Pinned Tweet
Eskiden özel okullar yoktu. Doktorun, avukatın, pazarcının, inşaat işçisinin, şehrin en zengin müteahhidinin, kuyumcunun, amelenin çocuğu aynı sınıfta olur, yan yana oturup aynı sıralarda ders dinlerdi. ++
Mine Bay retweeted
⚠️ İzmir Barosu’nda milliyetçi dönem!
8 yıllık yönetimin ardından, İzmir Barosu seçimlerin Cumhuriyetçi Avukatlar Grubu kazandı.
Grubun yönetim kurulu adaylarından Av. Güldane Dörtbudak Akbay’ın konuşması seçimlere damga vurdu:
“Baromuzun adalete, eşitliğe, Cumhuriyetimizin ilkelerine yaraşır bir duruşu olmalıdır.
8 yıllık süreç bize gösterdi ki; Çağdaş Grup adalet ve eşitlik adı altında belli bir siyasi çevrelerin sözcülüğünü yapmaktan öteye geçememiş, Atatürk’ün ve Cumhuriyet’in değerlerinden uzaklaşmıştır.”
Yedinci kitabım yakın zamanda yayımlandı fakat bugüne dek hiç edebi çevrelerde bulunmadım. Onlara katılmadım. Katılmak için bir çaba göstermedim.
Bir işlevleri ya da faydaları var mı onu da bilmiyorum.
Misal birkaç edebi tiran etrafında dönüp duran, işini yürütmek üzere onların ağzına bakıp ricacı olan, iltifatlara boğan ve buna da insan ilişkilerimi güçlü tutuyorum diyen kişilerden oluşan bir topluluk mu, onu da bilmiyorum.
Makron gösteri yapan, hakkını arayan Fransızları yağma yapanlarla bir tutmayacağız dedi.
Bizde ise Erdoğan gösteri yapan herkese ağıza alınmayak hakaretlerde bulunmuştu. Hatta biber gazımızı ithal etmeyeceğiz kendimiz yapacağız diye müjde vermişti.
Bazen dönüp envanter çıkarıyorum. Genel olarak hayatımdan, yaptıklarımdan memnunum. Çok büyük pişmanlıklarım yok, vicdan azabım yok.
Sadece insan biriktiremedim. Çevremde hep benden bir şeyler uman insanlar oldu. Dolayısıyla hemen uzaklaşmak zorunda kaldım. Dostluğumu, arkadaşlığımı talep eden olmadı. Talih bu açıdan yüzüme gülmedi.
15 yaşında bir genç kızın, 50 yaşında gözükmesi nasıl bir anomali ise 50 yaşında bir kadının doğaya kafa tutup türlü yöntemlerle 20 yaşında gözükmesi de bir anomali değil midir?
Geçen bir yazı okudum. Bir editör kaleme almış. Bir kitabın yayımlanması için tanıdık gerekiyor. O tanıdıklar da editör oluyor. Her iş bizden geçiyor. Mealinde bir şeyler yazmış.
Satır arasında "bize gücü yetmeyenler..." İfadesini görünce acaba ne demek istiyor, kimileri editörlere ulaşıp para mı yediriyor diye aklımdan geçti.
Hayır yani bu sektör bataklık, biliyoruz da bari itiraf etmeseydiniz.
Dini kullanarak, din üzerinden sürüp giden yozlaşma, en tehlikeli yozlaşmadır. Bu yüzden laiklik toplumlar üzerinde bir çeşit can simididir.
Bakın tepedekilerin kullandığı dil o kadar önemli ki. Seneler önce biri çıktı, günah işleme özgürlüğümü kullanıyorum dedi. Şimdi başörtülü kadınlar, ne var, biz şunu yapamaz mıyız, biz bunu yapamaz mıyız yazıyorlar.
Biz de günah işleriz yazıyorlar. Mesele günah işlemen değil ki. O başörtüsünün verdiği mesaj, yüklendiği misyon.
O misyon nedir, asgari düzeyde dahi olsa İslam'a uygun yaşamaktır.
O asgari düzey nedir, haram kılınan şeyleri yapmamaktır.
En basitinden içki haram, faiz haram, zina haramdır.
Ama sen sormadan sorgulamadan kapandığın için ya da küçük yaşta kapatıldığın için başında örtüyle kamuya açık yerlerde ya da evinde fark etmez bira-şarap- rakı içiyorsun.
Başında örtü ile paranı fonda değerlendirip yüzde bilmem kaç faiz geliri elde etmeyi umuyorsun.
Başında örtü ile aranda nikah olmayan erkek arkadaşınla banklarda öpüşüp sevişiyorsun. Haram kılınan zinayı işliyorsun.
Bu başörtüsüne küfür değil de nedir?
Sen başındaki örtü ve bu halinle, yaşayış şeklinle tutup başı açık kadınlara dine uygun yaşamadıkları için parmak sallıyor, aslında hakaret ettiğin başörtüsünü olabilecek en çarpık şekilde savunuyosun. İşte bu cehaletin en dibidir.
Doğru bir şeyi savunan da bunu seviyeden yoksun, saçma sapan cümlelerle, tıpkı bir ergen gibi bağırıp çağırarak savunuyor, yanlış bir şeyi savunan da.
O halde ikinizin birbirinizden ne farklı var? Doğru bir yargıya ulaşan demek ki buna tesadüf eseri ulaşmış, savunduğu şeyi hazmedememiş hatta üzerinde yeterince düşünmemiş diyorsunuz. Şans eseri bunu savunuyor. İstikrarlı değil, yarın saçma sapan bir şey savunabilir diyorsunuz.
***
Parası bitmeyen cüzdanları var. Devir onların devri, bismillah deyip atlarını sürüyor, bankamatikleri zapt ediyorlar. Oturdukları yerde üç-beş maaş yetmiyor, daha fazlasına göz diktiler. Parayı konfeti şeklinde patlatmış bile olabilirler. Kapalı kapılar ardında kim bilir bizim görmediğimiz, bilmediğimiz ne taşkınlıklara giriştiler.
Takdir ediyorum, gayretle yepyeni bir sosyal sınıf yarattılar. Erkekleri sakallı ya da tercihen badem bıyıklı, kadınların başı kapalı paraya para demeyen bu yeni sosyal sınıf, Arap tarzı hedonizmi ülkemize getirip tanıtan öncülerden.
Hedonizm, “mutluluk ve hazza ulaşmak için her şey yapılabilir, zevk ve sefaya götüren tüm yöntemler ciddiyetle benimsenmelidir, ayıp, günah, ahlâka aykırı denmemelidir” der.
Fakat bizim binbir gece masallarında yaşayan oryantalist hedonistler; yanında garnitür olmayan bıldırcını yemem misali, sevabı olmayan hedonizmi yaşamam, diyorlar. Evet, garnitürden kastım “sevap.”
Olur mu öyle şey, bu garabet nasıl gerçekleşir derseniz şöyle oluyor:
*Başım kapalı mabadım açıkta kalsın…
*Sakalım dursun rant peşinde koşayım…
*Cuma’yı geçirmeyeyim ihaleler benim olsun…
*Fakir fukaranın hakkını yiyeyim ama bana İslamcı desinler. Amel defterim sevapla dolsun taşsın, sevap yazacak yer kalmasın…
*En nihayetinde sırat köprüsünden dört çarpı dört lüks aracımla geçerim. Bana hileci hurdacı denmez çünkü başım kapalı, suratımın bir bölümünde yeteri miktarda tüy yumağı mevcut.
*Adım İslamcı günah işlerken sevap kazanırım.
*Uzaktan güzel bir tabloyum. Bana bakanlar dindar bir Müslüman görür.
2019-2022 Türkiyesi #Ulak'tan alıntıdır.
Küçük yaştaki kız çoçuklarını kapatmak doğru değil, dünya eski dünya değil, herkes birbirinden haberdar, dünya küçük bir köy. Sonra o çocuk büyüyünce iki arada bir derede kalıyor. Çifte hayat sürüyor, dengesini yitiriyor yazıyorum, karşı tarafın kendi fikrini savunmak üzere oluşturduğu argüman şu şekilde:
Siyasi Alevi.
Dinsiz kâfir.
Mum söndü oynayan Alevi.
Yahudi.
Kemalist.
Zındık.
Çocuğunu donla okula gönderen insan.
Kocalarınız size satıyor.
Başörtüsü takmasın da Lady Gaga gibi mi giyinsin.
Bizim çocuklarımız zeki sizinkiler geri zekalı.
Çünkü hakaret etmek dışında kendini haklı çıkaracak en ufak bir şey bulamıyor. Ne kadar acı, ne kadar acınası.
Oblomov'u bitirdim. Analizinin bir kısmını yazdım. Yazmaktan bıkkınlık gelmiş, yarım bıraktım. "Utanç" isimli bir romanı okumaya başladım. Çiftliğinde genç bir kadın tecavüze uğruyor. Yanında da onu ziyarete gelmiş babası var. Babası sürekli, evet, kızım tecavüze uğradı, ne de olsa o artık yeyişkin bir kadındı falan, diyor. Ha haaa:))) yazarın nasıl bir kafası varsa pes doğrusu.
Mine Bay retweeted
#SonDakika | İMAMOĞLU, 21 SAATLİK TARİHİ SAVUNMASINI TAMAMLADI!
🗣️ "Devriniz bitmiştir. Türkiye geçmişte de ara dönemler yaşadı. Bu dönem de tarihe bir ara dönem olarak geçecek. Zorla ayakta kalmaya çalışan, yorgun, gözünün feri bitmiş, muhakemesi zayıflamış, yürümekte zorlanan bir ara dönem.
Halktan, sokaktan, meydandan, pazardan, camiden, milletten kopuksunuz. Milletin dışındasınız. Kendinize uygun bir muhalefet inşa etmeye çalışıyorsunuz. Rakibinizi sandıkta değil, adliyede yenmeye çalışıyorsunuz. Diplomamı iptal ediyorsunuz, kurultayı iptal ediyorsunuz, partiyi kapatıyorsunuz. Sonra yaptığınız millî irade hırsızlığını kutluyorsunuz.
Bu bir bitiştir. Bu, sandıktan korkan iktidarın milletten korktuğunun daniskasıdır. Allah kimseyi sizin düştüğünüz bu acınası duruma düşürmesin. Hz. Ali’nin sözünü tekrar ediyorum: 'Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.'"
cumhuriyet.com.tr/siyaset/cu…
Mine Bay retweeted
8 yaşındaki yeğenime lösemi teşhisi kondu
B Rh+ kan arıyoruz
Bu mecranın çok büyük bir aile olduğunu biliyorum..
İzmirde yaşayan,tanıdığı olan varsa duyarsız kalmayacaktır eminim
Ege üniversitesinde Kumsal Derin Dikbaş adına bağış yaparsanız çok seviniriz...
Mine Bay retweeted
Tarih: 19 Mart 2025
Savcı: Sayın Başkan, kusura bakmayın. Yarın siz Cumhurbaşkanı olursunuz, masanın bu tarafına siz oturursunuz. Ben diğer tarafa geçerim, o zaman da siz bizi yargılarsınız.
Ekrem İmamoğlu: Benim sizi yargılamak için mi cumhurbaşkanı olacağımı düşünüyorsunuz? Siz kim, biz kim? Neyin tarafıyız? Biz bu ülkeye adalet gelsin diye uğraşıyoruz.
Davanın özeti, rejim açısından anlamı bu iki cümlede bulunuyor.
Bacak kadar çocuk başörtümle okuyamıyorum diye ağlıyor. Senin o yaşta başörtüsüyle ne işin var. O yaşta bilinçli bir seçim yapabilir misin? Yok.
Şeklinde yazdığım tivitin altına küçük çocukların kapatılmasını savunan insanlar genellikle açık kalsın da donla mı okula gitsin, açık kalsın da şöyle böyle mi olsun tarzında şeyler yazmışlar.
Kafama şu takıldı. Bu insanlar normal kıyafet giymiş fakat başı açık çocukları nasıl görüyorlar? Bu çocuklar sırf başı açık diye onlarda şehvet mi uyandırıyor? Çünkü söyledikleri o kapıya çıkıyor. Çocuğu çocuk olarak görmeyen, cinsel bir meta olarak gören kafa nasıl bir kafadır? Biz çocuklarımızı kapatıp koruyoruz diyorlar ama sanki asıl biz çocuklarımızı bu zihniyete sahip insanlardan korumalıyız.
Çünkü biz, bir çocuğa baktığımızda çocuk görüyoruz. Masum bir canlı görüyoruz. Sevimli, oyunbaz küçük bir insan görüyoruz. Sizin zihninizde ne beliriyor bilmek istemiyorum.
Neredeyse ülkedeki tüm dinci tayfa buraya toplandı. Dindar demiyorum. Gerçek dindarların ağzı bu kadar bozuk olmaz. Madem bu kadar doğru insanlarsınız, gündüz programlarında yufkacı Muammer'e kaçan kadınlar, akla hayale gelmeyen tuhaf hayatlar süren insanlar neden muhafazakar aile görüntüsü çiziyorlar. Çoğunun başı kapalı. Demek ki başı örtmekle ahlaklı olunmuyormuş. Ahlaka ulaşmak, doğru insan olmak o kadar kolay değilmiş. Siz biz diye ayırmışsınız, bizim çocuklarımız geri zekalıymış vesaire, biz ahlaksızmışız, biz Kemalistmişiz ki, Kemalist olmak onurdur. Biz Aleviymişiz, Alevi olmak onurdur. Madem bizi ayırdınız, biz en başta insanız. İnsan olmaya çalışıyoruz.
Peki, bu tuhaf hayatları sürenler, televizyona çıkan insanlar kim? Son olarak tarikat yaşamını hikaye eden romanımı size tavsiye edeceğim. İhtimal vermiyorum ama olur ya belki okuyup düşünürsünüz. Satın almanızı istemem. Bazı kütüphanelerde var. Eğer kitap okuma alışkanlığınız varsa bir kütüphaneye gidin, kitabı aratın, yoksa getirmeleri için istek yollayın. Bu şekilde ulaşabilirsiniz.






