RagIp DURAN (@d_ragip) header
RagIp DURAN (@d_ragip) profile picture

Medya Eleştirisi CFPJ Paris 1983, Nieman fellow Boston 2000, GSL 105

dr137.substack.com
Joined October 2018
Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)Photo by RagIp DURAN (@d_ragip)
Size bir hazine bırakıyorum: 1- Türkiye'de yayınlanan ve yayınlanmış olan gazetelerin geçmişten günümüze tüm sayılarına ulaşabileceğiniz bir platform nek.istanbul.edu.tr:4444/eko… 2- Tübitak'ın tüm yayın ve dergilerinin arşivi: services.tubitak.gov.tr/eder…
25
406
10
2,075
81,110
Konu 117 sene önce İTC.
15
1
39
1,117
RagIp DURAN retweeted
#NewPublication Biography of an Ottoman Provincial Town Place-Making in Mezre Ali Sipahi, Edinburgh University Press, 2026 edinburghuniversitypress.com…
29
4
187
5,410
RagIp DURAN retweeted
Hakikati konuşuyor tartışıyoruz @yektantyilmaz
2
3
3
29
4,784
Hafta sonu bu videoyu 3 kere başa sarıp sarıp tekrar izledim. Cate Blanchett, Tokyo’da ödül alıyor. Dünyanın en iyi aktrislerinden biri, kürsüye çıkıyor ve ilk söylediği şey şu: Söyleyemediğimiz o kadar çok şey var ki. Cate, konuşmaya kelimelere güvenmediğini söyleyerek başladı ve anında bütün salonu avucunun içine aldı. Ama beni asıl yakalayan şey sessizliği kullanmasıydı daha doğrusu bedeninin sessizliğini. Dört dakika boyunca doğru dürüst elini bile kaldırmadı. Omuz oynatmadı, kafa sallamadı. Eller masanın altında, gövdesi ağaç gibi. Yıllardır insanlara; heyecanınızı sesinize verin ellerinize vermeyin diyorum. Bunu bu kadar temiz yapan birini çok az gördüm. Cate, konuşmanın neredeyse tamamını kağıttan okudu. Başı eğik, gözleri metinde. Ama arada başını kaldırdı, pembe gözlüğünün üstünden salona bakıp bir cümle söyledi. Konuşmasından aklımda kalan cümleleri yazdım. Hepsi başını kaldırdığı anlar. İnsan kağıttan ne zaman koparsa, dinleyici o cümleleri yanında götürür. Sonra asıl bomba geldi. Ödül kürsüsünde, herkesin başarının sırlarını anlattığı yerde dedi ki: Şüphe çoğu zaman özgüven eksikliği sanılır. Oysa şüphe benim başlangıç noktam. Hala her işe bunu yapmalı mıyım diye sorarak başlıyormuş. Sokrates’ten beri bilinen bir şey var. İnsan, tereddüdünü saklamayana güvenir çünkü tereddüt taklit edilemez. Cate, bu kuralı anlatmakla yetinmedi, kendi üzerinde de gösterdi. Gelelim kapanışa. Konuşması “kelimeler insanı suskun bırakır” diye açılmıştı. “Bu ödül beni suskun bıraktı” diye kapandı. Homeros’un bile kullandığı çok eski bir teknik. Başladığın yere geri dön, dinleyici hikayenin bittiğini zerrelerinde hissetsin. İyi bir konuşmada en zor iş fazlalıkları çıkarmaktır. Uzun zamandır bu kadar temiz bir konuşma dinlememiştim. Retoriği kanlı, canlı görmek istiyorsanız bu konuşmayı çok dikkatli izleyin.
126
1,624
89
11,501
1,554,647
RagIp DURAN retweeted
Bizi bir günde yıkmadılar. Bir kurşunla, bir bombayla, bir baskınla bitmedi hiçbir şey. Apocular bizi, yıllar boyunca azar azar eksilttiler. Her gün biraz daha umut aldılar elimizden. Her cenazede biraz daha sessizleştik. Her göçte biraz daha köksüzleştik. Sonunda ihaneti bile normal karşılayan insanlar olduk. Bazı anneler bir evladını değil, bütün evlatlarını toprağa verdi. Beş kardeşin beşi de aynı dağlarda can verdi. Bazı ocaklar tamamen söndü. Köylerimiz yakıldı. Evlerimiz bombalandı. Meyve veren ağaçlarımız, çocukluğumuzun geçtiği sokaklar, dedelerimizin mezarları geride kaldı. Babalar cezaevlerine konuldu. Çocuklar başka yolların yolcusu oldu. Kimisi dağa çıktı, kimisi faili meçhul karanlığında kayboldu, kimisi isimsiz mezarlara gömüldü. Sonra yurtlarımızı da kaybettik. Büyük şehirlerin kenar mahallelerinde yabancı olduk. Avrupa’nın mülteci kamplarında haysiyetimiz sorgulandı. Kimimiz sınır sularında boğuldu, kimimiz gurbetin sessizliğinde yavaş yavaş öldü. Oysa elimizde ne varsa vermiştik. Evimizin en güzel odasını vermiştik. Üç torba unumuzu iki torbaya düşürmüştük. Nişan yüzüklerimizi çıkarmıştık. Gençliğimizi vermiştik. Kızlarımızı vermiştik. Oğullarımızı vermiştik. Sonra hendekler açıldı. Bu kez şehirlerimizi kaybettik. Ardından kalan çocuklarımızı… Bir nesil mezarlıklarla cezaevleri arasında büyüdü. Gençliğini demir kapılar ardında tüketen binlerce insan oldu. İşkence görenler, aşağılananlar, insanlığından utandırılmak istenenler oldu. Bir çocuğun çantasındaki yarım kilo şeker ölüm sebebi oldu. Bir başkası “ajan” denilerek öldürüldü. Bir diğeri “delirdi” diye susturuldu. Yıllar geçti. On binlerce insan öldü. Yüz binlerce insan yurdundan oldu. Milyonlarca insanın hayatı parçalandı. Ve insan dönüp ister istemez soruyor: Bunca ölüm kimin yarasını sardı? Bunca gözyaşı hangi çocuğu geri getirdi? Hangi köy yeniden çocuk sesleriyle doldu? Hangi anne, yıllardır beklediği kapının çalındığını duydu? Bir halkın yalnız evleri yıkılmadı. Kalbi kırıldı. İnancı yoruldu. Geleceği karardı. Bugün geriye, acılar üzerinden kendine hayat kuran küçük bir zümre kaldı; bir de mezar taşlarının başında sessizce yaşlanmış milyonlar… İnsan her şeyi unutabilir derler. Bir şehrin adını unutur. Bir yolu unutur. Bir yüzü unutur. Ama evladını toprağa verdiği günü unutamaz. Köyünün yandığı geceyi unutamaz. Annesinin gözlerinde ilk defa gördüğü çaresizliği unutamaz. Orada kök salar. Ve Kürdler yaşadığı sürece, Apocu ihaneti unutmayacak Allah’ınızdan bulasınız sizi gidi hainler.
5
15
1
82
3,181
Çok uzun bir program oldu. "Kalem esnaflığı"ndan, Zizek'e, Kuzey Kürt ulusallaşmasının sorunlarına birçok başlığı konuştuk. İlginize... youtube.com/live/_-SYfTBsUQM
5
16
2
101
5,036
Selanik’in 3 İlginç Günü dr137.substack.com/p/selanik… Ragıp Duran
2
1
8
1,245
RagIp DURAN retweeted
Mehmet Cahit Şener’in Vicdanlarda Açtığı Yara Takvimler 1 Kasım 1991’i gösterdiğinde, Kamışlı’da bir evin kapısı kırıldı. O kapıdan içeri giren karanlık, yalnızca bir insanın hayatına değil, bir dönemin umutlarına, itirazlarına ve hesaplaşma cesaretine de yönelmişti. Mehmet Cahit Şener katledildi. Onunla birlikte Fatma Temel ve Şilan da bu karanlığın kurbanı oldu. Ardında ise bir türlü kapanmayan derin bir yara kaldı. Şener, sıradan bir parti kadrosu değildi. O, mücadelenin en zor yıllarında bedel ödemiş, Diyarbakır zindanlarının zulmünü yaşamış, işkenceye ve baskıya karşı direnmiş bir devrimciydi. Daha genç yaşlarında başladığı yürüyüşünde inandığı değerler uğruna ağır bedeller ödemişti. Fakat onun asıl mücadelesi, bir hareketin kendi içinde büyüttüğü tahakküme, tek adam anlayışına, sorgulanamaz otoriteye ve hakikatin üzerini örten korku duvarlarına karşı da söz söyleme cesaretini göstermişti. O, mücadelenin bir kişinin iradesine teslim edilemeyeceğine inanıyordu. Kolektif aklı, ortak iradeyi, hesap verebilirliği ve eleştiri hakkını savunuyordu. Bir hareketin büyüklüğünü, liderinin sorgulanamaz olmasında değil, kendi yanlışlarıyla yüzleşebilme cesaretinde görüyordu. Belki de en büyük suçu buydu: Susmamak. Mehmet Şener’in itirazı, kişisel bir iktidar kavgasından ibaret değildi. O, yaşananların konuşulmasını, kaybedilen insanların akıbetinin sorgulanmasını, geçmişin karanlık sayfalarının açılmasını istiyordu. Çünkü biliyordu ki hakikat ertelendikçe adaletsizlik büyür; sorgulanmayan güç, eninde sonunda kendi yarattığı korkunun esiri olur. Ne yazık ki onun sözleri dinlenmedi. İtirazları düşmanlık, eleştirileri ihanet, farklı düşünceleri tasfiye gerekçesi hâline getirildi. Bir zamanlar aynı idealler uğruna omuz omuza yürüdüğü insanlar, zamanla onun karşısında saf tuttu. Ve bir gün, düşünceleriyle susturulamayan Şener, silahların hedefi oldu. Onu öldürmekle fikirlerini de öldürebileceklerini sandılar. Oysa insanın bedeni toprağa düşer; ama haklı soruları, cevapsız bırakıldıkça yaşamaya devam eder. Şener’i anmak, onu kusursuzlaştırmak değildir. Onu anlamak; savunduğu kolektif iradeyi, özgür düşünceyi, hesap verebilirliği ve insan onurunu yeniden hatırlamaktır. Onu anmak, geçmişin acılarını bugünün sessizliğine mahkûm etmemektir. Aradan otuz beş yıl geçti. Ama bazı tarihler takvim yapraklarında kalmaz; insanın vicdanına kazınır. 1 Kasım da onlardan biridir. Mehmet Cahit Şener’in hayatı, bir devrimcinin nasıl direnebileceğinin; ölümü ise bir hareketin kendi içindeki karanlıkla yüzleşmediğinde neleri kaybedebileceğinin acı bir hatırlatıcısıdır. Mehmet Cahit Şener’i, Fatma Temel’i ve Şilan’ı saygıyla anıyorum. Saliha Ana’nın evlat hasretiyle kavrulmuş yüreğini, dinmeyen acısını ve yalnız bırakılmışlığını da unutmadığımı söylüyorum. Mehmet Cahit Şener’in anısı, hakikati arayanların ve özgür düşünceden vazgeçmeyenlerin belleğinde yaşayacak.
2
18
100
6,286
Le spectre de la République Kémaliste hante la Turquie depuis 103 ans Ragıp Duran meridiens.substack.com/p/le-…
3
1
13
734
RagIp DURAN retweeted
ENTELEKTÜEL NAMUS Sevgili Yektan Turkyilmaz’ ın bir yayında söylediği “Hakikati sahipsiz bırakmayacağız” sözüyle, varlığından haberdar oldum. Kötülüğün örgütlendiği bir yerde, çirkinliğin adını çekinmeden koyabilen bir entelektüel akademisyeni tanımak umut verici. Üstelik unvanlarını hakikatin önüne koymadan, hakikati de unvanlarının gölgesine sığınmadan savunabilen biri. Yara aldığım yere parmak bastığı için onur atfettiğim söylenebilir. Hayır, bu bir hak teslimi ve derin bir minnet… Gerçekten hakikat, güçlünün ve zalimin mülkü değildir; asla da olmamalıdır! Ahlakını baskıya teslim etmeyen, vicdanını ipotek altına almayan, çıkarın önünde eğilmeyen, gerçeği mahcup etmeyen, mazlumun yarasını incitmeyen ve ezileni hor görmeyen insanlar da varlığı ne rahatlatıcı. Birçok aydının, yazarın, sanatçının ve sivil toplum örgütünün korku ve çıkardan dolayı değinmekten kaçındığı Bağın ve Doğan'ın kanayan yarasına elini, videonun 1.05-1.08 süresi içinde namusluca uzatıyor. İki ayrı yerde insanlar gece uykularından kaldırıldı. “Savaş ganimeti” denilerek evler yağmalandı; evlerin içindeki eşyalar çalındı. Doğan'da talep edilen haracın beş katı ödendiği hâlde - bu ödeme makbuzlarla belgelidir- bölgede devletle bağlantılı karanlık bir örgütlenmenin eliyle bu vahşet yaşatıldı. Evler yalnızca yağmalanmadı; içindeki canlılarla birlikte yakıldı. Kız kardeşlerini korumak için bedenine 26 kurşun isabet eden babamın, cansız bedenindeki parmaktan yüzüğü bile çalındı. Bağın’da da bu vahşeti aratmayacak korkunç talan suçları işlendi. Bunlar yalnızca anlatılıp geçilecek olaylar değil. Burada bir hafıza, karşı duruşun kimliğini örgütlemediğiniz sürece, bir halkın, ulusun ve içinde yaşayan tüm insanların onurunu çiğnersiniz. Apocular devletle birlikte bir toplumu hastalandırdılar. Kürtler aldatıldı ve ulusal onurları çiğnendi. İki yerde katlettiği Kürt sivillerdi. Kötülük, yalan ve suç makinası olan bu yapı, Kürdistan’ın tüm değerlerini zehirledi. Verdiği tahribatı zaman geçtikten ve toz dağıldıktan sonra daha iyi anlarsınız. İnsanların hayatını ve onurunu hedef alan hiçbir anlayış ve yapı, hangi adla ortaya çıkarsa çıksın, hesap verme sorumluluğundan muaf tutulamaz. Yaşanılanlar insanlığın vicdanında ve uluslararası hukukun önünde de konuşulmayı bekliyor. Sadece biraz cesaret ve asgari ahlak yeterlidir. Sevgili Yektan gibi, entelektüel sorumluluğunu kişisel çıkarlarının önünde tutan insanların varlığı bu yüzden değerlidir. Bir gün bu Uluslararası Savaş ve Ceza Mahkemeleri kurulacak, asla ama asla bir tereddütüm yoktur! Yaşadığım sürece kardeşimsin, sevgili Yektan. Sesi duyulmayan herkes adına sana teşekkür ediyorum. Murat Kahraman
1
6
47
2,275
Bu “hukukçu” vekil çerçeve yasaya salt evet demedi, imzacı olarak TBMM’ye önerdi. Yasa açıkça uygulamayı MGK onayına bırakıyor ve sorunu 1 terör sorunu olarak tanımlıyor👇 “Yapay şizofreni” az gelir! Bu “siyaset esnafının” Kürtlere yönelik manipülasyonuna başka kavramlar lazım!
DEM Partili Beştaş: Çözüm sürecinde ciddi bir tıkanıklık var 💬 "Yasanın uygulanması MGK vesayetine bırakılamaz" 💬 "Süreç sadece silah bırakmayla sınırlı tutulamaz" 💬 "Anadil ve eşit yurttaşlık güvenceye alınmalıdır" Detaylar linkte ⬇️ kurdistan24.net/tr/story/949…
10
49
6
210
13,034
Çerçeve yasayı siz onayladınız. Her şey bu yasaya uygun bir şekilde yürüyor. Şikayet etmeye hakkınız yok.
DEM Partili Beştaş: Çözüm sürecinde ciddi bir tıkanıklık var 💬 "Yasanın uygulanması MGK vesayetine bırakılamaz" 💬 "Süreç sadece silah bırakmayla sınırlı tutulamaz" 💬 "Anadil ve eşit yurttaşlık güvenceye alınmalıdır" Detaylar linkte ⬇️ kurdistan24.net/tr/story/949…
5
44
197
4,556
RagIp DURAN retweeted
Memduh Selim Bey 1976 yılının soğuk bir sonbahar günü, Şam’ın eski taş evlerinden birinde ölüm, Memduh Selim Bey’in kapısına dayanmıştı. Ömrünün sonuna gelmişti; fakat zihninde zaman hâlâ gençti. Van’ın dağları, Agîrî’nin karlı dorukları, Beyrut’da sabahlara kadar süren tartışmalar… Bir de yarım kalmış bir aşkın kalbinde bıraktığı ince sızı vardı. O, yenilginin küllerinden bir gelecek kurmaya çalışan vatansever Kürt aydınlarından biriydi. Şeyh Said İsyanı’nın ardından sürgünlere savrulmuş insanları ortak bir ülkü etrafında buluşturmak için çalıştı. Eylül 1927’de Behamdun’da kurulan Hoybun’un öncü isimleri arasında yer aldı; örgütün genel sekreterliğini üstlendi. Mektuplar yazdı, birbirine uzak düşmüş çevreler arasında köprüler kurdu. Onun gözünde mücadele, yalnızca bir toprak meselesi değildi; bir halkın hafızasını, kimliğini ve kendi geleceğine inanma iradesini koruma çabasıydı. Sonra Agîrî’nin ateşi yükseldi. Dağlarda direniş, yollarda sürgün, yüreklerde umut vardı. Fakat tarihin büyük mücadeleleri, insanın kendi kalbinden de bir şeyler alıp götürür. Memduh Selim Bey’in kalbinde ise Feriha vardı. Antakya’da kemanının sesiyle ruhuna dokunan, yeşil gözleriyle belleğine yerleşen Çerkes güzeli Feriha… Birlikte bir ev düşlemişlerdi; sabah ışığının pencerelerden süzüldüğü, akşamları keman sesinin kitapların arasına karıştığı bir ev. Dünyanın gürültüsünden uzakta, küçük mutluluklarla örülmüş bir hayat… Ne var ki bazı insanların kaderine, kendi mutluluklarına geç kalmak yazılır. Bir tarafta Feriha, diğer tarafta Ağrı’nın çağrısı vardı. Memduh Selim Bey dağlara gitti. Belki döneceğine inanıyordu; insan, bazen en zor ayrılıkları bile bir gün kavuşacağına inanarak taşır. Oysa direniş yenilgiyle sonuçlandı. Geriye kaybedilmiş bir mücadele, uzaklarda kalmış bir yurt ve kapanan bir hayatın kapısı kaldı. Feriha ise Memduh Selim Bey’in öldüğü haberi kendisine ulaştırılınca içi kan ağlayarak başka bir hayat kurmuştu. O, bir halkın geleceği uğruna kendi geleceğini ertelemişti. Döndüğünde zaman, onun için ayırdığı yeri çoktan başkasına vermişti. Olanlardan sonra yıkılmış bir vaziyette Şam’a yerleşti. Şam, bundan böyle hem sığınağı hem sürgünü oldu. Yazdı, düşündü, mücadele etti. Yine de insanın içinde bazı ayrılıklar vardır; ne yıllar silebilir onları ne de uzak şehirler. Belki kimi akşamlarda Feriha’nın kemanını hatırladı. Belki hiç yaşanmamış bir hayatın özlemi, yaşanmış bütün yılların arasından sessizce geçti. Her insanın içinde bir memleket vardır; bir de o memlekette yaşayamadığı hayat. Memduh Selim Bey’in hikâyesi, yalnızca siyasi mücadelelerin ve örgütlü direnişin hikâyesi değildir. O, sevmiş, özlemiş, hayal kurmuş; bir halkın geleceği için kendi mutluluğunu geride bırakmış bir insandı. Tarihin kayıtlarına giren kararlarının ardında, kimsenin bilmediği sessizlikler; büyük ideallerinin gölgesinde, belki de ömrü boyunca taşıdığı küçük bir kalp yarası vardı. 1976’nın sonbaharında ölüm yaklaşırken geride tamamlanmış bir zafer hikâyesi yoktu. Yarım kalmış hayaller, sürgün yolları ve zamana yenilmiş bir aşk vardı. Bir de bütün yenilgilere rağmen sönmeyen o inatçı umut… Memduh Selim Bey gitti. Şam’ın taş duvarları ardında bir ömür sustu. Aşkı yarım, hayalleri eksik, hasreti sonsuz kaldı. Feriha’ya kavuşamadı. Ağrı’da düşlediği özgürlüğü göremedi. Bazı insanlar, yenildikleri için değil, uğruna yaşadıkları düş kendilerinden daha uzun yaşadığı için tarihe karışırlar. Memduh Selim Bey de onlardan biriydi. Ömrü söndü, ateşi değil. Zaman bedenini toprağa, adını tarihe bıraktı; geriye ise henüz tamamlanmamış bir düş kaldı. Ve bazı ateşler, onları yakanlar öldüğünde sönmez; bir halk kendi hikâyesini hatırladığı sürece yanmaya devam eder.
3
9
54
2,679
Her kelime her dilde n’oluyormuş? Bir de yeni öğrendim ki Le Corbusier faşistmiş! Ragıp Duran dr137.substack.com/p/her-kel…
16
1
20
1,243
RagIp DURAN retweeted
Muş Barosu Başkanı Kadir Karaçelik, “Baroya Stenbolê nedir?” diyen yeni seçilen İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal’a yanıt verdi: “Kendinizi ev sahibi, bizi kiracı görmekten vazgeçin, yaşadığımız toprakların sahibiyiz Değirmeninize su taşımamak için sustuk seçim sath-ı mailinde. Şimdi cevap verelim sorunuza: Milyonlarca insanın annesinden öğrendiği, durmadan övünerek anlattığın tarihin harcında emeği ve direnişi olan, tarihin hiçbir kavşağında ihanet etmeyen, bu toprakların kadim halkı olan Kürt halkının dili olan Kürtçe Dili’nde İstanbul Barosu’nun karşılığıdır. Mesela “İstanbul Bar Association” denilse ki deniliyor ne garipsersiniz ne de bu kadar delirirsiniz. Kendinizi ev sahibi bizleri de kiracı olarak görmekten vazgeçin. Yaşadığımız toprakların sahibi ve bu ülkenin de paydaşıyız. Harcında emeğimiz olan Cumhuriyetin muhafızı da siz olamazsınız. Bence asli göreviniz olması gereken insan hakları savunuculuğu, aynı zamanda sağlıklı düşünce açısından bir terapidir. Şiddetle öneririm.”
181
306
36
3,206
199,848