Pinned Tweet
Kendimizi keşfetmek için birbirimizle temas etmeliyiz; çünkü hepimiz birbirimizin yansımalarıyız.
Bilinçdışının kendi ritmi vardır. Çok sevdiğiniz yakınınızı ölüm yıldönümü zamanında rüyanızda görebilirsiniz. Ansızın her şey onu hatırlatabilir. Zor bir dönemdeki aynı iç sıkıntısını aynı tarihlerde sebepsiz yere hissedebilirsiniz. Bilinç hatırlamasa da bilinçdışı hatırlar.
İnsanın en büyük dramlarından ve zorluklarından biri, gerçekte olanla kendi düşüncesi arasındaki o boşlukta kalamamak olmalı, yani ‘varsaymak’. Gerçekte olanı olduğu haliyle okuyup kabul edebilmek en büyük özgürlüklerden biri sanıyorum.
En korktuğum şey başıma geldiğinde hayata devam edebildiğimi, ölmediğimi, içimde hala güzel şeylerin devam ettiğini göreceğim. ‘Bunsuz yaşayamam’ diye diye kendimi soktuğum o hapishanenin çıkışındaki o özgürlük hissi… Tarifsiz.
Hande Okçuoğlu retweeted
Freud, olgunlaşmanın temelinde yas süreci olduğunu söyler. Çünkü büyümek; her şeyi kontrol edemeyeceğinizi, anne-babanızın birer Tanrı değil sıradan, kusurlu ve ölümlü insanlar olduğunu, dünyada mutlak bir adaletin bulunmadığını kabullenerek çocukluk imajlarını tek tek gömmektir. Olgunlaşmak, bitmeyen bir kayıp ve yas halidir.
‘Ruhunuzda bir sıkıntı bir tükenmişlik hissediyorsanız şarkı söyleyin. Kalbiniz hangi şarkıyı söylemek istiyorsa. Bazen o da konuşabilmek ister.’
diyor bir Şaman öğüdü.
İfadeye yer açmalıyız ki tıkanmışlıklar duygu renklerini soldurmasın, bizi donuklaştırmasın.
Ve ifade edip paylaşabilelim ki bir şeyleri, sesimiz de solmasın;
‘Buraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!’
Birhan Keskin
Kaçtığın önüne düşer,
İttiğin sınavın olur,
Yapmam dediğini yapacak olursun;
Bu böyledir,
Neye dirensen karşıtlık oluşur,
Döne dolaşa gelir seni bulur;
Neyin bekçiliğini yapsan gol hep oradan gelir.
Öncelikle, maşallah böyle cevap vermeyen o psikiyatristlere:)
'Söylediğine değil yaptığına bak, seni sevmiyorsa bırak' kahveli dedikodulu arkadaş tavsiyesi olabilir ama psikoterapide yeri olmadığı kesin.
Psikoterapide üzerine düşünülecek mesele 'onu bırakmalı mıyım'dan ziyade, 'benden esirgenen, bana verilmeyen bir şeyi ondan almaya çalışmamın nedeni nedir acaba' sorusudur.
Insanlar gerçeği bilmediği, anlayamadığı için değil, bir fantezinin kaybına katlanamadığı için vazgeçemez çoğu zaman. O yüzden görüşme odasında terapistin zihnindeki doğrular, yanlışlar, ona ait mantıklı görünen kararlar değil, üzerine birlikte düşünecek sorular yankılanmalıdır.
Hande Okçuoğlu retweeted
Ayrılık sonrası geride kalmış ilişkiyi ve sevgiliyi kötülemek unutmaya yardımcı olmaz. Olsa olsa insana kararını onaylatır. Her olumsuz yorumla insan içindeki olumlu yanları tutmaya dahi çalışabilir. Unutayım derken kıyamayabilir.
Unutmak, bırakmaktır.
Çabasızlık, unutturandır.
Hande Okçuoğlu retweeted
Ne kadar güzel özetlemişsin mevzuyu
“Bana psikolog olmaktan başka çare bırakmayan anne ve babama teşekkür ederim “diyerek .
mekanın cennet olsun @BaverM
Yoksa solacak diye bitki yetiştirmeyelim,
Muhtemelen bizden önce ömrünü tamamlayacağı için hayvan sahiplenmeyelim…
Merakıyla, üretimiyle, ilgisiyle @BaverM her zaman ilham vericiydi. Çok üzücü bir kayıp…
Ailesine ve tüm sevenlerine baş sağlığı diliyorum.
Hande Okçuoğlu retweeted
Deniz Göktaş kürsüde nasıl bir insan olduğunu bir kez daha herkese ispat ediyor.
“Adliyede tutuklanmak için beklerken ters kelepçe yaptıkları yetmiyormuş gibi 3 kez sorulmasına ve reddetmeme rağmen adeta zorla Kemal Kılıçdaroğlu’yla görüştürüldüm. Sonra da tv’den beyanlarımın yalanlandığını oturup gülerek izledim”
“Yurda girdiğim ilk andan son ana kadar her polis niye döndün ki, sendeki fırsatlar bizde olsa dönmezdik dedikçe ülkem için üzüldüm.”
“Her videomu kendim tekrar tekrar yayınlamama rağmen delil karartma şüphesiyle tutuklandım”
“Arada serbest bırakıldım ama hücrede masterchef izlerken kendi kendime üç kez tekrar tutuklandım. İlk mahkeme hakkında tahliye kararı vermemiş olsa daha az suçum olurdu diye düşünüyorum.”
#DenizGöktaşSerbestBırakılsın
Herkese iyi biri olmaktan vazgeçtiğinde kötü biri olmuyorsun. Seçimlerini, özgürlüğünü, samimiyeti, denizine kıyı olmak istediğin kişileri ve elbette kendi hayatını seçmiş oluyorsun.
Hande Okçuoğlu retweeted
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar,
Yarın, 28 Eylül Pazartesi, Çağlayan Adliyesi’nde saat 10:00’da duruşmam var.
88 gün sonra ilk kez kelepçeleneceğim ve araba kornası duyacağım. Kelepçeyi özlemediğim kesin, bakalım araba kornasını özlemiş miyim?
İyiyim. Güneş olmadan da yaşanıyormuş, güneş abartılmış bir balonmuş.
Biraz da cezaevinden havadisler: Sınıf atlama heyecanı var Karatepe’de mahallemize 2 özel jeti olan komşu taşındı. Herkes bir gecede radikal seviyede artan refah seviyesine uygun davranmaya çalışıyor. Ben de buna uygun olarak bu tweette “zengin derdi” sayılacak bir konu seçtim: Cezaevi ve müzik.
“Müziksiz yaşayamam” tipi bir insan hiç olmadım, hatta epey de yaşarım ama “müziksiz 88 gün yaşayamam” tipi bir insanmışım meğer. Rüyalarımdan birinde; tahliye olduğumu fark edince hemen Peyk açıyordum ama Peyk olmayan bir şey çalıyordu. Radyo ve Dream Türk var ama hep Peyk olmayan bir şey çalıyor.
Şimdi övmeye çekiniyorum; TRT 2’yi övdüm, son 1 aydır yok. Radyo 3 sağolsun, Gojira çaldı 1 saat. Böyle mucizevi anlar dışında pek seçenek yok. Bu yüzden bu yaşa kadar ergen inadıyla taşıdığım Türkçe pop alerjimi aşmam gerekti. Bu hafta savunmama hazırlanırken 24 saat boyunca Dream Türk açıktı. Sadece yan komşum Haluk Levent, Mamak Türküsü ya da Haziran’da Ölmek Zor çaldığında TV’yi kapatıp avluya çıkıyorum. Kuyu tipinin tek iyi yanı akustiği olabilir.
24 saat Dream Türk izlerseniz 4 kere Ezhel’i görebiliyorsunuz, özledik. Onun dışında Türkçe pop. Girl Band, Boy Band ve Karışık Band salgını var, herkes dikkatli olsun. Kalabalık ortamlara girmeyin, aniden bir koreografinin parçası olabilirsiniz.
Favorilerim:
Eypio & Sibel Can – Kıyamam
Mabel Matiz – Umrumdışı
Hücremde Mabel Matiz’in “Ben büyüttüm boy boy” dansını yaparken infaz koruma memuruna yakalandım. Bir kere de derbi günü MasterChef izlerken yakalanmıştım, iki etti.
Savunma öncesi gündemden uzaklaşmak için seçtiğim bu yumuşak konuyu burada yazdığım bir rap ile bitireyim. Sabah 9’da ekmek dağıtımı oluyor. Haftada birkaç gün de ekmekle birlikte poğaça veriliyor ve kruvasan neşesi yaşanıyor. O günler önce koridorda servis tezgâhının tekerleğinden çıkan sesler yankılanıyor. Sonra dağıtımı yapan memur bozacı gibi bir nağmeyle bağırıyor: “Ekmek ve poğaçaaaa”
(Fuat Ergin tarzı bir flow’la)
Ekmek ve poğaça
Vaktimiz bolca
Cicibebe olmasa
Halimiz n’olcak
Menü ful carbo
Ne peynir ne yarım kadeh Doluca
Haluk, Cem, Özkan, ben
D Blok dört yapraklı yonca
Görüşmek üzere.












