Pinned Tweet
Uzun bir araştırma sürecinin ürünü olan bu yazıyı dimağınıza sunuyorum:
Kantçı Nesne Teorisinin Deneysel Eleştirisi: James J. Gibson ve Ekolojik Görsel Algı Kuramı
noro-felsefe.blogspot.com/20…
M. Yakup Altuğ retweeted
Dayısının kuruyemişçi dükkanında yaz tatili çıraklık yapan, kendini parayı ve ekonomiyi biliyor zannediyor ülkede.. oysa dayınız sizi bilginiz için değil aptal ve saf olduğunuz için işe alıyor.. hani hem kandırmayı beceremez, hem de akrabalık filan sahiplenir düşüncesiyle..
Bu ve devamındaki yazı çok önemli tahliller. Gönül isterdi ki yeri ve zamanı bura olmayaydı. Çünkü “yav he he iktisattan anlamadan fetva veriyorsunuz eskimiş işe yaramayan fetvalarınızla hiç kimsenin derdine çare üretmiyorsunuz” şekli baygınlık veren cümlelerle eritileceğini tahmin edebiliyoruz.
Takip önerisidir: @birazaktif
Altay Cem Meriç’in bu hezeyan dolu metni; teknik fıkıh nosyonundan yoksunluğun, kavram kargaşasının, ağır mantık safsatalarının ve fikrî yetersizliği örtmek için başvurulan kontrolsüz bir öfke patlamasının ibretlik bir örneğidir. ACM, fıkhî tahlil yapması gereken bir meselede Usûl-i Fıkıh yerine ütopik bir nihilizme, hukuki sözleşmeler (ukûd) yerine ajitasyon ve hakarete sığınmaktadır.
1. Fâsid Kıyas ve Kategori Hatası: POS Cihazını "Domuz Eti" ve "Harp Mühimmatı" Yapmak
ACM'nin metnindeki en büyük usûlsüzlük, bir ödeme altyapısı ve teknolojik vasıta olan POS cihazını doğrudan "faiz", "harbe mühimmat" ve "duruma göre yenen domuz eti" ile eşitlemesidir:
• Fıkhî Gerçek: Fıkıhta eşyanın ve vasıtaların zatında değil, kullanılış gayesinde ve yapılan akdin mahiyetinde (ukûd) hüküm aranır. POS cihazı özü itibarıyla bir haberleşme, veri aktarımı ve tahsilat terminalidir.
• Akdin Mahiyeti: Bir esnafın POS cihazı kullanmasında fukahânın incelediği şey; bankaya ödenen komisyonun bir faiz mi, yoksa sunulan telekomünikasyon, güvenlik ve veri hizmeti karşılığında ödenen bir hizmet bedeli (ücret-i vekâlet / icâre) mi olduğudur. Nitekim günümüz İslam iktisatçılarının ve fıkıh kurullarının büyük çoğunluğu; peşin (debit/banka kartı) çekimlerde kesilen cüzi operasyon bedellerini "faiz" değil, meşru bir hizmet ücreti olarak değerlendirir.
• Safsata: Bu teknik akit ayrımını yapamayacak kadar fıkıhtan uzak olan yazar; meseleyi "Tefeciye mühimmat taşımak" ve açlıktan ölmek üzereyken yenen "domuz eti" gibi fahiş bir Kıyas-ı Maal-Fârik (illetsiz yanlış kıyas) seviyesine indirgemektedir.
2. "İdeal" Demagojisi ve Fıkhın Merâtibini Yok Saymak
• Metindeki İddia: "İdealde caiz değildir... Hâlde ideali temsil edebileceğini sanan aptallara ne anlatıyoruz... Fetvanız ideale gitmemize mani olmasın."
Usûlî Tahlil:
İslam Fıkhı, yeryüzünden tamamen kopuk platonik bir felsefe veya ütopya değildir. Fıkıh; mükellefin fiillerini Azîmet, Ruhsat, İbâha, Hâcet, Zarûret ve Umûm-i Belvâ mertebeleriyle tanzim eder.
• Klasik fıkıhta gayrimüslim tebaanın, zimmet ehlinin ve yabancı tüccarların (harbî-müste'men) İslam coğrafyasındaki ticari muameleleri bizzat Şeriat tarafından tanzim edilmiştir.
• "İdealde faizli banka yoktur, öyleyse oradaki her işlem haramdır" demek; "İdealde dünyada küfür olmamalıdır, öyleyse kafirlerle hiçbir ticari akit yapılamaz" demek kadar saçma bir toptancılıktır.
• Hz. Peygamber (s.a.v.), Medine pazarında Yahudilerin kendi aralarında faiz işlettiğini bildiği halde onlarla alışveriş yapmış, vefatında zırhı bir Yahudi tüccarda rehin kalmıştır. Efendimiz (s.a.v.) o Yahudi ile muamele yaparken "tefeciye mühimmat mı sağlamış" oldu? ACM'nin kurduğu mantık Nebevî tatbikatı dahi zedeleyecek kadar şuursuzdur.
3. "Mekke Dönemi" Safsatası ve Kendi Kafasına Göre Hukuk İcadı
• Metindeki İddia: "Efendimizin Mekke’de savaşma emri vermemesi gibi..."
Usûlî Tahlil:
Bu argüman, modernistlerin ve tekfirci grupların en sık başvurduğu Tarihselcilik ve Teşrî Dönemini İstismar Etme safsatasıdır.
• Mekke dönemi, vahyin henüz tamamlanmadığı ve ahkâmın tedrîcî (aşama aşama) olarak indirildiği bir yasama (teşrî) sürecidir.
• Veda Haccı ile birlikte din kemâle ermiş (Mâide, 3), helal ve haram sınırları kıyamete kadar mühürlenmiştir.
• Hiç kimse 21. yüzyılda kendi kafasına göre "Şu an Mekke dönemindeyiz, dolayısıyla şu hükümleri askıya alıyorum, şunları domuz eti zaruretiyle işletiyorum" diyerek keyfî bir teşrî evresi ilan edemez. Bu, Fıkıh Usûlü'nü tamamen rafa kaldırıp hevasına göre bir "fetva stratejisi" uydurmaktır.
M. Yakup Altuğ retweeted
Replying to @debbusi
Hocam konu basittir. Bir belde adalet ve liyakat varsa abâd olur yoksa da berbat olur. Bizde olan ikincisi maalesef.
M. Yakup Altuğ retweeted
Bu fon olayında en çok dikkat çekilmesi gerektiğini düşündüğüm nokta şu ki, bu insanların önemli bir kısmı bu işi “faizsiz hızlı ve bol kazanç” amacıyla yaptılar.
Borsanın faizli bankacılık işlemlerine alternatif olduğunu ve dinen helal olduğunu düşünüyorlar. Dolayısıyla borsada manipülasyon yapmanın da kısmen dine aykırı olmadığına inanıyor olmaları muhtemel.
Büyük ihtimalle bu insanlar indirdikleri milyarların belki kanunen problemli olduğunu bilmekle birlikte dinen sakıncalı olmadığına, dolayısıyla ahlaken kötü olmadığına ve ahirette azabı müstelzim olmadığına inanıyorlar. Bu kadar aleni yapmalarının bir sebebi de bu olabilir.
Muhafazakar demokrasinin ortaya çıkardığı “islam iktisadı” perspektiflerini anlamak için iyi bir örnek olabilir. Hem de “geleneksel fıkıh telakkisiyle bugün yaşanamaz, her şeye haram diyorsunuz, böyle fıkıh olmaz” söylemini çokca dillendiren hokkabazların lakırdıları eşliğinde daha güzel anlaşılır.
M. Yakup Altuğ retweeted
Replying to @hususidevinim
Paranın olduğu her yerde faiz insanlar tarafından işletilmek istenir, bu yaygınlık sanki modern çağın meselesiymiş gibi bi normallik algısı oluşturuluyor.. oysa bunların anlamadığı veya örttüğü şu, "günümüzde" diye bi şey yok, faiz yasaklandığı zamanda da sistem faiz üzerineydi..
Videonun linç edilmeyip bilakis haklı olduğuna dair yorumların fazlalığı dikkat çekmekle kalmadı, yorumların tamamına hakim olan bakış açısı, bu videonun büyük resmin, bütüncül projenin bir sonucu olduğu yönünde; basit bireysel bir karar değil.
Bir adam, kendisini ülkeye bağlayan herhangi bir mal varlığı olmadığı için savaş çıkarsa kaçacağını paylaştı:
• Yarın bir gün bir savaş çıksa ben savaşmam, kaçarım. Kaçarım abi.
• Yani ben ev sahiplerinin evini korumak için, araba sahiplerinin arabalarını korumak için, arsa sahiplerinin arsalarını korumak için ölemem.
• Benim bu ülkede bir avuç dahi toprağım yok, hiçbir şeyim yok. Yani ben kendim bildim bileli kiracıyım.
• Neyini savunacağım ki yani? Neyi, kimin için yani? Yok ya, kaçarım yani mümkünse eğer. Kaçarım veya teslim olurum.
• Teslim olmak gibi bir seçenek varsa teslim olurum. Yani belki bu söylediğim şeyler size çok aykırı.
• "Hadi ya korkak! İnsan vatanı için yaşar, vatanı için ölür" diyebilirsiniz.
• Hayır, ben pragmatistim bu konuda. Ben bu dünyada yaşayan herhangi bir canlı türünden biriyim.
• Yani öyle bir şey yapamam. Kaçabiliyorsam kaçarım. Benim asli amacım zaten hayatta kalmak, tıpkı diğer canlı türleri gibi.
• Ben işte hiçbir ideoloji uğruna, hiçbir şey uğruna ben ölmem. Hayır, ben sadece kendi uğruma ölürüm.
• Yani benim ölmeye değer bir şeyim varsa bu hayatta, mesela kedim için ölürüm. Mesela kedilerim var, çok tatlı. Onlar için ölürüm ama onun dışında yok.
M. Yakup Altuğ retweeted
If you want to do same stupidity twice just go and do it.
But be aware of that even stupidity is same as first one, results will be very different.
Bu arkadaş bir söylem, bir anlayış oluşturmaya çalışıyor. Geleneksel fıkhın önemli bir kısmının günümüzde yaşanamaz olduğunu söylüyor. Geleneksel fıkıh okullarının, otoritelerinin ve müesseselerinin bugünkü temsilcilerinin dünyayı yeterince anlayamadığını ve okuyamadığını söylüyor. Bu nedenle bu yaşanamazlıktan onların sorumlu olduğunu anlamamızı istiyor. “Her şeyin haram olduğu yerde her şey helal olur”, “sen her şeye haram diyorsun bu uygulanabilir değil ki” ve benzeri artık kendisinden çokça duymaya alıştığımız cümleler bunları anlatıyor. Bahsettiğim şeylerse benim iddialarım değil, kendi ifadeleri.
Sözgelimi islam alimleri bir şekilde faizin kaçınılmazlığını göremez hale gelmiş ve günümüzü okuyamaz hale gelmişler. Bunun altında da iktisat bilmemeleri yatıyor ve sonuç olarak güncel iktisadi bir konuda fetva veremez hale getiriliyorlar. Veya askeri strateji konusunda bilgi eksikliği olan, mesela türkiyenin kaç tane uzun menzilli füzesi olduğunu bilmeyen islam alimleri savaş ve savunma konularında günceli okuyamamakla malul hale geliyor ve fetva vermesi haram oluyor. Aynı savunuyu harem selam meselesinde gelen eleştirilere karşı savunmasında da uygulamıştı hatırlarsınız. Sürekli bu çarpıklıklara ağızlarda sakız edilen “tefakkuh” eksikliğinin neden olduğunu duyuyoruz kendisinden.
Buna ne denir zaten biliyoruz, modernist islam anlayışının bir çeşidi, hatta crystal clear çeşidi. Lakin bu arkadaşın hedef kitlesi de çoğunlukla geleneksel görüşe mensup olanlardan oluştuğu için kendi modernist fıkıh anlayışını dinleyicisine karşı gönül rahatlığıyla savunamıyor. Konferansta efendiliğini ve sakinliğini bozmadan soru soran ve yorum paylaşan kardeşimize yaptığı edepsiz tavır da bu içine düştüğü müşkül ya da oksimoron mu diyelim durumun gerginliği olsa gerek (biraz da psikanalizini yapalım). Bu oksimorondan kurtulmak için de bir metod geliştirmiş olarak gözlemliyorum: Geleneğin günümüzü tanzim ediciliğini ortadan kaldırırken bir yandan da daima geleneğin terminolojisini kullanıyor. “Tefakkuh” diyor, “cerh” diyor, “kabih” diyor. “Çok kötü naklettin resmen mana ile rivayet yaptın ben seni direkt cerh ederim” diyor şaka yapıyor. Dil kullanımı çok selektif ve spesifik. Bu sayede geleneksel dinleyiciye kendini dinletebiliyor.
Lakin hala dillere pelesenk olmuş bir yeteneği var bu arkadaşın: gençlere ulaşabiliyor, gençlerin dilinden konuşabiliyor. Biliyorsunuz gençler ulaşmak gibi bir problemimiz var bizim nerden çıktığını bilmediğimiz. Geleneksel müesseseler gençlere ulaşamıyormuş böyle yöntemlere muhtaçmışız. Ben bu konuya şöyle bakıyorum: Alemin sahibi ya da yaratıcısı biz değiliz, Allahın koyduğu kılavuza uyarak birilerine ulaşamıyorsak gerisi beni değil kılavuzun sahibini ilgilendirir. İlle ulaşmak için kılavuzun dışına çıkarak kisve değiştirmemiz gerekiyorsa böyle bir şeyden sorumlu olmadığımız gibi bilakis bunu yapmamakla mükellefiz. Dolayısıyla şu gençlere ulaşma balonunu da bir patlatmak gerekiyor artık. Din tamamlanmıştır. Bu saatten sonra kim neyi tercih ederse kendinedir, alemin sahibi Allahtır.
Elbette zorba olmayalım, sevdirelim, ama kılavuzu aşmadan, kisveyi deşmeden. Aksi halde biz biz olmaktan çıkarız.
İnsan kendi kuralları ve kendi tercihleriyle insandır, kendidir ve o nispette özgürdür. Kanunun olmadığı yerde özgür sayılmazsın. Kanuna riayet etmek istemiyorsun diye kanunu değiştirme.
Şundan birkaç ay öncesine kadar “abi adam gençlerin ihtiyacını karşılıyor çok iyi hizmet yapıyor” diyip, adamın çizgisinde milim sapma yokken bir anda “yerini bil haddini bil senin ne ilmin var bilmediğin mevzulara girme” diye kazı çeviren “ilim ehli”ne de iki çift lafım var ama zamanı gelecek onun da.
M. Yakup Altuğ retweeted
Üniversitelerde başörtüsü meselesi eni sonu çözülürdü,
zira o yıllarda %60-65 kadın başörtülüydü (bugün oran düştü).
Ve böyle bir yasak sürdürülebilir değildi.
Ancak başörtülü memurlar, amirler, hele de polis, hakim, asker gibiler Erdoğan haricinde imkansızdı. Çünkü İslamcılar arasında başörtülü polisin hayalini bile kuran yoktu.
Ama başörtülü memurlar olmasaydı doğum oranları da yüksek kalmaya devam ederdi.
M. Yakup Altuğ retweeted
İbrahim! Yeter Artık Bu Hamaset.
Kâbe’yi yine biz savunacağız! 107 yıl sonra aynı topraklarda… Mekke ve Medine’ye füze atamazsınız!
Türkiye ve Pakistan bu amaçla yola düştü. Umarız başka ülkeler de buna katılır ve Suudi Arabistan’ı bile aşan çok daha büyük bir yıkım planı engellenir.
🖊 @ibrahimkaragul
ysafak.com/4862459/p/x
M. Yakup Altuğ retweeted
Replying to @debbusi
Bilinçli bir insan (pilot) tarafından uçurulan bir uçak düşünün. Uçak havadayken güçlü elektromanyetik dalgalarla uçağın kontrol mekanizmasına uzaktan müdahale edilmeye başlandığını düşünün. Yeterince gelişmiş böyle bir teknolojiyle bir uçak uzaktan kaçırılabilir bile. Bu o uçakta bilinçli bir pilot olmadığını göstermez. Pilotun uçakla kurduğu iletişimi keser ya da engel olursanız pilotu yok etmiş olmazsınız. Dış müdahale ile bir insanın Tanrı inancı azalabiliyor demekle, ağrı kesiciyle insanın ağrısı azalıyor demek arasında ne fark var? Tüm ağrıları yok etsek, ağrı duyan o şeyi de yok etmiş mi olacağız?
M. Yakup Altuğ retweeted
biri yorumlarda "ateizm nörolojik rahatsızlık mı yani" demiş. bayıldım yoruma dmdkd
İlginç bir makale: Beynin spesifik bi noktası baskılanan insanların Tanrı inancı da düşmeye başlamış.
Deneyde özel bir cihazla kafaya manyetik dalga verip beynin tehdit ve krizleri yöneten arka medial frontal korteks (pMFC) bölgesini geçici olarak yavaşlatmışlar. Ardından ölüm gerçeği hatırlatıldığında, normalde dine sarılması beklenen deneklerin Tanrı ve cennet inancı anında %33 oranında azalma görülmüş. Yani pMFC susturulunca, beynin ölüm korkusuna karşı dine sığınma refleksi devre dışı kalmış.
Bu çalışmalara bakınca, inancın ne kadar tercih meselesi olduğunu sorguluyor insan.
M. Yakup Altuğ retweeted
Tillo’nun güzelliği mevsimlerle ölçülmez;
Tillo, her mevsimi güzelleştirir…🍁🍁
M. Yakup Altuğ retweeted
Replying to @debbusi
İşin komiği, menkıbede Ebu Hanife kendini anlatırken ne olduğundan çok ne olmadığını söylüyor.
Sahabeye sövmem, kaderi inkâr etmem, günah işleyeni tekfir etmem. Demek ki mesele “anti” olmak değilmiş. Mesele, düşmanının seni tarif etmesine izin vermeden neye karşı olduğunu da bilmektir.
Acele edip bilinci beyindeki nöroanatomik devrelere indirgemek için çok iyi makale. Ama nörobilimciler bilir ki bu tür yayınlar ve deneyler beynin X bölgesinin A işleviyle yalnızca bir şekilde “ilişkili” olduğunu gösterir, ama ne tür bie ilişki olduğuna yorum getirmez.
Hatta yeni nörolojik paradigmamız ışığında söyleyebiliriz ki A işleviyle (makalede dini inanç) ilgili olan tek beyin bölgesi X bölgesi (makalede pMFC) değildir. Aynı şelilde X bölgesi de yalnızca A işleviyle ilişkili değildir. %33 değeri de büyük oranda bununla ilişkilidir.
Güncel nörolojik ve nörosayntifik paradigmamız network kavramı üzerinde şekillenir. Bölge-işlev özdeşliği, beyin-bilinç indirgemeciliğine yıllarca istihdam edilmiş olsa da eski paradigmaya ait, tutarsız, reddedilmiş ve dar bir bakıştır.
İlginç bir makale: Beynin spesifik bi noktası baskılanan insanların Tanrı inancı da düşmeye başlamış.
Deneyde özel bir cihazla kafaya manyetik dalga verip beynin tehdit ve krizleri yöneten arka medial frontal korteks (pMFC) bölgesini geçici olarak yavaşlatmışlar. Ardından ölüm gerçeği hatırlatıldığında, normalde dine sarılması beklenen deneklerin Tanrı ve cennet inancı anında %33 oranında azalma görülmüş. Yani pMFC susturulunca, beynin ölüm korkusuna karşı dine sığınma refleksi devre dışı kalmış.
Bu çalışmalara bakınca, inancın ne kadar tercih meselesi olduğunu sorguluyor insan.
Network sinirbilimi nedir, ilgilenenler için bir kaynak bırakalım: norosirurji.dergisi.org/app/…





















