Erkeğin telefon modeli kadınınkinden daha yüksekse, o çiftlere güvenmiyorum. Genelde o erkekte bi sorun vardır.
“Bisiklete binmeyi biliyor olmanın tek nedeni, güvendiğin birinin seni bırakmış olmasıdır.”
Şimdi bunu bir daha oku.
Dünyanın en anlamsız cümlesi şudur: “Sinirime hâkim olamadım, özür dilerim.” Aynı siniri patronunun ya da bir zorbanın karşısında nasıl uslu uslu tutabiliyorsun? Sakın unutma; bu “Sinirime hâkim olamadım” demek değil, “Sana karşı bunu yapabilecek cesareti ve izni kendimde gördüm” demektir.
Üniversitede tanıştığım en yakın arkadaşlarımdan biriydi. Birlikte derslere girer, saatlerce konuşur, her şeyimizi birbirimize anlatırdık.
Bir süredir hastaydı. O gün de kendisini iyi hissetmediğini söylemişti. Buna rağmen üniversiteye gelmişti. Ders çıkışında, şimdi hatırlamadığım kadar küçük bir mesele yüzünden tartıştık. İkimiz de sinirlendik ve birbirimize ağır sözler söyledik.
Sonunda ona, "Bir daha benimle konuşma." dedim.
O da sadece, "Sen bilirsin." diyerek yanımdan ayrıldı.
İçimden onun birkaç gün sonra arayacağını, bizim de barışacağımızı düşündüm. Ama gurur yaptım ve ben de aramadım.
Üç ay sonra telefonum çaldı+++
Arayan ortak arkadaşımızdı.
"Başın sağ olsun... Onu kaybettik." dedi.
O an ne diyeceğimi bilemedim. Sanki üç ay önceki tartışmamız yeniden yaşandı.
"Bir daha benimle konuşma."
Keşke o gün bunları söylemeseydim. Keşke gururumu bırakıp arkasından gitseydim. Keşke son konuşmamızın gerçekten son konuşmamız olduğunu bilseydim.
Cenazesinde sadece bir şeyi düşündüm:
Bazı tartışmaların ertesi günü vardır. Bazılarının ise üç ay sonrası yoktur.
“Hiçbir şey istememe ve hiç kimseden beklentinin kalmaması” evresi çok tehlikelidir. O öfkeyle, “Ben de önemliyim.” hissiyle insanın gözden çıkaramayacağı hiçbir şey kalmaz. İyi kötü fark etmez, herkes çöpe…
Nefes mi aldın? Sen de çöpe.
Bıkmışsın çünkü…
Sana yanlış yapmasına rağmen birini hâlâ sevmeye devam ediyorsan, seni onun iyileştirmesini bekliyorsun.
İletişim becerisi zayıf insanlar,
yaptığınız ciddi konuşmalarda
kendisiyle tartıştığınızı düşünüyor.
Bir gün terapistime gittim. Koltuğa oturmuş, içimde biriken her şeyi döküyordum. Gözlerim dolmuş, sesim titriyordu. “Neden?” diye soruyordum sürekli. “Neden bana bunu yaptı? Ne yaptım ki hak ettim? Anlamak istiyorum…”
Terapistim bir süre sessizce dinledi. Sonra yavaşça öne doğru eğildi ve bana şöyle dedi:
“Seni bir yılan ısırıyor.
Zehir vücuduna yayılıyor, yara kanıyorAma sen yaranı sarmak, acıyı dindirmek, iyileşmek yerine… o yılanın peşine düşüyorsun+++
Neden ısırdı?’ diye soruyorsun. ‘Ben hak etmedim’ diye kanıtlamaya çalışıyorsun. Saatlerce, günlerce onun peşinden koşuyorsun.”
O anda bir an durdum. Gerçekten de öyle yapıyordum. Acımın kaynağına dönüp duruyordum. Her seferinde daha derine batıyordum. Yara kapanmıyor, zehir yayılmaya devam ediyordu… çünkü ben hâlâ o yılanın ardından koşuyordum.
O cümle içime işledi.
Artık yılanı kovalamayı bırakıp, kendi yaramı sarmaya başladım.
Bir kadın, çirkin erkeğe " karakteri önemli tipi değil " diye şans verdiğinde her zaman karakterinin tipinden daha kötü olduğunu geçte olsa görür.
“Keşke seni hiç tanımasaydım”
cümlesinden daha ağırını duymadım.
Birini, seni tanımadan önceki halini
özletecek kadar kırmışsın. Korkunç.”
Geçen gün kuzenim terapiye gitmiş.
Akşam otururken bana, "Bugün terapide bütün seans boyunca konuştuğumuz hiçbir şey beni son iki dakikası kadar etkilemedi." dedi.
Merak ettim, "Ne oldu?" diye sordum.
Anlatmaya başladı.
"Seans bitti. Tam kalkıp çıkacaktım. Psikolog gayet normal bir şekilde, 'Bir bardak su ister misin?' diye sordu.
Hiç düşünmeden 'Gerek yok.' dedim.
Bana birkaç saniye baktı, gülümsedi ve şöyle dedi:
'İlginç... Sana uzatılan en küçük ilgiyi bile ilk refleks olarak reddediyorsun.+++
This quoted post is unavailable.
Gerek yok" diyorsun.'
O an donup kaldım." dedi.
"Çünkü haklıydı."
Düşündüm de...
Birisi bana yardım etmek istese "Gerek yok."
Birisi bir şey ikram etse "Gerek yok."
Birisi benim için bir şey yapmak istese "Gerek yok."
Meğer ben hiçbir zaman güçlü olduğum için böyle davranmıyormuşum.
Sadece yıllarca, hiçbir şey istememeyi öğrenmişim.
Kuzenim en son bana dönüp şunu söyledi:
"İnsan bir gün anlıyor...
'Gerek yok' dediği şey su değilmiş.
Kendine gösterilen ilgiyi kabul edebilme hakkıymış."
Çok güzel bir yazıya denk geldim. Diyorki;
“Hz. Musa’yı en zayıf döneminde boğmayan
deniz. Firavun’u en güçlü döneminde boğdu.
Allah’ın hesabı şaşmaz.”
Psikolojik sağlığın ilk şartı, psikolojik olarak sağlıksız insanlardan uzak durmaktır.
Sen onları iyileştiremezsin; ama onlar seni hasta edebilir.
Ailene bile bu kural geçerlidir…
Eğer aynı imtihandan geçmediyseniz,
aynı taşlara takılıp yere
kapanmadıysanız…
Aynı sancının peşinde geceler boyu…
Gözyaşı dökmediyseniz.
Ve yaranız aynı yerde değilse,
kimsenin yaşadıkları hakkında
bu kadar kolay konuşmayın.
Çünkü kim, hangi savaşta nelerini
yitirdi, bilemezsiniz.
“Bugün yargıladığın,
yarın imtihanın olur.”





