29müif

Joined August 2026
Rıhâî retweeted
Benim için mesele budur. Bir daha (o boş retoriklerden olmadığı sürece) kendisine cevap vermeyeceğim. Son üç twitim ve bu hususta 4-5 gündür yazdığım (neredeyse 20-30 sayfa olacak kadar) twitlerim duruyor. Seni dikkate almadan mesele ile ilgili yazmaya devam edeceğim. Sen de gördükçe panikleyip 8263837382828 paragraf yazı yazabilirsin ama. Keyifle okuyorum kingo
2
2
11
625
Rıhâî retweeted
Tahsis, nübüvvet ve hudus pasajlarina hâlâ yanıt alabilmiş değiliz. Metalib'deki pasajlari yorumlamani (tahrif etmeni) bekliyoruz. Râzî cisimlerin mütemasil olması ile ilgili kendi delilini zikretti. Daha sonra cisimlerin mahiyetlerinde ortak olup özelliklerinde farklı olmasından istidlal etti. Hatta bu delili için bu hususta gidilebilecek en ileri yol dedi. Tahsis eden bir sıfata ulaştı ve mucib bizzatı reddetti. Hem metalib'de yaptı bunu hem de tefsir'e referans vererek yaptı. Allah'ın mucib bizzat olamayacagini ve faili muhtar olması gerektigini söyledi. Daha sonra faili muhtar'ın bütün fiillerinin hadis olması gerektiğini söyledi. Buradan hudus'a ulaştı. Peşine nübüvveti kabul etmeyenler grubunda mucib bizzatı zikretti. Faili muhtarı nübüvvetin ilkesi için önemli bir ilke olarak şart koştu. İzah bekliyoruz.
2
1
12
569
Rıhâî retweeted
Mealim pedagojik ve belirli kaygılarla yazılmış bir eser dediniz. Râzî'nin tefsirde böyle bir maksadı nasıl olacak yahu? Yani Hz İbrahim'in putları reddettiği ayet ile ilgili gidip kendisinden öncekilerin anladığı gibi anlamadığını zikrederek neden bunu mucib bizzatın reddine yorsun? Ki bunu bizzat kendisinin böyle anladığını, baskalarinin bu şekilde anlamadigini söylüyor imam. Ayrıca "bazı toplantilarda zikrettim" diyerek gündelik hayatinda da kullandigini belirtiyor. Bunu burada zikretmese nasıl bir baskı görecek yani? Nasıl bir kaygısı olabilir burada? Siz dalga mı geçiyorsunuz aklımızla? Su pasaj delil değil de ne delil? Senin bommmbos retoriklerin mi he? "İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) babasına: "İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?"(Meryem, 42) demiştir. Ben, bazı toplantılarda Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in getirdiği bu delilden esas kastının, putların ulûhiyyetini tenkid olmadığını söyledim. Çünkü herkes bunların taş ve odun parçalarından ibaret olduğunu, tasarruf edenlerin tasarrufları ile (yaptıkları işlerle) yüzyüze bulunduklarını, her isteyenin onları yakıp kırabileceğini, bu durumda olan bir varlığın ilah olamayacağını kesin olarak bilir. Aksine Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı şudur: Onun zamanındaki putperestlerin çoğu, kâinatın ilâhının mûcıb-i bizzat bir varlık olup; hür ve irade sahibi bir mûcid olmadığını iddia eden felsefecilerin görüşünde idiler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), "İlah, mücib-i bizzat hayırları bilmeyen, fayda veya zarar veremeyen, ihtiyaç ve duaları işitemeyen ve muhtaçların yalvarıp yakarmalarının farkında olamayan bir varlık olduğunda, ona ibadet etmenin ne faydası (manası) var?" demek istemiştir." Tevbe suresi 105. Ayet tefsiri
"İbn Sina'nin görüşünü anlamak için ihlas suresi tefsirine bakamıyoruz o hâlde Râzî'nin görüşünü anlamak için de tefsirine bakamayız" lol bizim istidlal yeteneği İmam metalib'de bahsi geçen hususu tefsirinde daha detaylı anlattığını söylüyor. Tekrar tekrar söylüyoruz burayı ghostluyorlar da adam metalib'i bu hususta özet sayıyor. Tefsiri asıl kılıyor. İbn Sina işarat'ta "bu hususu ihlas suresi tefsirinde daha detaylı zikrettim, git oraya bak" deseydi gider bakardık. Hatta dememiş olsa bile bakarız. Bir müellif'in yazdığı her metin belirli bir bağlam ve maksat ile yazılır. O bağlamı yakalamışsan ihlas suresi tefsiri de delil olur. Devamında da nübüvvet meselesi ile ilgili bommmboş konuşmuş. Şerhu'l mevakıf da cürcani'nin söylediğini de zikredelim tekrar. İmam Râzî'nin aklı ihtimalin kesinlige engel olmadığı ile ilgili pasajlari alintilamistik zaten. "İmam Râzî el-metalib'de şöyle demiştir: bu,illet burhanı kategorisinden açık bir burhandir. Zira biz peygamberliğin hakikatini inceledik ve açıkladık ki o mahiyet, hiç kimsede Hz Peygamber'de (s.a) meydana geldiği gibi gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla o, kendisi dışındakilerden daha üstündür. Peygamberliğin mucizeyle ispatı ise varlik burhanı kategorisindendir." Şerhu'l mevakıf
2
7
403
Rıhâî retweeted
"İbn Sina'nin görüşünü anlamak için ihlas suresi tefsirine bakamıyoruz o hâlde Râzî'nin görüşünü anlamak için de tefsirine bakamayız" lol bizim istidlal yeteneği İmam metalib'de bahsi geçen hususu tefsirinde daha detaylı anlattığını söylüyor. Tekrar tekrar söylüyoruz burayı ghostluyorlar da adam metalib'i bu hususta özet sayıyor. Tefsiri asıl kılıyor. İbn Sina işarat'ta "bu hususu ihlas suresi tefsirinde daha detaylı zikrettim, git oraya bak" deseydi gider bakardık. Hatta dememiş olsa bile bakarız. Bir müellif'in yazdığı her metin belirli bir bağlam ve maksat ile yazılır. O bağlamı yakalamışsan ihlas suresi tefsiri de delil olur. Devamında da nübüvvet meselesi ile ilgili bommmboş konuşmuş. Şerhu'l mevakıf da cürcani'nin söylediğini de zikredelim tekrar. İmam Râzî'nin aklı ihtimalin kesinlige engel olmadığı ile ilgili pasajlari alintilamistik zaten. "İmam Râzî el-metalib'de şöyle demiştir: bu,illet burhanı kategorisinden açık bir burhandir. Zira biz peygamberliğin hakikatini inceledik ve açıkladık ki o mahiyet, hiç kimsede Hz Peygamber'de (s.a) meydana geldiği gibi gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla o, kendisi dışındakilerden daha üstündür. Peygamberliğin mucizeyle ispatı ise varlik burhanı kategorisindendir." Şerhu'l mevakıf
1
2
8
815
Rıhâî retweeted
Bu arada Tevbe suresi imam Râzî'nin 601'de yazdığı sûrelerden. Yani vefatından 4-5 sene kadar önce ve metalib'den ise 1-2 sene kadar önce.
İmam Râzî Hz İbrahim'in (aleyhisselâm) babasına: "İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?"(Meryem, 42) demesindeki maksadının putların uluhiyyetini eleştirmek olmadığını söylüyor. Ona göre Hz. İbrahim (aleyhisselam)'in bu delilden maksadı mucib bizzatı reddetmek. "Aksine Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı şudur: Onun zamanındaki putperestlerin çoğu, kâinatın ilâhının mûcıb-i bizzat bir varlık olup; hür ve irade sahibi bir mûcid olmadığını iddia eden felsefecilerin görüşünde idiler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), "İlah, mücib-i bizzat hayırları bilmeyen, fayda veya zarar veremeyen, ihtiyaç ve duaları işitemeyen ve muhtaçların yalvarıp yakarmalarının farkında olamayan bir varlık olduğunda, ona ibadet etmenin ne faydası (manası) var?" demek istemiştir."
1
10
503
Rıhâî retweeted
Kocaman yazı yazmış yazdiklarima tek bir yanıt yok he. "Hakikati inkar ediyolar😭" yazabilmis ama helal. Ne tahsis delili meselesine,ne tefsire alıntı yapmamasına, ne nübüvvete ne de hudus meselesine... Hiçbirisine yanıt yok maalesef. Hâlâ tercih bila müreccih falan diyor. Bir görüşün lazımını takip etmek ile bir müellifin görüşünü tespit etmenin aynı şey olduğunu zannediyor. He o da yanlış. Onu da yazacağız inşallah. Aylardır buraya Râzî'ye göre filozofların dini dusuncenin tam merkezinde olduğunu yazdı çizdi. Şimdi ise tek bir cevap yok İmam'ın tefsirde söylediklerine. Bu adama göre metalib muteber mi? Muteber. Metalib'de imam tefsirde bu meseleyi daha geniş anlattığını söylemiş mi? Söylemiş. Hangi mesele bu? Faili muhtar meselesi. Eleman yazdığı 1000 sayfalık kitapta tefsirden bir tane alıntı yapmış mi? Yapmamis. Şu adama inanan varsa köprü var elimde satılık
3
4
2
23
938
Rıhâî retweeted
Râzî'nin fail-i muhtar kullanimi yalnızca lafzi bir kullanim mi? Yani filozoflarla ihtilafı lafzi bir ihtilaftan ibaret? Dai meselesinden bağımsız ilk önce şunu söyleyeyim... Hayır. Birkaç gündür yaptığım alıntılar zaten İmam için faili muhtar ile mucib bizzat arasındaki farkı ortaya koyan şeylerdi. 1- Cisimlerin mahiyetlerinde ortak olmasına rağmen özelliklerinde farklı olması... Râzî'ye göre bu ancak fail-i muhtar ile açıklanır. Mucib bizzat ile değil. Nahl sûresi 13. ayetin tefsirinde şöyle diyor İmam: "Bil ki, bu hüccetin dayanağı, mûcib-i bizzat (zatı ve tabiatı icabı müessir) olanın şeye nisbetinin aynı olması gerektiği hususu olunca; duyu organlarımız da bu maddelerin farklı sıfatlar ve birbirinden farklı durumlarda bulunduğuna delâlet edince, bunlarda müessir olanın, zâtı gereği mûcib bir şey olmayıp, tam aksine hür sahibi bir fâil-i muhtar olduğu ortaya çıkmış olur ki, bu delilin izahının tamamıdır." 2. Nübüvvet... İmam nübüvveti reddedenleri sayarken mucib bizzat görüşünü kabul edenleri bu grupta saydı. Nübüvveti inkar edenlerin itirazlarına cevabı ise fail-i muhtar ile oldu. "Kuşkusuz nübüvveti kabul etmek fail- muhtar inancının bir neticesidir. Bu ilke ile çatışan kişinin nübüvveti kabul etme meselesine dalması uygun değildir, bilâkis onun önce bu mesele ile işe başlaması gerekir" "O zaman birinci ilkeyle bütün mucizeleri yaratanın Allah olduğu; ikinci ilke ile ise Allah'ın bu mucizeleri yaratmasındaki yegâne hikmetin peygamberini tasdik olduğu sabittir." Metalib 3. Hudus... İmam tahsis delilini hudusa çevirdi ve fail-i muhtarın fiillerinin hadis olduğunu söyledi. "... O hâlde sabit olmuştur ki, her cisim nicelikçe sonludur. Nicelikçe sonlu olan her şeyin o niceliğe tahsisi mümkündür. Böyle bir şeyin başkasına tercihi, iradeli failin fiili olmaksızın söz konusu değildir. iradeli failin fiili olan her şey hadistir. Bu öncüller ortaya çıktığında her cismin hadis olduğu hükmünü vermek mümkündür. En doğrusunu Allah bilir.!" Bu üç hususun üçü de Râzî'ye göre doğrudan faili muhtar ile ilişkili. Mesele lafzi değil yani. Meseleyi lafza indirgeme isteği de beyhude bir çabadan ibaret.
1
10
559
İmam Râzi'ye göre mucib-bizzât görüşünü savunanlar Hz. İbrahim'in (a.s.) devrindeki putperestler ile aynı inancı paylaşıyormuş, Hz. İbrahim'de (a.s.) mucib-bizzât görüşüne ilk reddiye verenlerdenmiş.. @metakucuk
İmam Râzî Hz İbrahim'in (aleyhisselâm) babasına: "İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?"(Meryem, 42) demesindeki maksadının putların uluhiyyetini eleştirmek olmadığını söylüyor. Ona göre Hz. İbrahim (aleyhisselam)'in bu delilden maksadı mucib bizzatı reddetmek. "Aksine Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı şudur: Onun zamanındaki putperestlerin çoğu, kâinatın ilâhının mûcıb-i bizzat bir varlık olup; hür ve irade sahibi bir mûcid olmadığını iddia eden felsefecilerin görüşünde idiler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), "İlah, mücib-i bizzat hayırları bilmeyen, fayda veya zarar veremeyen, ihtiyaç ve duaları işitemeyen ve muhtaçların yalvarıp yakarmalarının farkında olamayan bir varlık olduğunda, ona ibadet etmenin ne faydası (manası) var?" demek istemiştir."
1
1
4
502
Rıhâî retweeted
İmam Râzî Hz İbrahim'in (aleyhisselâm) babasına: "İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?"(Meryem, 42) demesindeki maksadının putların uluhiyyetini eleştirmek olmadığını söylüyor. Ona göre Hz. İbrahim (aleyhisselam)'in bu delilden maksadı mucib bizzatı reddetmek. "Aksine Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı şudur: Onun zamanındaki putperestlerin çoğu, kâinatın ilâhının mûcıb-i bizzat bir varlık olup; hür ve irade sahibi bir mûcid olmadığını iddia eden felsefecilerin görüşünde idiler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), "İlah, mücib-i bizzat hayırları bilmeyen, fayda veya zarar veremeyen, ihtiyaç ve duaları işitemeyen ve muhtaçların yalvarıp yakarmalarının farkında olamayan bir varlık olduğunda, ona ibadet etmenin ne faydası (manası) var?" demek istemiştir."
"De ki; "Dilediğinizi yapın. Çünkü Allah da Resulü de, mü'minler de işlerinizi görecektir. Sonra gizliyi ve aşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O, size, yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir" (Tevbe/105) İmam Râzî Tevbe suresi 105. ayetin tefsirinde şöyle diyor: "Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Bil ki bu, her türlü teşvik ve sakındırmayı içinde toplayan bir sözdür. Çünkü ma'bûd (tapılan varlık), tapanların ne yaptığını bilmediği zaman, tapanlar, yaptıkları ibadetlerden istifade edemezler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) babasına: "İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?"(Meryem, 42) demiştir. Ben, bazı toplantılarda Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in getirdiği bu delilden esas kastının, putların ulûhiyyetini tenkid olmadığını söyledim. Çünkü herkes bunların taş ve odun parçalarından ibaret olduğunu, tasarruf edenlerin tasarrufları ile (yaptıkları işlerle) yüzyüze bulunduklarını, her isteyenin onları yakıp kırabileceğini, bu durumda olan bir varlığın ilah olamayacağını kesin olarak bilir. Aksine Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı şudur: Onun zamanındaki putperestlerin çoğu, kâinatın ilâhının mûcıb-i bizzat bir varlık olup; hür ve irade sahibi bir mûcid olmadığını iddia eden felsefecilerin görüşünde idiler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), "İlah, mücib-i bizzat hayırları bilmeyen, fayda veya zarar veremeyen, ihtiyaç ve duaları işitemeyen ve muhtaçların yalvarıp yakarmalarının farkında olamayan bir varlık olduğunda, ona ibadet etmenin ne faydası (manası) var?" demek istemiştir. O halde, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı, âlemin ilâhının "zâtı gereği mûcib" bir varlık olduğunu söyleyenleri tenkid etmektir. Fakat, âlemin ilahı hür ve irâde sahibi bir fail, cüz'iyyatı ve külliyatı (herşeyi) bilen bir âlim olduğu takdirde, kullar ibadet ve dualarından büyük fayda elde ederler. Çünkü kul ibadet ettiğinde ma'bud, onun taat ve ibadetini bilir, hem bu dünyada, hern de ahirette ona mükafaat verebilir; yine kul isyan edip günah işlediğinde, ma'bûd, hem dünyada, hem ahirette ona ceza verebilir. O halde Hak teâlâ'nın, "De ki: "(Dilediğinizi) yapın. Çünkü işlerinizi Allah (...) görecektir" ifadesi, itaatkarlar için büyük bir teşvik, günahkârlar için de büyük bir korkutma ve tehdid ifade eder. "
5
2
15
2,033
Rıhâî retweeted
"De ki; "Dilediğinizi yapın. Çünkü Allah da Resulü de, mü'minler de işlerinizi görecektir. Sonra gizliyi ve aşikârı bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O, size, yapmakta olduğunuz şeyleri haber verecektir" (Tevbe/105) İmam Râzî Tevbe suresi 105. ayetin tefsirinde şöyle diyor: "Bu ayetle ilgili birkaç mesele vardır: Birinci Mesele Bil ki bu, her türlü teşvik ve sakındırmayı içinde toplayan bir sözdür. Çünkü ma'bûd (tapılan varlık), tapanların ne yaptığını bilmediği zaman, tapanlar, yaptıkları ibadetlerden istifade edemezler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm) babasına: "İşitmez, görmez ve sana hiç bir faydası olmaz şeylere niçin tapıyorsun?"(Meryem, 42) demiştir. Ben, bazı toplantılarda Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in getirdiği bu delilden esas kastının, putların ulûhiyyetini tenkid olmadığını söyledim. Çünkü herkes bunların taş ve odun parçalarından ibaret olduğunu, tasarruf edenlerin tasarrufları ile (yaptıkları işlerle) yüzyüze bulunduklarını, her isteyenin onları yakıp kırabileceğini, bu durumda olan bir varlığın ilah olamayacağını kesin olarak bilir. Aksine Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı şudur: Onun zamanındaki putperestlerin çoğu, kâinatın ilâhının mûcıb-i bizzat bir varlık olup; hür ve irade sahibi bir mûcid olmadığını iddia eden felsefecilerin görüşünde idiler. İşte bundan dolayı, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm), "İlah, mücib-i bizzat hayırları bilmeyen, fayda veya zarar veremeyen, ihtiyaç ve duaları işitemeyen ve muhtaçların yalvarıp yakarmalarının farkında olamayan bir varlık olduğunda, ona ibadet etmenin ne faydası (manası) var?" demek istemiştir. O halde, Hazret-i İbrahim (aleyhisselâm)'in bu delilden maksadı, âlemin ilâhının "zâtı gereği mûcib" bir varlık olduğunu söyleyenleri tenkid etmektir. Fakat, âlemin ilahı hür ve irâde sahibi bir fail, cüz'iyyatı ve külliyatı (herşeyi) bilen bir âlim olduğu takdirde, kullar ibadet ve dualarından büyük fayda elde ederler. Çünkü kul ibadet ettiğinde ma'bud, onun taat ve ibadetini bilir, hem bu dünyada, hern de ahirette ona mükafaat verebilir; yine kul isyan edip günah işlediğinde, ma'bûd, hem dünyada, hem ahirette ona ceza verebilir. O halde Hak teâlâ'nın, "De ki: "(Dilediğinizi) yapın. Çünkü işlerinizi Allah (...) görecektir" ifadesi, itaatkarlar için büyük bir teşvik, günahkârlar için de büyük bir korkutma ve tehdid ifade eder. "
1
6
1,081
Rıhâî retweeted
“İlim talebesinin bu meselenin (Alemin Hudusu) dinin aslı olduğunu bilmesi gerekir. Kim bu meseleyi bilmezse, dininde mukallit durumunda kalır ki, bundan Allah'a sığınırız." F. Razi
3
3
10
684
Maalesef birçok ilim tâlibi tefsir ve kelâm gibi nihaî ilimleri müstakillen tahsil etmeye çalışmakla ve bu ilimlerdeki büyük ihtilaflara erken dalmakla bu ilimleri besleyen diğer ilimlere ait mukaddimelerden habersiz kalıyor. Bu ilimlerde bir şekilde belli bir kanaate saplandıktan sonra da bu boşlukları salt kendi aklî istidlâlleriyle doldurmaya çalışıyor. Oysa eksik mukaddime bilgisi, doğru akıl yürütmeyle de olsa eksik ve/veya hatalı sonuç verme tehlikesiyle malûldür. İlim, her seviyede, kişinin kendi ilmî tespitlerinden şüphe duyma duyarlılığıyla ilerlemeli. İmanımızdan şüphe duymamalıyız ancak hangi ilmî seviyede olursak olalım, elde ettiğimiz aklî delillerden şüpheyi elden bırakmamalıyız. Aklın yolu, aklî delillerin sürekli tarassutundan geçer.
1
1
20
1,065
Akademik yazım tarzıyla birlikte hayatımıza giren bir safsata çeşidi: Dipnot safsatası. Bunun gelişmiş versiyonu: İktibas safsatası. Yine bunun sosyal medyayla birlikte yaygınlaşan, benzer versiyonu: Ekran görüntüsü safsatası. Bu üç safsata çeşidinin ortak tehlikesi: Bir kişinin kitabından sayfa numarası ve hatta ibare göstermekle o kişiye izafe edilen bir görüşün yeteri kadar delillendirildiğini sanmak. Bu safsatalardan emin olmanın yolu: 1. İstidlâl çeşitliliğinin olduğu tartışmalı meselelerde karşılıklı sunum ifadelerinin delâletini doğru tayin etmek. 2. Düşünürün düşünce sistemini (varsa) mezhebî aidiyet, iç tutarlılık takibi ve muhataplarla etkileşim eşliğinde bütünlüklü şekilde okumaya çalışmak.
1
4
24
2,511
Rıhâî retweeted
Râzî peygamberlik mefhumundan yola çıkan ikinci bir delil zikrediyor evet. Ve bu delili daha yetkin buluyor bu da doğru. Ama bu mucizenin delaletinin zanni olduğunu söylediği anlamına gelmiyor. Ayrıca bahsi geçen bu yolu da filozofların yolu diye falan zikretmiyor. Zaten değil de. Râzî bu yolu Kur'an'ı Kerim'in yolu olarak zikrediyor. Birkaç ayetin tefsirini yapıyor hatta ilgili bölümde.
Vallahi hayret ediyoruz şuna verilen cevaba. Râzî mucize ile peygamberliğe yolculuğun geçersiz bir yol oldugunu düşünmüş, daha sonra tekmil delili ile filozofların yoluna kaymış aslında. Yani Allah imam Râzî'ye rahmet etsin gerçekten. İmam Râzî metalib'de mucizeye itiraz eden fırkalarin itirazlarını naklediyor. Daha sonra bunlara cevap olarak faili muhtar ilkesi ile akli imkanın kesinliğe engel olmadığı ilkesini zikrediyor ve bölümü şöyle kapatıyor : "O zaman birinci ilkeyle bütün mucizeleri yaratanın Allah olduğu; ikinci ilke ile ise Allah'ın bu mucizeleri yaratmasındaki yegâne hikmetin peygamberini tasdik olduğu sabittir. Bu, Allah'ın mucizeleri, peygamber ve resullerini tasdik etmek gâyesiyle yarattığını bildirir. Allah'ın yalan söyleyebileceğini düşünmenin imkansız olduğu zaruri bilgiyle sabittir. Çünkü yalan bir noksanlık niteliğidir. Fıtrat ise noksanlık niteliğinin Allah hakkında imkansız olduğuna şahitlik eder. Buradan mucizelerin zuhurunun peygamberletin doğruluğunu gösterdiğine dair KESİN KANAAT VE İNANÇ ortaya çıkar." "... Allah'ın hukumleri, aklın iyi bulmasına ve yanlış bulmasına dayalı değildir. Allah dilediğini yapar, dilediği şekilde hüküm verir. Bütün bu söylediklerimiz gösteriyor ki, bu üç ilkeye dayalı bilgilerle nübüvvet hakkındaki kuşku denizlerinden kurtulmak mümkündür. Bizi doğru dine ulaştıran Allah'a hamdolsun. O bizi sırât-ı müstakîme ulaştırmıştır. En iyiyi bilen Allah'tır." Metalib
1
1
7
984
Rıhâî retweeted
Hepimiz yalancıyız di mi abi? 1000 sayfa kitap yazıp İmam'ın metalibde defalarca referans verdiği tefsirine referans vermeyen biziz di mi abi? Maksatlı biziz onlar hakikat peşinde di mi abi 😭
"Râzî mucize ile istidlal edilen yolun zanni olduğunu söylüyor" deniyor hâlâ. "bilmelisin ki, mucizeler yoluyla bağlanmak burhân-ı innîdir. Bu ise sonuctan muessire ihtimali hesaba katarak istidlaldir. Bu yönteme göre biz mucizenin Hz Peygamber'de görünmesiyle onun Allah katından nda genel anlamda şereflenmiş biri olduğunu öğreniriz, fakat bu şerefin keyfiyetini bilemeyiz." Râzî'ye göre bu ihtimal akli ihtimal mesabesinde zaten. Fakat adetsel olarak elde edilen kesinliğe zarar vermiyor bu. Bunu açık bir şekilde söylüyor kendisi bahsettiğim pasajda. Zaten bu pasajda da mucize ile peygamberin peygamberliğini, onun keyfiyetini bilemeyeceğimizi söylüyor imam. Tekmil delilinde ise bu ihtimal kapısı da kapanıyor. Bu bakımdan daha güçlü ve daha yetkin bir yol. İlaveten bize peygamberliğin keyfiyeti hakkında da bir şeyler söylüyor. Bu bakımdan da daha yetkin.
1
1
13
957
Rıhâî retweeted
"Râzî mucize ile istidlal edilen yolun zanni olduğunu söylüyor" deniyor hâlâ. "bilmelisin ki, mucizeler yoluyla bağlanmak burhân-ı innîdir. Bu ise sonuctan muessire ihtimali hesaba katarak istidlaldir. Bu yönteme göre biz mucizenin Hz Peygamber'de görünmesiyle onun Allah katından nda genel anlamda şereflenmiş biri olduğunu öğreniriz, fakat bu şerefin keyfiyetini bilemeyiz." Râzî'ye göre bu ihtimal akli ihtimal mesabesinde zaten. Fakat adetsel olarak elde edilen kesinliğe zarar vermiyor bu. Bunu açık bir şekilde söylüyor kendisi bahsettiğim pasajda. Zaten bu pasajda da mucize ile peygamberin peygamberliğini, onun keyfiyetini bilemeyeceğimizi söylüyor imam. Tekmil delilinde ise bu ihtimal kapısı da kapanıyor. Bu bakımdan daha güçlü ve daha yetkin bir yol. İlaveten bize peygamberliğin keyfiyeti hakkında da bir şeyler söylüyor. Bu bakımdan da daha yetkin.
Râzî peygamberlik mefhumundan yola çıkan ikinci bir delil zikrediyor evet. Ve bu delili daha yetkin buluyor bu da doğru. Ama bu mucizenin delaletinin zanni olduğunu söylediği anlamına gelmiyor. Ayrıca bahsi geçen bu yolu da filozofların yolu diye falan zikretmiyor. Zaten değil de. Râzî bu yolu Kur'an'ı Kerim'in yolu olarak zikrediyor. Birkaç ayetin tefsirini yapıyor hatta ilgili bölümde.
1
1
1
7
2,058
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) ve İrâde İspatında Çokluk/Farklılaşma Delili: "Yıldızların ve tabiatların, tek bir yaprağın ve tek tohumun parçalarına nispeti aynıdır. Bununla birlikte biz gülün bir yaprağının bir yüzünün son derece kırmızı, diğer yüzünün ise son derece siyah olduğunu görmekteyiz. Şayet tesir eden, [irade ile değil de] zâtı gereği zorunlulukla etki eden (mûcib bi'z-z'ât) olsaydı bu farklılığın meydana gelmesi imkansız olurdu. Çünkü akıllarda sabit olduğu üzere mûcib bi'z-zât'ın etkisi farklılık gösteremez. Eserlerde farklılık meydana geldiğine göre tesir eden zât [mûcib değil] kâdir ve muhtâr (irade sahibi) [demek]tir. İşte O [Allah'ın Nahl suresi 13. ayetteki] 'Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır.' sözünden kastedilen de budur. Sanki o [kul]a şöyle denmiştir: 'Aklında yerleşen bilgiyle zâtı ve doğası ile mûcib olanın tesirinin farklı farklı olamayacağını düşün! Gözünle bu farklılaşmanın gerçekleştiğini görünce anla ki bunlarda [tesir eden] müessir, zâtı ile mûcib (zorunlu olan ve zorunlu kılan) doğalar değil tam tersine bunlardaki müessir fâil-i muhtârdır.' Bundan dolayı ayetin sonu 'Düşünüp öğüt alan bir toplum için...' diye getirilmiştir. Bu türden [delillerde] bu kadarıyla yetinelim. Zira bu, geniş/derin bir denizdir. Biz bu konuyu 'Tefsîr-i Kebîr'de etraflıca zikrettik. Bu türden [delilleri öğrenmek] isteyen, o kitaba başvursun." 📖 Fahreddîn er-Râzî, El Metâlibu’l-Âliye, thk. Ahmed Hicâzî es-Sekkâ, (Beyrut: Dâru’l Kitâbi’l ‘Arabî), 1987, 4/360.
2
2
42
2,241
Rıhâî retweeted
Vallahi hayret ediyoruz şuna verilen cevaba. Râzî mucize ile peygamberliğe yolculuğun geçersiz bir yol oldugunu düşünmüş, daha sonra tekmil delili ile filozofların yoluna kaymış aslında. Yani Allah imam Râzî'ye rahmet etsin gerçekten. İmam Râzî metalib'de mucizeye itiraz eden fırkalarin itirazlarını naklediyor. Daha sonra bunlara cevap olarak faili muhtar ilkesi ile akli imkanın kesinliğe engel olmadığı ilkesini zikrediyor ve bölümü şöyle kapatıyor : "O zaman birinci ilkeyle bütün mucizeleri yaratanın Allah olduğu; ikinci ilke ile ise Allah'ın bu mucizeleri yaratmasındaki yegâne hikmetin peygamberini tasdik olduğu sabittir. Bu, Allah'ın mucizeleri, peygamber ve resullerini tasdik etmek gâyesiyle yarattığını bildirir. Allah'ın yalan söyleyebileceğini düşünmenin imkansız olduğu zaruri bilgiyle sabittir. Çünkü yalan bir noksanlık niteliğidir. Fıtrat ise noksanlık niteliğinin Allah hakkında imkansız olduğuna şahitlik eder. Buradan mucizelerin zuhurunun peygamberletin doğruluğunu gösterdiğine dair KESİN KANAAT VE İNANÇ ortaya çıkar." "... Allah'ın hukumleri, aklın iyi bulmasına ve yanlış bulmasına dayalı değildir. Allah dilediğini yapar, dilediği şekilde hüküm verir. Bütün bu söylediklerimiz gösteriyor ki, bu üç ilkeye dayalı bilgilerle nübüvvet hakkındaki kuşku denizlerinden kurtulmak mümkündür. Bizi doğru dine ulaştıran Allah'a hamdolsun. O bizi sırât-ı müstakîme ulaştırmıştır. En iyiyi bilen Allah'tır." Metalib
Râzi metalib'de nübüvveti inkar eden grupları tasnif ederken şöyle diyor: "Bilmelisin ki, nübüvveti inkar edenler grup gruptur: Birinci gruptakiler, alemin ilâhının -iradesi gereği fâil bir ilâh değil- zatı gereği zorunlu olduğunu iddia edenlerdir. Allah Teala'nın iradesiyle fail olduğunu inkar eden biri, O'nun tikelleri bildiğini de inkar eder. Bu nedenle nübüvvetin ispat yolu böyle birine kapanır. Bu yol filozofların yoludur." Daha sonra nübüvveti Allah'ın fail-i muhtar olduğunu kabul etmenin bir neticesi olarak ele alıyor "Kuşkusuz nübüvveti kabul etmek fail- muhtar inancının bir neticesidir. Bu ilke ile çatışan kişinin nübüvveti kabul etme meselesine dalması uygun değildir, bilâkis onun önce bu mesele ile işe başlaması gerekir" Metalib
4
2
1
11
1,618
Rıhâî retweeted
Bir insan Râzî'nin nihai görüşü hakkında kitap yazıyor ve Râzî'nin tefsirinden bir tane bile alıntı yapmıyorsa dümdüz maksatlıdır. İmam fail-i muhtar meselesinde en güçlü savunduğu delil için tefsirini referans veriyor. Hatta metalib'in bu meselede tefsirinin özeti hükmünde olduğunu söylüyor. Kitap yazılmış Tefsire bir tane alıntı yok. İnanılmaz gerçekten. Yahu kocaman kitapta İmam Râzî'nin metalib'de birden fazla kez referans verdiği tefsirine BİR tane alıntı yok bakın BİR. Soran olursa kendimiz hariç herkese ideolojik deriz abi.
1
2
15
807
Rıhâî retweeted
Râzi metalib'de nübüvveti inkar eden grupları tasnif ederken şöyle diyor: "Bilmelisin ki, nübüvveti inkar edenler grup gruptur: Birinci gruptakiler, alemin ilâhının -iradesi gereği fâil bir ilâh değil- zatı gereği zorunlu olduğunu iddia edenlerdir. Allah Teala'nın iradesiyle fail olduğunu inkar eden biri, O'nun tikelleri bildiğini de inkar eder. Bu nedenle nübüvvetin ispat yolu böyle birine kapanır. Bu yol filozofların yoludur." Daha sonra nübüvveti Allah'ın fail-i muhtar olduğunu kabul etmenin bir neticesi olarak ele alıyor "Kuşkusuz nübüvveti kabul etmek fail- muhtar inancının bir neticesidir. Bu ilke ile çatışan kişinin nübüvveti kabul etme meselesine dalması uygun değildir, bilâkis onun önce bu mesele ile işe başlaması gerekir" Metalib
1
1
1
16
2,094