Son paylaşımımla İsmail Gaspıralı gündemimi kapatırken merhumun en önemli faaliyetini de en sona bıraktım. O mühim faaliyet, çıkardığı Tercüman Gazetesiydi.
Malumdur Türk topluluklarının Türk dili üzerinden ortak bir mutabakatı tarih boyunca olmadığından, özellikle de büyük devletler yıkılıp küçük devletlere veya hanlıklara dönüştüğünde, bölgesel farklılıklar adeta bir şiveye dönüşmüş ve yeni bir isim almıştır.
İsmail Gaspıralı, yaptığı seyahatlerde bu meseleyi çok net görmüştü. Müslüman Türklerin ortak bir edebî ve ilmî dil üzerinde birleşmesinin, emperyal güçlere karşı benliklerini koruyarak varlıklarını devam ettirebilmelerinde nasıl önemli bir güç olabileceğini farketmişti.
Yazılı ortak dil konusunda Tercüman Gazetesi'ni adeta ortak bir elifba olarak kullanmıştı.
Ne İstanbul'un ağdalı yazı dilini ne de Türkistan'ın veya Kafkasların yerel Türkçesini esas almıştı. Ortak ve yalın kelimeleri özellikle seçerek bir dil oluşturmuştu. Bu şekilde basılan gazeteyi çok geniş bir coğrafyaya yayarak Türk aydın ve mütefekkirlerinde ciddi bir farkındalık oluşturmuştu.
Adeta bugünkü ortak dil, ortak elifba düşüncesinin ilk öncüsü olmuştu. Bu konuda daha önce ne Türkistan Ceditçileri ne de Osmanlı Türkleri bu kadar değerli ve başarılı bir adım atamamışlardı.
Tercüman Gazetesi; edebiyat, kültürel hayat, dinî hayat dâhil pek çok konuyu haftalık olarak işlemiş ve farklı coğrafyalardaki insanların birbirlerinin meselelerinden haberdar olmasını sağlamıştı.
Benim Gaspıralı'da en çok sevdiğim ve hayran olduğum taraf, sözüyle icraatının eşgüdümlü bir şekilde devam etmesidir.
Genellikle mütefekkirler ortaya bir fikir atarlar ancak onun icrasında çok geç kalırlar.
Rahmetli Gaspıralı hem konuşmuş hem de konuştuğunu hayata ve fiiliyata bizzat dökmüştü.
Bugün hâlâ onun yeterince anlaşıldığı ve ondan yeterince feyz alındığı kanaatinde değilim.
Özellikle bugün sık sık gündeme gelen İslamsız bir Türklük veya bir dönem revaçta olan Türklüğün yok sayıldığı bir İslam anlayışı, gerçeklikten çok fazla uzaktır.
Gaspıralı, yaşadığı yüzyılda Türk kelimesinin bütün dünyada, özellikle de Hristiyanlarda Müslüman tanımıyla eşit olduğunu çok iyi biliyor ve ona göre çalışıyordu.
Mekânı cennet, ruhu şad olsun. El Fatiha.
Arapça dergi çıkartan bir Türk milliyetçisi…
İsmail Gaspralı'yı diğer mütefekkir Türklerden(milliyetçi) farklı kılan husus, Müslümanların ve Türklerin batıya karşı geri kalmışlıklarıyla alakalı mücadelesinde inandığı her yolu deneme gayretiydi.
Bu gayretlerin en önemli neticelerinden biri de 1907 ve 1908'de Mısır'da Dünya Müslümanlar Kongresi'ni tertip etmesi ve onun vesilesi ile de bir iletişim aracı olarak en-nahda isimli bir Arapça dergi çıkarma çalışmasıydı.
O günün şartlarında, özellikle de Osmanlı'daki meşrutiyet çalkantıları içerisinde, istediği şekilde olmasa da yine de böyle bir organizasyonu gerçekleştirmesi dönemin genel havası göz önüne alındığında, gerçekten mühim bir işti. Üç sayı da olsa uyanış veya kurtuluş gibi çağrışımlar içeren nahda isimli dergisini çıkartması, zamanını aşan ne kadar büyük bir ufka sahip olduğunu gösteriyor. Onun bakışında Müslümanların ağırlıklı olarak İngiliz ve Fransız sömürgesi altındaki topraklarında büyük bir maden, cevher ve değer vardı. Fakat Müslümanlar, kendi aralarında fikren bölündüğü için bu sömürge sistemi devam ediyordu. O, bu makus süreci nasıl kırabilirim, tersine çevirebilirimin mücadelesini veriyor ve bir uyanış hareketi başlatmak istiyordu. Ömrü de bu çaba içerisinde geçti…
Türk dünyası zirvesi, dilde, fikirde, işte birlik şiarıyla kapandı. Peki bu şiarın, bu sözün sahibi kim? Kırım Tatarı aydın, entelektüel, mütefekkir, halkının deyimiyle başmuallim İsmail Bey Gaspıralı.
Peki İsmail Gaspıralı kim? İşte bu sorunun cevabı çok uzun.
Çünkü farklı farklı görüşlerdeki insanlar İsmail Gaspıralı'da kendilerine ait bir şeyler buluyorlar. Ancak ben Türkiye'de doğru anlaşılmayan şahsiyetlerden biri olduğu kanaatindeyim. Çok yönlü bir insan. Çarla ilişkisinden Kahire'de Arapça dergi çıkarmak için uğraşmasına, Türkistan Türkleri ile Balkan Türklerini buluşturmak için çabalamasına kadar çok geniş ufku, coğrafyası ve gayretleriyle yüzyıl öncenin en ilginç şahsiyetlerinden birisi. Özellikle Çarlık Rusya’sında yürütmeye çalıştığı eğitim faaliyetleri ve Kırım’dan Türkistan’a kadar aşılamaya çalıştığı milli şuur, onu bugün de kapısı çalınacak önemli bir isim yapıyor.
Gaspıralı, ilim, fikir, kültür ve medeniyet kodlarımıza ilgisi ve behresi olan herkesin muhakkak detaylıca okuyup araştırması gereken kıymetli bir şahsiyettir.
Konuyu iyi bilenlerin katkılarını da beklerim.
Hayatını ana hatlarıyla merak edenler şurdan okuyabilirler:
islamansiklopedisi.org.tr/ga…
Yine Gaspıralı ve Kırım Tatar milli hareketine dair şöyle güzel bir doktora tezi de var, meraklısı yöktezden bakabilir:
Pınarer, A. K, İsmail Gaspıralı ve Kırım Tatar Millî Hareketi (Tez No. 356530)
Selam ve muhabbetlerimle…
Gündemde Azerbaycan varken bir de tasavvuf dünyasından bakalım.
Anadolu ve Balkanlarda çok yaygın olan, kendisinden onlarca kol çıkmış olan halvetilik, Azerbaycan topraklarından neşet etmiş bir tarikattır.
Tarikatın banisi Ömer El-Halvetidir. Bugün Şirvan bölgesinde Şamahı şehrinde kabri bulunan bir pirdir. Ancak daha meşhur olan ise Yahya Şirvanî'dir. Onun da kabri Bakü'dedir. Yahya Baküvi olarak da bilinir. Gerçekten bu yolun nasibi çok geniş olmuş. Bugüne kadar devam etmiş. Bosna'ya kadar uzanmış, çok geniş bir coğrafyada aktif ve hala faal bir ocaktır.
Bakü’ye gidenlere tavsiyem “içeri şeheri” gezdiklerinde Şirvan Şahlar sarayının yanında Yahya Şirvani Hazretleri’nin kabri var muhakkak ziyaret edin.
Bir asrı aşan ömrünü, Kuran’ın hakikat ve hikmetini anlatmakla ve yaşatmakla geçiren Üsküdar’ın manevi çınarlarından Kemaleddin hocamız, Hüdayi hazretlerini çok severdi ve bu dünyada komşusuydu. Mahşer günü yeniden birlikte dirilinceye kadar da yine Hüdayi hazretlerine komşu oldu. Alınan özel bir izinle külliyeye hemen türbenin yanıbaşına defnedildi.
Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüzün müstesna bir misali oldu. İmrenilecek bir ömür, imrenilecek bir akibet.
Niyet hayr akibet hayr…
Cumhurbaşkanı Erdoğan:
(Fon soruşturması) Konunun kendi tabanımız özellikle yıllardır bize yıllardır destek veren camiamız tarafından yakından takip edildiğini gayet iyi biliyoruz.
İnancımızın bir gereği olarak emri bil maruf nehyi anil münker çizgisini hatırlatan, her türlü teklif ve tenkidi elbette önemsiyoruz.
AK Parti sadece kadrolarıyla değil, aynı zamanda hakikati söyleyen çelik çekirdeğiyle de nevi şahsına münhasır bir harekettir.
Ne mutlu bize ki; soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var. Ne mutlu bize ki; yanlışa yanlış, doğruya doğru diyen bir seçmenimiz var.
Bizi bugünlere getiren önce Yüce Allah’ın yardımı, sonra aziz milletimizin desteği, daha sonra irşat ve ikaz görevlerini layıkıyla yapan gönül dostlarımızın varlığıdır.
Bunun için Rabbime her zaman hamdettim, bugün de hamdediyorum.
Üsküdar’ın manevi esintisinin ulu çınarı, 100 yaşı aşmış ömrünü Hakk’ın rızasına ve viran gönülleri mâmur etmeye vakfeden muhterem, hafız Kemaleddin Altuntaş hocamız, fâni kafesten azâd olup bâki âleme rücu eyledi.
Zâhirdeki yaşına inat, aşk ateşinde pervane olmakla yorulmak bilmeyen o taze derviş ruhu, Üsküdar'ın mânevi iklimine silinmez nakışlar işledi. Bu kesret âleminde gölgesi eksildi, serinliği çekildi belki; lâkin onun muhabbet nazarıyla gönül tarlamıza ektiği hakikat ve irfan tohumları, her daim yeşermeye devam edecek.
O, sadece ilmiyle ve irfanıyla değil; baştan aşağı büründüğü edep hırkasıyla da bizlere en güzel ve müstesna örnekti. "İlla edep, illa edep" sırrının dünyamızdaki tahassür duyulan canlı bir şahidiydi.
Sadece sözleriyle değil; sükûtuyla, tevazuuyla, incitmekten ve incinmekten arınmış o zarif duruşuyla, hâl dilinin sözden ne kadar üstün olduğunu gösteren kâmil bir edep âbidesiydi.
Ölüm, aşığı maşuğuna kavuşturan bir köprüdür; hocamız da En Sevgiliye vasıl oldu. Menzili mübârek, sırrı mukaddes olsun. Rabbim onu cemâl-i ilahisiyle müşerref eylesin, makamını âli kılsın. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn...
Ruhuna el-Fatiha, aşk ile Huu...
Yunus Emre’mizin artık atasözü gibi dillere pelesenk olmuş şu mısralarını düşündüm de;
“Gezdim Halep ile Şam’ı
Eyledim ilim talep,
Meğer ilim bir hiçmiş,
İlla edeb illa edeb.”
Kaybettiğimiz bir çok diğer şey gibi edebi de kaybediyoruz. Çürüme tam da burdan başlıyor.
Abdurrahman Topbaş retweeted
Hüdayi Vakfı’nın çağrısı şimdiden birçok manada hayra, güzelliğe vesile oldu.
Vicdan ve insaf sahiplerini müspet manada sarstı. Kusursuz sadece Allah’tır, çağrıyla ilgili çok yerinde eleştiriler de söz konusu, akıl akıldan üstündür arşa kadar.
Diğer yandan, kötü niyetliler, yarası olanlar, vatan hainleri, maskeli tipler, siyaseti putlaştıranlar, fitne için vesile arayanlar, hased kalpler vs. metni çarpıtarak yorumlasalar da ehline malumdur ki isabet oldu, insanlığımız adına tarihi bir ikaz olarak kayda geçti.
Hüdayi Vakfı kurulduğu günden bu yana iyilik ve takvada yardımlaşmanın, zulüm, haksızlık ve kötülüğe mani olmanın derdinde. Yeri geliyor hiç çekinmiyor açıktan hayra destek veriyor yeri geliyor şerre açıktan ikazda bulunuyor. Anlayanlar için ne kıymetlidir bu hâl.
Müminler arasında en yüce hatır Allah’ın hatırıdır, sözde de özde de bu böyle oldukça bu millet daha neler başaracak, hep birlikte göreceğiz.
Müminleri Allah izzetli kılmıştır, ne büyük saadettir bu, her şart ve hâlde hamd Allah’adır. Yeter ki istikametimizi yitirmeyelim.
Müminleri Allah tutmuştur, kimse edemez azat.
Millet olarak, devlet olarak, tüm kurum ve kuruluşlarımızla hep birlikte ilahi ölçü ve ilkelere tutunmaktan başka çaremiz yok, nasip etsin Mevlamız.
Bazen zalimlerin hesabı ahirete kalır bazen hem bu dünyada sorulur o hesap hem de ahirette…
Uzun yıllar Suriye’de şahid olduğum acıların en baş aktörlerinden biri olan Banyas kasabı Mihraç Ural yakalandı.
Türkiye’ye olan nefreti ile bilinen şebbihaların idolünü yakalayan güvenlik güçlerini ayrıca tebrik ederim.
2013'teki Reyhanlı saldırısının failleri birer birer yakalandı.
52 kişinin hayatını kaybettiği saldırının faillerinden, kırmızı kategoride aranan Mihraç Ural, MİT ve Suriye Genel İstihbarat Servisi’nin operasyonuyla Suriye sınırını geçmeye çalışırken yakalandı.
tr.trthaber.com/1/b9f100c8
Azerbaycan 90’lı yıllardan beri sık sık geldiğim güzel bir ülkedir.
Ankara’nın Hacı Bayram-ı Veli’si gibi Seyyid Yahya Şirvani hazretleri de Bakü’nün manevi büyüğüdür, yanına giren huzur bulur…
Kafkaslar’dan selamlar…
Abdurrahman Topbaş retweeted
Azerbaycan ve diğer Türk cumhuriyetleri, uzun yıllar boyunca ideolojisini din karşıtlığı üzerine kurmuş komünist rejimin egemenliği altında yaşadı. Bu dönemde okullarda “ilmî ateizm” adı altında dersler okutuldu. Şükürler olsun ki Türk devletleri bağımsızlıklarını kazandı ve bugün Kafkasya ile Türkistan coğrafyasında İslam yeniden güç kazandı. Bağımsızlık sonrasında İslam’a susamış bu toplumlar, dinî hayatın yeniden canlanmasının ve İslam’ın bölgede daha görünür hâle gelmesinin sevincini yaşıyor.
Sovyetler Birliği döneminde uygulanan, başta İslam olmak üzere dine yönelik baskıcı politikaların ortaya çıkardığı boşluğun, yabancı dinî akımların kendi ideolojilerini din adına dayatmalarıyla doldurulmasını önlemek ve bölgede sağlıklı bir din eğitimi sunmak amacıyla Türkiye Diyanet Vakfı Azerbaycan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Kazakistan’da ilahiyat fakültelerinin açılmasına öncülük etti. Bugün bu fakültelerden mezun olanlar, söz konusu ülkelerde ihtiyaç duyulan dinî hizmetleri bilgi ve yetkinlikle yerine getirmektedir.
Ben de 1999-2002 yılları arasında Bakü Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde yönetici ve İslam hukuku öğretim elemanı olarak görev yaptım. Ayrıca aynı üniversitenin Hukuk Fakültesinde ve diğer üniversitelerde dersler verdim. Bu süreçte Azerbaycan toplumunun İslam’la yeniden buluşmasının heyecanını bizzat müşahede ettim. Görev yaptığımız dönemde devlet nezdinde sürekli destek gördük. Sağlıklı bir din eğitimi için atılan adımların üst düzey devlet yetkilileri tarafından takdirle karşılandığına bizzat şahit olduk. Şahsıma, yürüttüğümüz hizmetler dolayısıyla Azerbaycan Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Şurası tarafından “Fahr-ı Ferman” takdim edildi.
Bütün bu tecrübelerim ışığında, İslam karşıtı uygulamaların hâkim olduğu Sovyet rejiminden çıkarak bağımsızlığını kazanan ve Sovyetler Birliği döneminde dinî baskıları derinden yaşamış bir ülkenin, bugün devlet politikası olarak Allah’ın emri olan başörtüsü konusunda yasak uygulayacağı ve dinî baskı oluşturacağı kanaatinde değilim. Özellikle bölgedeki gelişmeler ve mevcut siyasi konjonktür dikkate alındığında, söz konusu meselenin münferit olaylardan kaynaklanabileceğini ve provokasyona açık bir nitelik taşıyabileceğini düşünüyorum. Sosyal medyada bu konuda yazıp çizenler dikkatli olmalılar. Zaman her şeyi gösterecektir!
Husiler Suudi Arabistan‘ı en hassas noktadan vuruyorlar.
Riyad havalimanını vurmak demek Suud’un 2030 vizyonu çerçevesinde kültür sanat ve sanayi şehri yapmaya çalıştığı Riyad’ın hava trafiğini kesmek demek.
Bunun aksülâmeli çerçevesinde Yemen ve civarını çok tatsız günler bekliyor.
Unutmayalım körfezde her şeyiyle devlet diyebileceğimiz tek ülke Suudi Arabistan‘dır.
Yazık çok yazık…
İnsanoğlu gerçekten karmaşık ve garip bir varlık.
Yeri geldiğinde akıl ve bilimin de bir işe yaramadığını, gözü döndüğünde kanunların ve yasaların da onu durduramadığını görüyoruz. Aynı ülkenin vatandaşları birbirini soyuyor, aynı sıralara oturan öğrenciler okulda birbirini öldürüyor. Aynı din ve ırk mensupları anlamsız bir savaşta gözümüzün önünde yıllardır birbirlerini yok ediyorlar ve kimse buna dur da demiyor(Rusya-Ukrayna). Yine aynı şekilde mesela başka bir coğrafyada iç savaşta aynı ülkenin vatandaşları, aynı dinin mensupları arabalarla birbirlerini eziyorlar (Husiler).
Demek ki insan aynı insan, zaman geçse de insanoğlu değiştiğini, modernleştiğini düşünse de yapısındaki çiğlik, hamlık, o yabani taraf değişmiyor. Ayette de işaret edildiği gibi gerçekten insan çok zalim ve çok cahildir.
Be-deryâ der-menâfi’ bî-şomâr est
Ve ger hâhî selâmet der-kenâr est
Denizde sayısız faydalar, nimetler vardır;
fakat eğer selâmet bulmak istiyorsan kenarda, sahilde durmalısın.
| Sa'dî-i Şîrâzî
Törkiş Kapitalizm, foncular, tefeciler ve emeksiz kazanç peşinde koşanlar mı? Yoksa helal kazancı ibadet neşvesi ile kovalayan, hem çalışan hem üreten hem de satan Ahiler mi?
Kararı bu topraklarda yaşayan bizlerin vermesi gerekiyor.
Güncellenmiş bir ahilik ahlakı ile gerçek sufilerin helal lokma ve alınteri anlayışı üzerine sanayiden finansa kadar bir ekosistem mi kuracağız?
Yoksa tamahkarlığı teşvik eden sahte (din soslu) ve köpük finans düzeni can yakmaya devam mı edecek? (ponzi)
Seçim bizim…
Eski sanayici olunca böyle oluyor :)
Hayırlı cumalar, okuma tavsiyesidir.
ahievran.org/tr/kitapdetay/a…
İmam Buhari Merkezi, Özbekistan’da son zamanlarda küllenmiş olan ilim ve medeniyet hazinesini, tekrardan tutuşturarak ortaya çıkarma yolunda gayretlerin önemli bir göstergesiydi. Merkezin yeniden ayağa kaldırılma sürecinde çok ciddi gayretler gösteren, Türk-İslam coğrafyasının hem kıymetli gönül adamlarından hem de gayretli ilim adamlarından olan Yoldaşhan hocamızı Rahmet-i Rahman’a uğurladık. Türk-İslam coğrafyası adına büyük bir kayıp oldu. Allah rahmet eylesin.


















