Birkaç yıl önce kaybettiğimiz bu imamın bir torunu şu an “NATO zirvesini protesto edebilir” gerekçesiyle Silivri’de tutsak. Devrimci Gençlik Dernekleri üyesi Berkay Ustabaş.
Nektarin retweeted
Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Nazif Zorlu hayatını kaybetti
📌Ahmet Nazif Zorlu, 1970 yılında ağabeyi Zeki Zorlu ile birlikte Zorlu Holding'in temellerini attı
📌 Geniş bir sermaye grubunun başında yer alan Zorlu, TÜSİAD ve DEİK gibi sermaye örgütlerinde aktif rol aldı
📌 Zorlu dönemi, holding bünyesindeki iş yerlerindeki işten çıkarmalar, sendika baskıları ve tesislerde yaşanan iş cinayetleriyle sıklıkla gündeme geldi
📌 Zorlu Holding, son yıllarda İsrail ordusuna elektrik sağlayan Dorad Energy ortaklığı nedeniyle tepki çekmişti
birgun.net/haber/zorlu-holdi…
Nektarin retweeted
Devrimci Gençlik Dernekleri 2. Olağanüstü Kurultayı tüm engellemelere rağmen büyük bir coşkuyla tamamlandı.
Bugün salonumuzun ışığını kesenlere karşı aydınlık yüzlerimizle cevap veriyoruz.
#EşitlikveÖzgürlükiçinİleri
Yıllar evvel edebiyat bahçede otururken aramıza bi rugby topu düşmüştü güm diye. Tokatlı tombiş bi arkadaş topu aldı, kim attı diye bi baktı, “burası antrenman yeri değil” deyip okulun dışına fırlattı. İri yarı formalı dostlar da sessiz sakin topun peşinden yürüyüp çıktı..
güzel dostum benim
Silivri'den herkese selamlar.
Hapishanede haklarımıza ve özgürlüklerimize yönelik baskılara sessiz kalmadığım için "6 ay görüş yasağı" aldım.
Bakıldığında esasen bir "görüş serbestisi" yoktu; bildirdiğim ziyaretçiler aylardır onaylanmıyordu. Bu kararla birlikte, fiilen uygulanan yasak yalnızca genişletilip resmiyet kazanmış oldu ve ailemle görüşmem de engellendi.
Yine de yasaklardan dolayı üzülecek, yorulacak veya karamsarlığa kapılacak insanlar değiliz. Bizler asıl olarak haklarımıza sahip çıkmadığımızda zayıf düşeriz. Çünkü sessiz kalmak başka hak gasplarının önünü açar; daha da önemlisi, haklıyken boyun eğmenin ağır yükünü taşımak zorunda kalırız. Direnmek ise insanı her daim güçlü kılar.
O yüzden içeride de dışarıda da başımızı dik tutmak, haklarımız ve özgürlüklerimiz için ayağa kalkmak zorundayız. Mesele ister Türkiye'yi NATO'nun zincirlerinden koparmak olsun ister bir üniversite yemekhanesindeki zamlara karşı çıkmak; çözüm her zaman mücadele etmektir.
Yeniden selamlar ve sevgiler.
Berkay Ustabaş
Silivri 2 No’lu Hapishanesi
Elif Eralp San Francisco'da gay, Güney Afrika'da siyah, İspanya'da bir anarşist, İsrail'de bir Filistinli, Almanya'da bir Yahudi, topraksız bir köylü, işsiz bir işçi, mutsuz bir öğrenci ve tabii ki dağlarda bir Zapatista'dır..
“Ey ÇHD’li avukatlar! Bahanesiz, gerekçesiz, uydurma deliller dahi bulunmadan, sadece devrimci birer avukat olduğunuz için, haksızlığı gördüğünüzde susmadığınız ya da ağzınızın içinde mırıldanmadığınız için, tehdit edildiğinizde sinmediğiniz için tutuklayacağız sizi!”
Sizi hapse atmak için daha ne gerek?
birgun.net/makale/sizi-hapse…
Av. Ezgi Önalan, cezaevinden yazdı
"Bu noktada herkesin sorması gereken bir şey var: İki üniversite öğrencisi arasındaki 20 liralık bir para transferi gerçekte neyi gösterir? Gizli bir komployu mu, yoksa üniversitede okuyan bir gencin otobüse binebilmek için bile arkadaşının desteğine ihtiyaç duyduğunu mu?"
Silivri'den herkese selamlar.
Bildiğiniz üzere, 5 Temmuz’da Türkiye genelinde gerçekleşen bir polis operasyonunda yüzden fazla arkadaşımızla gözaltına alınıp 8 Temmuz’da tutuklandık. Bizden öncekileri de ekleyince, şu an Türkiye'nin dört bir yanındaki hapishanelerde Devrimci Gençlik Dernekleri'ne yönelik operasyonlar sebebiyle tutuklu bulunan 50 kişiyiz.
NATO Zirvesi öncesinde tutuklanmamız tesadüf değildi. Bizden önce de NATO sebebiyle yüzlerce insan tutuklanmış; AKP iktidarı emperyalizme karşı güçlü bir tepki ortaya çıkmasın diye elinden geleni yapmıştı. Fakat derneğimize yönelik özel bir durumun da altını çizmek gerekiyor. 19 Mart 2025 tarihinden itibaren yoğun baskılara maruz kalmaya başladık. Devrimci Gençlik Dernekleri özellikle son bir yıl içinde gençlik arasında kitleselleştikçe ve örgütlendiği oranda gençliği AKP karşısında bir muhalefet gücü haline getirdikçe iktidarın gözünde "rahatsız edici" bir konuma geldi. NATO Zirvesi ise iktidar açısından bizlere bir “mesaj” verme vesilesi yapıldı ve bu operasyonlar gerçekleşti. Bunlar işin siyasi boyutu, yani gerçek nedeni.
İşin “hukuki” boyutuna, yani yalanların başladığı kısma gelirsek; bize yöneltilen suçlama alışıldık "örgüt üyeliği" iddiası. Biliyorsunuz, Türkiye’de yürütülen siyasi operasyonlar genellikle "terör örgütü" suçlamasına dayanıyor. Bu iddiayı desteklemek için ortaya konan sözde deliller de suçlamalar kadar absürt oluyor. Bizim dosyamızda da basın açıklamaları, eylemler ve Devrimci Gençlik Dernekleri'nin etkinlikleri alt alta "terör faaliyeti" olarak sıralanmış. Örneğin, geçtiğimiz aylarda hakları için direnen Migros işçilerine destek eylemlerine katılmak ya da 1 Mayıs'ta yürümek emniyet tarafından "terör faaliyeti" sayılmış. Ülkemizde hak arama mücadelesi hiç eksik olmadığı, bizler de yerinde duran insanlar olmadığımız için bu kısımlar oldukça uzun tutulmuş…
Deliller "terör finansmanı" kısmında daha da tuhaf bir hal alıyor. Mesela bir gencin aylar boyunca her ayın aynı günü yaptığı aynı miktardaki kira ödemesi, bir güzellik merkezine yapılan epilasyon ödemesi, bir insanın eşine gönderdiği para, iş yerinden yatan maaş ya da iki arkadaş arasında yol parası için yapılan 20 liralık bir transfer… Bunların hepsi emniyete göre "terörü" finanse etmekmiş.
Bu noktada herkesin sorması gereken bir şey var: İki üniversite öğrencisi arasındaki 20 liralık bir para transferi gerçekte neyi gösterir? Gizli bir komployu mu, yoksa üniversitede okuyan bir gencin otobüse binebilmek için bile arkadaşının desteğine ihtiyaç duyduğunu mu? Binlerce genç her gün yemek, ulaşım, kira ve ay sonunu getirebilmek; arkadaşlarıyla ya da sevgilisiyle buluşabilmek için desteğe ve dayanışmaya ihtiyaç duyuyor. Buraya kadar kimse o gençlere “Aç mısın, tok musun, nerede yaşıyorsun, mezun olunca nerede çalışacaksın?” diye sormuyor. Fakat o gençlerden biri gün gelip, ona yaşatılan yoksulluğun gerçek nedenlerini ve bunun arkasında kimlerin olduğunu fark edip, tercihini Devrimci Gençlik Dernekleri’nden yana yapmışsa emniyetinden yargısına kadar herkes o gencin hesabına gelen 20 liranın peşine düşüyor. Yoksulluğumuz sadece başımızı kaldırmaya başlayınca dikkat çekiyor.
Bu saçmalıklar silsilesinin kendi içinde bir mantığı var tabii. İktidarın niyeti göstermelik de olsa "makul" bir suçlama yöneltmek, "ikna edici" deliller sunmak ya da hukuk çerçevesinde yargılama yapmak değil. Mesele toplumsal muhalefeti ve gençlik mücadelesini baskı altına almak. Buradaki tek "suç" itiraz etmek, mücadele etmek, haksızlığa sessiz kalmamak. Bu yüzden bir yığın yalan, iftira ve saçmalık üst üste diziliyor; hukuk zannedilen şey siyasi operasyonlarda dolgu malzemesi olarak kullanılıyor.
Şimdi burada, ülkesini ve halkını sevdiği için tutuklanan genç arkadaşlarımızla yan yanayız. Farklı illerde tutuklu bulunan arkadaşlarımızdan kimileri kuyu tipinin ağır koşullarına maruz kalıyor, kimileri tek kişilik hücrelerde tutuluyor, kimileri günün 24 saatini beyaz bir ışığın altında havalandırmaya çıkarılmadan geçiriyor, kimileri tek bir yatağı paylaşıyor, kimilerine ise tutuklandığı günden beri banyo imkânı verilmiyor. Haberleri sizler de takip ediyorsunuzdur.
Fakat ruh halimiz iyi, moralimiz yüksek. Dışarıda ne yapıyorsak içeride de onu yapıyoruz. Okuyoruz, düşünüyoruz, tartışıyoruz, takip ediyoruz, üretiyoruz ve mücadele ediyoruz. Bizler sonuç olarak doğru ve güzel işler yaptığımız için tutuklandık; bağımsız ve demokratik bir Türkiye istediğimiz için buradayız. Bunun huzuru da bize ihtiyacımız olan direnme enerjisini fazlasıyla veriyor.
Son olarak şunları söylemek istiyorum: Evet, özgür olmak istiyoruz ama mesele Silivri’den çıkmakla bitmiyor. Milyonlarca insanın sürekli biçimde yargı sopasıyla tehdit edildiği bir ülkede hapishane duvarlarının dışında olmak özgürlük değildir. Bu durum değişmeden dışarıda da özgür olamayız.
Özgürlük için sorumluluk almak, mücadele etmek gerekir. Herkes geleceği, sevdikleri, ülkesi ve halkı için bu sorumluluğu üstlenmedikçe hak ettiğimiz dünyaya kavuşamayız. Özgürlük ya hepimiz için ya da hiçbirimiz için.
Tekrar selamlar ve sevgiler. Aklımız da kalbimiz de sizlerle.
Berkay Ustabaş
Silivri 2 No’lu Hapishanesi
Sürecin başarısı demek çok daha kuvvetli bir rejim demek. Bu da sadece silahların bırakılması, PKK’nin tasfiyesiyle sınırlı değil. İçerde ve dışarıda, fiili veya yasal, toplumsal bir dinamiği, siyasal bir hareketi rehin almaya yönelik bir dolu mekanizma dizayn ediliyor.













