Pinned Tweet
#CihAl : If you love her
She loves her whole family
And all of her friends
#UzakŞehir
#CihAl : If you love her
Take it
If she gives you her heart, don't you break it
Let your arms be a place she feels safe in
She's the best thing that you'll ever have
#UzakŞehir
Happy #UzakSehir Day! ❤️
Here's to Cihan (Firat) finding his way to Alya (Dicle), to a bond that defies time, and to baby Dicle - the little soul who brings three hearts together. 🥹❤️
Üç kalbin birleştiği yer: Dicle. ✨
Every time I look at it, I don't see an object; I see you, and the moment you made it mine.
#UzakŞehir #CihAl
#CihAl : Gönül Yarası
Han viran olmuş, yollar perişan
Susadım elinden içmeye geldim
Yâre bir sırrım var, açmaya geldim
#UzakŞehir
#CihAl : Only Love Can Hurt Like This
But it's the sweetest pain
Burning hot through my veins
Love is torture, makes me more sure
#UzakŞehir
#CihAl : Üç Telli Turnam
Sen olmaz isen ben sensiz olmam
Turnam ey turnam ey yaralı turnam
O kara gözler haralı turnam
#UzakŞehir
What if Cihan refuses to get treated before making sure Alya and their baby are okay? Napacağız, soruyorum çünkü napacağız? 😭
naina retweeted
Gelelim biraz da Alya'nın şiddetli yoğun sevgisine..
Şu nişanı izledi anı kast ediyorum aslında.. O yoğun şiddetli sevgisini hissettiğimiz o acımasız ana.. Mesela Cihan, böyle bir tabloya dayanabilir miydi? Asıl sorumuz bu olmalı.. Mesela onun, nikah masasında Alya ve Enver'i izleyecek kadar gücü olduğunu pek düşünmüyorum.. Nitekim yok ki izlemedik zaten.. Senaristin bile gücü yetmedi Cihan'ı oraya getirmeye.. Onun yerine taşları kıran bir Cihan izledik.. Cesareti ancak taşları kırmaya yetiyordu çünkü.. O tabloya dayanamazdı Cihan..
Peki gelelim Alya'ya tekrardan.. Nişana geliş amacı çok başkaydı.. Cihan'a ulaşmak için edindiği yolu söyleme cesaretiyle gidiyordu.. Ne olacaksa olsun.. Gerekirse dünya yıkılsın.. Fakat Cihan'ın mecburiyetiyle karşılaştığı an, yine Cihan'a ulaşamadığını anlayıp geri çekilmişti.. Yıkamamıştı o dünyayı.. Oysa bana kalırsa elinde müthiş bir gücü var fakat kullanmaya hazır değil hâlâ..
Gitmeye hazırlanmıştı ki bir şey oldu ve geri döndü..
Geri dönmesine sebep veren o olgunun adı, meraktı.. Kızın Cihan'a uzattığı tepsiyle birlikte izlemeye başladı o anları.. İşte tam da bu an, iç sızlatan acımasız bir andı.. Bunu yaşatanlar çok ayrı bir yerde.. Fakat Alya'nın bunu izlemek istemesi, kendi merakının bir seçimiydi.. Çünkü az önce gidecekti.. Senarist tamamen karakterin bunu yapabilecek bir güce sahip olduğunu gösteriyordu izleyiciye.. Bir zamanlar "Nasıl yapabildiniz, nasıl dayandınız?" diyen kadından artık eser yoktu.. Çünkü artık çok iyi biliyordu.. O güçlü bir kadındı.. Bu bana kalırsa asla bir zayıflık eseri değildi.. "Meryem" ismini duyduğu an bile fenalaşan o kadından eser yoktu artık..
Devam edelim.. Sahnenin mizanseni gittikçe değişiyor.. İzlemenin ikinci adımına geçiyoruz.. Sadakat'in Cihan'a kız istediği ana.. Alya cümleleri duyduğu an gözyaşlarına hâkim olamıyor.. Bu da bir sevgilinin kayıp anıydı.. Alya, sevdiği birini ilk defa kaybediyordu.. Bir gün önce arabada yaşadığı o kaybetme anını, ertesi gün somutlaşmış hâliyle yaşıyordu..
Ve son an geliyor.. Sadakat'in Cihan'a birbirinizi tebrik edin dediği ana.. Alya gözlerini dikmiş bir şekilde bakıyordu o tabloya.. Nefesi kesilmişti o anda.. Cihan ne yapacaktı? Nasıl davranacaktı nişanlandığı kıza.. Merakı korkuyla karışık bir şekilde karşımızdaydı.. Nefesi kesilmiş, uyuşmuş bir şekilde oradan ayrıldı sonra..
İlk defa Alya'nın buralardan gitmek istemesini doğru bulduğum bir yerdeydim.. Bugüne kadar her gidiş, onun kaçmak için kısa vadeli çözümlerinden biri olmuştu.. Fakat otele uyuşmuş şekilde gelip Enver'e, "Buradan gitmek istiyorum.." diyen Alya çok ama çok farklıydı.. Kaybolmak istiyordu.. Onu orada tutan tek sebep, artık başkasına aitti.. Tüm aidiyetini kaybetmişti o an.. Bu topraklara, Cihan'a aidiyetini koparmışlardı artık..
Daha önce birçok kişi defalarca onu Cihan'dan koparmayı denemiş fakat başarılı olamamışlardı aslında.. Cihan'ı ondan koparan, Cihan'ın kendisinden başkası değildi.. İki yıl boyunca soyut olarak havada kalan bu gerçek, bugün senarist tarafından tam da bu olay örgüsüyle izleyiciye soğuk bir gerçeklikle aktarıldı.. Cihan ondan giderse, Alya giderdi ancak.. İşte Enver'e kurduğu o cümlenin meali buydu..
Fakat Cihan ondan istediği kadar gitsin, Alya'nın bir türlü gidememesi de senaristin bir cevabı oluyor izleyiciye.. Tuhaf bir cevap üstelik.. Cihan, Deniz ile birlikte onu burada tutmaya çalışırken, Alya zaten tutunuyormuş meğer buraya.. Cihan'ın canını taşırken, gitmeme sebebini kendi oluşturuyormuş aslında.. Hani diyor ya üç kalp atıyor diye.. O kalplerinin isminin aşk olduğu bizzat ağzından dökülüyor..
Cihan'a olan aşkı o kadar kök salmış ki bu topraklara, istese bile gidemeyecek durumda artık.. Alya ne demişti.. "Ben bu aşkı yaşatacağım.. " Cihan olsun ya da olmasın.. İçinde bir yerlerde Cihan'ın aşkına dair en somut varlık büyüyor.. Gerçekten bu aşkı yaşatma gücü şu an Alya'nın varlığı altında büyüyor.. Alya da bu aşkı yaşatmak için can çekişiyor.. Çünkü yanında Cihan yok.. Tek başına aşkı yaşatmak mümkün değil.. Aşk iki kişilik çünkü..
Buna istinaden, sevgili @s_eowyn 'un son yorumuna katılıyorum.. O bebek onların aşkının temsili.. O bebeğin tutunma durumu da aşklarının hayatta kalmasıyla ilgili.. Can çekişen fakat hayatta kalmak için tutunan bir aşkları var.. Her an dönebilir onları birbirine kenetleyebilir.. Anka temsilinin formu, o bebeğin gücüne bağlı artık.. Yaşatan Anka değil, o bebek.. Dirilen olgu aşklarının ta kendisi.. Dolayısıyla senaristin bu hamlesini de çok zekice buluyorum..
Tüm bunların ötesinde Alya'nın özgürlük adımının, Cihan'a bebeğini söylemesiyle gerçekleşmesi gerektiğini ısrarla düşünmekteyim.. Bu Cihan'a doğru bir adım değil asla.. Bu seçimi Cihan'a bırakmak demek benim nezdimde.. Cihan ona defalarca seçenek sunarken, Alya da bebeği söyleyerek Cihan'a bir tercih mekanizması oluşturabilir.. Yani Alya'nın en korktuğu şeyi.. Kaçmayarak ilk defa üstüne gidebilir.. O bebeğin yaşamasının nedeni, Cihan'ın bunu öğrendikten sonra yapacaklarına bağlı olur..
Bakalım Cihan Bey, aşkının temsili olan bebeğinin hayata tutunması için neler yapacak? Mecburiyetlerinden arınacak cesareti bulabilecek mi? En çok bunu merak etmiyor muyuz ona kızarken? Hem de çok merak ediyoruz.. #UzakŞehir
Öncelikle sezonun şimdilik en iyi bölümünü izlediğimizi düşünmekteyim.. Beklediğim adımlar yavaş yavaş atıldı.. Maskeler düştü, duygular su yüzüne çıkınca karakterlerin neyi neden yaptıkları daha iyi anlaşılmaya başladı.. Fakat daha önce belirttiğim gibi.. Senaristin tarzı tam olarak bu.. Cihan karakterini ilk on iki bölüm izleyiciden saklayan biri olarak, sorulan soruları her zaman geç cevaplıyor.. Bu da hikaye dilindeki en sevdiğim anlatım..
Sezon başlamadan önce kan-soy meselesinin oralarda dolaşacağımızı ifade etmiştim bir yorumunda.. Tam da istediğim kıvama geldi bu konu.. Bir soy savaşı içine gireceğiz.. Hem de öyle böyle değil.. Sadakat'in karşı cephe olabileceği bir düzende.. Sadakat bir iktidar kadını.. Annelik vasfı bu konum üzerine koşullanmış.. Yönetici gibi çocuk yetiştirmiş.. Konağı da aslında Albora düzenini de yöneten o.. Unutmayalım ki Cihan'ı o koltuğun başına Ecmel yerine oturtan da ta kendisiydi.. Kısacası en önemli kale.. Peki o kalenin Cihan ile kan bağı yoksa ne olur? Ufuk'un dediği gibi, Albora'da taş taş üstünde kalmaz mı.. Bana kalırsa da kalmaz.. Çünkü iktidarın değişmesi kaçınılmaz böyle bir konumda..
Peki Sadakat iktidarın değişmemesi için neler yapar? En güçlü rakibi, herkesin bildiği üzere baştan beri Alya'nın ta kendisi.. Hepimiz bu anın geleceğini az çok tahmin ediyoruz.. Alya yavaş adımlarla geliyor.. İlk hamlesini gerçekleştirdi ve Sadakat'i hiç istemediği şekilde annelik vasfıyla vurdu mahkemede.. Oğlunun katili dedi.. Asla yapmazdı bunu fakat yaptı.. Bu da savaşın ne kadar çetin geçeceğinin habercisiydi.. Sadakat'in bu sırrı ilk öğrenmesi, yeni hamleleri için de birer oyun kurucu yapar onu.. Fakat sezonun başında neydi başlangıç oyunumuz? Bir prensimiz, bir prensesimiz ve bir de cadımız mevcuttu.. Bu hikayenin cadısının kim olduğu sezon başında belliydi zaten..
Alya'nın tek problemi anlık öfkeleri.. Ki zaten onu iki yıldır öyle tanıyoruz.. Bu savaşı da zorlayan kısım burası olur.. Cihan onu dinginleştiren kişi aslında.. Sezon başında belirttiğim gibi, Ecmel'e gidişi Cihan'a anlık öfkesinin bir hatasıydı.. Günler sonra bu hatanın sonucuyla karşılaştı.. Ve yine öfkeyle kalktı Ecmel'in karşısına çıktı.. Gerçi o öfkesinin altında, günlerdir yaşadığı psikolojik etmenler de mevcuttu.. Bir nevi yük boşaltması.. Doktorunun dediği gibi, artık stresten uzak durmanın zamanı geldi de geçiyor.. Albora topraklarında sakin kalmak zor elbette fakat bunu başaran tek kişinin her şeye rağmen Cihan olduğunu da unutmamak gerekiyor.. Her daim aklı onu koruyan kısım.. Hatalar yapsa da kendini kurban etse de, aklını korumayı başarabiliyor.. Cihan'ın en çok takdir ettiğim özelliği..
Deniz sonunda tepkisini gösterdi.. Beklediğim bir tepki değildi fakat daha çok hoşuma gitti.. Büyüklerden daha çok aklı başında olduğunu bizlere gösterdi.. Hatta defalarca belirttiğim gibi aslında düğün günü gittiklerinden beri, annesinin yanında olduğunu ifade etmiştim.. Nitekim dün bunu izleyicilere de gösterdi Deniz Bey.. Sonuçta kendisi bir çocuk.. Somut kanıtlara ihtiyacı mevcuttu.. Ne bilsin büyüklerin tartışmalarını, saçma sapan alınmalarını.. Annesinin neden üzüldüğünü az çok tahmin ederken aylardır, şimdi somut bir gerekçe karşısına çıkınca Cihan'a kurabileceği en güzel cümleyi kurdu.. Meali açıktı.. "Annemden artık tamamen gideceğine göre, ben de en iyisi gideyim.. Sen annemin yanında olmadıkça, ben ne yapayım o yuvayı.."
Malum.. Deniz de annesi gibi.. Yuvasız.. Kökü Albora, kan bağımız o topraklar fakat annesi olmadıkça hiçbir şekilde yuvası olamaz.. Daha doğrusu annesinin Albora'da bir yuvası olmadıkça, Deniz Albora'yı yuvası yapmaz.. Bunu açıkça gösterdi dün Cihan'a.. Ve Cihan'ın, Deniz'e kuracak bir cümlesi bile olamadı.. Sanırım bölümde en sevdiğim sahnelerden biriydi.. Zaten kardeş istememesinin altında da bu yuva sorunu yatıyordu.. Bakalım bu duvarı da aşacak mı Deniz.. Bana kalırsa aşar.. O evlattan ziyade, çok iyi bir dost aslında.. Sadece Alya için değil artık Cihan için de öyle..
Cihan'ın Deniz ile olan muhabbetinde en sevdiğim an, o malum kara günde "Annem konağa gelecek mi bugün?" diye sorduğunda Cihan'ın yaşadığı o mahcubiyet, endişe sirkülasyonu aradığım en iyi oyunculuklardandı sanırım.. Sessizce tüm birikimini Deniz ile birlikte bizlerle de paylaştı.. Saniyelerce sürdü o sessizlik.. Alya'nın orada asla olmaması gerektiğini bizler de onun kadar hissettik..
Cihan beni bir konuda şaşırttı.. Bu beklentilerimi biraz zorladı fakat daha çok hoşuma gitti doğrusu.. Demek ki Cihan'ı yeni yeni tanımaya başlıyoruz.. İşte aradığım da tam buydu.. Alya'nın evliliğine karşı, bu evliliği gerçekleştireceğini söyledi Kaya'ya.. Alya evlenmeseydi, demek ki mecburiyet adı altında başka bir çözüm bulacaktı.. Cihan, Alya'yı tamamen kaybettiğini düşünerek bu rahatsız edici adımı attı.. Bu da onun aklıyla hareket eden karakterine ters bir mizaç.. O zaman artık o da karar mekanizmasını Alya'ya göre kurmaya başlamıştı.. Tıpkı Alya gibi.. Bu Cihan'dan pek de beklemediğim bir hareketti.. Beni bölümde heyecanlandıran bir husus oldu.. Üstelik bu konuda tamamen dürüst olması daha da hoşuma gitti..
Alya'ya gelirsek.. "Ah Alya.." diye başlamak gerekiyor sanırım cümlelere..
Alya'nın, Cihan'dan daha çok kaybetme korkusu olduğunu, tercih mekanizmasına yenilmemek için defalarca kaçma girişimleriyle sonuçlanan ilişki ağına takıldığını defalarca bahsettik.. İşte tam bu noktada, ilk defa Cihan'ı kaybettiğini hissetti.. Ölüm, şu bu hepsi bahane.. Onlar kaybetme korkusu yaşatmaz insana.. Cihan'ı fiziken kaybetmek elbette çok zor.. Fakat sevgisinin ebediyetiyle birlikte, ondan kader vesilesiyle koptuğunu bilerek yaşar.. Yaşamak için güç toplar.. Hayat devam ediyor demez fakat acısını gururla yaşar.. Aynı durum Cihan için de geçerli.. O yüzden ikisinin de Nare'ye kuracak cümleleri oluyor..
Fakat sevdiğini kaybetmek demek, sevdiğinin aidiyetini kaybetmek demek benim nezdimde.. Alya'nın en kurcaladığı konu buydu zaten.. Aidiyet duygusu.. Cihan'a hiçbir zaman sahip olamama dürtüsü.. Cihan, Alya üstünde hakimiyetini bir şekilde kuruyor.. Alya evlense bile, karşısında farklı bir kurum olsa da onun için buna saygısı bile olsa; Deniz'i yanında tutmak bile o aidiyet duygusunu hissettiriyor.. Bir yerlerde Alya var Cihan için.. Hâlâ ondan gidemedi.. Ne yaparsa yapsın da gidemiyor..
Fakat işler Alya için öyle değil.. Biz o yüzden bu duygusal deformasyonu hissettik tüm bölüm boyunca.. Dağıldık Alya ile birlikte.. Nitekim evleneceğini öğrendiği an, arabasında ağlayan Alya bizim bugüne kadar karşılaşmadığımız Alya idi.. Kaybetme korkusunu yaşayan Alya'yı bize tüm çıplaklığıyla gösteriyordu o an.. O ağlama şeklini bir daha göremeyeceğiz.. Dibe çöküşün en yalın resmiydi.. Ne ölüm ne başka bir şey buna sebep verirdi.. O yüzden bu anı yaşamalıydık.. Haftalardır beklediğim anlardan biriydi..
Nitekim Cihan'ı kaybetme dürtüsü, onun duygularını daha çok tırmandıran bir etmendi.. Ne olursa olsun nişana gidip, her şeyi söyleme cesaretini bulabilecek kadar dürtüleriyle hareket ediyordu.. Üstünde vahşi denecek bir kıskançlık da hâkimdi.. Buna sebep veren Sadakat gibi dış etkenler de vardı tabii.. Bu da Alya ekseninde bir döngünün daha kapanmasına sebebiyet verecek diye düşünmekteyim.. Bunu da zamanı gelince rahatsız edici olmayacak şekilde açarız diye tahmin etmekteyim..
Kartal bana kalırsa izleyiciye bir ipucu verdi.. O ses kaydında ifade ettiği plan, vuku bulacaktır bir gün diye düşünmekteyim.. Fakat kurduğu planın, gerçekleri görmesine sebep verecek bir sürece intikal edeceğini düşünüyorum.. Kartal, Alya'ya baba olmak için gelmedi.. Aksine bu hayatta bir babaya da ihtiyacı olmadığını göstermeye geldi.. Kartal ona elbette geçmiş borçlarını son nefesinde öder.. Alya bu borçlarla ne yapar, göreceğiz artık..
Emre Aybek ve rejisi, bu bölüme güzel çalışmışlar.. Haklarını bu sefer teslim ediyorum.. Uzak Şehir'i "Uzak Şehir" yapan etmenler, işte bu zor kümülatif oyunculukların aktarımıdır.. Daha da verimli bölümler temenni ediyorum şimdiden.. #UzakŞehir
#SinemÜnsal, is that you?
He's the best Turkey has seen so far. Now STFU!
#OzanAkbaba
naina retweeted
sinem'in oyunculuğu gerçekten bambaşka ya.. anne rolünü öyle bir derinlikle oynuyor ki, her bakışında, her sessizliğinde o duyguyu bize çok güzel hissettiriyor. iyi ki alya'mız o olmuş, bu rolü bu kadar içten ve güçlü oynayabilecek başka birini düşünemiyorum. 🤍
He is her soulmate, their son's superhero, and the heart of their little family.
#UzakŞehir #CihAl
naina retweeted
#CihAl : Gönül Yarası
Han viran olmuş, yollar perişan
Susadım elinden içmeye geldim
Yâre bir sırrım var, açmaya geldim
#UzakŞehir
I love it when they're all cute and shy around each other. They're just so beautiful; it's so easy to fall in love with them.
naina retweeted
Cihal’in hikâyesi bana göre iki insanın tesadüfen karşılaşması değil, kaderin daha doğdukları andan itibaren birbirlerine ulaşmaları için yollarını şekillendirdiği iki hayatın hikâyesi. Sanki bütün yollar, farkında olmadıkları bir kavuşmaya çıkıyordu. +
#CihAl : Gönül Yarası
Han viran olmuş, yollar perişan
Susadım elinden içmeye geldim
Yâre bir sırrım var, açmaya geldim
#UzakŞehir
Remember when Deniz’s innocent little attempt to make his parents reconcile was too much? Well, look where we are now.
"Konakta kurulan sofra ise Alya ile Cihan’a ayrılığın acısını hiç beklemedikleri bir biçimde yaşatır."
You deserve every bit of what’s coming your way, Sado.
naina retweeted
“I’m a man destined to lose everyone I love, and I believed you would change that fate,”
Cihan’s resentment toward Alya comes from the fact that she made him believe he could finally escape his fate of losing everyone he loves. He trusted her to be the one person who would stay, the one who would break that cycle of loss. But when Alya walked away, she shattered that hope.
To Cihan, Alya didn't just leave him; she left him emotionally destroyed. That's why he moves through life like a dead man walking, once again willing to sacrifice himself for Albora, because he feels he has already lost the part of himself that wanted to live.
Cihan loves Alya, deeply and intensely. But he also brings all his past trauma, his fear of abandonment, and his desperate hope of changing his fate into that love.
When he tells her, “I’m a man destined to lose everyone I love, and I believed you would change that fate,” he is placing an enormous emotional responsibility on her.💆🏻♀️
Alya is no longer just the woman he loves. She becomes the person he expects to heal every wound left by the people he has lost.
So when she leaves - just for 1 day - He feels that he’s been condemned to the very fate he thought she would save him from.
To me, the biggest flaw in Cihan’s love is his inability to accept that Alya might love him and still feel that she has no choice but to leave.
Because for Cihan, love means staying, no matter what. But leaving doesn’t necessarily mean that love has disappeared.
There’s something else, too. Cihan knows how to sacrifice himself for others, but he doesn’t know how to love or be loved without sacrificing himself. It’s almost as though he measures the depth of his love by how much he suffers.
And I think that’s what Cihan ultimately needs to understand:
Alya is not responsible for saving him. She can love him, she can choose to stay with him, but she shouldn’t have to become his only reason to keep living.
Because loving someone deeply and making that person the sole foundation of your existence are two very different things. And to me, that’s precisely what makes Cihan’s love both so profound and so painfully fragile.
I think Alya’s biggest flaw is her tendency to make decisions out of fear while convincing herself that she’s doing what’s best for everyone, without fully acknowledging the emotional consequences of those decisions.
Cihan’s flaw is that he expects Alya to save him from his fate. Alya’s flaw, on the other hand, is that she sometimes assumes she knows what’s best for Cihan without allowing him to have a say.
She loves him, but when things become overwhelming, her instinct is to leave rather than stay and confront the pain with him.
Alya wants to protect the people she loves, but sometimes she hurts them precisely because she tries to protect them without involving them in her decisions. She may believe that walking away is an act of sacrifice, that she’s sparing Cihan further suffering. But from Cihan’s perspective, she’s making the decision for both of them and leaving him to deal with the consequences alone.
And there’s another important distinction: Alya knows Cihan’s deepest fear. She knows he believes he’s destined to lose everyone he loves. However, If Alya needed to leave, she had every right to do so. What matters is how she left, whether she communicated honestly, whether she acknowledged what they meant to each other, and whether she gave Cihan the opportunity to understand her decision.
To me, the tragedy of their relationship is that neither fully understands what the other needs. Ultimately, Cihan needs to learn that love cannot guarantee someone will stay, while Alya needs to learn that love cannot always be protected by walking away.
The real transformation will start with the baby 🥰
the pregnancy will not magically heal their wounds, but both of them finally will learn how to love without letting fear dictate their future.
#UzakŞehir #CihAl
Bu biraz da bizim aşkımızı anlatıyor… Ayrı ayrı yollarda başlayan iki kalbin bir araya gelip tek bir yerde atması. ❤️
#UzakŞehir #CihAl

















