Pinned Tweet
aykırıyım. birçok konuda kendi fikrime sahip olmanın ağırlığını üzerimde taşıyorum ve bundan memnunum. yargılar yorucu olsa da insan olmanın ve layıkıyla yaşamanın bu yoldan geçtiğini biliyorum. kendini ağırdan sat diyenlere ben satılık değilim cevabını vermek benim mizacım.
Cemal Süreya’nın “Biz kırıldık daha da kırılırız / Ama doğanın bir bildiği var” mısralarındaki gibi, seni ufalamaya çalışan her hamle aslında seni bu topraklara daha da sıkı bağlıyor.
gundemgazetesi.com/detayh.ph…
Koray Bağdatlı retweeted
İskeçe Seçilmiş Müftüsü ve Batı Trakya Türk Azınlığı Danışma Kurulu Başkanı Mustafa Trampa, AGİT 2026 Varşova İnsani Boyut Konferansı’ndaki konuşmasında azınlığımızın Türk kimliğine, din özgürlüğüne ve kendi dinî liderlerini seçme iradesine saygı gösterilmesi çağrısında bulundu.
asla derileşmezdi vezir esvabı sende,
sen zorla büyüktün, ne kadar istemesen de..
en sonra eğildinse de kurşunla eğildin,
altınlar akarken de züğürt ölmeyi bildin.*
böylesine bir şiir yazılacak biri olabilmek…
gayret.. nasip..
rahmetle…
propagandaya karşı hakikati arıyorsanız sağdaki kitabı referans alabilirsiniz.
dostum diye demiyorum ama aylarca döktüğü terin birkaç propagandaya kurban gitmesine geçit yok! @SemihOmR
Koray Bağdatlı retweeted
Psikoloji böyle bir şey demez ama;
psikanaliz der ki, bu bir omnipotant fantezidir (tümgüçlülük fantezisi).
Düşleminde herkes nobel alır, en güzel keki yapar, en entelektüel/en güzel ya da karizmatik odur, herkesi alt eder, her şeye gücü yeter.
Gerçekte ise kek yanar, yüzünüzde sivilce çıkar, iyi bir yazar olmadığınızı anlayabilirsiniz. Ama yine de birileri yemeklerinizi sever, yazdıklarınızı okur ve size aşık olur.
Soruyu bırakalım: Sosyal medya pazarında binlerce insanın neden bu fanteziye gerçek gibi inanma ihtiyacı var?
Geçtiğimiz günlerde, ΕΠΣ Θράκης (Trakya Futbol Kulüpleri Birliği) başkanı vefat etti, toprağı bol olsun.
Bunlar da bölgemizin aşırıcı çevrelerinde amatör futbol üzerinden yapılan yorumlar. Evet, yanlış okumadınız.
Koray Bağdatlı retweeted
Dans ederken seyirciye odaklanırsan adımların karışıyor. Yaşarken de öyle... Seyirciye değil, adımlarımıza odaklanalım ki; yaşam, bakanların izlenimi ile değil, ritmimize eşlik edenlerin uyumu ile aksın.
Koray Bağdatlı retweeted
BİR DE ANLAMI OLSUN, ÖYLE Mİ?
Hayatın anlamını arayan, bu arayış üzerine üst perdeden kitaplar yazan bir varlıktan söz ediyoruz…
“Dünyada varı neylerem
Ezel ahır ki ölümdür
Üç beş arşın ağım ola” yeter diyor Âşık Elesker…
Ağ, beyaz bez. Kefen. Anadolu’da buna Amerikan bezi de derler. İnsan dünyadan ayrılmaya hazırlanırken dünyadan son bir şey istiyor. Birkaç metre kumaş. İstenen küçülüyor ama istemek sürüyor. Giderken bile bir şeyimiz olsun istiyoruz.
Japonya’da 2025’te yetişkinler için üretilen bez ve emici pedlerin sayısı yaklaşık 10,5 milyar, bebek bezlerinin sayısı 7,1 milyar. Yetişkinlerinki yaklaşık yüzde 48 daha fazla. Ömrün başında altımızı bağlıyorlar; sonunda üstümüzü örtüyorlar. Arada da kimseye muhtaç olmadığımıza dair büyük laflar ediyoruz.
Karapapaklar “kefen parası” der buna... İnsan kendi yokluğu için bir şey biriktiriyor. Kullanıldığını göremeyeceği bir parayı, giydiğini bilemeyeceği bir kumaşa ayırıyor. Artık hiçbir şeye sahip olamayacağı ana, kendisinin olacak bir şey hazırlıyor.
Çocuğuna “Aldığın tişörtü bir kere bile giymedin!” diye çıkışan anne, kendi kefen parasına dokundurtmuyor. Kendi arzumuzun adı tedbir oluyor; gençlerinkinin adı müsriflik.
Üstelik gençlerin yaşayacağı dünyayı da kendi ölçülerimize göre biçmeye çalışıyoruz. Biz içinde bulunmayacağız ama üstümüze tam otursun istiyoruz.
Kendisinin bulunmayacağı bir geleceğe bile iyelik ekiyle uzanıyor. “Ben”in olmayacağı yerde hâlâ bir “benim” olsun istiyor.
Bütün ağırbaşlılığımızın altından bir yakınma yükseliyor: “Öldükten sonra bile şefkat görmeyeceksem, yaşarken bütün bu saçmalıklara niye katlanıyorum?”
“Ölürsem kabrime gelme, istemem…” diyor öbürü.
Dünyadan ayrılıyoruz, ziyaretçi listesini hâlâ biz hazırlıyoruz. Pes!
Ölsek de son söz bizim olsun, öyle mi?
“İstemem” derken bile seslendiğimiz biri var. Kırgınlık, kendi yokluğumuzu anlattığımız cümlede de bir muhatap buluyor.
Çektiklerim boşa gitmesin, yaşamış olmam birinin gözünde kıymet bulsun, yokluğum birine dokunsun. İnsan kendi yokluğunu tasarlarken bile kendisini o sahneden bütünüyle çıkaramıyor. Ardından bakılmasını istiyor.
Anlam arayışımızdaki narsistik pay da burada beliriyor: Yaşamış olmak yetmiyor; yaşamışlığımızın ayrıca önemli olmasını istiyoruz. Benim acımın bir hikmeti, benim kaybımın bir karşılığı, benim hayatımın bir açıklaması olsun…
Bu isteği güzel cümlelerle estetize ediyor, kavramlarla inceltiyor, gerekçelerle akla uygun hâle getiriyoruz.
Şimdi birkaç metre bezden insanın varoluşuna uzanan bu yazıda ben de aynı şeyi yapıyorum. Bir kumaşı kumaş olarak bırakamıyor, ona da kendime de bir anlam yetiştirmeye çalışıyorum.
Yaşıyoruz işte, ekmeği tuza banıp yer gibi. Niye zorluyorsun be adam?
Güzelbahçe Sohbetleri, 2026
(Dipnot: Ölürsem kabrime gelme istemem / Okuyan: Sevim Tanürek)
Yeni Demokrasi AP mv Beleris, Arnavutluk’ta herkesin etnik kökenini özgürce beyan edebilmesi hakkında taleplerini dile getiriyor. Umarım Yunanistan için olan düşünceleri de benzerdir.
Και στα δικά μας κε Μπελέρη, και στα δικά μας.
nüfus memurluğundaki elemanlarınız onu başarmak için epey uğraştı. ahmeti amet, mehmeti memet yazarak vs.
toplumsal ilkel benliğin dışa vurumuyla dolu bir yorumlar silsilesi.
Koray Bağdatlı retweeted
sana neden dedikodunun kötü olduğunu anlatayım, bilimsel olarak hem de...
sen herhangi biriyle alakalı konuşurken, dalga geçersen insanlar seni o dalga geçtiğin özellikle hatırlıyor.
örnek vereyim:
> birine "çok tembel, hiçbir şey yapmıyor, tüm gün yatıyor" dediğinde insanlar seni tembellikle anıyor.
tersi de mümkün:
> birine "dürüst, çok doğru bir insan" dediğinde bu sefer seni dürüstlükle anacaklar.
o yüzden kimsenin hakkında kötü konuşmamaya çalış, düşüncen kötüyse sende kalsın.
çünkü tekrar edilen şey öğrenilir, nöroplastisiteyle.
eğer kötüyü tekrar edersen sen de kötü olursun ama iyiyi tekrar edersen sen de iyi olabilirsin.
kendi hayatınla ilgilen.




















