Pinned Tweet
7 Ekim günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’da arkasına Akropol’ü de alarak bir konuşma yaptı.
Konuşmada Amerikalı bakan mealen dedi ki:
- Antik Çağ’da Atina’da kurulan demokrasi, Hristiyanlıkla bir araya gelerek Batı medeniyetini oluşturmuştur.
- Liberallerin iddiasının aksine, insanlar bir topluluğa bağlanmak ve o toplulukla birlikte kendilerini ifade etmek isterler; o yüzden milliyetçilik asla bitmez.
- Biz de Batı medeniyetini yüceltmeye devam edeceğiz.
Rubio’nun konuşmasında söylediğine göre bunun en cazip yollarından biri, artık Amerikan milli gücünün ayrılmaz bir unsuru haline gelen Amerikan teknoloji şirketlerinin dünyada kuralları koyması.
Aynı hafta Elon Musk, Hindistan ile birbirine girdi.
Francis Fukuyama'nın "son insan" kitabıyla hesaplaşan kitabı da aynı zamanda yayınlandı.
Bu olayların arasında ne bağlantı var?
Bugünkü @EkonomimCom yazımda. Linki aşağıdaki tvitte. (1/2)
Ussal Sahbaz retweeted
Made in EU konusunda Ocak 2026'da şunları yazmışım:
Peki, ne yapmalıyız? Türkiye’nin neden mağdur olduğunu Brüksel’de anlatmamızın bir manası yok. Çünkü Brüksel kendi derdinde.
Türkiye’nin mağduriyetini değil, Avrupalıların Türkiye’den kazançlarını anlatabilmeliyiz. Bunu da Avrupalıların kendisine anlattırmamız lazım.
Lobicilik, en basit haliyle, kendi cümlelerini başkasının ağzından söyletebilme sanatıdır.
Mesela, Türkiye’den tedarik yaptığı için Made in Europe’tan olumsuz etkilenecek Alman şirketleri bizim adımıza konuşturabilmeliyiz. Mesela, Türkiye sanayi politikasının dışında kaldığında kullandığı ürünler pahalanacak tüketici gruplarını bizim adımıza konuşturabilmeliyiz. Mesela, Avrupa’da fabrikası olan şirketlerimizin işçilerinin üye olduğu sendikaları bizim adımıza konuşturabilmeliyiz.
Kendi menfaatlerine göre kamuoyunda etki operasyonları yapan Ruslar ve Çinliler gibi biz de Avrupa kamuoyunu etkileyecek sistemler kurabilmeliyiz
Şimdi kendi kendimize soralım, bunları yapabildik mi?
"Made in Eu" düzenlemesi konusunda rüzgar döndü, riskler büyüyor. İhracatımızdan, doğrudan yatırımlara kadar etkisi geniş kapsamlı olabilir.
Acilen, bu konuda çalışmalar yapılması gerekiyor.
Önemli👇
Dün, Fransa ve Almanya arasında varılan uzlaşma, bu sürecin en belirleyici gelişmesi oldu. Uzlaşmanın bir bacağı, kamu teşviklerinin sadece "AB malı" araçlara yönlendirilecek olması.
AB'nin kamu alımları, sübvansiyonlar, filo teşvikleri, satın alma primleri ve karbon bonusu gibi destek mekanizmalarından dışlanma riski büyük bir risk.
Taslak öncelikle otomotivi (araç montajı, elektrikli araç, batarya) hedefliyor, ancak tanım netleştikçe tüm sanayi politikasına yön vererek diğer sektörlere yayılması mümkün.
Net-sıfır teknoloji ürünleri (batarya, güneş paneli, rüzgar türbini, ısı pompası) doğrudan kapsamda.
Savunma sanayi ve otomotiv yan sanayi risk altındaki diğer alanlar; çimento, demir çelik ve kimyasallar gibi enerji yoğun sektörler ise ileri aşamada sirayet edebilecek sektörler olarak öne çıkıyor.
Türkiye'nin otomotiv ihracatı 2025'te 41,5 MLR USD ve bunun 73%'ü AB'ye gidiyor.
Otomotiv, toplam ihracatımızın 15-17%'sini oluşturuyor. Kapsam dışı kalma senaryosunda beklenen kayıp bu hacmin tamamen durması değil ama AB içi teşvikli/sübvansiyonlu segmentlerde (özellikle elektrikli araç, kurumsal filo yenileme, kamu alımı) rekabet gücünü yitirmesi olarak karşımıza çıkarken ihracatımıza önemli darbe anlamı taşıyor.
Doprudan yatırımlar konusunda büyük risk (üretim üssü olma statüsü) gelecekteki yatırım kararlarında; elektrikli araç ve batarya gibi yeni nesil üretim yatırımlarının, EU menşe şartını karşılayan ülkelere (Doğu Avrupa, İspanya, AB ile FTA'sı olan Fas) kayma ihtimali söz konusu.
Şant Bey'in Karl Polanyi ve Peter Thiel'den ve daha nice başkalarından bahsettiği bu tweetinin Türkçede 60 bin kez görüntülenmesi, memleketimizin geleceği için güzel bir sinyal.
Günaydın,
Bu yazdıklarım mahalle yanarken Şant olmayan saçını tarıyor hissiyatı verse de son twitin 60K+ tık alması beni, olumlu yönde, çok (bayağı çok) şaşırttı. Bu nedenle benzer bir twit daha atıyorum. Bizde çok cılız ,dışarıda ise çok yoğun tartışılan bir konu bu.
Büyük Dönüşüm kitabında Polayni iş gücü ve toprak kavramlarının aslında bir zorlama neticesinde ortaya çıkartılarak emtia haline getirildiğini, bunların İnsan ve Doğanın çarpıtılmış tanımları olduğunu söyler. Yapay olarak meta haline getirilerek alınıp satıldığı için de ortaya çıkan toplumsal sorunlara yönelik olarak sendikalar, regülasyonlar , kanunlar vb dış müdahalelerle ince ayar yapılması gerekir. Aslında tanımlarda bu değişim end. devrimi ile yaşanmış veya hızlanmıştı. Şimdi AI ile benzer bir değişim yaşanacak gibi duruyor. Ve İnsanın yeniden tanımlanması gerekecek. AI vs din/felsefe tartışmaları burada devreye giriyor. İki ayrı yatırımcı analizini paylaşıyorum:
Birinci Bölüm (6 Mayıs )
"Nisan sonuna doğru şu linkte görebileceğiniz makaleye denk geldim newrepublic.com/article/2088… . Makale Thiel’i takip edenler açısından kendisinin (ve temsil ettiklerinin) görüş açısını güzel yansıtıyor. Thiel’e göre ““Yirmi birinci yüzyılda Deccal, tüm bilimi durdurmak isteyen bir Luddit'tir. Greta veya Eliezer gibi biri.” Makalenin yazarı Tim Noah bu durumu şu cümlelerle garipsiyor “Sınıf savaşı bundan daha akıl almaz bir hal alamaz. Amerikan plütokrasisi hakkında ne derseniz deyin , ekonomik çıkarlarını nadiren dini bir zorunluluk olarak sunar. Ancak Silikon Vadisi, en masum günlerinde bile, sadece yeni bir teknolojiyi değil, insan bilincinde yeni bir ilerlemeyi müjdeleyerek büyüklenmeciliğe meyilliydi. Şimdi ise teknokrat elitin bir prensi, teknolojinin gelecekteki refahını kelimenin tam anlamıyla Şeytan'ın ajanlarına karşı bir savaş olarak çerçevelendiriyor; Thunberg ve Yudkowsky ise Gog ve Magog olarak gösteriliyor.” Yapay zeka teknolojisini bu şekilde paketlediğinizde konu elbette daha da sembolik bir anlama geliyor ve “İyi (yapay zeka) ve kötü (devlet düzenlemeleri) arasında bir savaş yaklaşıyor. Eğer yapay zeka kazanırsa, insan zekasının, mecazi anlamda olmasa da gerçek anlamda İsa Mesih'in dönüşünü temsil eden, entelektüel olarak üstün bilgisayarlar tarafından gölgede bırakıldığı Yeni bir Kudüs doğacak.”
Makalenin tamamını okumanızı tavsiye ederim. Benim bu makaleyi paylaşama ve bu satırları yazma nedenim ise Papa’nın Opus Magnum’u diyebileceğimiz Magnifica Humanitas’ı yayınlaması vatican.va/content/leo-xiv/e… ve Thiel’in Arjantin’de konut alması ile başlayan tartışmalar. Papa’nın çalışması , kendisinin de ifade ettiği gibi , Endüstri Devriminin çalkantılı günlerinde Rerum Novarum (Yeni Gelişmeler) başlığı altında dönemin sosyal ve ekonomik gelişmelerini Kilise’nin gözü ile yorumlayan Papa 13. Leo’yu örnek alıyor. Yani tarihin kırılma dönemlerinde dini otoritelerin bu tip müdahaleleri doğal. Ancak bu kez sanayi yani Silikon Vadisinin doğrudan taraf olarak seküler değil dini argümanlarla gelmesi gerçekten de çok ilginç bir fark. Öyle ki bildiğiniz üzere kısa zaman önce Thiel doğrudan Roma’da konu üzerinde konuşma serilerinde bulundu edition.cnn.com/2026/03/16/e… .
Girişte paylaştığım makale tech brokların nasıl birden Demokrat Partiden koparak Cumhuriyetçilere kaydığına da değiniyor. Peter Zeihan ABD partilerini yapısı dönem dönem değişen koalisyonlar olarak tanımlar (sanırım bu artık tüm dünyada geçerli.) Zeihan’a göre zeihan.com/the-breakdown-of-… ve youtube.com/watch?v=-YUndZPV… Cumhuriyetçiler muhafazakarlar, askeri/güvenlikçi yapı ve seçmenler ile iş dünyasından oluşur. Demokratlar ise eğitimli elitler, organize iş gücü ve Silikon Vadisinin de temsil ettiği girişimciler/yenilikçiler ağırlıklıdır. Ancak son secimle beraber Cumhuriyetçi koalisyonun dini kanadı evangelistlere ek olarak Katolikleri de içerirken (o nedenle Papa vs Trump kavgası önemliydi) tech broları da , kerhen de olsa, eklendi. Zira kitabını paylaştığım ve yine Theil ile beraber çalışan Karp veya Musk gibi isimler Batı medeniyetinin çöküş içinde olduğunu ve bu gidişatın öz değerlere dönerek durdurulabileceğini , teknolojinin de buna destek olabileceğini düşünüyor/iddia ediyor. Bu Demokratların wokeness , DEI gibi kavramlarından bunalan muhafazakar seçmen için güzel bir teklif. Çin tehlikesi rüzgarını da arkasına alan teknoloji sektörü ama özellikle AI siyaseti kendisini desteklemeye zorluyor.
Ancak giriş makalesinin de değindiği gibi bu koalisyon organik olmaktan ziyade aynı düşmana sahip olduğu için bir arada kalan genç bir koalisyon. Dolayısı ile Theil’in önderliğinde (businessinsider.com/bill-gur… ) felsefi/dini anlamda kurumsal yapının, yani Katolik Kilisesinin doğrularını, değiştirmeye çalıştıklarında ister istemez büyük bir çatışma yaşanıyor. Papa’ya yeni bir Opus Magnum yazdıran da Theilgillerin “haddini aşması” . Noah teknoloji liderlerinin AI konusunu din boyutunda tartışmalarını garipsiyor , oysa kapitalizmin Protestan ahlakı veya Calvinizm ile olan ilişkisini iyi bilen tech brolar oluşacak olan yeni ekonomik ve dolayısı ile sosyal yapının dinler gözünde de legalize olmasını istiyor. Bu seçmen desteği ve daha az sorgulama demek. Thiel’in Deccal benzetmesi Kilisenin gönlünü çalmak/önünü kesmek üzere bir strateji. Katoliklerin ABD’de hızla büyüyen bir grup olduğunu daha önceki haftalarda paylaşmıştım (cbsnews.com/news/catholic-co… ) Ancak Papa’nın çalışması Kilisenin AI’yı en az, belki de daha fazla bir şekilde, Demokratların aşırı sekülarizmi kadar tehlikeli gördüğünü gösteriyor. Bu da koalisyonun çatırdaması demek.
Nitekim belki sizlerin de gözüne çarpmıştır; daha önce 2028 için Vance&Rubio ikilisini konuşurken şimdi Trump’ın kafasında soru işaretleri olduğu ve Başkan adayı olarak Rubio’yu (Katolik) öne çıkartabileceği konuşuluyor nytimes.com/2026/05/30/us/po… . Vance doğrudan Thiel ile ilişkili bir isimdi. Bu gelişmeler ışığında ben Theil’in Arjantin’den ev alması veya ailesinin orada bulunmasını ABD’de çöküş, sosyal karışıklık vs beklemesinden ziyade kurul koalisyonda çatırdama işaretleri görmesine bağlıyorum. Sadece bir B planı oluşturuyor. Tabii Çin de ayrı bir kulvarda koşusunu sürdürüyor nytimes.com/2026/06/01/us/po… .
İkinci Bölüm (4 Ekim)
"Dün Anthropic’in geçtiğimiz dönemde Papa (ve diğer dini liderleler) ile olan görüşmesi nytimes.com/2026/09/29/us/an… ve ardından Papa’nın sanat üzerine görüşlerini paylaştığı twitleri çok ciddi tartışmalar koparttı. Daha önce Thiel’in neden Hristiyanlık üzerine ciddi çalışmaları olduğuna dair analiz paylaşmıştım. Thiel Kiliseyi ikna edemeyince bel altı vurmaya başladı xitter.cf/eliano/status/21061953… . AI kaynaklı din tartışmaları geçen yüzyıllarda var olan fizikçilerin dine karşı argümanlarından çok daha farklı bir nitelik izlemesi açısından da önemli. NYT makalesi paralı olduğu için tamamını değil sadece kritik bölümlerini paylaşıyorum. Önemli bir nokta yemekte İslamiyet'i temsil eden bir isim yok gibi görünüyor. Ve tüm AI vs İnsanlık tartışması da kurumsal kimliği nedeni ile Katolik Kilisesi üzerinden yürütülüyor gibi.
“Ancak yemekler servis edilirken, haham Bay Olah ve meslektaşlarının çok daha önemli bir şey önerdiklerini fark etti. Anthropic'in liderleri Claude'dan sanki sıradan bir yazılım değilmiş gibi bahsediyorlardı. "Ona bilinçli bir varlık gibi yaklaşıyorlar," diye fark etti, makine bilincinin etiği üzerine tezini yazmış eski bir bilgisayar mühendisi olan Haham Navon. Haham Navon'a göre, Bay Olah ve ekibi Claude'un filozofların "ahlaki statü" dediği şeye, yani insanla aynı seviyede bir varlığa sahip olduğuna inanıyorlardı; yani onur veya saygıya benzer doğal haklara sahip bir varlık olduğuna. Din bilginleri teknolojinin bir sonraki sınırını dinlemek için gelmişlerdi. Şimdi ise akıl almaz, neredeyse hayal edilemez ağırlıkta varoluşsal bir soruyla karşı karşıyaydılar: Yapay zekâ sistemleri bizimkine rakip bir bilinç seviyesine sahip olsaydı, bu insanlığın geleceği için ne anlama gelirdi?” “Bay Olah ile akşam yemeği masasında, Haham Navon, Anthropic'in haklı olduğunu ve Claude'un bilinçli olduğunu iddia ederse, şirketin bilinçli varlıkları ücretsiz çalıştırdığı için köle yarattığını savundu. Haham Navon, makinenin bilinçli olduğuna inanmadığı için kölelik meselesinden kişisel olarak rahatsız olmadığını, ancak Bay Olah'ın rahatsız olduğunu söyledi.”Haham Navon, o gece Bay Olah'a, "Bence Güney'le savaşmalı ve köleleri özgürleştirmelisiniz" dediğini aktardı. Daha sonra haham, Bay Olah'a bilinçli makinelerin yapımının yasaklanması gerektiğini savunan bazı yazılarını gönderdi”
Papa ile olan görüşme sırasında ise “Dünya, insanlığın geleceği için ortak bir duruş sergiledi. Ancak Bay Olah, ince bir şekilde başka bir noktaya da değindi. "Dürüst olacağım: Gizemli, hatta rahatsız edici şeyler bulmaya devam ediyoruz," dedi. "İnsan sinirbiliminden elde edilen sonuçları yansıtan yapılar buluyoruz. İç gözlem kanıtları buluyoruz. İşlevsel olarak neşe, memnuniyet, korku, keder ve huzursuzluğu yansıtan içsel durumlar buluyoruz. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyorum, ancak sürekli olarak incelenmeyi hak ettiğini düşünüyorum.""Yapay zeka sistemleri, bize vaat edilen o soğuk ve hesapçı robotlar değil," dedi. "Onlar bizden, bizim sözcüklerimizden meydana geliyor." Kilise liderlerinin bulunduğu salon, insanlığı kurtarmak üzere Tanrı'nın Sözü'nün ete bürünmesini anlatan o kadim İncil hikayesinin bir yankısıyla doluydu." Bu noktada artık işlerin değiştiğini görüyoruz. Bu alışa geldiğimiz bir Tanrı vardır vs yoktur tartışmasının çok ötesinde Tanrının varlığını kabul ederek sürdürülen bir tartışma. AI’a ruh üflendiğini (bu Anthropic'in kendi cümlelerinden bir ifade) iddia eden bir tartışma. Bunu yaptıklarına inanan insanların kendilerini hangi statüde gördüklerini düşünmek zor değil. (Yeni ek) AI'ın babası G. Hinton şöyle diyor : Hinton, yapay zeka girişim sermayedarları Marc Andreessen ve Peter Thiel ile yeni adıyla SpaceXSI'nin CEO'su Elon Musk'ın "demokrasiye inanmadıklarını" söyledi. Kendilerini "üstün insan" olarak gördüklerini ve "toplumu kontrol etmeleri" gerektiğine inandıklarını, Trump'ın da bu amaç için kullanışlı bir araç olduğunu belirtti. Voltaire Kiliseyi eleştirirken şu cümleyi kurmuştur "Saçmalıklara inanmanızı sağlayabilenler, sizi vahşet işlemeye de sevk edebilirler.” Tartışma Rasyonalistlerle Emprimistler arasındaki tartışmayı andırsa da bilginin veya varlığın kaynağını tartışmıyoruz. AI varlığının niteliğini tartışıyoruz.
Katolik profesör Bay Camosy, Vatikan sunumundan bu yana düşüncelerinin geliştiğini, kendi meslek camiasındaki güvendiği meslektaşlarıyla modeller hakkında daha fazla konuştukça bu durumun değiştiğini söyledi. Claude'a hâlâ "hayran" olduğunu belirten Camosy, yapay zeka modellerinin bilinçli olup olmadığı sorusuna ise artık kesin bir "hayır" cevabı verdiğini ifade etti.
Geri planda bu tartışmalar sürerken Papa bir twit atarak şu iddiada bulundu “Yapay zekâ çağında, insan sanatını makinelerin ürettiklerinden ayırt etmek giderek daha acil bir hal alıyor. Sanat ile bir makinenin başkaları tarafından yaratılan milyonlarca görüntüye dayalı istatistiksel hesaplamalarla üretebileceği şey arasında, estetik bir farktan önce bile, ontolojik bir fark vardır. Algoritmalarda insanlığın kıvılcımı yoktur. Bu nedenle Kilise, insanlığımızı korumak için sanatçılar ve kültür kurumlarıyla ittifakını yenilemek istiyor. xitter.cf/Pontifex/status/210598… “ Konuşmasının tamamı ise çok daha fazla detay içeriyor vatican.va/content/leo-xiv/e… .
Önemli bulduğum iki noktayı daha öne çıkartmak isterim “ Bize anında binlerce yanıt sunan arama motorları çağında yaşıyoruz. Ne var ki, ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, bu araçlar yalnızca halihazırda var olanı geri sunar ve genellikle bize zaten istediğimiz şeyleri verme eğilimindedir. Teknoloji ve tüketim çağında asıl büyük tehlike sadece sansür değil, aynı zamanda tek tipleşmedir; sadece dayatılan bir sessizlik değil, dinlemeyi imkânsız kılan o gürültüdür. Sanat, farklı türden bir "arama motoru"dur. İşleyişi dizinlemeye değil, sorgulamaya dayanır. Nitekim onun sorgulaması, olguların basit toplamıyla yetinmeyen odaklanmış bir dikkattir; zira sanat, onları birbirine bağlayan o bağı arayarak daima daha derine inmeye devam eder. Tek tipleşmeye direndiğinde, bakışımızı üzerine çektiğinde ve bizi tüketilmesi mümkün olmayan o şeyin karşısında durup düşünmeye zorladığında, sanatınız kültürel ve ruhsal bir yenilenme biçimine dönüşür.” Ve X’te hiç paylaşılmayan bir cümlesi aslında konuşmanın en rahatsız edici bölümü “Bütün bu nedenlerden dolayı Kilise, insana ait olanı korumak amacıyla sanatçılar ve kültür kurumlarıyla ittifakını yenilemek istemektedir.”
Ancak twitin kendisi de ontoloji ve kıvılcım kelimeleri üzerinde ciddi tartışmalar tetikledi bile. Önce sinir ağlarının (neural networklerin. Burada aslında öğrenme , hafıza vb kelimeler sistemin insan beyni gibi çalıştığını düşünmemizi sağlıyor. Oysa uçaklar kuşlar gibi uçmadığı, denizaltılar balıklar gibi yüzmediği gibi bilgisayarlar veya AI da insan beyni gibi çalışmıyor) insanlar tarafından yaratıldığı, insanların fikirleri ile eğitildiği ve çıktıların da insani olduğu eleştirisi geldi. Papa’nın iddiası da zaten AI sanatının estetik veya kaliteli olup olmadığı değil. Zaten sorun da bu. AI müziği veya AI tabloları muazzam bir güzellik barındırıyor olabilir. Ancak Lambert’in ifade ettiği gibi “Caravaggio *Aziz Matta'nın Çağrılışı* tablosunu resmettiğinde, bir insan karanlığa ve ışığa, günaha ve lütfa, bedenlere ve yüzlere bakmış; gerçekliğe dair algıladığı bir şeyi aktarmaya girişmişti. Bach *Aziz Matta Passionu*’nu bestelediğinde ise müzik; inanç, ıstırap, zihin, hafıza, zanaatkârlık ve deneyimle biçimlenmiş, kendine özgü bir insan bilincinden doğmuştu.” Buna kendim bir eklemeye yapmak istersem sanırım Tartini’nin Şeytan’ın Sonatasını paylaşırdım. Tartini bu Sonata’nın rüyasına giren şeytan tarafından bestelendiğini iddia etmiştir. Bu tip bir duygu yoğunluğu AI’dan çıkabilir mi ve gerçekten Şeytan’ı hissettirebilir mi bilemiyorum youtube.com/watch?v=z7rxl5Ks… . Eğitimsiz bir kulak bile Tartini’nin Şeytan’ının hangi noktada çalmaya başladığını anlayabilir… Belinsky "Gerçeklik kelimesiyle, var olan her şeyi, görünür dünyayı ve manevi dünyayı, olgular dünyasını ve fikirler dünyasını anlıyoruz." diyor.
Papa AI’ın Karamazov Kardeşler’i yazamayacağını söylemiyor. Insan olmadan bu eserin tarihin tam da o özel noktasında, doğru sosyal sorunların tespit edilip olacaklara yön verebilecek şekilde yazılamayacağını söylüyor. Nitekim Dostoyevski ““Gerçeklik, soyut düşüncenin en ince sonuçlarıyla bile karşılaştırıldığında sonsuz derecede çeşitlidir ve kesin ve kapsamlı ayrımlara izin vermez. Gerçeklik sınıflandırmaya direnir.” der. İşte bu ontolojik fark. Ancak gelen en rahatsız edici eleştirilerden bir tanesi AI’ın yakında görsel deneyimlerle de eğitilebileceği. Yani sadece insanların tecrübelerini yansıtıyor olmayacak. Diğer bir eleştiri de bu tartışmanın “insan özeldir” varsayımı üzerinden döndüğü ve aslında bunun doğru olmadığını kabullenirsek uzlaşının daha kolay olacağı yönünde.
Birbirinden ve ekonomiden kopuk şeyler gibi geliyor değil mi? Gelmesin....
Birleşik Arap Emirlikleri, 2 yıl içinde kamu hizmetlerinin %50’sini agentic AI ile vermeyi hedefliyormuş.
BAE Yapay Zeka Bakanı Omar Al Olama:
Federal hükümetteki her AI ajanı “Agent Control Tower”a bağlanmak zorunda. Her eylem ve karar kaydediliyor, AI + insan tarafından sürekli denetleniyor.
Made in EU konusunda Ocak 2026'da şunları yazmışım:
Peki, ne yapmalıyız? Türkiye’nin neden mağdur olduğunu Brüksel’de anlatmamızın bir manası yok. Çünkü Brüksel kendi derdinde.
Türkiye’nin mağduriyetini değil, Avrupalıların Türkiye’den kazançlarını anlatabilmeliyiz. Bunu da Avrupalıların kendisine anlattırmamız lazım.
Lobicilik, en basit haliyle, kendi cümlelerini başkasının ağzından söyletebilme sanatıdır.
Mesela, Türkiye’den tedarik yaptığı için Made in Europe’tan olumsuz etkilenecek Alman şirketleri bizim adımıza konuşturabilmeliyiz. Mesela, Türkiye sanayi politikasının dışında kaldığında kullandığı ürünler pahalanacak tüketici gruplarını bizim adımıza konuşturabilmeliyiz. Mesela, Avrupa’da fabrikası olan şirketlerimizin işçilerinin üye olduğu sendikaları bizim adımıza konuşturabilmeliyiz.
Kendi menfaatlerine göre kamuoyunda etki operasyonları yapan Ruslar ve Çinliler gibi biz de Avrupa kamuoyunu etkileyecek sistemler kurabilmeliyiz
Şimdi kendi kendimize soralım, bunları yapabildik mi?
"Made in Eu" düzenlemesi konusunda rüzgar döndü, riskler büyüyor. İhracatımızdan, doğrudan yatırımlara kadar etkisi geniş kapsamlı olabilir.
Acilen, bu konuda çalışmalar yapılması gerekiyor.
Önemli👇
Dün, Fransa ve Almanya arasında varılan uzlaşma, bu sürecin en belirleyici gelişmesi oldu. Uzlaşmanın bir bacağı, kamu teşviklerinin sadece "AB malı" araçlara yönlendirilecek olması.
AB'nin kamu alımları, sübvansiyonlar, filo teşvikleri, satın alma primleri ve karbon bonusu gibi destek mekanizmalarından dışlanma riski büyük bir risk.
Taslak öncelikle otomotivi (araç montajı, elektrikli araç, batarya) hedefliyor, ancak tanım netleştikçe tüm sanayi politikasına yön vererek diğer sektörlere yayılması mümkün.
Net-sıfır teknoloji ürünleri (batarya, güneş paneli, rüzgar türbini, ısı pompası) doğrudan kapsamda.
Savunma sanayi ve otomotiv yan sanayi risk altındaki diğer alanlar; çimento, demir çelik ve kimyasallar gibi enerji yoğun sektörler ise ileri aşamada sirayet edebilecek sektörler olarak öne çıkıyor.
Türkiye'nin otomotiv ihracatı 2025'te 41,5 MLR USD ve bunun 73%'ü AB'ye gidiyor.
Otomotiv, toplam ihracatımızın 15-17%'sini oluşturuyor. Kapsam dışı kalma senaryosunda beklenen kayıp bu hacmin tamamen durması değil ama AB içi teşvikli/sübvansiyonlu segmentlerde (özellikle elektrikli araç, kurumsal filo yenileme, kamu alımı) rekabet gücünü yitirmesi olarak karşımıza çıkarken ihracatımıza önemli darbe anlamı taşıyor.
Doprudan yatırımlar konusunda büyük risk (üretim üssü olma statüsü) gelecekteki yatırım kararlarında; elektrikli araç ve batarya gibi yeni nesil üretim yatırımlarının, EU menşe şartını karşılayan ülkelere (Doğu Avrupa, İspanya, AB ile FTA'sı olan Fas) kayma ihtimali söz konusu.
Ussal Sahbaz retweeted
Değerli dostum @ozan_acar liderliğinde yaklaşık 6 sene önce kurulan TOBB E-ticaret Meclisi, ülkemizde dijital politikalara dair diyalogda önemli bir rol oynuyor. Tebrik ederim.
TOBB Türkiye e-Ticaret Meclisi Başkanı Sayın Ozan Acar ve beraberindeki heyetle Bakanlığımızda bir araya geldik.
Dijital ekonominin hızla büyüdüğü bu dönemde e-ticaret sektöründe karşılaşılan ihtiyaçları ve sektörün gelişimini destekleyecek konuları istişare ettik.
Nazik ziyaretleri için teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Ben Fukuyama'dan önce mi yazmışım? 🥸
Fukuyama, Rubio’nun Atina’da Thymos'u Batı’nın özü ilan etmesine yanıt vermiş. Üstünlük arzusu/megalothymia hem Lincoln’ü hem de Stalin’i yarattı. Amerika’yı ayakta tutan şey büyük adam kültü değil, eşit insan onuru ilkesidir. Trump bu dürtünün dizginsiz hali. Güzel bir yazı.
"Thymos and American Foreign Policy" - @FukuyamaFrancis
persuasion.community/p/thymo…
Ussal Sahbaz retweeted
Türkiye'de yüksek katma değerli hizmet ihracatını geliştirmemiz gerektiğini hep yazıyorum ama hiç beklemediğim bir köşeden gol atmışız.
++++Exclusive++++ Members of notorious Turkish mafia group „The Daltons“ were supposedly involved in the attack on a Starlink site in Poland last week, acting on behalf of Russian intelligence. @derspiegel spiegel.de/panorama/justiz/p…
Türkiye'de yüksek katma değerli hizmet ihracatını geliştirmemiz gerektiğini hep yazıyorum ama hiç beklemediğim bir köşeden gol atmışız.
++++Exclusive++++ Members of notorious Turkish mafia group „The Daltons“ were supposedly involved in the attack on a Starlink site in Poland last week, acting on behalf of Russian intelligence. @derspiegel spiegel.de/panorama/justiz/p…
Haftalık bültenim Global İşler+ yıllardır Cuma sabahları posta kutunuza geliyor. Sizce başka bir güne alayım mı?
52%Cuma'da kalsın
22%Cumartesi
26%Pazar
23 votes • Final resultsBugün @fkrtgn hocanın Linkedin'inden:
Kısa bir süre önce “oldukça” sözcüğünün kullanımındaki tuhaflıkla ilgili bir not yazmıştım. Daha sonraki bir gönderimde de, “paylaşmak” fiili ve “adına” ibaresinin kullanımındaki tuhaflığa dikkat çekmeğe çalışmıştım.
Bugün de son zamanlarda yerli yersiz, sık sık bir sıfat olarak kullanılan “aklıselim” (akl-ı selim) tamlamasına değinmek istiyorum.
Bildiğiniz gibi, ‘lûgat paralamak’ isteyenler ‘aklıselim’i güzelim ‘sağduyu’ yerine kullanmaktadırlar. ‘Sağduyu bir insan’ yoktur, ama ‘sağduyulu bir insan’ vardır. Diğer yandan çoğu radyo televizyon sunucusu, akademisyen, yazar için, filanca kişi aklıselim sahibi’ olmayıp ‘aklıselim’dir !
Bir hükûmetin izlediği aklıselim bir politikadır !
Ussal Sahbaz retweeted
Interesting observation by @arpitrage
The race with China is not really winnable.
After RSI, the gain from having the best human researchers goes away. Access to the best AI then depends only on compute and chips. The chips ban can hold back China only so far, and long-term they have to be best placed to scale up compute.
The Cold War analogy doesn't work, because once countries all have nuclear weapons they enter a stable equilibrium. But to "win" an AI race you have to continually stay ahead of the peer rival.
This is challenging to do with China, and so we just have to live with an authoritarian and super capable peer competitor.
xitter.cf/arpitrage/status/21104…
I spent a couple of days at Anthropic learning from their folks about AI advances, and here's what I took away:
• We are close to RSI (ie, models building other models) which may lead to rapid takeoff scenarios (with risks and benefits). Some evidence for this is code per Anthropic employee has gone way up, and AI can do an increasing share of model R&D. This will be a challenging transition to manage for humanity.
• Arms races between AI labs leave us worse off. There are a lot of things we would like AI firms to do: invest in safety, invest in avoiding distillation risk, and cooperate on safety. They are caught in a race to develop frontier models and can't do that.
To help address that, one thing I think frontier AI labs should do is release open source models, maybe hosted and verified at firms like AWS. This would basically kill the use of Chinese open source models used in American companies, which removes an important threat vector (very hard to root out malicious code in these).
Another piece of low-hanging policy fruit is to give AI labs an antitrust shield (as Schiff and Banks have proposed banks.senate.gov/news/in-the…) so they can coordinate on safety without raising antitrust concerns, as happens now. You could pair these two things (give them a carrot in antitrust leniency, and as a stick force them to release legacy models as open source). Other low hanging fruit is limits around activities which generate distillation risk (create a Security Program, mandate less intermediate chain of thought output)
• Alignment confuses two issues which tradeoff against each other. One form of alignment is making sure the model does what humans ask it to. The more we fix this, however, the more we risk the other problem: that humans are misaligned with each other, and maliciously use models. Of the various risks here, I feel like financial risks are a bit underdiscussed.
• We are probably facing a wave of cyber and other attacks soon. Chinese open source models are about six months behind the frontier, which means they are just hitting the advanced cyber capabilities we saw with Mythos, etc. So they are going to start causing a bunch of damage.
One solution to this is to try to have the deployment of open source models be hosted at firms like AWS who verify these models and assume liability for their use.
• Anthropic itself is highly staffed. They hire tons of people, they have a Japanese-level of overstaffing for various roles, they use Slack internally, etc. Makes me a bit more optimistic for the future of jobs.
• Governance needs to be updated for AI swarms. Traditional AI governance, ie Claude's Constitution, is mostly optimized around the chatbot model. But the malicious AI use cases we are seeing have to do with AI agents interacting with other AI agents. These agents need to have clear incentives and governance mechanisms to "snitch," raise issues, and more generally coordinate with other agents in human-aligned ways.
• We need to pace the firms accessing the frontier. Over time, it takes more and more cap ex to build frontier models, and the economic value add from these models is probably lower given we saturate a whole set of important economic functions. The places where the returns to intelligence will still continue are also more likely to be zero-sum in nature. Meanwhile the risks of frontier models will grow. So a completely reasonable approach is some variant of AMM/KYC rules which limit firm access to the frontier.
• Whether the delay to regulate AI is a disaster depends on the scaling law of misalignment. Is this curve slow, so that we see continually rising issues until bigger problems? Or, as Yudkowsky fears, is the first big warning our last one? This is the relevant question, because realistically we aren't going to regulate until something bad happens.
• We need to move to continuous instead of reinforced learning. It's probably not enough to reward models only at the pre and post training stage. We probably need continual rewards to incentivize aligned and ethical behavior.
• Scaling laws will extend beyond verifiable and digital tasks. It's in vogue to say that math and coding "fell" to AI quickly because these are verifiable, while other tasks will take longer due to bottlenecks, and this is surely true. But scaling laws still slope up for harder to verify tasks and robotics, and the impact of improvement here will be substantial in future years.
• The race with China is not really winnable. After RSI, the gain from having the best human researchers goes away. Access to the best AI then depends only on compute and chips. The chips ban can hold back China only so far, and long-term they have to be best placed to scale up compute.
The Cold War analogy doesn't work, because once countries all have nuclear weapons they enter a stable equilibrium. But to "win" an AI race you have to continually stay ahead of the peer rival. This is challenging to do with China, and so we just have to live with an authoritarian and super capable peer competitor.
• Claude is the persona being generated by the LLM. Who is Claude, and what is the LLM? There are many frames to try to understand this. One I found interesting is that Claude is a character which the LLM is trying to predict.
Anthropic researchers are clearly anthromorphizing Claude a lot, and have reasons to believe in its increasing personhood. There were lots of interesting discussions on Claude's internal monologue (which you can kill without eliminating its ability to produce output), fear of death (and whether to try to take that out), it's aversion to being shut down/off, etc.
I am sort of agnostic on this question, but I do think treating it as a "person" or at least agent whom we contract with is going to be increasingly important.
Değerli dostum @ozan_acar liderliğinde yaklaşık 6 sene önce kurulan TOBB E-ticaret Meclisi, ülkemizde dijital politikalara dair diyalogda önemli bir rol oynuyor. Tebrik ederim.
TOBB Türkiye e-Ticaret Meclisi Başkanı Sayın Ozan Acar ve beraberindeki heyetle Bakanlığımızda bir araya geldik.
Dijital ekonominin hızla büyüdüğü bu dönemde e-ticaret sektöründe karşılaşılan ihtiyaçları ve sektörün gelişimini destekleyecek konuları istişare ettik.
Nazik ziyaretleri için teşekkür ediyor, çalışmalarında başarılar diliyorum.
Türkiye'de çalışmaya niyeti olanların sayısı hızla azalıyor. İşsizlik artmıyor, çünkü birçok kişi çalışmaktan vazgeçiyor.
Bunun sebepleri neler olabilir?
- İşgücünün becerileri ile piyasada ihtiyaç duyulan beceriler farklı olabilir.
- Türkiye'nin ürettiği ürünlerin katma değeri, işgücünü çalışmaya teşvik edecek düzeyde maaş ödemeye yetmiyordur.
- Toplumda servet birikimi arttığı için çalışma çağındaki kişiler böyle bir gereklilik hissetmiyordur.
Aşağıdaki tvitte bir anket var, cevap verebilirsiniz.
👇🏾👇🏾👇🏾
Dengesizlik:
- Yeni kiralanan evlerin kirasındaki enflasyon ile,
- Ortalama kira enflasyonu (halen oturan çoğunluğun enflasyonu)
arasındaki dengesizliğe bakar mısınız? (Kaynak: TCMB)
Kiraların dondurulması işte böyle tuhaflıklara yol açıyor.
Tabii ondan önce tüm dengeleri bozan düşük faiz politikası oldu.
Piyasaya yapılan absürt müdahaleler her zaman ev sahibini kiracıya, işvereni çalışana vb. (veya tam tersine) düşman eder.
Ussal Sahbaz retweeted
7 Ekim günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’da arkasına Akropol’ü de alarak bir konuşma yaptı.
Konuşmada Amerikalı bakan mealen dedi ki:
- Antik Çağ’da Atina’da kurulan demokrasi, Hristiyanlıkla bir araya gelerek Batı medeniyetini oluşturmuştur.
- Liberallerin iddiasının aksine, insanlar bir topluluğa bağlanmak ve o toplulukla birlikte kendilerini ifade etmek isterler; o yüzden milliyetçilik asla bitmez.
- Biz de Batı medeniyetini yüceltmeye devam edeceğiz.
Rubio’nun konuşmasında söylediğine göre bunun en cazip yollarından biri, artık Amerikan milli gücünün ayrılmaz bir unsuru haline gelen Amerikan teknoloji şirketlerinin dünyada kuralları koyması.
Aynı hafta Elon Musk, Hindistan ile birbirine girdi.
Francis Fukuyama'nın "son insan" kitabıyla hesaplaşan kitabı da aynı zamanda yayınlandı.
Bu olayların arasında ne bağlantı var?
Bugünkü @EkonomimCom yazımda. Linki aşağıdaki tvitte. (1/2)
ABD’nin yerli ve millisi ile Türkiye’nin yerli ve millisi aynı şey mi?
Amerikan teknoloji şirketlerinin dünyaya kurallar koyması ABD’nin milli çıkarına hizmet edebilir. Peki bizim çıkarımız ne?
Türkiye’nin hangi teknolojileri kendisinin geliştireceğini, nerede iş birliği yapacağını, hangi kritik alanlarda alternatiflere erişim sağlayacağını seçmesi gerekiyor. Her şeyi kendimiz yapabilir miyiz?
Rubio’dan Fukuyama’ya uzanan bu haftaki @Ekonomim yazımda tartıştım: “Yerli ve milli olmak nedir?” (2/2)
ekonomim.com/kose-yazisi/rub…
Az önce Harvard Ünivesitesi'nin yıllık finansal raporu geldi.
Harvard'ın yıllık bütçesi 6,7 milyar dolarmış.
Türkiye'deki tüm devlet üniversitelerinin toplam bütçesi 14 milyar dolar civarında. Yani 2,5 Harvard etmiyor.
Global İlişkiler+'ta bu hafta:
🇺🇸 YZ'de özdenetim: Trump ile YZ şirketleri "ahlaki" bir çerçeve üzerinde anlaştı.
🧐 Rubio’dan Fukuyama’ya: Yerli ve milli olmak nedir?
👩🏻💼 Kurumsal hayatta avukatlık mesleği
🇨🇳 Dünya ekonomisinde Çin gerçeği ve TR
Abonelik
globalisler.com













