Kalos Dreon retweeted
Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
Begonviller ve bir mavi kapı
Ve illa amansız bir avlu getirsem.
Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensız sevinecek bir şeyım yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en gümüş cümlem:
Içimi açtım sana.
İçini açmak için.
Ben sana kırmızı kiremitli bir çatı
Begonviller ve bir mavi kapı
Ve illa amansız bir avlu getirsem.
Dünya soğur, akşam serinlerken,
Benim sensız sevinecek bir şeyım yok.
Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en gümüş cümlem:
Içimi açtım sana.
İçini açmak için.
Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.
- Oğuz Atay / Tutunamayanlar
İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.
- Cengiz Aytmatov / Toprak Ana
Dünya sadece kalplerinde iddiasız ve mütevazı kalanları bir süreliğine hoş görür.
- Sándor Márai / Mumlar Sonuna Kadar Yanar
Sevdâya salma şu garib başını
Akıtır gözünden kanlı yaşını
Kerîm'dir onarır kulun işini
Ağlatırsa Mevlâm yine güldürür
- Yunus Emre
Ve kişi başkaları karşısında kendisinin inanmadığı bir gösteriyi sürdürdüğü sürece, kendine karşı özel bir tür yabancılaşma ve başkalarına karşı özel bir tür sakınganlığın pençesine düşebilir.
- Erving Goffman / Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu
Felsefe üzmeye yarar. Kimseyi üzmeyen, kimseyi rahatsız etmeyen bir felsefe, felsefe değildir.
Aptallığa zarar vermeye, aptallığı utanılacak bir şey haline getirmeye yarar.
- Gilles Deleuze / Nietzsche ve Felsefe
Elbette dünyada sayısız "sihir" olmalı. Ama insanlar bunun neye benzediğini veya nasıl yapılacağını bilmiyor. Belki de başlangıç, güzel şeyler meydana gelinceye kadar güzel şeyler olacağını söylemektir sadece.
- Frances Hodgson Burnett / Gizli Bahçe
Onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde.
- Jean-Jacques Rousseau
Yüzyıllar geçmiş.
Yoksulun odunu hala yok pahasına alınıyor zengine ateş pahasına satılıyor.
Zalimlerin adı değişiyor yalnız.
Usulleri hep aynı.
Anlatıldığına göre zâlim valinin biri yoksulların elindeki odunu yok pahasına alır, zenginlere aşırı fiyatla satardı. Oradan geçen bir gönül eri:
Her gördüğünü sokan yılan mısın sen?
Konduğu yeri harabeye çeviren baykuş musun sen?
Gücün yetse de bize,
boy ölçüşemezsin gaybı bilen Tanrı ile.
Zorbalık etme dünya halkına;
ki kalkmasın eller havaya.
Vali bu sözlerden alındı, onun öğüdüne kulak vermediği gibi yüzüne de bakmadı.
Bir gece mutfaktaki ocağın ateşinden bir kıvılcım düştü odun ambarına; bütün malı mülkü yandı; yumuşak yatağından kızgın küle oturdu.
Tesadüfen o gönül eri oradan geçiyordu. Valinin dostlarına şöyle yakındığını işitti:
— Nereden düştü evime bu ateş, bilmiyorum?
— Yoksulların yüreğinden.
Sakın yaralı gönüllerin derdinden!
Gönül yarası sonunda bitirir insanı.
Geldikçe elinden, dağlama hiçbir yüreği.
Yürekten gelen âh yerle bir eder dünyayı.
Şöyle yazılmıştı Keyhusrev’in tacına:
Nice yıllar, nice ömürler boyu insanlar
mezarımızın üstüne basıp geçecek.
Nasıl elden ele geçip geldiyse bize saltanat,
yine elden ele geçip gidecek.








