Pinned Tweet
Her orman yangını sezonunda olduğu gibi, bu dönemde de toplumumuzu bilinçlendirmeye devam ediyoruz. Tarım ve arazi yangınları üzerine bazı bölgesel değerlendirmelerimize aşağıdaki kayıttan ulaşabilirsiniz.
@bursabuyuksehir
#yangın #yeşilvatan #Türkiye
youtube.com/watch?v=mqEZI9s1…
Muhammed ÇETİN retweeted
This animated map shows the peak colour of Turkish forests. Most of the country never turns. HT @mappedearth
Muhammed ÇETİN retweeted
Article: Drought disturbances are reducing the recovery capacity of tropical forests, but soil phosphorus can mitigate this impact.
nature.com/articles/s41561-0…
Muhammed ÇETİN retweeted
Şu kadar yılda bu kadar yağdı demenin anlamı yok. Afet = Tehlike değildir!
En çok yağış alan Beykoz'da can kaybı yok!
İki can kaybından biri yağışın Beykoz'un yarısından az olduğu Fatih'te, diğeri bir dere boyundaki caddede. Mahsur kalmaların bir kısmı yağışın 50–60 kg/m²'de kaldığı Bahçelievler ve Güngören'deki alt geçitlerde.
Yağış miktarı ile zarar arasında doğrusal bir ilişki yok. Zararı, suyun aktığı yerde kimin ve neyin bulunduğu belirliyor: alt geçit, bodrum, dere boyuna açılmış cadde, su ile buluşan elektrik.
Muhammed ÇETİN retweeted
İstanbul'da yaşadığımız rekor yağışlar ve sel aslında beklenen bir durum, çünkü geçmişte defalarca yaşanmış. Bu sene yayınladığımı makaleden bir grafik... İstanbul'da günlük toplam yağış, geleceğin iklim senaryoları kapsamında yaptığımız simülasyonlarda 437 mm'ye ulaşmış (İstanbul'un kuzeyinde)... Dün yaşadığımız rekor yağışların insan kaynaklı iklim değişiminin etkisiyle "arttırılmış" olması çok muhtemel, kesin sonuçlar için analizler yapmalıyız. Ancak zaten bu tür aşırılıkları geleceğin "daha sıcak" dünyasında yaşayacağımız konusunda hiçbir şüphe yok!!!
Muhammed ÇETİN retweeted
Su, geçtiği yolu asla unutmaz.
Hiç düşündünüz mü, neden bazı mahallelerin, köylerin ve mevkilerin adında dere, çay, sel yatağı gibi ifadeler bulunur?
Çünkü insanlar yaşadıkları coğrafyayı gözlemlemiş, suyun nerelerden aktığını görmüş ve bu izleri yer adlarına taşımış. Bugün sıradan bir yer adı gibi gördüğümüz bazı isimler, aslında o arazinin geçmişine dair önemli ipuçları barındırıyor.
Bir arazide yağmur suyunun izleyeceği yol rastgele oluşmaz. Vadiler, yamaçlar, eğim, toprak yapısı ve doğal akış hatları suyun nerede toplanacağını, hangi yöne ilerleyeceğini belirler.
Ancak nüfus arttıkça şehirler büyüdü. Dere yataklarının çevresine binalar yapıldı, bazı dereler kapalı kanallara alındı, doğal çukurluklar dolduruldu. Toprağın yerini beton ve asfalt aldı.
Peki, yıllarca yağış almamış veya yalnızca küçük miktarda su taşımış bir dere yatağına bir anda çok şiddetli yağmur düşerse ne olur?
Su, yer çekiminin etkisiyle daha düşük kotlara doğru akmaya başlar. Toprağa sızamayan yağmur suları yüzeyde birikir. Doğal akış yolları kapatılmışsa veya mevcut drenaj sistemi gelen suyu taşıyamıyorsa taşkın meydana gelebilir.
İşte bazen sokakların nehre dönüşmesinin, evlerin ve iş yerlerinin su altında kalmasının nedenlerinden biri budur.
Üstelik bir derenin yıllardır kuru olması, oradan bir daha su geçmeyeceği anlamına gelmez. Bazı akış yatakları yalnızca şiddetli yağışlarda su taşır.
Biz bir dereyi haritadan silebilir, üzerini betonla kapatabilir, çevresine binalar dikebiliriz. Ama arazinin eğimini ve suyun akışını belirleyen doğa yasalarını ortadan kaldıramayız.
Bu nedenle şehir planlamasında yalnızca bugünün yağışları değil, gelecekte yaşanabilecek aşırı yağışlar ve geçmişteki taşkın izleri de dikkate alınmalıdır.
Unutmayalım, bir yerin yıllardır su altında kalmamış olması, oranın taşkın açısından güvenli olduğunu kanıtlamaz.
Doğru soru yalnızca nereye bina yapacağımız değil, çok şiddetli bir yağmurda suyun nereden geçeceğidir.
#Sel #Taşkın #ŞehirPlanlaması #Doğa
Muhammed ÇETİN retweeted
Çatılarda, yollarda, park-bahçelerde ve yağmur suyunun göllendiği yerlerde yağmur suyu hasat edilseydi bu sel felaketi olmazdı. Evleri, işyerlerini ve pazar yerlerini su basmazdı. Büyük zararlar oluşmazdı.
Yağmur suyu sele dönüşmeden yeraltı su kaynaklarının, göllerin, barajların, göletlerin ve derelerin beslenmesinde kullanılabilirdi. Yaz aylarında şehirde kuraklık sorunu yaşanmazdı.
Yağmur suyu doğru yönetilirse berekettir.
Muhammed ÇETİN retweeted
13 Ekim 2026 | Türkiye Günlük Sıcaklık Analizi
(MGM, 1706 istasyon | ERA5-Land 1971–2000 baseline)
Sıcak hava dalgası sona erdi ve yerini yağışlı, serin bir havaya bıraktı: gündüz sıcaklıkları ülke genelinde 1971–2000 ortalamasına (normale) geri döndü, istasyonların %45'inde normalin üstünde, ortalama anomali −0.3°C. Üç gün önce bu fark +7.0°C idi. Geceler ise hâlâ çok sıcak kaldı, ortalama normalin 6.0°C üstünde.
Muhammed ÇETİN retweeted
Burada gördüğümüz şey, şiddetli yağışların ve bilinçsiz insan davranışlarının doğa üzerindeki etkisinin somut bir örneği. Yoğun yağışlarla birlikte toprak, kil ve çeşitli tortular, yüzeysel akışla Boğaz'a taşınıyor ve suyun rengini değiştiriyor.
Ancak burada asıl dikkat etmemiz gereken nokta, Boğaz yamaçlarındaki yapılaşma. Normalde ormanlar ve doğal bitki örtüsü yağmur suyunun toprağa sızmasını sağlarken erozyonu da azaltır. Fakat betonlaşma, asfalt ve diğer geçirimsiz zeminler arttıkça suyun toprağa sızması zorlaşıyor, yüzeysel akış hızlanıyor ve taşınan tortu miktarı artabiliyor.
Elbette bu olay doğal koşullarda da yaşanabilir. Ancak yapılaşma, yağışların etkisini çok daha belirgin hâle getirir. Yani burada yalnızca Boğaz'ın değişen rengini değil, doğanın su döngüsüne yaptığımız müdahalelerin sonuçlarını da görüyoruz. – at Kadıköy, İstanbul
Muhammed ÇETİN retweeted
Tek afet #deprem degildir. Ustelik bazilari öngörülebilir.
Meteoroloji Mühendisleri günlerdir uyarıyor. Sonuç ortada: rezillik, perişanlık. Bilim bazı yetkililer gözünde bir cins hobi...
Muhammed ÇETİN retweeted
Kamuoyunda “Stanford Üniversitesi Dünyanın En Etkili %2 Bilim İnsanı Listesi” olarak tanıtılan gerçek bir bibliyometrik çalışma var. Fakat bu çalışma, Stanford Üniversitesinin bilim insanlarına verdiği resmî bir unvan, ödül veya akademik başarı sertifikası değildir.
Burada üç önemli ayrım var:
Liste gerçektir. Stanford Üniversitesiyle bağlantılı araştırmacı John P. A. Ioannidis ve çalışma arkadaşlarının geliştirdiği atıf temelli bir veri setine dayanır.
Stanford'ın resmî akademik ödülü değildir. Üniversitenin bilim insanlarını değerlendirerek seçtiği bir öğretim üyesi kadrosu veya liyakat sıralaması olarak görülmemelidir.
En etkili bilim insanı ifadesi tartışmalıdır. Atıf sayıları ve bileşik bibliyometrik göstergeler, bilimsel etkinin bazı boyutlarını ölçer; bilimsel niteliği, özgünlüğü ve toplumsal katkıyı bütünüyle ortaya koymaz.
Ayrıca veri setine girmek, Stanford Üniversitesinde öğretim üyesi olarak işe alınabilecek nitelikte olmak anlamına gelmez.
Bir araştırmacının bu veri setinde yer alması elbette paylaşılabilir bir akademik göstergedir. Ancak bunu Stanford Üniversitesinden alınmış bir başarı ödülü gibi sunmak veya dünyanın en nitelikli bilim insanlarından biri olunduğunun kesin kanıtı saymak doğru değildir.
Ortada Stanford Üniversitesinin verdiği bir bilimsel başarı ödülü değil, Stanford bağlantılı bir araştırmacının Scopus atıf verileriyle oluşturduğu bibliyometrik veri seti bulunmaktadır. Atıf etkisi ile bilimsel mükemmeliyet aynı şey değildir.
Muhammed ÇETİN retweeted
Günlerdir basında "Ağrı'daki Durupınar formasyonunda Nuh'un Gemisi %100 doğrulandı" şeklinde dolaşıma sokulan haberler bir bilimsel keşif değil, düpedüz uluslararası bir "fon toplama" ve inanç istismarı kampanyasıdır. Bölgeyi 2010'da incelemiş bir fiziki coğrafyacı olarak perde arkasını açıklıyorum. 👇🏼
Muhammed ÇETİN retweeted
Orman yangınlarında sık duyulan bir söz var: “Kozalaklar patlıyor, yüzlerce metre uzağa fırlayıp yeni yangın çıkarıyor.” Peki gerçekten öyle mi?
Bilimsel olarak hayır.
Çam kozalağının içinde onu bir mermi gibi yüzlerce metre fırlatacak kapalı bir basınç sistemi ya da itki mekanizması yoktur. Yangında duyulan patlama ve çatırdama sesleri ise çoğunlukla odun, reçine ve bitki dokularındaki suyun hızla ısınıp buharlaşması, dokuların çatlaması ve reçineli yapıların yanmasıyla ilgilidir.
Yanan bir kozalak ağaçtan düşebilir, eğimli arazide yuvarlanabilir ve yakınındaki kuru otları ya da ibreleri tutuşturabilir. Ama yangının yüzlerce metre, hatta kilometrelerce öteye “atlamasının” asıl nedeni bu değildir.
Asıl mekanizmanın adı spotting, yani nokta yangınıdır.
Şiddetli yangınlarda oluşan güçlü yükselici hava akımları; yanan kabuk parçalarını, ince dalları, ibreleri ve diğer hafif közleri havaya kaldırır. Rüzgâr da bu parçaları yangın cephesinin çok ilerisine taşıyabilir. Yere hâlâ kor halinde ulaşan bir parça, kuru yakıtı tutuşturup ana yangından bağımsız yeni bir yangın başlatabilir.
Kızılçamın kozalağı ise yangında “bomba” olmak için değil, yeni nesli korumak için önemlidir. Isıyla birlikte kozalak pulları açılır, tohumlar serbest kalır ve yangın sonrasında oluşan açık alana yayılır. Yani kozalak yangını uzağa taşımaktan çok, yangın sonrası gençleşmenin bir parçasıdır.
Özetle: Yangını kilometrelerce öteye taşıyan şey “patlayan kozalaklar” değil; rüzgâr, konvektif hava hareketleri ve havada taşınan kor halindeki küçük yanıcı parçalardır.
Doğru mekanizmayı bilmek sadece bir efsaneyi düzeltmez; yangınla mücadelede neye karşı önlem almamız gerektiğini de doğru gösterir.
#OrmanYangınları #Kızılçam #YangınEkolojisi #Ormancılık
Muhammed ÇETİN retweeted
Antik Yunan felsefesi deyince herkes Atina’yı hatırlıyor ya…
Aslında iş öyle değil. Felsefe ve bilim Atina’dan yüzyıllar önce Batı Anadolu’da, İyonya’da başladı.
Milet’ten Efes’e o sahil şeridi Thales’i, Anaksimandros’u, Herakleitos’u çıkardı. Düşünce tarihini değiştiren zihinler orada yetişti.
Peki neden burası? Neden anakara Yunanistan değil de tam Ege kıyıları?
En büyük sebep ticaret ve zenginlik.
İyonya şehirleri Doğu’dan gelen kara ve deniz yollarının tam kavşağındaydı. Ticaret sadece malları değil, fikirleri de taşıyordu.
İnsanlar zenginleşince “nasıl hayatta kalırım” gibigündelik sıkıntıları aşıp, evreni sorgulama fırsatı buldu.
İkincisi, kültürlerin çarpıştığı yer olması. Mısır’ın matematiği, Babil’in astronomisi, Doğu’nun mitleri Yunan dünyasıyla orada karıştı.
Farklı inançlar yan yana olunca kimse ezberi körü körüne kabul etmedi.
Bir de o şehirler büyük imparatorlukların tam kenarındaydı. Merkezi baskı yoktu.
Şehir devletlerinde insan rahat konuşuyor, tartışıyor, sorguluyordu. Denizciler ve tüccarlar depremi, yıldırımı “tanrı bize öfkelendi ve cezalandırdı” diye açıklamayı yetersiz buldu.
İşte o ortamda insanlar ilk kez doğa olaylarını tanrıların kaprisiyle değil, doğanın kendi yasalarıyla açıklamaya başladı. Yani Mitos bitti, logos başladı.
İşte bugün bilim, rasyonel düşünce ve felsefe dediğimiz her şeyin temeli o dönemin İyonya'sında atıldı.
#Felsefe #Anadolu #Tarih #Kültür
Replying to @Geographer66 @ErdoanAtm
Ve en üzüntü verici durumda eskiden ormana baglı orman köy arazilerinin kömür işletmelere pay edilmesi. Şimdi anladık mı orman yangınları neden çıkıyor? maalesef rant, çıkar ülkede almış başını gidiyor hocam @ErdoanAtm
Muhammed ÇETİN retweeted
Bugüne kadar Ek 16 ile orman sınırları dışına çıkarılan orman alanlarının illere dağılımı.
100 milyon metrekareye çok az kaldı. Pek tercih etmesem de sık kullanılan bir ölçekle ifade edeyim:
Yaklaşık 13 bin 800 futbol sahası büyüklüğünde ormana "artık orman değilsin" dedik.
Not: Bir futbol sahası 105 x 68 m olarak hesaplanmıştır. – at Beşiktaş, İstanbul
Bugün yayımlanan 11787 Sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla toplam 4 bin 300 hektar orman alanı, 6831 Sayılı Orman Kanunu'nun Ek 16'ncı maddesine göre orman sınıraları dışına çıkarıldı.
Ek 16'ncı madde kanuna 2018 yılında girmişti. Bu madde yoluyla bugüne kadar orman sınıraları dışına çıkarılan orman alanı miktarı 5 bin hektarın biraz üzerindeydi. Bu kararla bir seferde en yüksek miktarda orman alanı orman sınırları dışına çıkarılmış oldu.
Bugünkü kararla orman sınırları dışına çıkarılan alanların 3 bin 882 hektarı Ankara Kızılcahamam'da.
Ek 16'ncı madde orman sınırları dışına çıkarılan alanın en az iki katı hazine arazisinin OGM'ye verilmesini ve bu arazilerin orman yapılmasını öngörüyor. Buna karşılık ilgili kararlarda nerelerin OGM'ye verildiğine dair bir bilgi bulunmadığı gibi OGM'den de bu konuya ilişkin kamuyu bilgilendiren bir açıklama yapılmıyor.
Fakat OGM tarafından açıklanan ağaçlandırma istatistikkerine bakıldığında, 2021-2025 yılları arasındaki beş yılda yapılan toplam orman dışı ağaçlandırma miktarı 3 bin 192 hektar. Yani beş yılda yapılan ağaçlandırma sadece Kızılcahamam'da orman sınırları dışına çıkarılan alandan daha az.
Not: Bir orman alanının orman sınırları dışına çıkarılmasıyla kaybedilen ekosistem hizmetlerini orman olmayan bir alanı ağaçlandırarak orman yapmak yoluyla dengelemek için çok uzun yıllara ihtiyaç var. Ayrıca, orman olmaya uygun olan hazine arazilerini ormanlaştırmak zaten devletin anayasal görevi. Bunu yapmak için orman olan bir yeri orman dınırları dışına çıkarmak gerekmiyor.
Muhammed ÇETİN retweeted
Akademide herkes ne yapmanız gerektiğini söyler ama elinizden tutup neyi nasıl yapmanız gerektiğini gösteren kişi sayısı azdır. Nasıl’ı gösterenlere tutunmalı 🌸
Muhammed ÇETİN retweeted
Bugün yayımlanan 11787 Sayılı Cumhurbaşkanı kararıyla toplam 4 bin 300 hektar orman alanı, 6831 Sayılı Orman Kanunu'nun Ek 16'ncı maddesine göre orman sınıraları dışına çıkarıldı.
Ek 16'ncı madde kanuna 2018 yılında girmişti. Bu madde yoluyla bugüne kadar orman sınıraları dışına çıkarılan orman alanı miktarı 5 bin hektarın biraz üzerindeydi. Bu kararla bir seferde en yüksek miktarda orman alanı orman sınırları dışına çıkarılmış oldu.
Bugünkü kararla orman sınırları dışına çıkarılan alanların 3 bin 882 hektarı Ankara Kızılcahamam'da.
Ek 16'ncı madde orman sınırları dışına çıkarılan alanın en az iki katı hazine arazisinin OGM'ye verilmesini ve bu arazilerin orman yapılmasını öngörüyor. Buna karşılık ilgili kararlarda nerelerin OGM'ye verildiğine dair bir bilgi bulunmadığı gibi OGM'den de bu konuya ilişkin kamuyu bilgilendiren bir açıklama yapılmıyor.
Fakat OGM tarafından açıklanan ağaçlandırma istatistikkerine bakıldığında, 2021-2025 yılları arasındaki beş yılda yapılan toplam orman dışı ağaçlandırma miktarı 3 bin 192 hektar. Yani beş yılda yapılan ağaçlandırma sadece Kızılcahamam'da orman sınırları dışına çıkarılan alandan daha az.
Not: Bir orman alanının orman sınırları dışına çıkarılmasıyla kaybedilen ekosistem hizmetlerini orman olmayan bir alanı ağaçlandırarak orman yapmak yoluyla dengelemek için çok uzun yıllara ihtiyaç var. Ayrıca, orman olmaya uygun olan hazine arazilerini ormanlaştırmak zaten devletin anayasal görevi. Bunu yapmak için orman olan bir yeri orman dınırları dışına çıkarmak gerekmiyor.




























