Pinned Tweet
“DOSTUM” Yayında!
Tam on yıl oldu, uzak düştük birbirimize.
On yıl… Dört duvar onu susturamadı. Yazmaya, üretmeye devam etti. Ben dâhil bir çok sanatçı, o duvarların ardındaki sözleri alıp ezgiye dönüştürdük.
Biz zor zamanda dost olduk, Munzur şahidimizdir. Siyasetçi kimliğinin ötesinde; can yoldaşı, yürek yoldaşı olduk. On yıl geçti. Aklımız da vicdanımız da reddediyor. Eşinden, çocuklarından, bizden ayrı; dört duvar arasında yaşlanmasını kabullenemiyoruz.
O on yıldır dört duvar arasında tutsak.
Ben yedi yıldır sürgünde, döneceğim günün hayalini kuruyorum.
Dört duvar arasında onun yazdıklarıyla umutlandık. Bazen hüzünle, bazen sevinçle karşıladık. Bu şarkı sevgili dostum Selahattin Demirtaşa sürgünden bir selamdır. Bu şarkı, onun şahsında ülkemin her karışında yüreği dostlukla çarpan herkese gelsin.
Ferhat Tunç - DOSTUM youtu.be/y6mw0_Iv-yg?is=fHDZ…
Hasan'ı sürgünde, İsviçre’de tanıdım.
Sürgün, aynı dili konuşanları aynı masaya oturtur ya, bizimki de öyle oldu. Ablası Gülistanın evinde saatler süren sohbetimiz oldu. Bir çay demlenir, bir kılam başlar, dumanı tüten her cümlenin altında memleket tüterdi.
Hasan hayatında büyük badireler atlatmış biriydi. Hasan’ın hikayesini İstanbul’da komşumuz, aile dostumuz olan ablası Elif’ten duymuş ve öyle tanımıştım. Konuşurken süslemeyen, abartmayan ama her cümlesi bir kitabın bir bölümünü dolduracak kadar ağır adamdı. Ne yaşamışsa yaşamış, ne atlatmışsa atlatmış, ama içindeki o çocuğu, o güleryüzü hiç öldürmemişti. İşte beni en çok o çarpmıştı. O kadar fırtınadan sonra hala böyle temiz kalabilmek...
Hayat bazen çok acımasız.
Bir gün bir haber düştü. Hasan kanser olmuş dediler. O badirelerin hepsini atlatmış, o fırtınaların hepsinden sağ çıkmış adam, İsviçre'de bir hastane odasında yatıyormuş.
Gidip gördük onu. Beyaz çarşafların içinde, o kocaman hastane odasının ortasında küçülmemişti hiç. Bizi yine o bildiğimiz gülüşüyle karşıladı. Sanki hayat ona bir kez daha "hadi bakalım" demiş de, o yine aynı sabırla karşılamış gibiydi.
"Buraya düşmek de varmış hayatta Ferhat" dedi. Sanki ayıp olmasın diye, sanki bizi üzmemek için... Kendi hastalığını unutup, kendi acısını bir kenara koyup moral vermeye çalışan oydu yine.
Hal hatır sorduk. Hemşireler artık çıkmamız gerektiğini işaret ettiğinde, tam kapıdan çıkarken seslendi.
"Ferhat," dedi, "o Lımın Welat'ı... O ağıdı mutlaka yeniden söylemelisin."
Ölümün kıyısında bile aklında bir türkü vardı. Bir kitap dolusu hayat yaşamış adamın son isteği, bir türkünün unutulmamasıydı.
Sonra ablası Gülistan'a döndü, sesinde hiç sızı yoktu: "Ferhat ve eşine kahve söyle lütfen."
Bu kadardı işte Hasan. Hasta yatağında bile misafirini kahvesiz bırakmayan, misafirperverliği son nefesine kadar taşıyan adam.
Aradan altı ay geçti. İyi haberler geliyordu. Atlattı, atlatıyor diyorduk. Çünkü o hep atlatan adamdı ya, bu badireyi de atlatır sanmıştık.
Bugün Hasan’ın ablası Elif’in eşi sevgili dostum Mehmet Yüzer'i aradım. Sesi bir tuhaftı. "Hasan'ı kaybettik Ferhat" dedi. "Cenazeyi memlekete, Pazarcık’a götürmek için İsviçre'deyiz."
Bir an sustum. O hastane odasındaki gülüşü geldi gözümün önüne. O kitaplara sığmayacak hayatı...
İyi ki tanıdım seni Hasan. İyi ki o saatler süren sohbetlerimiz, o birlikte çalıp söylediğimiz kılamlar var. Seni hep o bütün badirelere inat koruduğun güleryüzünle hatırlayacağım.
Çocuklarına, kardeşleri Elif'e, Gülistan'a, Fidan'a ve tüm ailesine sabır diliyorum.
Uğurlar olsun Hasan...
Devrin daim, yıldızlar yoldaşın olsun.
Alpay'ın ardından bugün Soner Olgun da aramızdan ayrılmış. İkisiyle de tanışıklığımız, sohbetimiz oldu, üzgünüm. Eserleriyle her zaman yaşayacaklar. Devirleri daim olsun. Ailelerine sabır, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
Fotoğrafa iyi bakın.
Muğla'da Yeniden Refah Partisi İl Başkanı, DEM Parti'nin basın açıklaması yaptığı yeri sirkeli suyla yıkıyor.
Bu ne biliyor musunuz? Bu 1930'ların Almanyası'nda gördüğümüz zihniyetin aynısıdır. Bir halkı, bir partiyi, bir kimliği "mikrop" gibi görmek ve "temizlemek".
DEM Parti anayasal, legal, milyonlarca oy almış bir partidir. O alanda açıklama yapmak en doğal hakkıdır. Sizin yaptığınız ise anayasal bir hakkın kullandığı alanı "kirlendi" diye yıkamaya kalkmaktır.
Bu siyaset değil, düpedüz ırkçılıktır ve nefret suçudur.
Bu fotoğraf Beyoğlu’nda bir barış eyleminde çekilmiş. Yine Barış için bir araya geldiğimiz bir gündü. Yerde mumlar, yan yana duran insanlar...
Kalabalığın içinde gazeteci arkadaşımız Hakan Tosun yine hareket halinde. Fotoğrafın sağında, elinde kamerasıyla koşarken yakalanmış. O hep böyleydi, bir anı kaçırmamak için hep bir adım önde olurdu.
Sevgili Hakan’ı Ekim 2025’te alçak bir saldırıda kaybettik. O günden beri yokluğu büyük bir boşluk.
Onu her daim bu haliyle hatırlayacağız. Barış için yanan ışıkların arasında, elinde kamerasıyla.
Emeği, dostluğu ve vicdanı unutulmayacak.
Işıklar içinde uyu sevgili Hakan.
Hiç dinmeyecek büyük bir acının yıldönümü bugün!
Ankara Garı önünde barış demek için toplanmış, yan yana düşen 103 canımızın üzerinden tam 11 yıl geçti.
Patlayan bombalar barışı hedef aldı ama unutturamadı. O gün orada yitirdiğimiz her bir canı, barışın elçisi 103 yüreği derin bir saygı ve özlemle anıyorum.
Unutmadık, unutturmayacağız. Anılarına bağlı kalacağımıza sözümüz olsun.
Atilla Taş'ın kızı Sezen'in, Mersin'de 14'üncü kattan düşerek yaşamını yitirdiği haberi çok sarsıcı.
Çok genç bir can, çok ağır bir acı...
Sezen'e rahmet, Atilla'ya ve ailesine sabır diliyorum.
Son günlerde sıklıkla karşılaştığım videolardan biri. Bu vesileyle bu videonun bir öyküsü olduğunu hatırlatayım dedim.
Ankara'dan dönmüştüm o akşam. Evde misafirler vardı. Uzun bir yoldan gelmenin yorgunluğuyla misafirlerimizi uğurlayıp, eşim ve kızımla uykuya çekilmiştik.
Sabaha doğru şiddetli bir kapı gürültüsüyle uyandım.
Kapıda jandarmalardı.
"Bizimle geleceksiniz" dediler.
O zamanlar Esenyurt kaymakamlığa bağlıydı, güvenlikten jandarma sorumluydu. "Giyinmeme izin verin" dedim. Şaşırtıcı bir nezaketle, güler yüzle beklediler. Giyindim, eşimle, kızıma sarılıp vedalaştım ve dışarı çıktım.
Dışarıda komşumuz, Samsun Havzalı Seyfettin Abi dikilmiş, jandarmanın önünü kesmişti.
"Gardaşım nedir bu? Evinden adam kaçırır gibi adam mı alınır? Ferhat Bey bu ülkenin sanatçısıdır, ayıptır yahu!" diye bağırıyordu.
Komutan, "Beyefendi biz emir kuluyuz, Ferhat Bey'i Beşiktaş DGM'ye götürüyoruz" dedi.
Beni bir araca bindirdiler. Sağımda, solumda, arkamda jandarmalar. Araç İstanbul'a doğru yol alırken sağımda oturan genç jandarma telefonunu çıkardı, birini aradı.
"Abi biliyor musun kimi götürüyoruz? Ferhat Tunç'u evinden aldık, şimdi DGM'ye götürüyoruz" dediğini duydum. Bir anda yüzü kıpkırmızı oldu ve telefonu kapattı.
"Nerelisin?" dedim.
"Abi Vanlıyım" dedi.
"Kiminle konuşuyordun?" dedim.
"Abimle... Sizin çok fanatiğiniz" dedi.
"Ne dedi sana?" dedim.
Bir süre sustu, sonra başını öne eğdi:
"İyi halt etmişsiniz deyip telefonu yüzüme kapattı" dedi.
Gülümsedim. O an anladım ki, beni götüren araçta bile yalnız değilim.
İşte bu görüntü, o gecenin sabahına ait, NTV'nin arşivinden.
Kanada'dan The Robk Reacts Show, "Özlemin Dili Olsaydı" adlı eserime çok kıymetli bir reaction videosu çekmiş. Uzun videonun son iki dakikalık bölümünü sizlerle de paylaşmak istedim.
Videoda Rob’un kemanın sesinden, söz ve yorumun duygusundan bu kadar etkilenmesi beni çok mutlu etti. Emeği ve güzel yüreği için kendisine buradan çok teşekkür ediyorum.
Müziğimizin sınırları ve dilleri aşıp Kanada'ya kadar ulaşıp bir kalbe dokunması benim için en büyük ödül. Var olsun.
1983 yılına ait bu titrek görüntü, benim doğup büyüdüğüm köye ait. Havik / Pax’a bağlı Tulik mezrasına.
Gece vakti, bir duvarın dibinde, kameranın flaşıyla aydınlanmış 40-50 kişi. Çoluk çocuk, dede, nine, köyün büyükleri, hala, gelinler ve torunlar... Hepsi bir avluya sığışmış.
Görüntüde dedem var, nenem var, Ap Emirali var. Amcalarım ve eşleri var. Beyaz leçekli analar, bıyıklı, şapkalı babalar, dizlerinin üstüne çökmüş, kocaman gözleriyle kameraya bakan çocuklar...
O duvara yaslanan yaşlılarımızın çoğu bugün hayatta değil. O gecenin sohbeti, o muhabbeti onlarla birlikte gitti.
O kocaman gözleriyle kameraya bakan kuzenlerim ise bugün o duvarın dibinde değil. Avrupa’nın farklı ülkelerine dağılmışlar. Çoğunlukla Almanya’da, kimi Fransa’da. Şimdi hepsi çoluk çocuk sahibi, torun sahibi insanlar.
O yıllar köylerimizde hayat canlıydı. Elektrik belki yeni gelmişti, yol yoktu, su uzaktı. Yokluk vardı, yoksulluk vardı. Ama bir şey daha vardı ki şimdi çok az bulunuyor.
Bir evde yemek pişse kokusu üç eve giderdi. Bir düğün olsa bütün mezra oynardı. Bir cenaze olsa bütün köy ağlardı. Bu videodaki gibi, gece olunca herkes bir kapının önüne toplanırdı. Kimsenin yüzünde bugünkü yorgunluk yoktu. Yoksulluğa rağmen insanların yüzü gülüyordu.
Şimdi o duvar duruyor mu bilmiyorum. O demir parmaklıklı pencere duruyor mu bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o yıllardan geriye bu bir dakikalık, sararmış kaset hep duracak.
Ferhat TUNÇ
Nûdem Durak İçin Bir Vicdan Çağrısı
Kürt müzisyen Nûdem Durak, 2015 yılından bu yana cezaevinde. 10 yıl geride kaldı.
Avukatı Ali Çimen'in aktardığına göre, bu yargılamaların merkezinde Durak'ın Mem û Zîn derneğindeki müzik çalışmaları ve sanatsal faaliyetleri yer alıyor.
Ailesi ve avukatı, Nûdem Durak'ın cezaevinde zehirli guatr ve kemik erimesi rahatsızlıkları yaşadığını, sesini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Sağlık gerekçesiyle yapılan infaz erteleme talepleri ise bugüne kadar karşılık bulmadı.
Üstelik cezaevi koşulları, Durak'ın en temel dayanağı olan müzikle bağını da zorlaştırıyor. Kullandığı enstrümanın kırıldığı, yerine gönderilen gitarın teslim edilmediği ifade ediliyor.
Kaldı ki içinde bulunduğumuz dönemin ruhu da bize başka bir şey söylüyor. Türkiye, yıllardır özlemi duyulan bir barış sürecinden geçme umudunu konuşuyor. Barış, sadece silahların susması değil, aynı zamanda dilin, kültürün ve müziğin özgürleşmesidir.
Kürtçe şarkı söylediği için yargılanmış bir müzisyenin, barışın konuşulduğu bir dönemde halen cezaevinde olması ve sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmemesi, barış sürecinin ruhuyla da, toplumsal vicdanla da bağdaşmıyor.
Barış, güven vererek, iyi niyet adımları atarak büyür. Nûdem gibi sanatçıların özgürlüğüne kavuşması, toplumda barışa olan inancı güçlendirecek en anlamlı adımlardan biri olacaktır.
Bu durum uzun yıllardır uluslararası kamuoyunun da dikkatinde. Roger Waters'tan Peter Gabriel'e, Annie Ernaux'dan Mark Ruffalo'ya kadar dünyanın pek çok yerinden sanatçı ve aydın, Durak için çağrıda bulundu.
Bizler de bu sese bir ses katmak istiyoruz.
Yetkililerden beklentimiz, Nûdem Durak'ın sağlık durumunun özenle yeniden değerlendirilmesi, insani gerekçelerle infaz erteleme taleplerinin ele alınması ve barış iklimine katkı sunacak şekilde serbest bırakılmasının değerlendirilmesidir.
Bir gitarı teslim etmek, bir sesi iyileştirmek, barışa giden yolu da onarır.
Ferhat TUNÇ
Dersim'den son günlerde aldığım en güzel haberler, köye dönüş haberleridir.
45 yıl sonra baba ocağına, dede ocağına dönmek... Bu sadece bir yolculuk değil, bir öze dönüştür.
İnsanımızın doğaya, toprağına dönüşü hayatın doğal aklıyla orantılıdır. İnsan doğadan kopunca kuruyor.
Hüseyin Yalnız'ın dediği gibi mesele çok net: Yol ve konut sorunu çözülürse bu dönüşler daha da artacak. Yol yoksa insan gidemiyor, ev yoksa kalamıyor.
Dersim’de Peter gibi 280 köyümüz boş kaldı. Her dönen bir ocağı şenlendiriyor. Bu dönüşlerin önü açılırsa Dersim yeniden üretir, yeniden yaşar.
45 yıl sonra Dersim’deki köyüne döndü: “Baba, dede ocağıdır, şenlendirmek istiyorum”
dersimgazetesi.net/dersim/45…
Aradan otuz yıl geçmiş.
O hakikat yolcusu çocuk, adaleti aramak için cübbe giyip Avukat olmuş. Köy köy, dava dava, o gün susturulamayan o sesin peşinden gitmiş. Yetmedi. Hukukçu kimliğini alıp siyasetin en çetin kulvarına sürdü.
Geçen gün aynı coğrafyada, aynı şehrin bir kongre salonunda o çocuk yeniden ortaya çıktı. Bu kez sadece bir partinin il eş başkanı olarak değil, bir hafızanın temsilcisi olarak.
DEM Parti Diyarbakır için doğru bir tercih yapmıştı. Çünkü bazen bir tercihten fazlasıdır bu. Bazen bir şehrin kendi çocuğuyla helalleşmesidir.
Ve hakikat, hep öyle olur. Önce bir çocuğun ağzında titrer, sonra bir avukatın dosyasında büyür, sonra bir siyasetçinin yolunda yürür.
Sembolik de olsa...
Kervan, yine hakikatin yolunda düzülür.
Yolun açık olsun Av. Yunus Muratakan
Günün en güzel haberi oldu!
88 gündür Çorlu'da kuyu tipi bir hücrede güneş görmeden tutuluyordu. Deniz Göktaş, nihayet bugün tahliye edildi!
Suçu: stand-up yapmak.
Mizahın yargılanmadığı günlerimiz olsun.
Hoş geldin Deniz!
#DenizGöktaş
Solu Zirveye Taşıyan Kadın
Berlin’de bir dönemin bittiğini 20 Eylül 2026 akşamı herkes anladı. Sandıklar açıldığında birinci parti Die Linke (Sol Parti) çıkmıştı. Ve o zaferin yüzü, 45 yaşında, Münih doğumlu, Türkiyeli göçmen bir ailenin kızı Elif Eralp oldu.
Alman solunun yıllardır çözemediği denklemi çözen Elif’i, dünden beri tanımaya çalışıyorum. Nasıl mı?
Hikâyesi Berlin’in hikâyesiydi
Elif Eralp, 14 Ocak 1981’de Münih’te doğdu. Ailesi, Türkiye’den gelen sosyalist ve sendikacıydı; 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra annesi, karnında Elif’e sekiz aylık hamileyken, Almanya’ya sığınmak zorunda kalmıştı. İki yıl sonra siyasi iltica hakkı aldılar.
Babası doktor, annesi feminist yazar Hülya Eralp. Münih, Dortmund ve Hamburg-Altona’da büyüdü. Hamburg Üniversitesi’nde hukuk okudu; stajını Hamburg Mahkemesi’nde, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği‘nde ve Almanya‘nın Ottawa Büyükelçiliği‘nde yaptı. 2010’da Berlin’e taşınıp Sol Parti’nin Federal Meclis grubunda haklar ve demokrasi üzerine danışmanlık yaptı.
2017’de partiye üye oldu ve ilk işi, “Migrantische Linke / Links Kanax” çalışma grubunu kurmak oldu. Mesajı netti: Almanya’da göçmenler artık misafir işçi değil, bu ülkenin sahibidir.
Konut meselesini merkeze koydu
Alman solu yıllarca kimlik tartışmalarında boğulurken Eralp rotayı değiştirdi. Seçim kampanyasındaki tek bir cümlesi Berlin’deki her kiracının kalbine dokundu: “Büyük emlak şirketlerinin şehrimizin nereye gideceğine karar vermesini istemiyorum. Birçok insan zar zor geçinirken, utanmaz ev sahipleri servetlerine servet katıyor.”
Vaadi çok basitti: Büyük konut şirketlerini kamulaştırmak, devlet evlerine kira tavanı getirmek, okullara ve ucuz toplu taşımaya yatırım yapmak.
Bu vaatler, Berlin’de kirası yüzde 200 artmış, evinden atılma korkusu yaşayan orta sınıfı da Kreuzberg’de yıllardır dışlanmış göçmeni de aynı mitingde buluşturdu.
Bu buluşmada en görünür dayanışma ise Berlinli Kürt ve Alevi toplumundan geldi. Yıllardır hem Türkiye kökenli siyasetin içinde hem de Alman siyasetinde kendine alan arayan Kürt ve Alevi seçmen, Eralp‘in dilinde kendi hikâyesini buldu. Neukölln’den Wedding’e, Kreuzberg’deki derneklerden cemevlerine kadar kurulan o gönüllü ağ, kapı kapı dolaşarak kampanyayı mahalle mahalle büyüttü. Eralp için bu sadece bir oy desteği değil, yıllarca görünmez kılınmış bir emeğin ve kimliğin siyasette yer bulmasıydı.
Zor konularda susmadı, taraf tutmadı
Eralp’in en büyük başarısı, kutuplaşmış Almanya’da dili zehirlememesi oldu.
Seçim konuşmasında şunu dedi: “Avrupa’nın en büyük Filistin toplumunun burada, Berlin’de yaşamasından memnunum; Almanya’da, Berlin’de yeniden Yahudi yaşamı olmasından da memnunum. Kippa taktığı için kimsenin saldırıya uğramaması gerekiyor.”
7 Ekim 2023’teki Hamas katliamını “kırılma noktası” olarak tanımladı; aynı anda Gazze’deki acıya da sahip çıktı. Bir acıyı diğerine karşı yarıştırmamayı başardı. Bu denge, Alman solunun yıllardır yapamadığı şeydi.
Kilise ve dinle ilgili resmî bir aidiyet açıklamıyor ama Caritas ziyaretlerinden, bir kiracı olarak ev arama hikâyelerini paylaşmasına kadar siyaseti hayatın içinden kuruyor.
Elif Eralp’in zaferi sadece bir kadının, bir göçmen kızının zaferi değil. Almanya’da solun, kira, geçim, onurlu yaşam gibi somut meselelere döndüğünde nasıl yeniden zirveye çıkabileceğinin kanıtı.
Berlin’de “Sol kazanabilir mi?” sorusunun yerini, “Elif Eralp’li bir sol, Berlin’i nasıl yönetecek?” sorusu aldı. Ve birçok Berlinli şuna inanıyor: Berlin, Elif’in başkanlığında tarihinin hak ettiği en adil yönetimi görecek.
Ferhat TUNÇ
FERHAT TUNÇ retweeted
Solu Zirveye Taşıyan Kadın
Berlin'de bir dönemin bittiğini 20 Eylül akşamı herkes anladı.
Sandıklar açıldığında birinci parti Die Linke (Sol Parti) çıkmıştı. O zaferin yüzü ise Türkiyeli göçmen bir ailenin kızı Elif Eralp oldu.
Peki Elif Eralp, Alman solunun yıllardır çözemediği denklemi nasıl çözdü?
Konut krizinden göçmenlere, kiralardan onurlu yaşama ve Filistin-Gazze meselesine uzanan bu hikâyeyi yazdım.
#ElifEralp #Berlin #DieLinke #Almanya #AlmanSolu @ferhatttunc @ElifEralpBerlin
munzurpress.com/konu/ferhat-…
Herkes vasiyeti "büyük aşk" diye anlatırken Raşe Pütün ezberi bozmuş:
"Veren kahramanlaştıkça, yıllardır o hayatın içinde bulunan kadın kendisine bir şey 'bırakılan' kişiye dönüşür. Oysa o kadın bu hikâyeye vasiyetle girmedi. Yirmi yedi yıldır oradaydı. Mirasçısı olmadan önce hayat arkadaşıdır."
Çok önemli bir yazı.
🖊️Raşe Pütün yazdı:
Vasiyetin ardında: Mülkiyet, mahremiyet ve romantikleştirilen aşk
"Vasiyet ölümün hukukudur; paylaşmak ise hayatın meselesidir. Ve bütün bunların ardından geriye iki soru kalıyor: Bir kadın daha ne kadar hayat vermelidir ki yaşadığı hayat gerçek sayılsın? Mülkiyet kimin elindeyken sıradan, kim paylaştığında kahramanlık oluyor?"
ilketv.com.tr/vasiyetin-ardi…
Sanatçı, barışın vicdanı olmalı.
Siyaset "nasıl barışacağız?" sorusuna cevap ararken, sanatçı "neden barışmalıyız?" sorusunu diri tutmalı. Çünkü insanlar neden barışmaları gerektiğini unutursa, nasıl barışacaklarını da öğrenemezler.
@alibariskurt11 @Ergindogru1972
🔴 CANLI | Gazeteci Ali Barış Kurt, Ergin Doğru'nun konuğu.
Kurt; sanatın ve medyanın barışın toplumsallaşmasındaki rolünü, demokratik hak ve özgürlüklerle barış arasındaki ilişkiyi değerlendiriyor👇
xitter.cf/i/broadcasts/1lJQRWXgq…
Berlin'de Elif Eralp rüzgarı! Sol Parti %25,5 ile sandıktan birinci çıktı. Berlin'de sevgi ve adalet kazandı!
12 Eylül darbesinden sonra sürgün edilmiş bir ailenin kızı olarak Münih'te doğan, Hamburg'da büyüyen, 2010'dan beri Berlin'de yaşayan ve ömrünü ırkçılığa, ayrımcılığa ve adaletsizliğe karşı mücadeleye adamış Elif Eralp bugün tarih yazdı.
Kendi deyimiyle "sevginin ve dayanışmanın nefrete karşı zaferi" bu.
Yürekten kutluyoruz.
Yolun açık olsun Elif Eralp!
Tebrikler! Her Bijî!
@ElifEralpBerlin
Müthiş bir maç izledik. Amedspor direndi ve kazandı!
Hakemin tartışmalı kararlarına rağmen, eksik kalmasına rağmen oyundan hiç kopmadı Amedspor.
Ortaya konan bu mücadele, bu direnç takdire şayan.
Taraftarının desteğiyle, yüreğiyle kazandı.
Her bijî #Amedspor


















