“Zor yaşar kendi kendisinin gözünden düşen adam... Mutlu olmak imkanlarını yitirir.”
Kemal Tahir (Kurt Kanunu)
@okumalar_i
@jeandpardaillan
Baba duymadım seni,
Anlamadım.
Sesin uzaklardan geliyor gibiydi;
Umursamadım.
Hep sen anla istedim,
Hep sen dur arkamda;
Bilemedim Koca bir dağı yıktığımı,
Pervasızca...
Davut Kunu
@dkonu
“Kişi nesneden veya kimseden kuşku duyacağına kendisinden kuşku duyarsa doğru yoldadır; Özür aramamakta özrü kendinde bulmaktadır. Bulunan eksik giderilir çünkü bilinçle bakmayı bilen onu düzeltmeye yönelir.”
Erol Toy (Kuzgunlar Ve Leşler)
Edebiyatımızda hakkını yeterince veremediğimiz bir Erol Toy gerçeği var. Bir kere çok üretken; bir kurgu oluşturup yazmaya sıvandı mı 1000 sayfadan aşağı bırakmıyor maaşallah. Tarih okumasını ve güçlü sosyo ekonomik tahlillerini yedirdiği romanları çok değerli.
“Yeryüzü büyük, insanoğlu küçüktür; her bir şeyi kendi çapıyla ölçer; başkasının yürek sancısına dönüp bakmaz da kendi tırnak acısıyla göğün göçtüğünü sanır.”
Erol Toy (Kuzgunlar Ve Leşler)
“Sonlu olduğunu bilen tek varlık insan mıdır bilemiyoruz ama sonlu olmak fikriyle arası en kötü varlığın insan olduğundan kuşku duyamayız. Basitçe ölmek, yok olmak, doğaya karışmak düşüncesiyle baş edemiyoruz.”
Çetin Balanuye
@balanuye.
(Spinoza'nın Sevinci Nereden Geliyor?)
Geldik vatan kavgasına.
Düştük rütbe yağmasına.
Daldık dünya sefasına.
Kimi görsek etekleriz.
Ne utanmaz şeyleriz.
Neyzen Tevfik
Ahmet Gürbüz ŞENER retweeted
Orta yaşına gelmiş ama boş zamanını geçirmek için bulabildiği en iyi yollar 17 yaşındakilerin aynı olan ne çok insan var. Orada takılmışlar. Karakter olarak da oradalar.
“Tanrının var olmadığına dair kanıtlar çok güçlü ama birçok kişi için var olduğu hissi kadar kuvvetli değil.”
John Steinbeck (Cennetin Doğusu)
Yıkıluptur bu cihân sanma ki bizde düzele
Devleti, çarh-ı denî verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvâb-ı saadette gezen hep hazele
İşimiz kaldı heman merhamet-i lemyezele.
Sultan 3. Mustafa
“Insan kendisini iyi biri olarak sevebilir; bu sevginin içinde yaptıklarını görme yeteneğini kaybedebilir. Kendi iyiliğinden emin oldukça kötülüklerine başka adlar bulur. Kayırmaya vefa, ayrıcalığa hak edilmiş karşılık, hesap vermemeye davaya sadakat der.”
İYİLİĞİNDEN EMİN OLANLAR
Tolstoy, Kazaklar’da bir akşamı anlatır: “Omuzunda taşıdığı ağın içinde hâlâ çırpınan gümüş renkli balıklar göze çarpıyordu.” Köyün huzurlu görüntüsünde, ağın içinde can çekişen bir hayat da vardır. Güzellik, bakışın nerede durduğuna bağlıdır.
Olenin’in hikâyesini bu görüntüyle birlikte okuyalım. Moskova’dan kaçıp Kafkasya’ya gelen Olenin, fedakârlık ederek değişeceğine inanır. Lukaşka’ya bir at armağan eder; sonra onun nişanlısı Marianka’ya evlenme teklif eder. Küçümsediği unvanların sahiplerinden gördüğü ilgi hâlâ hoşuna gider. Başka bir hayata yerleşmiştir; kendisi hakkındaki güzel düşüncelere saklanan arzuları da onunla gelmiştir.
İnsan kendisini iyi biri olarak sevebilir; bu sevginin içinde yaptıklarını görme yeteneğini kaybedebilir. Kendi iyiliğinden emin oldukça, kötülüğüne başka adlar bulur. Kayırmaya vefa, ayrıcalığa hak edilmiş karşılık, hesap vermemeye davaya sadakat der. Böylece çıkarını korurken vicdanını koruduğuna da inanabilir.
Yolsuzluğun ruhsal dayanaklarından biri burada aranabilir: İnsan kazandığı parayla birlikte kendisi hakkındaki iyi insan hikâyesini de elde tutmak ister. Zarar verdiği kişinin yüzüne bakmak, o hikâyeyi bozacaktır. Bu yüzden bazen yaptığından çok, yaptığının görünür olmasına öfkelenir.
Çevresi de aynı hikâyeye inanıyorsa, hesap sormak ihanet sayılabilir. Birbirimizin iyiliğine kefil olurken birbirimizin kötülüğünü görünmez kılarız. Ortak çıkar, ortak vicdan kılığına girebilir.
Bu yüzden ahlakın denetime, şeffaflığa, hesap verebilmeye ihtiyacı vardır. İyi niyet, başkasının hakkının güvencesi olamaz. İnsan kendi çıkarını tanımakla, ona sınır koymanın sorumluluğunu da üstlenir.
Olenin’in armağanına bakarken arzusunu da görebilmek gerekir. Tıpkı balıkların gümüş parıltısına bakarken çırpınışlarını görebilmek gibi.
İnsan, kendisine duyduğu hayranlığı sınırlayabildiği ölçüde başkasının hayatına yer açar. Kendini sevme ayarsızlığından kurtulmanın tek yolu budur.
Güzelbahçe Sohbetleri, 2026
Rıza Yıldırım'ın Aleviliğin Doğuşu kitabını bitirince, tazelediklerim ve yeni öğrendiklerim ışığında Reha Çamuroğlu'nun İsmailini yeniden okuma isteğine duçar oldum. El mahkum başlayacağız tekraren. 🙂
@rz_yldrm
@RehaCamuroglu
Bu akşam gurbet elde yine gönlümü yaktı,
Veda ederken bana ömrümü çalan yıllar.
Düşlerimde kurduğum hayallerimi yıktı,
Veda ederken bana ömrümü çalan yıllar.
Güfte: Uğur Gür
Beste: Mehmet Bitmez
Seslendiren: Faruk Tınaz
youtu.be/0YSe_w-l-uQ?si=cuCt…
@BayarMuzik
"Siyaset bu bozgunda başı çekiyor diyebilirsiniz. Doğrudur. Fakat asıl doğruyu kalın bir perdeyle örtersiniz. Çünkü biz ne isek onlar da o."
HAYSİYET CELLATLIĞI HER YERDE
Memlekette "haysiyet cellatlığı" adlı başını yürüdü.
Ne söylerseniz söyleyin anlamaya yanaşan bulmak zor.
Çünkü niyet anlamak değil.
Ne yazarsanız yazın, okuyanın anladığı kadarsınız.
Belki "anlamak istediği kadar" demem lazımdı.
İşin kötüsü, okuyan da okuma ve anlama derdinde değil.
Ona bağlandığı kişi, durum, parti, ideoloji, cemaat ve menfaat lazım.
Hakikate yüzü dönmüyor.
Her durumda kendilerini korumaya çalışacaklar çıkar.
Şimdikiler görülmemişlerden.
Bunlar her durumda temize çıkmaya alıştırıldılar.
İşin tuhafı, her durumda haktan görünerek tabii.
Suçu dışarıya atarak.
Şunun oyunu bunun oyunu diyerek.
Eleştireni de birilerinin adamı sayarak...
Her durumda bir yanlış icad edip saldırma hava ve hevesindekiler çıkar.
Çünkü öyle yaparsa kendini görüş alanından çıkaracak ve tartıştırmayacak.
Diğerleri kötü diyecek ki kimse onun yağmasına talanına bakmasın!
Psikoloji bu.
Toplumun genel tavrı da bu.
Herkes diğeriyle meşgul.
Kendisine bakan yok.
Düzelmeye ve düzeltmeye girişemeyişimiz de bundan.
Başımıza gelenlerin kök sebebi de bu.
Ortalık okuduğunu anlamadan kılıç çekip sallayanlarla dolu.
Siyaset bu bozgunda başı çekiyor diyebilirsiniz.
Doğrudur.
Fakat asıl doğruyu kalın bir perdeyle örtersiniz.
Çünkü biz ne isek onlar da o.
Biz bozulmasak bozukları seçmeyiz.
Problem bizde diyen ve kendine bakan düzelme yolunu açar.
Ülke de girdiği karanlık dehlizden ancak böyle çıkar.
“İran nüfusunun İmamiye mezhebine mensup bölümü 1-3'ten fazla değildi. Hele yüksek kültür çevreleri ve resmi görevliler arasında bu oran daha düşüktü. O yüzden Şah İsmail ve varisi Tahmasp Lübnan bölgesinde kök salmış ulema ailelerinden yetişmiş alimler ithal ettiler.”
@rz_yldrm
"Insanların robotlaştırıldığı, robotların da insanlaştırılmaya çalışıldığı bir zamanda yaşıyoruz."
İoanna Kuçuradi
@IoannaKucuradi
@TRFelsefeKurumu
@TurkFelsefeDer
@Fparrhesia
@tablolarfelsefe
@felsefeli_kitap
“Şeyh Sâfî ve Şeyh Cüneyt arasındaki dönem, Erdebil sufiliğinin tipik bir tarikat olarak girip, çok sayıda gulat unsurunu içinde barındıran, Şii, militan, mehdici bir mistik hareket olarak çıktığı uzun karanlık bir tünele benzer.”
Rıza Yıldırım
@rz_yldrm





