Joined August 2009
Yürürken topuğun kırılmış da yanında yapıştırıcı yokmuş da tek ayağın topuklu, tek ayağın yerde kalakalmışsın gibi sıkıcı bir akşam…
2
101
Size İsfendiyaroğullarını anlatayım. İsfendiyaroğulları 14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu’da hüküm sürmüş bir Türk beyliğinin adıdır. Tarihte daha çok Candaroğulları Beyliği olarak bilinir. Merkezleri önce Kastamonu sonra Sinoptur. Karadeniz ticaretini geliştirmeleri, güçlü bir siyasi varlık sürdürmeleri ve Anadolu’da kalıcı mimari eserler bırakmalarıdır. Beylik, 14. yüzyılın başlarından 1461’e kadar varlığını sürdürmüştür. Sinop’un önemli bir liman ve ticaret merkezi olmasından yararlandılar. Bölgedeki ticaret sayesinde bakır ve demir gibi ürünler ihraç edildi; Cenevizlilerle ticari ilişkiler kuruldu. Sinop’ta tersane ve donanma da bulunuyordu. Kastamonu ve Sinop başta olmak üzere camiler, medreseler, hamamlar, hanlar ve çeşmeler yaptırdılar. Kastamonu’daki İsmail Bey Külliyesi, beylik döneminin öne çıkan eserlerinden biridir. Bence en kalıcı başarıları, Sinop ve Kastamonu’yu ticaret, mimari ve kültür merkezleri olarak geliştirmeleri oldu. Siyasi bağımsızlıkları sona erse de bıraktıkları tarihî yapılar ve bölgenin gelişimindeki rolleri bugün hâlâ görülebiliyor. Osmanlı ile siyasi evlilikleri de bulunuyor. İsfendiyar Bey'in annesi, Orhan Gazi'nin oğlu Şehzade Süleyman Paşa'nın kızıydı. Dolayısıyla İsfendiyar Bey, Osmanlı hanedanıyla anne tarafından akraba . İsfendiyar Bey'in torunu Tâcünnisâ Hatun, 1425 yılında Sultan II. Murad ile evlendi. Ona da şöyle bir şema yaptım. (Foto 2) Candaroğulları hükümdarları Osmanlılarla hem mücadele hem de diplomasi yürüttüler. İsmail Bey, İstanbul’un fethi sırasında Osmanlılara askerî yardımda bulundu; 1461’de Fatih Sultan Mehmet’in seferiyle beylik Osmanlı topraklarına katıldı.
1
4
429
Böyle bir durumda ne yapmak doğru sizce? Kendi fikrim, Önce 112’yi aramalı. Zorla alıkoyma, şiddet veya kaçırılma şüphesi varsa durumu ve konumu bildirmek gerekli. Güvenli mesafeden müdahale etmek gerekiyor. Çevreden yardım istemek, başka insanları olaydan haberdar etmek ve mümkünse güvenli bir mesafeden gözlem yapmak lazım. Olay sonrasında mağduru yalnız bırakmamak gerekiyor. Güvenli bir ortam sağlamak, tanık olmak ve gerektiğinde polise bilgi vermek de çok önemli bir yardımdır. Peki, Emre Ç. müdahale etmekle yanlış mı yaptı sizce? Bir insanın iyi niyetle hareket etmesi, her müdahale biçiminin güvenli olduğu anlamına gelmiyor. Silah varsa fiziksel çatışmaya girmemek gerekiyor. Silahlı bir kişiye karşı kahramanlık yapmaya çalışmak, hem yardım etmek isteyen kişinin hem de mağdurun hayatını daha fazla tehlikeye atabilir.
Zonguldak’ta eşini zorla otomobile bindirmeye çalışan Ercan D.’ye engel olmak isterken vurulan Emre Ç.’nin kanlar içinde yerde yattığı, çevredekilerin ise gözyaşlarına boğulup sinir krizi geçirdiği anlar görüntülendi.
1
6
342
ipek 🇹🇷 retweeted
Eli kanlı terör örgütü PKK'nın 21 Ekim 2007'de Hakkari Dağlıca Komando Taburu'na düzenlediği saldırıda şehit olan kahraman askerlerimizi saygı ve rahmetle anıyorum.
18
427
12
2,869
40,714
Bülent Ersoy’da bunlardan bir sürü var.
1
23
318
Ekim 1860 tarihinde Türk basın tarihinin ilk özel gazetesi olan Tercüman-ı Ahval, Agâh Efendi ve İbrahim Şinasi tarafından yayımlanmıştır. Bu olay Türk basınunda özel gazeteciliğin başlangıcı kabul edilir. Satılık kalem olmayan tüm gazetecilerin günü kutlu olsun. Günaydın :) #carsamba #gazetecilergünü
3
1
35
404
Suda Türk kahvesi içerek doğum yapan tiktokçunun başına haç düşer. Boynu kırılır.
19
404
Herkesin aynı gramajda beyin taşımadığını farkettiğiniz o saniye ..
1
23
596
Bazen insan hayatın bütün güzelliklerini unutacak kadar yoruluyor. Verdiği emeklerin karşılığını alamıyor, güvendiği insanlarda yanılıyor, sevdiği kişiler tarafından kırılıyor. Geleceğe dair kurduğu hayaller birer birer anlamını yitiriyor. Bir zamanlar kendisini mutlu eden şeyler bile artık eskisi gibi hissettirmiyor. Ve insan, bütün bunların içinde kendine şu soruyu soruyor: Bunca şeye rağmen hayat hâlâ yaşamaya değer mi? Bence değer. Hem de bütün yaşananlara rağmen, belki de tam bu yüzden… Çünkü hayat yalnızca kaybettiklerimizden, yarım kalan hikâyelerden ve içimizde taşıdığımız kırgınlıklardan ibaret değil. Henüz görmediğimiz şehirler, yolunu bilmediğimiz sokaklar, hiç tanımadığımız insanlar ve bize yeniden gülümsemeyi hatırlatacak karşılaşmalar var. Bir sabah uyanıp pencereyi açtığında yüzüne değen güneş, hiç beklemediğin bir anda duyduğun güzel bir söz, sevdiğin bir şarkının seni yıllar öncesine götürmesi, bir kahvenin kokusu, yağmurdan sonra toprağın kokusu var. Bazen bütün bir hayatı yeniden sevmek için büyük bir mucizeye ihtiyacımız yoktur. Küçücük bir şey yeter. Uzun zamandır görmediğin bir dostun sesi, içten bir kahkaha, güzel bir manzara ya da günün birinde geriye dönüp baktığında, seni bugünlere getiren bütün zorlukları atlattığını fark etmek… İnsan, yaşadığı acıların sonsuza kadar süreceğini sanıyor. Oysa duygular değişiyor, insanlar değişiyor, hayat değişiyor. Bugün içinden çıkılmaz görünen bir mesele, yıllar sonra hatırlamak bile istemediğin bir anıya dönüşebiliyor. Bir zamanlar sensiz yaşayamayacağını düşündüğün insanların yokluğuna alışıyor, bir daha mutlu olamayacağını sandığın günlerden sonra yeniden gülümsüyorsun. Hayatın en güzel taraflarından biri de bu: Henüz yaşamadığın güzelliklerin, yaşadığın kötülüklerden haberi bile yok. Seni bekleyen güzel günlerin hangi tarihte, hangi şehirde, kiminle ya da hangi tesadüfle geleceğini bilmiyorsun. Belki de bütün hikâyeni değiştirecek o gün, sıradan sandığın bir günün içinde saklı. Bu yüzden geçmişte seni üzen insanların, gerçekleşmeyen hayallerin ve karşılığını bulmayan sevgilerin bütün geleceğini elinden almasına izin verme. Birinin seni sevmemesi, sevilmeye değer olmadığın anlamına gelmez. Bir yerde mutlu olamamış olman, mutluluğun sana kapalı olduğu anlamına gelmez. Kaybetmiş olman da bundan sonra kazanamayacağın anlamına gelmez. Üstelik hayatı anlamlı kılmak için birinin seni seçmesini, sana değer vermesini ya da gelip bütün eksiklerini tamamlamasını beklemek zorunda değilsin. Bazen insanın kendisi için yaşaması, kendi meraklarının peşinden gitmesi, yeni şeyler öğrenmesi, kendine güzel bir hayat kurması ve kimsenin onayına ihtiyaç duymadan mutlu olmayı öğrenmesi gerekir. Belki her şey istediğin gibi olmayacak. Belki bazı soruların cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceksin. Belki bazı insanları özleyecek, bazı pişmanlıkları içinde taşıyacaksın. Ama hayatın güzel olması için kusursuz olması gerekmiyor. Bazen eksiklerine rağmen güzeldir; bazen kırılmış yanlarınla da gülebilirsin; bazen hiçbir şey yolunda gitmezken bile bir an gelir ve yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hissedersin. Unutma, hayatın değerini yalnızca bugün nasıl hissettiğin belirlemez. Bugün umutsuz olabilirsin ama bu, yarının da umutsuz olacağı anlamına gelmez. Bugün kendini yalnız hissedebilirsin ama bu, hayatın boyunca yalnız kalacağın anlamına gelmez. Bugün hiçbir şeyin anlamı yokmuş gibi gelebilir ama anlam bazen hazır bulunmaz; insan onu zamanla, yaşadıklarıyla ve yeniden denemeye cesaret ederek kurar. Belki de yapman gereken, bütün hayatını bugün çözmeye çalışmaktan vazgeçmektir. Kendine biraz zaman tanımak, nefes almak, küçük şeylerden yeniden keyif almayı denemek ve önünde hâlâ açılmamış kapılar olduğunu unutmamaktır. Çünkü senin hikâyen, seni inciten insanların sana yaşattıklarından ibaret değil. Henüz gitmediğin yollar, kurmadığın dostluklar, öğrenmediğin şeyler, yaşayacağın sevinçler ve kendinin bile henüz tanımadığın tarafların var. +
1
2
25
613
Hayat, her şey yolundayken değil; her şeyin yeniden güzel olabileceğine ihtimal verdiğinde de yaşamaya değerdir. Ve belki bir gün, bugün içini acıtan şeyleri geride bırakıp hayatının bir başka döneminde duracaksın. Geçmişe bakıp kendine şunu söyleyeceksin: İyi ki vazgeçmemişim. İyi ki bütün kırgınlıklarıma rağmen yaşamaya, görmeye, öğrenmeye ve yeniden sevmeye devam etmişim. Çünkü o günlerde henüz bilmiyordum; hayatın bana göstereceği daha ne güzellikler varmış..
1
4
151
Hukuk mezunu ünlüler/ ünlü çocukları Can Yaman: Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Armağan Çağlayan: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezundur. İlhan Şeşen: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Halit Kıvanç: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Medya dünyasına geçmeden önce kısa bir süre hakimlik yapmıştır. Ali Kırca: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Ece Temelkuran: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Çetin Altan: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Alpay (Alpay Nazikioğlu): Türk pop müziğinin duayen isimlerinden Alpay, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Metin Uca: Eski sunucu ve yazar, Kimya mühendisliği eğitimin ardından Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde de okumuştur. Güneri Cıvaoğlu: Gazeteci ve televizyoncu, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Necati Cumalı: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Açelya Akkoyun, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Turgut Özakman: Şu Çılgın Türkler kitabının yazarı ve oyun yazarı Özakman, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. Prof. Dr. İlber Ortaylı: Asıl alanı tarih olmakla birlikte Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur (Ayrıca Viyana Üniversitesi'nde de hukuk eğitimi görmüştür). Müge Anlı’nın kızı Lidya, Didem Aslan Yılmaz’ın kızı Mina , Serap-Sümer Ezgü kızı Ceren , Koç üniversitesi Hukuk mezunudur. Sinan Engin’in yeni evlenen kızı Galatasaray Hukuk mezunudur. Özgür Özel'in Kızı İpek, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk mezunudur. Sertab Erener ve Metin Akpınar, Candan Erçetin, Mirkelam, Engin Hep ileri, Fikret Hakan , Atilla İlhan, Rıfat Ilgaz hukuk fakültesini yarım bırakmışlardır.
15
755
Bu çok üzücü bir olay. Çok üzüldüm ağladım. Gencecik giden canlara ağladım. Sağdaki Caner Keskin, soldaki Cihan Keskin. İkisi de bir yıl arayla öldüler. Cihan, Annesi çok güzel yetiştirmiş; efendi ve saygılı bir çocuktu. Didem Yılmaz’ın programında abisinin katilini aradı. Didem Yılmaz, programında, abisini Cihan’ın öldürdüğünü düşündüren konuşmalar yaptı. Bu Cihan’da büyük psikolojik etki yarattı ve bunalıma girdiğini düşünüyorum. Bu sunucu hanımefendi, cihan sayesinde aylarca program yaptı. programdan sonra Cihan’ın ev kirasını ödeyeceğini söyledi, ödemedi. İş bulacağını söyledi, bulmadı. Hep yanında olacağım dedi, işi bitince yanında olmadı. Babalarından hiç bahsetmeyeceğim bile. Didem Yılmaz, aylarca Cihan’ı reyting için kullandı; polis gibi sorguladı, hâkim gibi yargıladı. Olayı bilmeyenler için yazayım. Caner Keskin, İzmir/Torbalı’da yaşayan ve bir yumurta fabrikasında çalışan 45 yaşında biri. 2025 yılının haziran ayında kendisinden haber alınamaması üzerine ailesi kayıp başvurusunda bulundu. Ailesi, televizyon programı Didem Arslan Yılmaz’la Asla Vazgeçme aracılığıyla kendisini aradı. Kayıp sürecinde babası Mesut Keskin ile kardeşi Cihan Keskin arasında karşılıklı suçlamalar gündeme geldi. Cihan Keskin, kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. 14 Kasım 2025 tarihli yerel basın haberine göre, Bayram Caner Keskin’in cansız bedeni Güzelbahçe civarında bulundu. Haberde, üzerindeki kimlik ve kıyafetlerin kayıp kişiyle eşleştiği, cesedin adli inceleme için morga kaldırıldığı belirtildi. Kardeşi Cihan Keskin, ağabeyinin ölümünden sorumlu olanların hesap vermesi gerektiğini söyleyerek kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Aynı açıklamada, ağabeyinin ölüm nedeninin adli incelemeyle aydınlatılmasını beklediğini ifade etti. Bugün tarihli haberlerde Cihan Keskin’in de Torbalı’nın Dirmil Mahallesi’nde ölü bulunduğu bildiriliyor. Ancak aynı tarihli haberlerde ölüm nedeni ve ölüm koşullarının henüz kesinleşmediği, kamuoyuna açıklanmış kesin bir adli tıp sonucu bulunmadığı belirtiliyor. Bayram Caner Keskin’in kesin ölüm nedeni ve ölümüne ilişkin soruşturmanın nihai sonucu. Cihan Keskin’in kesin ölüm nedeni. İki ölüm arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı inceleniyor. Tesadüfen izleyip , merak edip sonrasında takip etmiştim. Çok canım sıkıldı.
69
50
5
656
262,291
Müge diye bi gelin, uzman çavuş kocası evlendikleri gün ölmüştü. Hatırlarsınız. Onun ailesini de aylarca çağırdı, program yaptı, çözemedi, gönderdi.
3
70
13,717
‘Beğenmediğin yorumları gizleme’ özelliği geldi X e.. O zaman yorumun ne anlamı var? Biri bir şey paylaşsın , yanlış görülen şey söylensin ama yazar tarafından gizlensin.. Ultimate saçmalık…
1
1
15
430
Aklınızda olsun diye yaptım :)
4
1
13
416
Esas olay bu. Ölümsüz :)
1
122
Atamız Mete Han’ın “At, avrat, vatan” sözünün nereden çıktığına dair orijinal metni buldum. :) Sima Qian’ın Shiji (Tarih Kayıtları) adlı eserinin 110. bölümü olan Xiongnu Liezhuan’dan alınmıştır. Yaklaşık MÖ 91’de yazılmıştır. Çin tarih geleneğinde Hunların (Xiongnu) tarihini anlatan Şiji (史記), yani Tarihçinin Kayıtları adlı eserin Hunlar bölümü. Fotoğraftaki Çince metin, Mete Han’ın (冒頓單于) iktidara gelişini, babasıyla yaşadığı çatışmayı, hükümdarlığını sağlamlaştırmasını ve Donghu (Doğu Hu) topluluğuna karşı yürüttüğü seferleri anlatıyor. Mete Han’ın iktidara gelişi ve Hunların güçlenmesi O dönemde Donghu (Doğu Hu) topluluğu güçlü, Yüeçiler ise oldukça gelişmiş durumdaydı. Hunların hükümdarı Touman, Çin’deki Qin Hanedanı’nın baskısına dayanamayınca kuzeye çekildi. Aradan on yıldan fazla zaman geçti. Çinli komutan Meng Tian öldü, Çin’deki derebeyleri birbirleriyle mücadele etmeye başladı ve ülke karışıklığa sürüklendi. Bu durumdan yararlanan Hunlar, daha önce terk ettikleri topraklara geri döndüler. Touman da Sarı Irmak’ın güneyindeki eski topraklarını yeniden ele geçirerek Çin sınırına kadar ulaştı. Mete Han’ın babasıyla mücadelesi Touman’ın Modu (Mete) adında bir oğlu vardı. Daha sonra Touman’ın sevdiği bir kadından başka bir oğlu dünyaya geldi. Bunun üzerine Touman, Mete’yi veliahtlıktan uzaklaştırıp küçük oğlunu tahta çıkarmak istedi. Bu amaçla Mete’yi Yüeçilere rehin olarak gönderdi. Ardından Yüeçilere saldırdı. Yüeçiler Mete’yi öldürmek istediler. Ancak Mete, onların iyi atlarından birini ele geçirerek kaçtı ve babasının yanına döndü. Touman, oğlunun cesaretinden etkilenerek ona on bin atlıdan oluşan bir birlik verdi. Mete, ıslık çalan özel oklar yaptırdı ve askerlerini bu okları kullanarak eğitti. Askerlerine, attığı okun hedef aldığı yere kendilerinin de ok atmasını emretti. Emre uymayanların öldürüleceğini bildirdi. Önce av sırasında kendi atına ok attı. Ok atmaktan çekinen askerlerini öldürttü. Daha sonra çok sevdiği eşine ok attı. Yine ok atmaktan çekinenleri cezalandırdı. Ardından babasının çok değer verdiği atına ok attı. Bu kez de emre uymayanları öldürttü. Sonunda babası Touman ile birlikte ava çıktı. Mete, ıslık çalan okunu babasına yönelterek ateş etti. Askerleri de onun emrine uyarak ok attılar ve Touman öldürüldü. Mete, babasının ölümünün ardından üvey annesini, küçük kardeşini ve kendisine itaat etmeyen devlet görevlilerini de ortadan kaldırdı. Böylece Hun hükümdarı oldu. Donghu hükümdarına karşı Mete Han’ın tutumu Mete tahta çıktığında Donghu topluluğu oldukça güçlüydü. Touman’ın öldürüldüğünü duyan Donghu hükümdarı, Mete’den babasına ait, bin li (Çin’de kullanılan eski bir uzunluk ölçüsü) değerindeki meşhur atı istedi. Mete, danışmanlarına ne yapması gerektiğini sordu. Danışmanlar, bunun çok değerli bir at olduğunu ve verilmemesi gerektiğini söylediler. Mete ise şöyle dedi: “Komşu bir devletten bir atı esirgemek ne demektir?” Ve atı Donghu hükümdarına gönderdi. Bunun üzerine Donghu hükümdarı bu kez Mete’nin eşlerinden birini istedi. Mete, danışmanlarına yeniden danıştı. Danışmanlar öfkelendiler ve Donghu hükümdarının böyle bir istekte bulunmasının kabul edilemez olduğunu söyleyerek ona saldırılmasını önerdiler. Mete ise şöyle karşılık verdi: “Komşu bir devletten bir kadını esirgemek ne demektir?” Sevdiği eşini de Donghu hükümdarına gönderdi. Donghu hükümdarı bu tavırdan cesaret alarak Hunların üzerine doğru ilerlemeye başladı. İki devlet arasında, yaklaşık bin li boyunca uzanan, kimsenin yaşamadığı geniş bir arazi bulunuyordu. Donghu hükümdarı bu toprakların kendi sınırlarına yakın bölümüne yerleşti. Ardından Mete’ye bir elçi göndererek şöyle dedi: “İki devlet arasındaki bu sahipsiz topraklarda kimse yaşamıyor. Hunların da buraya ulaşması mümkün değil. Bu toprakları istiyoruz.” +
1
1
9
1,024
Mete, danışmanlarına bu talep hakkında ne düşündüklerini sordu. Bazıları arazinin verilebileceğini, bazıları ise verilmemesi gerektiğini söyledi. Mete öfkelendi ve şöyle dedi: “Toprak, devletin temelidir. Onu nasıl verebiliriz?” Toprağın verilmesini önerenleri öldürttü. Ardından atına binerek ordusuyla Donghuların üzerine yürüdü. Donghu hükümdarı Mete’yi başlangıçta küçümsemiş ve savaşa hazırlıksız yakalanmıştı. Mete, ani bir saldırıyla Donghuları ağır bir yenilgiye uğrattı ve devletlerini ortadan kaldırdı. İnsanlarını, hayvanlarını ve sahip oldukları diğer varlıkları ele geçirdi. Hunların genişlemesi Mete, Donghular üzerindeki zaferinden sonra batıya yönelerek Yüeçilere saldırdı. Güneyde ise Loufan ve Baiyang hükümdarlarını yenilgiye uğratarak Sarı Irmak’ın güneyindeki toprakları ele geçirdi. Ayrıca Çinli komutan Meng Tian’ın daha önce Hunlardan aldığı toprakları geri kazandı. Qin Hanedanı döneminde kaybedilmiş sınır bölgelerini yeniden ele geçirerek Han Hanedanı döneminde Chaona ve Fushi’ye kadar uzanan alanlarda hâkimiyet kurdu. Yanshi ve Dai bölgelerindeki toplulukları da hâkimiyeti altına aldı. O dönemde Hunlar ile Çin, savaşlar nedeniyle birbirinden uzaklaşmıştı. Çin büyük kayıplar vermiş, halkı ve kaynakları tükenmişti. Mete bu durumdan yararlanarak devletini daha da güçlendirdi. Sonuç olarak Mete Han, Hunların hâkimiyetini genişletti ve emrindeki silahlı askerlerin sayısını üç yüz binin üzerine çıkardı. Hunların tarih sahnesindeki yükselişi Çin tarih yazımındaki bu anlatıya göre, Hunların erken dönem hükümdarlarından Chunwei’den Touman’a kadar bin yılı aşkın bir zaman geçmişti. Bu uzun dönem boyunca Hunlar bazen güçlenmiş, bazen zayıflamış; çeşitli gruplara ayrılmış ve dağılmışlardı. Bu nedenle o dönemin hükümdarlarının tarihini kesin bir sırayla aktarmak mümkün değildi. Ancak Mete Han döneminde Hunlar en güçlü zamanlarından birine ulaştılar. Kuzeydeki toplulukların büyük bölümünü hâkimiyetleri altına aldılar ve güneydeki Çin devletiyle boy ölçüşebilecek büyük bir güç hâline geldiler. Bu dönemden itibaren Hunların hükümdarları ve devletlerinin tarihî gelişimi daha düzenli biçimde kaydedilebilir oldu.
3
146