'le evlen" demesi Alya için az buz bir şey değil; öz annesinin onu Caroline’e parayla devrettiği o çocukluk kırılmasının ve Boran'ın vasiyetiyle katmerlenen o en eski yarasının Cihan eliyle yeniden kanatılmasıdır. Cihan bu kelimeyi her söylediğinde, Alya’nın ruhunda öz annesinin açtığı o değersizlik ve "gözden çıkarılabilirlik" hissi yeniden canlanıyor.
Alya, Cihansız yapamayacağını anladı ve nikah masasından döndü. Şimdi hikaye, bir sonraki kaçınılmaz farkındalığa doğru ilerliyor: Alya'nın, Cihan’ın içindeki o derin yarayı görmesi ve onda yarattığı hasarla yüzleşmesi... Cihan’ın bunca zaman sakladığı o gelinliği, sırf Alya evleniyor diye öfkeyle yırtıp atması aslında onun hâlâ o düğün gününde Alya'yı beklediğini ve onu ne kadar çok sevdiğini gösteriyor. Gelecek bölümde Alya bunu gördüğünde çok büyük bir mahcubiyet yaşayacak. Evlilik oyununun devam etmesiyle Cihan'ın nişana doğru itilmesi bile, aslında bu aşk acısının ve ruhsal hasarın en somut tezahürü, yıkıcı bir belirtisi...
Cihan Alya'yı bu noktaya getirdi, Alya da Cihan'ı... Alya, Cihan'ın yarasını gören gözlerle görecek; Cihan da o nişanın Alya'da yarattığı yıkımı fark edecek. Hikayemiz çok sert giriyor; ama bu gurur, inat ve kısır döngü ancak büyük acılarla ve bedellerle kırılır gibi görünüyor. Cihan'ın o sert kabuğunu kırması ve eski kıvamına gelmesi için bu gözyaşı vadisinden geçmek zorundalar.
#UzakŞehir #CihAl
Bir kıskançlığın tezahürü...
Et yemek; gücü, avlanmayı, hayatta kalmayı ve dolayısıyla ilkel eril enerjiyi simgeler. Cihan, Enver’in gözünün içine baka baka, Alya’nın odasında iştahla hamburgeri yiyerek aslında şu mesajı verir: "Ben buranın alfa erkeğiyim. Avı getiren benim." Hamburgerin etini överken kullandığı "Bu öyle dandik şeflerin yemeğine benzemez, buranın eti" ifadesi, gizli bir cinsel üstünlük iması taşır. Cihan, Enver'i "dandik" ve yetersiz bir erkek olarak konumlandırırken, kendisini toprağın gerçek, güçlü ve besleyici erkeği olarak gösterir.
Cihan’ın hamburgeri o denli sert, adeta vahşi bir öfkeyle ısırması ve hunharca çiğnemesi, bastırılmış muazzam bir hırsın ve çaresizliğin fiziksel dışavurumudur. Cihan, Alya’ya ulaşamadıkça, onun kalbine ve kararlarına hükmedemedikçe hissettiği o derin frustrasyonu ve içini yakan kıskançlığı o hamburgerden çıkarıyor. Gururu, bir aşiret lideri olarak "Kıskançlıktan delirmek üzereyim" demesine asla izin vermiyor; bu yüzden o kıskançlık dışarı taşamayıp içine içine akıyor ve yüzündeki o gergin, sert kasılmalara dönüşüyor.
Kapı çaldığında Alya’yı geride bırakıp önden fırlaması, ağzındaki hamburgeri çiğneye çiğneye Enver’in karşısına dikilmesi bölgesini koruma içgüdüsüdür. Mahreminin eşiğini güvenceye alıyor orada. Cihan, Enver’i o eşikten içeri adım bile attırmıyor; çünkü aralarındaki savaş ne boyutta olursa olsun Alya hala Cihan’ın gözünde kendi mahremi ve aidiyetidir. Dışarıdan bir erkeğin o sınırları ihlal etmesine ilkel bir refleksle set çekiyor.
Buradaki en büyük tezat ve güç şovu zaten Cihan’ın kendi girişinde saklı. Kendisi Deniz’le birlikte kapının önünde hiç beklemeden, Alya’nın rızasını bile sormadan ellerinde yemek poşetleriyle içeri dalmıştı. Alya’nın kişisel alanına pervasızca hükmederek "Buranın aslanı benim" mesajı vermişti. Ancak aynı hakkı Enver’e asla tanımıyor. Enver’i kapı eşiğinde bir yabancı gibi sabitleyerek, Alya’nın hayatındaki ve o mekandaki mutlak hakimin kendisi olduğunu Enver’in yüzüne tehditvari bir şekilde hamburgeri hunharca çiğneyerek çarpıyor.
Enver ise kendini bu evlilik fikrine o kadar kaptırmış ki, haddini aşarak adeta evin gerçek sahibi gibi kapıda Alya'dan hesap sormaya kalkıyor. Cihan ise Enver’in bu özgüvenini yerle bir ediyor: "Kızcağız günah hiç bir şey yememiş aç, buranın yemekleri kötü olduğu için..." Cihan burada sadece yemekten bahsetmiyor; Enver’in yüzüne baka baka acımasız bir erkeklik ve yetersizlik imasında bulunuyor. Enver’e verdiği mesaj şudur: "Sen bu kadına sahip çıkamazsın, onun en temel ihtiyacını bile göremezsin, onu doyuramazsın ve taşıyamazsın. Onu ancak ben doyurabilirim." Cihan bu cümleyle Enver’i Alya’nın gözü önünde tamamen aciz bir konuma düşürüyor.
Dışarıdan bakıldığında bu durum bir güç savaşı ve baskı gibi görünse de alt metinde Alya’nın bu vahşi sahiplenmeden ve Cihan’ın gözlerinde yatan o ulaşamama öfkesinden içten içe bir haz duyduğu söylenebilir. Bu ilkel ve vahşi koruma güdüsü, Alya’nın bilinçaltındaki o derin güvenlik ve sığınma ihtiyacını tatmin ediyor.
Eskiden olsa, Cihan’ın o fevri ve şiddete meyilli yapısını bilen Alya korkar, araya girer ve Cihan’ın birine zarar vermesini engellemeye çalışırdı. Ama fark ettiniz mi, bu sahnede çok farklı bir Alya var...
Enver gergince Cihan’la konuşmak istediğinde, Alya onu sadece "Sakin" diye uyarıyor; çünkü çocuğun gözü önünde saçmalamasını istemiyor. Ama tüm erilliğiyle ikiletmeden dışarı fırlayan Cihan'ı engellemiyor.
Alya peşlerinden gitmiyor, aksine kapıyı kapatıp içeride kalıyor. İki erkeğin dışarıda her an birbirine girebilecek kadar gergin olduğunu bildiği halde kılını bile kıpırdatmıyor. Alya’nın kavgaya müdahale etmemesi, Cihan’ın Enver’i dövmesini bile göze aldığını gösteriyor. Alya, Cihan’ın o bastırdığı, içine içine akıttığı kıskançlığı artık eylemselleştirmesini, canavarın tamamen dışarı çıkmasını istiyor.
#UzakŞehir
#CihAl
naina retweeted
The point that's being relayed to us through this entire plot is - no matter what Alya and Cihan think, they're not the same people anymore.
Alya might have sat down at that table, but when push came to shove, she couldn't go ahead with it, even for Deniz.
So that whole belief- Alya will do anything for her son shatters. And the reason it shatters is Cihan.
Now it's Cihan's turn. He thinks Alya is married, I'm dead anyway. So he might give in to the pressure, and like Alya, make it to the engagment venue.
But when it'll be time to do the actual deed, he won't be able to, just like Alya.
So the belief that nothing is more important to Cihan than his obligations will shatter too. And the reason it will shatter is Alya.
You're being shown what Cihan and Alya lived together has altered their DNA in such a way that their old versions no longer exist.
They might pretend nonchalance, but the love they have for each other has taken precedence over everything else.
They can defy each other, they can defy the world, but they can no longer defy what they've become to each other. And they will have to surrender to that truth soon.
#CihAl #UzakŞehir
naina retweeted
Alyanın ikinci sezon cihan öngörüsü de doğru çıktı cihan ben daha fenasını yapardım seni kaybetsem dedi.. alyada sen kimseye zarar vermezsin kendi kendini yakarsın yer bitirirsin dedi.. Alya haklı çıktı, cihan alyanın evlendiğini düşündüğü an bağım yok diyor çünkü onu alyaya bağlayan şey deniz değildi kalpleri aşklarıydı ve bu bağı kaybettiğini düşündüğü an kendi içine kapanıp hatalara sürükleniyor belki nişanı kabul edecek yani alyanın dediği gibi yine sevdiğini yakmak yerine alyaya zulm olup acı çektirmek yerine kendini ateşlere atıyor ve bunun farkımdalığı alyaya gelmiş gibi sessiz sakin tamda o zamanında içini gördüğü gibi bir adam var karşında başkasını değil kendini yakmaya hazır, ve alyanın kaldıramayacağı tek şey var gözünde dağlardan güçlü dirayetli olan cihanın kendi aşkı ile yıkılması, ama alya bir anka metaforu bir sahte nikahla küle döndürdüğü aşklarını daha güçlü ateşlerle yakıp ayağa kaldıracak ve cihana hem sevgisiyle hem gücüyle herkesi dize getirme gücü verecek, sadakatin bu konağın lanetisin dediği kadın cihanın dediği gibi o konağın nefesi olacak ışığı olacak.
























