Pinned Tweet
UES SCOUT RAPORU DARWIN NUNEZ TRABZONSPOR
Darwin Nunez’i Trabzonspor’a sadece yeni bi santrfor olarak koyarsak transferin en önemli tarafını kaçırırız.Çünkü bu hamle gerçekleşirse Trabzonspor Salah’ın yanına yeni bi forvet değil,Salah’ın nereye koşacağını zaten bilen bi forvet getiriyor.Darwin’in oyunu düzen kurmaktan çok düzen bozmak üzerine.Stoperi peşine takıyor,kanala koşuyor,derine gelip tekrar fırlıyor ve savunmayı sürekli karar vermeye zorluyor.
FATİH TEKKE NASIL KULLANIR?
Onu stoperlerin arasına sabitlemek oyuncunun yarısını kaybetmek olur. Top rakipteyken ilk baskıyı başlatır,top Trabzonspor’a geçtiğinde ise savunma arkasına koşarak takımı tek pasla 40 metre ileri taşıyabilir.
Nunez sağ veya sol kanada yaptığı çapraz koşularla stoperlerden birini merkezden çıkardığında asıl değer ortaya çıkıyor.Çünkü o boşluk artık sadece Darwin’in değil,Salah’ın da alanı.
SALAH+NUNEZ
İşin en civcivli yeri tam burası.
Salah sağdan içeri girmek istediğinde önündeki stoper hattının sabit kalmasını istemez.Darwin’in sürekli kanat değiştirmesi,bir stoperi peşine takması veya ön direğe koşması Salah’a ceza sahası çevresinde ekstra saniye kazandırıyor.
Bu sadece kağıt üzerinde bi tahmin de değil.Liverpool’da beraber oynadılar ve birbirlerini nasıl besleyeceklerini zaten biliyorlar.23/24 sezonunda Darwin’in ilk 5 asistinin tamamı Salah’a geldi,sezonu 13 asistle bitirdi ve bunların 6’sını Salah’a yaptı.
Yani Trabzonspor burada sıfırdan kimya oluşturmaya çalışmıyor.Daha önce çalışmış bi bağlantıyı yeniden kuruyor.
ONUACHU VARKEN NEDEN DARWIN?
Bence önemli soru bu.Çünkü Darwin,Onuachu’nun başka versiyonu değil.
Onuachu ceza sahasında referans olur,stoperi sırtına alır,hava toplarında hedef santrafordur.Nunez ise savunmayı yerinden oynatır.Daha fazla koşar,daha fazla kanatlara çıkar ve geçiş hücumunun hızını yükseltir.
Bu yüzden Fatih Tekke’nin elinde iki farklı santrfor senaryosu oluşur.Rakip ceza sahasına gömülüyorsa Onuachu,arkada alan bırakıyorsa Darwin çok daha doğal seçenek.Hatta bazı maçlarda Darwin’i Onuachu çevresinde ikinci forvet gibi kullanmak bile rakip stoperlerin eşleşmesini bozabilir.
RİSK NEREDE?
Bitiricilik hala en büyük soru işareti.Çok zor pozisyonda inanılmaz gol çıkarıp birkaç dakika sonra çok daha kolay fırsatı harcayabilen bi oyuncu.Bazen ilk çözümü o kadar hızlı arıyor ki doğru kararı vermeden aksiyonu bitiriyor.Al-Hilal’de skor üretimi tamamen kaybolmadı ama Liverpool’daki en yüksek seviyesinin gerisinde kaldı.Bu yüzden Trabzonspor’a düşmüş bi oyuncu değil,doğru ortamı bulursa yeniden yukarı çıkabilecek bi Nunez geliyor.
GURME BİLGİ
Onun bugünkü agresif oyun karakterinin arkasında çok sert bi hikaye var.17 yaşında Penarol altyapısındayken çapraz bağları koptu.Döndükten sonra ağrılar yüzünden futbolu bırakıp memleketine dönmek istediğini hocasına söyledi.Antrenörü Leonardo Ramos onu vazgeçirdi.Yıllar sonra Benfica,Liverpool ve Al-Hilal’e uzanan kariyerin kırılma noktası aslında o konuşmaydı.
TRABZONSPOR’A NE KATAR?
Trabzonspor zaten Salah’la son bölgede elit karar kalitesi aldı.Darwin gelirse bunun yanına savunmayı sürekli geriye koşturacak bi tehdit ekler.
Salah topu ayağına istediğinde Darwin alan açabilir.Salah içeri girdiğinde Darwin kanada kaçabilir.Rakip Darwin’in koşusuna cevap vermezse savunma arkası tehdidi çıkar,cevap verirse Salah’a alan bırakır.
Bence transferin asıl değeri Darwin’in kaç gol atacağından önce burada.
SCOUT SÖZÜ
Ben Trabzonspor adına Darwin Nunez transferine sıcak bakarım.Gol kaçırabilir,pas tercihini yanlış yapabilir ama rakip savunmaya 90 dakika rahat nefes aldırmaz.Trabzonspor’un aldığı şey kusursuz bi santrfor değil,rakibin düzenini sürekli bozan bi oyuncu.
UES SCOUT NOTU: 8.5/10
UES SCOUT LAWRENCE AGYEKUM ERZURUMSPOR ANALİZİ
Lawrence Agyekum genç takımlardayken kendisini hücumcu orta saha olarak görüyor.Örnek aldığı oyuncu Iniesta.Üstelik Iniesta’yı neden sevdiğini anlatırken attığı gollerden değil,hücumların nasıl onunla başladığından bahsediyor.
Aradan yıllar geçiyor,Agyekum sahanın daha gerisine geliyor. Salzburg sisteminde oynuyor, oyununun savunma tarafı daha çok gelişiyor.Cercle Brugge’da daha fazla orta saha sorumluluğu alıyor.
Ama eski Agyekum tabiki tamamen kaybolmuyor.
Topu kazandığında bunu görebiliyorsunuz.Önünde alan varsa öne taşıyor,pas açısı oluştuğunda öne oynuyor hücum devam ettiğinde de olduğu yerde kalmıyor hareketine devam ediyor.Gençken hücumcu orta saha olarak geliştirdiği o öne gitme isteğini hala oyununda görebiliyosunuz.
Bunu sadece top ayağındayken yapmıyor.Pası verdikten sonra tekrar açı aradığı,hücum ilerlediğinde ceza sahasının çevresine geldiği pozisyonlar var.Gana Milli Takımı’ndaki ilk golünde ise orta sahadan çıkıp direkt savunmanın arkasına koşuyor.Sonradan o pozisyonu anlatırken savunma çizgisinin önde olduğunu gördüğünü ve arkadaki boşluğa gittiğini söylüyor.
Burdan Agyekum’u hücumcu orta saha diye de okuyamayız ama.
Bugünkü oyununda savunma tarafı çok daha büyük.Rakip orta sahada topu aldığında onun rahat dönmesine izin vermiyor.İkinci toplarda da reaksiyonu hızlı.Bu yüzden top kazanım sayısı yüksek bi oyuncu olması tesadüf değil.
Burada önemli olan şu Agyekum savunmada daha çok hareket ederek etkili oluyor.Yani stoperlerin önünde sabit durup bütün alanı kontrol eden bi 6 değil.Rakibe çıkıyor, topun olduğu tarafa kayıyor,pozisyonun içine giriyor.
Bu da hem gücü hem riski.
İlk hamleyi kazandığında takımını çabuk bi şekilde öne çıkarabiliyor.Ama rakip o baskıyı kırarsa arkasında alan kalabiliyor.O yüzden Erzurumspor’da onu tek başına savunmanın önüne koymak bana doğru gelmiyor.
Topla olan oyununda onu oyun kurucu diye anlatamayız. Maçın temposunu sürekli yönetecek oyunu kontrol edecek bi orta saha değil.Yerleşik oyunda bütün pas yükünü ona vermek oyuncuyu zorlayabilir.
Agyekum’un oyunu daha çok maç hareketlendiğinde ortaya çıkıyor.
Eski Salzburg görüntülerinde de benzer bi pozisyonlar görüyoruz. Top kenara gittiğinde iç koridorda yeniden pas opsiyonu olmaya çalışıyor.Topu verdikten sonra tamamen oyundan düşmüyor. Hücumun nereye gittiğine göre tekrar yer değiştiriyor.
Bu yüzden Agyekum’un oyunu sadece top kap, top taşı diye anlatılacak kadar düz değil.
Küçük yaşta daha hücumcu başlamış olması ona top kendilerindeyken ne yapacağı konusunda bi alışkanlık kazandırmış.Salzburg tarafı buna tempo ve topsuz agresiflik eklemiş. Cercle’de ise daha fazla savunma sorumluluğu almış.
Erzurumspor’da ben onu yanında pozisyonunu daha fazla koruyan bi orta sahayla kullanırım.
4-2-3-1’de çift pivotun hareketli tarafında ya da 4-3-3’te iki 8’den biri olarak kullanmak bence oyununa daha uygun.
O zaman Agyekum rakibe çıkabilir, ikinci topa gidebilir, kazandığı topu ileri taşıyabilir.Hücum devam ettiğinde de biraz daha öne çıkmasına izin verirsin.
Yerdeki mücadeleden kaçmıyor ama oyun sürekli uzun top ve hava topu mücadelesine dönerse yanında fiziksel olarak daha güçlü bi orta saha olması onu rahatlatır.
Agyekum’un önündeki sınav bu kez başka.Salzburg ve Cercle’de daha tempolu,daha hareketli oyunların içinde gelişti eğer burda doğru rol verilirse Süper Lig’e uyabilecek bi profil.Erzurumspor onu tek 6 gibi kullanmaz ve oyunun hareketli tarafında serbest bırakırsa bu kiralık transferden ciddi verim alabilir.
UES SCOUT ABAKAR SYLLA GAZİANTEP FK ANALİZİ
Abakar Sylla 19 yaşında ilk Şampiyonlar Ligi maçına çıktığında Leverkusen’e maçın tek golünü atıyor. Maçtan sonra hocası Carl Hoefkens onu doğal lider diye anlatıyor. Top ayağındayken gösterdiği kaliteyi de özellikle söylüyor ama hemen arkasından bi uyarı yapıyor.Sylla’nın bir anda bu kadar konuşulmasının onun için tehlikeli olabileceğini düşünüyor.
Club Brugge genç takımından A takıma çıkıyor,Şampiyonlar Ligi oynuyor,Strasbourg yaklaşık 20 milyon Euro verip onu Fransa’ya götürüyor.23 yaşına geldiğimizde ise yolu Gaziantep’e çıkıyor.
Aradaki düşüşü sadece sakatlık veya forma rekabetiyle açıklamak bence Sylla için eksik kalır.
İzlediğimiz görüntülerde Sylla’nın savunmasında sürekli bi müdahale isteği var. Top kendi bölgesine geldiğinde araya girebileceğini düşünüyorsa çıkıyor,rakip topu açtığında ayağını sokuyor,pozisyon kenara taşındığında da mücadeleyi bırakmıyor.
Fizik olarak bunu kaldırabiliyor.Sürati var,temasta kolay düşmüyor ve ilk hamleyi kaçırdığında tekrar rakibin karşısına çıkabiliyor.
Ama bazen topu kazanabileceğine o kadar inanıyor ki girmemesi gereken topa da gidiyor.Bence Sylla’yla ilgili asıl soru işareti bire bir savunup savunamadığı değil,hangi topa gerçekten gitmesi gerektiğine ne kadar doğru karar verdiği.
Rakibe doğru zamanda gittiğinde hücumu daha büyümeden kesebiliyor.Hamlesi boşa çıktığında ise arkasında büyük bi alan bıraktığı anlar var.Bazen süratiyle yetişiyor,bazen rakibi faulle durduruyor.
Brugge döneminde yaşadıkları da bunun biraz daha uç tarafını gösteriyor.Genk maçında ikinci sarıdan atıldıktan sonra sinirini kontrol edemediği bi an yaşanıyor.Scott Parker daha sonra Sylla’yla yaptığı konuşmayı anlatırken sınırları zorlamaları gerektiğini ama o sınırı aşmamaları gerektiğini söylüyor.
Bence bu sadece kartlarla ilgili bi cümle değil.Sylla’nın oyununda zaman zaman bu sınırı görebiliyorsunuz.Müdahalede de topla oynarken de yapabileceğinden biraz fazlasını denediği anlar oluyor.
Top ayağındayken dikine pas deniyor,bazen pası vermek yerine topu kendisi götürüyor.Basit oynayabileceği pozisyonu biraz daha zorladığında ise sorun çıkabiliyor.Bir dokunuş fazla yapıp rakibin baskısına yakalandığı ve tehlikeli yerde top kaybettiği pozisyonlar var.
Sylla’dan daha cesur oynamasını isteyemeyiz zaten.Biraz daha kontrollü olması yeterli.
Strasbourg’da beklenen devamlılığı yakalayamıyor.İlk sezonunun ardından kendisi açık açık sezonundan memnun olmadığını söylüyor.Patrick Vieira da zor bi sezon geçirdiğini ve yeni lige alışmak için zamana ihtiyaç duyduğunu anlatıyor.
Sonraki dönemde sakatlıklar da işin içine giriyor.Özellikle 25/26 başında yaşadığı sakatlık yüzünden yaklaşık bir buçuk ay takımdan uzak kalıyor.Döndüğünde eski yerini hemen alamıyor,forma süresi azalıyor ve sezonun ikinci yarısında Nantes’a kiralanıyor...
Gaziantep’te ben onu sol stoperde kullanırım.Sol bek oynayabilmesi ekstra bi seçenek olur ama ana planım bu olmaz.Yanında da Sylla rakibin peşinden çıktığında onun bıraktığı alanı kontrol edecek,yerini kolay kolay terk etmeyen bi stoper isterim.
Bu transfere şartlı onay veririm açıkcası bazen iki ucu keskin bıçak bi oyuncu.
19 yaşında Şampiyonlar Ligi’nde gol atıp birkaç ay içinde Avrupa’nın dikkatini çeken Sylla ile bugün Gaziantep’e gelen Sylla arasında yetenekten çok devamlılık farkı var.
Brugge dönemindeki seviyesine tamamen dönmesini beklemek fazla iyimser olur.Ama henüz 23 yaşında ve Gaziantep’te düzenli oynayabilirse kariyerini yeniden yukarı çevirmek için önünde hala ciddi bi zaman var.
UES SCOUT RAFAEL LUİS GENÇLERBİRLİĞİ ANALİZİ
Rafael Luis Benfica’ya 5 yaşında giriyor.Altyapının bütün yaş gruplarından geçip A takımın kapısına kadar geliyor ama Benfica formasıyla resmi bir A takım maçına çıkamıyor. Geçen sezon Strasbourg’a kiralanıyor,şimdi ise 21 yaşında yolu Gençlerbirliği’ne çıkabilir.
Rafael daha 18 yaşındayken Benfica’da hakkında ciddi bi beklenti var.U23’te fazla kalmadan B takıma çıkıyor.O dönem yapılan analizlerde pas kalitesi,oyun görüşü ve hem 6 hem 8 oynayabilmesi özellikle övülüyor.Hatta Matic benzetmesi yapanlar bile var.
Üç yıl sonra geldiğimiz yerde ise Rafael’in hala hangi seviyeye çıkabileceğini konuşuyoruz.
Benfica B’deyken nasıl bi futbol oynamak istediklerini anlatırken baskı yapmak ve ileri oynamaktan bahsediyor.Rafael’in kendi oyununda da buna yakın bi taraf var.Topu verdikten sonra hücum devam ediyorsa o da devam ediyor.
Sol ayağıyla uzun pas denediği pozisyonlar var.Geriden oyuna dahil oluyor,sonra hücum ilerlediğinde daha önde tekrar topla buluştuğunu görüyosunuz.
Ama bu istek her zaman iyi sonuçlanmıyor.
Rafael bazen daha kolay bi pas varken zor olanı deneyebiliyor,topu çıkarması gereken yerde bi dokunuş daha yaptığı pozisyonlar da var.Benfica B’de oyuna devam edebildiği bazı hataların Ligue 1’de karşılığı daha ağır oluyor.
Strasbourg dönemi bence Rafael’i anlatırken bu yüzden önemli.
Fransızlar onu satın alma opsiyonuyla kiralıyor.Rafael forma da buluyor ama sezon boyunca yerini tamamen alamıyor.Lille ve PSG maçlarında yaptığı hataların ardından Gary O’Neil döneminde yeniden kulübeye düştüğü bi dönem var.Strasbourg sezon sonunda satın alma opsiyonunu da kullanmıyor.
Yani 18 yaşında Benfica A takımına çıkması beklenen oyuncu,21 yaşına geldiğinde Fransa’da da formayı tamamen alamadan geri dönüyor.
O’Neil, Rafael’in neredeyse hiç oynamadığı bi dönemde onun hakkında şaşırtıcı bi şey söylüyor.Antrenmanda her gün gösterdikleri nedeniyle Rafael’i grubun en önemli oyuncularından biri olarak gördüğünü anlatıyor.
Bence bu Rafael hakkında en önemli detaylardan biri.
Çünkü formayı alamamasını çalışmamasına veya kendisini bırakmasına bağlayamıyoruz.Tam tersine hocası çalışma tarafını özellikle övüyor.Rafael’in aşması gereken şey bunu A takım maçlarında devamlı hale getirmek.
Nitekim tamamen kaybolmuyor.Sezonun sonlarına doğru yeniden forma buluyor,Lorient deplasmanında ilk 11’e dönüp asist yapıyor...
Rafael’i sertliğiyle öne çıkan bi orta saha olarak görmedim.Pasın nereye çıkacağını takip edip araya girdiği pozisyonlar var,fiziğini kullanabiliyor.
Bence Gençlerbirliği’nde onu tek başına savunmanın önüne koymak yerine orta sahada biraz daha hareket edebileceği bi rolde kullanmak daha doğru olur.4-2-3-1’de yanında pozisyonunu daha fazla koruyan,top kaybında merkezi tutabilecek bi orta sahayla daha rahat eder.Rafael geriden oyuna katılırken hücum ilerlediğinde öne çıkabilir,yanındaki oyuncu da onun bıraktığı alanı kapatır.
Metin Diyadin açısından soru işareti ise Rafael’in maç içindeki devamlılığı olacak.
Benfica’da yeteneği nedeniyle yıllarca beklenmiş,Strasbourg’da Ligue 1 seviyesini görmüş bi oyuncudan bahsediyoruz.Ama kariyerinde hala bi A takımda sezon boyunca formayı bırakmadığı dönem yok.
Ben bu transfere şartlı onay veririm.
Gençlerbirliği birkaç yıl önce Matic’e benzetilecek kadar büyük beklenti yaratmış bi oyuncuyu değil,o üç yılda futbolun başka tarafını da görmüş Rafael’i alıyor...
Oyuncunun yeteneği zaten yıllardır konuşuluyor.Gençlerbirliği’nde asıl mesele o yeteneğin ilk kez düzenli A takım futboluna dönüşüp dönüşmeyeceği.
UES SCOUT STRAHINJA ERAKOVIC SAMSUNSPOR
Zenit, Erakovic’i transfer etmeden önce yaklaşık iki yıl takip ediyor. Semak sonradan neden istediklerini anlatırken özellikle bi noktaya değiniyor.Topa çok sahip oldukları için savunmayı önde kurduklarını,bu yüzden arkada geniş alanı savunabilecek hızlı ve bire birde güçlü bi stopere ihtiyaçları olduğunu söylüyor.
Erakovic’in kendisine güçlü tarafları sorulduğunda verdiği cevap da neredeyse aynı:bire bir savunma ve bir stopere göre sürati.
Erakovic'in futbolunu buradan anlatmaya başlamak lazım.Rakibini bekleyen bi stoper değil,Santrfor top almaya geldiğinde birkaç metre geride kalıp dönmesini izlemek yerine onunla beraber öne çıkıyor. Pas daha gelirken mesafeyi kapatıyor,rakip sırtı dönükse temasını koyup dönmesine izin vermeden pozisyonu bitirmeye çalışıyor.
Bu yüzden savunmayı önde kuran bi takımda kullanışlı.
Stoper öne çıktığında doğal olarak arkasında alan bırakıyor. Erakovic’in burada avantajı sürati. İlk müdahaleyi yapamadığında tamamen pozisyonun dışında kalmıyor, geri dönüp koşunun devamına giriyor.Bekte de oynamış olması bence özellikle kenara doğru açılan pozisyonlarda net şekilde belli oluyor.Rakip kanatla geniş alanda yakalansa bile geriye düşmüyor.
Ama iyi tarafıyla riski de aslında aynı yerde.
Öne çıkacağı anı yanlış seçtiğinde arkasındaki alan bir anda açılıyor. Erakovic bazen rakibe gitme konusunda fazla istekli.Önündeki oyuncu pası kesemez veya Erakovic ilk teması kaybederse,yanında oynayan stoperin onun bıraktığı alanı kapatması gerekiyor.
Samsunspor’da yanında oynayacak oyuncunun profili bu yüzden önemli.
Top takımındayken basit oynamayı pek tercih etmiyor.Önünde alan bulduğunda topla çıkabiliyor,rakibin ilk baskısını bekleyip sonrasında pası verdiği poziayonlar var.Ara Ara uzun pas denemeleri görürüz.Hatta Zenit’e gittikten sonra savunmacıların bu pasları antrenmanlarda özellikle çalıştığını kendisi anlatıyor.
Ama buradan Erakovic için oyun kurucu stoper sonucu çıkarmayalım.
Baskı altında geriden oyunu sürekli onun üzerinden kurmak isteyeceğim bi oyuncu değil.Topla yapabildikleri oyuna katkı sağlıyor ama onu değerli yapan taraf hala topsuz oyunda.
Bunun güzel örneklerinden biri Rangers maçları.O dönem 21 yaşındaki Erakovic’in Morelos’a karşı savunmasını eski Sırp milli stoper Milan Bisevac özellikle övüyor. Morelos gibi temas isteyen bi santrfora karşı geri çekilmek yerine mücadeleyi tercih ediyor.
Zaten Erakovic’in savunmaya bakışı da biraz böyle.
Dejan Stankovic döneminde Avrupa maçlarında savunmacılardan adam adama oynamalarının istendiğini anlatırken bundan hoşlandığını söylüyor.Kimin senin sorumluluğunda olduğunu bildiğinde daha fazla konsantre olursunuz düşüncesinde.
Bence Samsunspor’un kullanabileceği Erakovic tam olarak burada.
Savunmayı ceza sahasına yaklaştırıp sürekli karşılayan bi takımda en güçlü tarafını biraz törpülersin. Çizgiyi öne çıkarıp rakibin santrforuyla eşleştiğinde ise başka bi oyuncuya dönüşüyor. Öndeki baskı çalışırsa Erakovic de arkasından çıkıp rakibin ilk pas bağlantısını bozabilir.
Ama o baskı kırıldığında mesele değişiyor.Çünkü bu kez onun agresifliği avantaj değil,arkasında bırakılan metrelerle beraber risk haline geliyor.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum. Samsunspor sadece bire birde iyi ve hızlı bi stoper almıyor savunmasını daha önde kurmasına yardım edebilecek bi oyuncu alıyor...
Erakovic doğru zamanda öne çıktığında rakibi daha döndürmeden hücumu bitiriyor.Yanlış zamanda çıktığında ise savunmanın arkasına koşulacak alanı kendi eliyle açabiliyor.
UES SCOUT TINO ANJORIN GÖZTEPE ANALİZİ
Tino Anjorin’in adı bile futboldan geliyor.
Babası gençliğinde futbol oynarken oyun tarzı Faustino Asprilla’ya benzetildiği için arkadaşları ona Tino diyor.Futbola devam edemeyince oğluna FausTİNO adını veriyor. Küçük kardeşinin adı da Zico.
Anjorin’in Chelsea hikayesi ise daha 6 yaşındayken Londra’daki bi turnuvada başlıyor.Finalde ceza sahasının dışından voleyle gol atıyor,maçtan sonra Chelsea scout’u babasının yanına gidiyor.Sonrasında babası yıllarca iş çıkışı Poole’dan Londra’ya onu antrenmana götürüyor.
Chelsea’de stoperden kanada kadar farklı yerlerde oynuyor ama zamanla orta sahaya yerleşiyor. İ14 yaşında Reece James ve Conor Gallagher’ın da olduğu U16 grubuna çıkıyor.
Anjorin’in fiziği o yıllarda hızlı gelişiyor ama aynı fizik başka bi problem çıkarıyor. Maçlarda sürekli kramp girdiğini, Chelsea’nin sağlık ekibinin uzun süre sebebini bulamadığını anlatıyor.Bir ara 90 dakika oynayamıyorsam kim beni profesyonel futbolcu olarak ister diye düşünmeye başlıyor.
Pandemi döneminde fazla kas taşıdığını düşünüp 10 kilo veriyor. Daha sonra gücünü korumak için bunun 5 kilosunu geri alıyor ve kramp problemi ciddi şekilde azalıyor.
Anjorin bugün de fizik olarak dikkat çeken bi orta saha ama oyununu tamamen fiziği üzerinden anlatmak yanlış olur.Temaslı oynamayı seven bi oyuncu
Topu aldığında önünde boşluk varsa kullanıyor.
Ceza sahasına yaklaştığında şut tehditi var bu bi orta saha için çok kıymetli.
Empoli’de Roberto D’Aversa’nın onu kullanma şekli burada önemli. Anjorin’i orta sahanın sağında da solunda da oynatıyor ve özellikle topla kat ettiği mesafeden faydalanmak istediğini söylüyor.Aynı açıklamada Anjorin’in sırtı dönük oynamayı pek sevmediğini de ekliyor.
Ben de Göztepe’de onu buna yakın kullanırım.Topu önüne alabileceği,oyun Göztepe’ye geçtiğinde taşıyarak çıkabileceği bi rol daha uygun.Merkezin iki tarafında da oynayabilir,gerektiğinde 10 numaraya yaklaşabilir.
Empoli’de Serie A’da 22 maça çıkıp 14 kez ilk 11 başlıyor,2 gol ve 3 asist yapıyor.Venezia ve Parma maçlarında ise kümede kalma yarışında iki önemli gol buluyor.
Ama Anjorin transferinde konuşulması gereken bi konu var: DEVAMLILIK
Lokomotiv Moskova’da ayağındaki tarak kemiği kırığı nedeniyle uzun süre oynayamıyor.Kulüp de yabancı kontenjanını gerekçe göstererek Chelsea’yle anlaşınca kiralık sözleşmesi erken sona eriyor.
Huddersfield ve Portsmouth dönemlerinde de fiziksel problemler yaşıyor. Portsmouth’ta hamstring sakatlığı nedeniyle aylarca oynayamıyor.Empoli’de yeniden süre bulduğunda bile D’Aversa fiziksel durumunu dikkatli yönetmeleri gerektiğini söylüyor.
Torino dönemi de bu soru işaretini ortadan kaldırmadı.İki ayağındaki plantar fasya problemi başta olmak üzere farklı fiziksel sorunlar nedeniyle sezonu yine parça parça oynayarak geçiriyor...
Göztepe açısından benim hoşuma giden tarafı top kazanıldığında oyunu sadece pasla devam ettirmek zorunda kalmaması.Önünde alan bulduğunda kendisi götürebiliyor.
Ama onu tek başına orta sahanın önünü kapatacak oyuncu olarak kullanmam.Anjorin öne çıktığında arkasındaki alanı kontrol edecek bi orta sahayla oynaması daha doğru.
Göztepe bugün Chelsea’nin eski wonderkid’ini almıyor.
Serie A’da ne yapabileceğini göstermiş ama bunu bi sezon boyunca devam ettirmekte zorlanmış 24 yaşında bi orta saha alıyor.
Ben futbol tarafında bu riski alırım.
Çünkü sağlıklı Anjorin’in Göztepe’ye katabileceği şey sadece fizik değil. Orta sahadan topla çıkabilen,rakibin ilk baskısını geçtikten sonra oyunu ileri taşıyabilen ve ceza sahasına yaklaşabilen bi oyuncu geliyor.
Ama bu transferin iyi olup olmadığını belirleyecek şey Anjorin’in yeteneğinden çok,Göztepe’nin o yeteneği kaç maç sahada tutabileceği olacak.
UES SCOUT GENNARO BORRELLI ÇAYKUR RİZESPOR ANALİZİ
Gennaro Borrelli’nin Serie A’daki ilk maçıyla ikinci maçı arasında iki yıl var.
Frosinone formasıyla Napoli’ye karşı sonradan oyuna giriyor,sonra yeniden Serie B’ye dönüyor.Brescia’da iki sezon geçiriyor,kulüp mali olarak çökünce boşa çıkıyor ve Cagliari onu alıyor.İki yıl sonra bu kez Fiorentina karşısında Serie A’ya ilk 11 santrforu olarak dönüyor.
Borrelli kariyerini anlatırken basamakları teker teker çıktım diyor.Serie C’den geçmiş,Serie B’de 100’ün üzerinde maça çıkmış bi oyuncu.
1.94’lük boyunu görünce akla ilk olarak hava topları geliyor ama Borrelli’nin oyununu sadece hava toplarında etkili diye anlatamayız.
Stoperle temas halindeyken top alabiliyor.Topu ayağına istediğinde vücudunu araya koyup topu saklayabiliyor,yakınındaki oyuncuyla oynuyor ve takımın öne çıkmasına zaman kazandırıyor.Zaman zaman topu ileri taşıdığı pozisyonlar var.İri bi santrfora göre topla iyi diyebiliriz.
Kendisi fiziğini en güçlü tarafı olarak görüyor.Takımın oyun kurmasına yardım etmekten,takımı ileri taşımaktan ve arkadaşlarına alan açmaktan bahsediyor.
Büyürken izlediği santrforlar da tesadüf değil.Dzeko,Ibrahimovic ve Luca Toni’yi kendi özelliklerine yakın oyuncular olarak takip ettiğini söylüyor.Bugün ise Haaland’ı özellikle hareketlerini izlemek için seyrediyor.
Kafa vuruşunu kendi güçlü taraflarından biri olarak sayıyor ve 1.94’lük boyuyla ceza sahasında doğal olarak bi hedef.Ama ben Borrelli’ye sürekli yüksek top atıp onun hedef santrafor olarak kullanılmasını beklemiyorum.Cagliari’ye transfer olduğu dönemde yapılan İtalyan analizlerinde de sıçrama ve zamanlamasının boyunun düşündürdüğü kadar dominant olmadığı özellikle söyleniyordu.
Borrelli’nin daha ilginç tarafı top yerdeyken çıkıyor.
Ceza sahasından uzaklaşıp eşleştiği stoperi beraberinde çıkarabiliyor.Topu kaybetmeden hücumu devam ettirdiğinde arkasındaki oyuncular için alan açıyor.Sonra hücum devam ederken tekrar ceza sahasına giriyor.
Rizespor’da benim kullanacağım özelliği daha çok bu şekilde olur.
Ali Sowe varken Borrelli’yi gelir gelmez onun yerine yazmam.İki oyuncu aynı pozisyonda Rizespor’a farklı şeyler verebilir.Borrelli geriye gelip stoperle oynadığında Ahmed Kutucu,Olawoyin veya Laci gibi oyuncuların onun çevresindeki boşluğu kullanabileceği pozisyonlar çıkabilir.
Ama Borrelli’yi maç boyunca orta sahaya kadar indirip sadece top tutmasını da isteyemezsiniz.
Çünkü gol tarafında zaten soru işareti var.
Brescia’daki iki Serie B sezonunda toplam 15 lig golü attı.Cagliari’de Serie A’ya çıktığında daha sınırlı dakikada 5 gol buldu ama kariyerinin genelinde çift hanelere çıkan bi golcü olamadı.
O yüzden Rizespor Borrelli’yi alırsa ben bu transferi gol yükünü çekecek bi santrfor geldi diye değerlendirmem.
Recep Uçar’ın eline önde top tutabileceği,stoperle temas edebilecek ve çevresindeki hücumcuları oyuna sokabilecek farklı bi 9 geliyor diye yorumlayabiliriz.Sowe’un alternatifi sadece isim olarak değil,oyun olarak da değişmiş olur.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Borrelli sana tek başına hücum vaadetmez ama hücumdaki diğer oyuncuların işini kolaylaştırabilir. Bence Rizespor açısından bu transferin asıl karşılığı da burada.
UES SCOUT PEDRO MENDES GENÇLERBİRLİĞİ ANALİZİ
Pedro Mendes’in Sporting A takımıyla Avrupa’daki ilk maçında gol atması iki dakikasını bile almıyor.PSV deplasmanında oyuna giriyor ve yaklaşık 70 saniye sonra topu ağlara gönderiyor.
O gol Mendes’in önünde bazı kapılar açıyor ama Sporting’de kalıcı olamıyor.Almeria,Nacional ve Rio Ave derken kariyeri başka bi yola giriyor. Asıl çıkışını da İtalya’da Ascoli formasıyla yapıyor.
Mendes topu sırtı dönük alabiliyor,stoperle temasın içinde kalabiliyor ve yakındaki oyuncuyla oynayıp takımın çıkmasına yardım edebiliyor.Modena’da Bisoli’nin ondan özellikle istediği işlerden biri de buydu.
Ama Mendes’i kaleden çok fazla uzaklaştırdığında oyununun önemli tarafını azaltıyorsun.
Ascoli’deki 11 gollük sezonunda bunu daha net görüyoruz. Top kenara geldiğinde ceza sahasında yerini değiştiriyor,stoperlerin arasında boşluk arıyor ve ortanın geleceği bölgeye hareketleniyor.Bazı gollerde vuruştan önce yaptığı koşu pozisyonun asıl kısmı.İlk dokunuşla bitirdiği,kafayla tamamladığı ve ceza sahasının çevresinden vurduğu goller de var.
Kendisi de Ascoli’de ilk sezon zaman zaman forvet arkasında kullanıldığını ama kendisini santrfor olarak gördüğünü söylüyor.23/24 sezonunda kaleye daha yakın oynadığı dönem kariyerinin en üretken yılı oluyor.27 lig maçında 11 gole çıkıyor.
Burada rakamın tamamına da kapılmamak lazım.11 golün 4’ü penaltıdan geliyor.Ama sadece gol sayısına bakmadığımızda da Mendes’in o sezon takımın hücumunda ne kadar fazla kullanıldığını görüyoruz.İlk 19 lig maçında 165 hava mücadelesine girip 88’ini kazanmış.Bu ciddi bi istatistik ama yine de Mendes’i sadece uzun top indirilecek pivot santrafor olarak göremeyiz.
Modena dönemi bunun nedenini biraz gösteriyor.Bisoli ondan topu tutmasını,takımın çıkmasına yardım etmesini ve oyuna derinlik vermesini istiyor.Mendes bunu yapabiliyor ama Ascoli’deki kadar ceza sahasına yakın kalmadığında skor tarafı da haliyle düşüyor.
Bir de sakatlık kısmı var.
Ascoli’de 2023 yılı boyunca neredeyse hiç maç kaçırmayan Mendes,2024’te üst adale tendonundan ciddi bi sakatlık yaşıyor.Ameliyat oluyor ve uzun süre sahalardan uzak kalıyor.Modena döneminde de farklı sakatlıklar yüzünden düzenli bi ritim yakalayamıyor.
O yüzden Gençlerbirliği bugün sadece Ascoli’de 11 gol atan Mendes’i almıyor.O sezonun ardından fiziksel olarak zor iki yıl geçirmiş 27 yaşında bi santrfora gidiyor.
Gençlerbirliği tarafında ise transfere şöyle bakıyorum;
Metin Diyadin sezonun ilk maçlarında Koita’yı merkezde kullanırken Gouveia,Tongya ve Traore’yi onun çevresine yerleştirdi.Mendes geldiğinde aynı pozisyonda farklı bi santrfor tipi olacak.Koita’nın hareketliliğine karşı Mendes stoperle daha fazla temas edebilen,uzun topu indirebilen ve ceza sahasında daha fazla hedef olabilecek bi oyuncu.
Ben Mendes’i direkt Koita’nın yerine yazmam.
Tek santrfor oynayabilir ama kariyerinde çift forvet tecrübesi de var.Kendisi de tek forvet,iki forvet veya arkasında başka bi oyuncuyla oynayabildiğini söylüyor. Maçın durumuna göre Koita’yla beraber kullanmak da mümkün.
Ama Mendes’ten en fazla verimi almak için onu Modena’daki bazı dönemlerde olduğu gibi sürekli geriye çekmemek lazım.Topu tutup takımın çıkmasına yardım etsin ama hücum devam ettiğinde tekrar ceza sahasına dönsün.Gouveia veya Traore kenardan geldiğinde Mendes’i yeniden kaleye yakın görmek lazım.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Çünkü Gençlerbirliği sadece forvet sayısını artırmıyor,elindeki santrfor profilinide değiştiriyor.Ama alınan oyuncu iki yıl önce Ascoli’deki en iyi döneminin üstüne çıkmış bi Mendes değil.Sakatlıkların ardından yeniden düzenli oynayıp o ritmi bulması gerekiyor.
Mendes’i ceza sahasından uzaklaştırmadan,onu sadece sırtı dönük top tutacak bi oyuncuya çevirmeden kullanırlarsa Gençlerbirliği için faydalı olabilir.Ascoli’de en iyi göründüğü oyun da zaten tam burada başlıyordu...
UES SCOUT FRANCULINO DJU TRABZONSPOR ANALİZİ
Franculino Benfica’dan ayrılırken kendisini A takım için hazır görüyordu.Ama Benfica aynı fikirde değildi.Yıllar sonra o dönemi anlatırken belki biraz acele etmiş olabileceğini söylüyor ama o zaman oynamak istediğini de ekliyor.
Franculino Midtjylland’la anlaşınca Benfica’daki son aylarında maç kadrolarından uzak kaldı.Kendisi o dönemde en çok maç oynamadığı için kilo alıp hızını kaybetmekten korktuğunu söylüyor.
Midtjylland’da da başlangıcı hemen olmadı.İlk altı maçta süre alamadı.Vejle karşısında ilk kez 11 başladığında gol attı,dört gün sonra Omonia’ya üç gol birden attı...
Franculino’nun sonraki yıllarda da değişmeyen tarafı golü nerede aradığı.
Ceza sahasında sabit bi oyuncu değil.Savunmacının yanında kalıp topun kendisine gelmesini beklemek yerine boşluğu buluyor ve vuruş yapabileceği yere geçiyor. Top geldiğinde de fazla dokunuşa ihtiyaç duymuyor.
Midtjylland’da onu ilk takip eden Ove Pedersen de Franculino’nun bazı şeyleri daha gerçekleşmeden gördüğünü,özellikle koşularında ve ceza sahasında bunu fark ettiklerini söylüyor.
Sol ayağı daha baskın ama sağ ayağınıda iyi kullanıyor.Kaleyi gördüğünde vurmayı seviyor.Ama ben Franculino’yu sadece bitirici diye de anlatmam.Savunma arkasına koşusu var yüzünü kaleye döndüğünde hızlanabiliyor ve rakibin verdiği boşluğu kullanıyor.
Franculino’nun koşuları daha çok zamanlamayla değer kazanıyor.Rakip ceza sahasına yerleştiğinde de etkili.Bu yüzden rakibin kapandığı maçlarda da gol bulabiliyor.
Topla oyunu ilk yıllarına göre gelişmiş durumda.
Ove Pedersen ilk sezonunda gol atmasına rağmen bazı maçlarda iyi oynamadığını,sonraki dönemde presi,topu koruması ve koşu tarafında geliştiğini anlatıyor.Franculino da son dönemde fiziksel olarak ve hava toplarında ilerlediğini söylüyor.
Yinede hava toplarında çok etkilidir diye yazmam.
Onuachu gibi stoperle sürekli temas edip uzun top karşılayan bi santrfor değil.Franculino’nun oyunu daha hareketli. Top takım arkadaşındayken yapacağı koşuya hazırlanıyor ve ceza sahasında farklı yere gidebiliyor.
Geçen sezon Midtjylland’ın oyununda değişen bi şey de Franculino’ya daha fazla pozisyon çıkmasıydı.Kristian Bach Bak takımın rakip ceza sahasına daha fazla oyuncuyla girmeye başladığını söylüyor ve Franculino’ya daha fazla şans verirsen daha fazla gol atar diyor.
Trabzonspor’da da ben buraya bakarım.
Franculino’yu alıp Onuachu’nun yedeği yapacaksan bu kadar büyük bi yatırım bana mantıklı gelmez.İkisini beraber kullanma ihtimali ise var.Franculino daha önce Cho Gue-sung’la birlikte oynadı ve yanında başka bi santrfor olması ona yabancı değil.
Onuachu stoperlerle daha fazla temas ederken Franculino onun çevresindeki boşluklara gidebilir.Onuachu topa geldiğinde Franculino’nun da yanına gelip aynı işi yapmasına gerek yok.
Ama Trabzonspor şu an hocasız.
Yeni hoca tek santrfor oynayıp Onuachu’yu merkezde tutarsa Franculino’nun rolü daralır.İki forvetli veya Franculino’yu ceza sahasına yakın tutan bi yapı kurulursa ben bu transferi daha çok beğenirim.
Sakatlık tarafını da atlamayalım.
Geçen sezon Viborg maçından sonra operasyon geçirdi ve yaklaşık dört ay oynayamadı.Dönüşü de hemen tam olmadı.Ama Midtjylland’ın sezon başındaki çalışmalarında yüksek şiddetli koşu değerlerinin sakatlık öncesine göre daha iyi olduğu açıklandı.O yüzden sakatlık sonrası hızını kaybetti demek doğru olmaz.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Franculino’nun eksikleri var ama golü nerede aradığı belli.Ceza sahasında doğru yere gidiyor,pozisyonu uzatmıyor ve gol şansını bulduğunda bitirebiliyor.
Trabzonspor açısından soru da burada.Onuachu varken Franculino’ya bu oyunu oynayabileceği alanı verecek misin,yoksa çok pahalı bi yedek mi alacaksın?
UES SCOUT VICTOR ORAKPO GENÇLERBİRLİĞİ ANALİZİ
Victor Orakpo daha 18 yaşındayken Bayern Münih’in Nijerya’da düzenlediği Youth Cup’ta turnuvanın en iyi oyuncusu seçiliyor. Bayern onu daha sonra World Squad programına alıyor ve Orakpo burada Arjantin’den Almanya’ya uzanan maçlarda goller atıp Bayern’in U19 ve ikinci takım antrenmanlarına kadar geliyor.
Ama profesyonel futbol için yolu Fransa’ya çıkıyor.
Nice’e transfer olduğunda adaptasyonunda ona yardım eden isim Terem Moffi.Orakpo daha sonra Moffi’nin kendisini küçük kardeşi gibi gördüğünü ve santrfor olarak ona tavsiyeler verdiğini anlatıyor.
Orakpo 1.94 boyunda ve onu ilk gördüğümüzde insan ister istemez bütün oyununu fiziği üzerinden değerlendirmeye başlıyor.
Ama ben izlediğim pozisyonlarda sadece stoperle mücadele edip uzun top bekleyen bi santrfor görmedim.
Top almak için geriye gelebiliyor,yakınındaki oyuncuyla oynayıp tekrar öne hareketlenebiliyor.Alan bulduğunda savunmanın arkasına koşuyor ve açık alanda 1.94’lük boyuna göre hızlanabiliyor.
Zaten Orakpo da kendi oyununu anlatırken benzer şeyler söylüyor.Bazen top almak için geriye geldiğini,bazen savunmanın arkasına koştuğunu,bazen de topu ayağına istediğini anlatıyor.
Montpellier’de onu çalıştıran Zoumana Camara’nın söyledikleri de burada önemli.
Camara Orakpo’yu bazı maçlarda sol tarafta kullandı.Orakpo da bunun kendi pozisyonu olmadığını ve alışmaya çalıştığını söylüyor.Camara ise onu burada topu tutabilmesi,içeri gelip yakınındaki oyuncularla oynayabilmesi ve ceza sahasında santrfora yaklaşabilmesi için kullandığını anlatıyor.
Ama ben Orakpo’nun asıl yerini yine santrfor olarak görüyorum.
Hava toplarında ise sadece boyuna bakıp çok iyi demek istemiyorum.
Orakpo ise hava toplarını kendi güçlü taraflarından biri olarak gösteriyor ve hem savunmada hem hücumda boyunun avantajını kullandığı maçlar var.AMA BURAYA DİKKAT Montpellier dönemindeki hava topu rakamları 1.94’lük bi santrfordan bekleyeceğimiz kadar yüksek değil.
Üstelik fiziği iyi görünmesine rağmen temaslı oyunda hala gelişmeye devam eden bi oyuncu.
Camara daha sert olması ve fiziğini rakibe karşı daha fazla kullanması gerektiğini söylüyor.Bu yüzden Orakpo için yapılan Onuachu benzetmesini ben sadece fizik üzerinden anlarım.Oyun olarak ikisini aynı yere koymam.
Asıl soru işareti bitiricilik.
Nice’in ikinci takımında Monaco ve Brighton’a karşı arka arkaya hat-trick yaptığı dönem var.Brighton maçındaki gollerinden birinde rakibe önde baskı yapıp topu kendisi kazanıyor ve pozisyonu gole kadar götürüyor.
Ama Montpellier’de aynı üretimi lige taşıyamadı.Ligue 2’de gol atamazken kupada 3 maçta 3 gol buldu.Sezonun ardından Nancy’ye kiralandı,orada da 8 maçta gol bulamadı.
Camara’nın oyuncuyla ilgili eleştirisi de buna yakın.Orakpo’nun daha bitirici olması gerektiğini ve maçtan maça aynı seviyeyi göstermekte zorlandığını söylüyor.
Gençlerbirliği tarafında ise forma rekabetinin yeri belli.
Metin Hoca ilk üç maçta Koita’yı santrforda kullandı.Traore,Tongya ve son maçta Gouveia kenarlarda oynadı.Orakpo forma rekabetini Koita’yla yaşayacak.
Ben Orakpo direkt 11 e geliyor diyemem.
Ama onu sadece Koita’nın arkasına alınmış bi yedek olarak da görmem.Gençlerbirliği’nde kendi pozisyonunda oynarsa Montpellier’de kenarda oynadığı dönemden farklı bi fırsat bulacak.1.94’lük boyuyla ceza sahasında başka bi seçenek oluştururken geriye gelip oyuna katılması ve arkaya koşabilmesi de Metin Hoca'ya Koita’dan farklı bi santrfor tercihi yaratacaktır.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Ama burada alınan oyuncu Fransa’da kendisini kanıtlamış hazır bi golcü değil. Bayern’in çok genç yaşta dikkatini çeken,Nice ikinci takımında goller atan ama profesyonel seviyede bitiriciliğini ve devamlılığını henüz oturtamayan 20 yaşında bi santrfor.
Kiralık olması Gençlerbirliği açısından riski düşürüyor.Bitiricilik tarafını yukarı çekip kendi pozisyonunda düzenli süre bulursa sezon içinde Koita’dan formayı alabilecek seviyeye çıkabilir.Olmazsa da kulüp bonservis yükünün altına girmemiş olur...
UES SCOUT EL CHADAILLE BITSHIABU GALATASARAY ANALİZİ
Bitshiabu daha 15 yaşındayken PSG altyapısındaki hocası Herve Guegan onun pas kalitesini anlatırken çok net bi ifade kullanıyor.Tek pasla 5-6 oyuncuyu oyundan düşürebildiğini söylüyor.
Aradan yıllar geçiyor,Bitshiabu Leipzig’e gidiyor ve bu kez Marco Rose oyuncu hakkında benzer şeyler söylüyor.Sol ayağının Avrupa’daki stoperler arasında en iyilerden biri olduğunu düşünüyor.
Bitshiabu’yu anlatırken fiziğinden önce buraya daha çok odaklanmak lazım.
Çünkü 1.96 boyunda,95 kiloya yakın bi stoperi görünce insanın ilk düşündüğü şey hava topları ve ikili mücadele oluyor.Bitshiabu’nun oyunundaki asıl fark ise top ayağına geldiğinde ortaya çıkıyor.
Bitshiabu pas konusunda kendisine güvenen bi oyuncu iki üç rakibin arasından pas deniyor uzun pas atabiliyor hatta bazen bir stoperden beklemediğimiz paslar çıkarıyor.
Ama bu özgüven zaman zaman başına iş de açıyor.
Marco Rose da daha önce bundan bahsetmiş.Bitshiabu’nun inanılmaz bi pas kalitesi olduğunu ama bazı pozisyonlarda fazla zor pasları denediğini söylüyor.
İlginç olan bunun yeni bi şey olmaması.
15 yaşındayken Real Madrid,Manchester City,Bayern,Dortmund ve Leipzig dahil birçok kulüp tarafından takip ediliyor.Üç yıl sonra onu PSG’den alan kulüp de Leipzig oluyor.
Fizik tarafında boyuna bakıp ağır bi stoper olarak düşünülebilir ama Bitshiabu 1.96’lık bi stopere göre hızlı.Açık alanda rakibin koşusuna cevap verebiliyor ama kısa alanda sürekli yön değiştiren ve onu öne çıkmaya zorlayan oyunculara karşı aynı rahatlıkta değil.
Geçen sezon Leverkusen maçında bununla ilgili güzel bi detay var.
Bitshiabu ilk yarıyı oynuyor,devrede yerine Lukeba giriyor.Werner değişikliğin kötü performansla alakalı olmadığını özellikle söylüyor.Hatta Bitshiabu’nun baskı altında iyi paslar attığını ve bi topu çizgiden çıkardığını anlatıyor.Ama Leverkusen’in hareketli hücumcularına karşı Lukeba’yı daha uygun bulduğunu ekliyor.
Bitshiabu 24/25 sezonunda 28 resmi maça çıkıp 19 kez ilk 11 başladı.Sezon sonunda Leipzig sözleşmesini 2029’a kadar uzattı.Ama geçen sezon aynı süreleri bulamadı.Lukeba’nın iyi oynamasıyla beraber Bitshiabu daha çok bekleyen taraf oldu.
Oyuncunun geliştirmesi gereken taraflar hala var.
Uzun süre oynamadıktan sonra Gladbach maçında ilk 11’e dönüyor.
Maçın büyük bölümünü iyi geçiriyor ama Werner maçtan sonra Bitshiabu’nun bazı anlarda konsantrasyonunu kaybettiğini ve bu tarafını geliştirmesi gerektiğini söylüyor.Yani MAÇ İÇİNDE KONSANTRASYON KAYBINA DİKKAT!
Sakatlık geçmişini de atlamayalım.
Leipzig’e geldiği ilk sezon diz iç yan bağı sakatlığından yaklaşık üç ay sahalardan uzak kaldı.Sonraki dönemlerde de kas sakatlıkları yaşadı...
Hava toplarında sadece boyuna bakıp çok iyi demek istemiyorum.
İzlediğim pozisyonlar ve oyuncu hakkında yapılan değerlendirmeler aynı yere çıkmıyor.O yüzden hava oyununu güçlü taraflarından biri olarak yazmam.
Galatasaray’da ben Bitshiabu’yu dörtlü savunmanın solunda,Davinson Sanchez’in yanında kullanırım.Davinson’un rakibi önde karşılayabilmesi ve arkaya yapılan koşulara cevap verebilmesi Bitshiabu’nun yanında daha uygun bi eşleşme olur.
Oyun olarak da rakibi kapandığı maçlar ona daha uygun. Top daha fazla Bitshiabu’ya gelir ve pas kalitesini kullanabilir. Maçın iki tarafada gidip geldiği anlar başladığında ise Leipzig’de yaşadığı problemler daha fazla ortaya çıkabilir...
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Ama Bitshiabu’yu fizikli,sol ayaklı ve hızlı diye hazır bi paket olarak görmem.Pas kalitesi bugün Galatasaray’a olumlu artılar katabilir diyoruz ama savunmasının bazı taraflarında ise hala gelişmesi gereken yerler var.
Galatasaray açısından fırsat da burada.Bitshiabu Leipzig’de tamamlayamadığı gelişimini devam ettirirse bugün aldığın oyuncuyla iki yıl sonra elindeki oyuncu aynı seviyede kalmayabilir.
UES SCOUT İBRAHİM SULEMANA ERZURUMSPOR ANALİZİ
İbrahim Sulemana’nın Atalanta’yla hikayesi aslında iki kez başlıyor.İlkinde 16 yaşında Gana’dan İtalya’ya geliyor ve Atalanta altyapısına giriyor.Sonra yolu ayrılıyor.Verona ona ikinci bi kapı açıyor,Sulemana Primavera’dan A takıma çıkıp Serie A’da oynamaya başlıyor.
Birkaç yıl sonra Atalanta bu kez onu altyapı oyuncusu olarak değil,bonservis ödeyerek geri alıyor.
Sulemana’nın oyununda kulüplerin yıllardır aynı tarafa dikkat çekmesi hoşuma gitti.Cagliari 2023’te onu transfer ederken top kazanma ve topu kazandıktan sonra oyunu yeniden başlatma tarafını özellikle öne çıkarıyor.Bologna da iki yıl sonra oyuncuyu tanıtırken yine rakip hücumu kesmesi ve top kazanmasından bahsediyor.
Zaten Sulemana da kendi rolünü anlatırken seçmem gerekirse merkez savunmacı orta saha oynarım diyor.
Top rakipteyken temaslı oynamayı seviyor.Müdahaleyi deniyor ve top kazanıldığında oyun onun için orada bitmiyor.Topu yakınındaki oyuncuya verip takımın tekrar yerleşmesine yardımcı oluyor.
Sulemana’yı sadece stoperlerin önünde bekleyen bi 6 olarak görmüyorum
Cagliari ve Bologna onu savunmanın önünde olduğu kadar 8 numarada da kullanabilecek bi oyuncu olarak tarif etmişti.Bunun sebebi de sadece top kazanması değil.Topu aldığında öne taşıyabiliyor,takımı hücumdayken tamamen geride kalmıyor.
Toplu oyunda ise daha sade bi oyuncu.
Geriden oyunun yönlendiren uzun paslar atan bi 6 değil.Topu aldığında basit oynamayı seviyor.Bence Erzurumspor’da ondan pas oyununu tek başına yönetmesini beklememek lazım.
Ama hücumda kendisine ait bi detay var.
Cagliari’ye ilk geldiğinde uzaktan şut atmayı sevdiğini kendisi söylüyor.Atalanta’da Serie A’da çok az süre bulmasına rağmen attığı iki gol de buradan geliyor.
Roma maçında Retegui’nin bıraktığı topa geriden yetişip tek vuruşla golü buluyor.O gol Atalanta’nın Şampiyonlar Ligi biletini matematiksel olarak garantiliyor.Bir hafta sonra Genoa’ya bu kez ceza sahasının dışından voleyle gol atıyor.
Yani Sulemana’nın hücum katkısını sadece son pas üzerinden değerlendiremeyiz.Ceza sahasının çevresine geldiğinde şutla kaleyi yoklamayası oyununda gerçekten olan bi özellik.
Atalanta dönemi ise bu transferde biraz dikkat istiyor.
24/25 sezonunda ligde yaklaşık 280 dakika oynadı.Sonraki sezon Bologna’ya kiralandı ama orada da sakatlık yaşadı ve ligde sadece üç maça çıkabildi.Ocak ayında kiralık anlaşması bitirildi,Cagliari’ye döndü ve sezonun ikinci yarısında tekrar daha fazla süre almaya başladı.
Bunu oyuncu Atalanta ve Bologna seviyesinde tutmadı diye tek cümleyle geçemeyiz.
Çünkü özellikle Bologna döneminde sakatlık var.Ama diğer taraftan son iki sezonda da bir takımın orta sahasında haftalarca değişmeden ilk 11 oynadığı bi dönem yok.
Erzurumspor açısından soru işareti de burada.
Sulemana 23 yaşında,Serie A’da Verona,Cagliari ve Atalanta formaları giymiş,Gana Milli Takımı seviyesine çıkmış bi oyuncu.Ama Erzurumspor onu aldığında son yıllarda düzenli 90 dakikaları sınırlı kalmış bi orta saha da almış olacak.
Ben Sulemana’yı Erzurumspor’da tek başına pas trafiğini yöneten 6 olarak kullanmam.
Savunmanın önünde oynayabilir ama yanında topu daha fazla isteyen ve pas bağlantısını kuran bi orta saha olduğunda Sulemana’nın top kazanma,temasa girme ve öne doğru çıkma tarafı daha rahat ortaya çıkar.İki merkezden biri olarak kullanıldığında da daha doğal bi rol bulabilir.
Burada bi şeyi de fazla büyütmemek lazım.
Kulüplerin yıllardır onun top kazanma tarafını öne çıkarması önemli ama Sulemana’yı devamlı ikili mücadele kazanan bi orta saha gibi göstermek doğru olmaz.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Çünkü Erzurumspor 23 yaşında,Serie A görmüş ve oyunun topsuz tarafında gerçekten bi karşılığı olan bi orta saha alıyor.
Ama Sulemana’dan oyunu kurmasını değil,rakibin kurduğu oyunu bozmasını ve topu kazandıktan sonra takımın tekrar hücuma geçmesine yardım etmesini beklersek bu transferin anlamı daha net ortaya çıkar.
UES SCOUT TOBIAS GULLIKSEN KOCAELİSPOR ANALİZİ
Geçen sezon Rapid Wien Conference League’de Djurgarden’e elenirken uzatmalarda iki golü atan oyuncu Tobias Gulliksen’di.Birkaç ay sonra Rapid dönüp kendisini transfer etti. Üstelik kulüp tarihinin en pahalı transferlerinden biri olarak.
Daha ilginci Gulliksen o Avrupa sezonunda sadece Rapid maçlarıyla öne çıkmadı.Djurgarden yarı finale kadar giderken UEFA Teknik Gözlemci Grubu tarafından 2024/25 Conference League’in En İyi Genç Oyuncusu seçildi. 12 maçın tamamına ilk 11 başlayıp 4 gol,2 asist yaptı.
Gulliksen'i izlediğimizde neden bu kadar beğenildiğini anlamak zor değil.
Topu yüzü kaleye dönük aldığında rakibin üzerine gitmekten çekinmiyor.Yön değiştirip rakipten kurtulabiliyor.Ama oyunu sadece çalıma bağlı değil.Yakınındaki oyuncuyla kısa oynayıp tekrar top alıyor,ceza sahasının çevresinde pas bağlantısına giriyor ve boşluğu gördüğünde topu öne taşıyor.
Zaten kendisini anlatırken de biraz şov yapmayı,dripling yapmayı seviyorum diyor.
Hemen arkasından sahada çok çalıştığını ve temposunun yüksek olduğunu ekliyor.
Gulliksen’i kenarda başlatabilirsin ama oyununu çizgiye sıkıştırmamak lazım.
Stromsgodset’te kenarda oynadığı dönemleri var,Djurgarden’de de farklı bölgelerde kullanıldı ama santrforun arkasında oynadığı maçlar Gulliksen’in oyununa daha uygun. Jarfalla maçında 10 numarada başlayıp dört asist yapması bunun uç örneklerinden biri.Rapid de transfer ederken onu özellikle yaratıcı orta saha ve 10 numara olarak tarif etmişti.
Merkeze geldiğinde önünde daha fazla seçenek buluyor.Ceza sahasına yaklaştığında genelde son pası arıyor.Djurgarden’de iki lig sezonunda 44 maçta 7 gol,11 asist üretirken Avrupa’da da bunu devam ettirdi.
Ama Rapid dönemi bu transferde mutlaka konuşulmalı.
Rapid onu büyük beklentiyle aldı fakat Avusturya liginde 24 maçta sadece 11 kez ilk 11 başladı.Gol atamadı,5 asist yaptı.Birkaç ay önce Avrupa’da turnuvanın en iyi genç oyuncusu seçilen Gulliksen aynı ağırlığı burada kuramadı.
Rapid tarafından daha sonra çıkan haberlerde teknik ekibin istediği orta saha profiliyle Gulliksen arasında fark olduğu anlatıldı. Top kullanımı kabul edilirken,top kazanma tarafının aynı seviyede görülmediğine dair eleştiriler vardı.
Bu da oyuncunun daha önce kendi oyununda geliştirmek istediğini söylediği bi bölüm.
Djurgarden’e geldiğinde pres tarafını,savunmasını ve ikili mücadelelerini geliştirmek istediğini kendisi söylüyor.İlginç olan Stromsgodset’in daha 18 yaşındayken hazırladığı bi içerikte Gulliksen’in top kaybından sonraki geri kazanma isteğinin taraftarın sevdiği özelliklerinden biri olarak gösterilmesi.
O yüzden savunmasına iyi ya da kötü etiketi koymak istemedim.Ama Kocaelispor onu merkezde kullanacaksa bu tarafı önemli olacak.
Kocaelispor’un son dönemde kullandığı orta saha yapısına baktığımda ben Gulliksen’i çizgiye koyup maç boyunca bek geçmesini isteyen bi oyuncu olarak kullanmam. Merkezde veya 10 numaraya yakın,topa daha fazla dokunabileceği ve yüzünü kaleye dönebileceği bi rol onun Djurgarden’de en iyi göründüğü oyuna daha yakın.
Kocaelispor burada sadece Rapid’de düzenli oynayamayan bi oyuncuya gitmiyor.
Bir yıl önce UEFA’nın Conference League’de En İyi Genç Oyuncu seçtiği,Rapid’in büyük para yatırdığı ama Avusturya’da aynı karşılığı alamadığı 23 yaşında bi oyuncuyu almaya çalışıyor.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum
Ama Gulliksen’den faydalanmanın yolu onu her yerde oynayabiliyor diye joker olarak kullanmak değil.Djurgarden’de doğru rolde bunun karşılığını vermiş,Rapid dönemi ise aynı oyuncunun farklı beklentiler içinde ne kadar aşağı düşebildiğini göstermiş durumda.
Kocaelispor açısından transferin fırsatı da riski de tam burada.
UES SCOUT YOUSSOUFA MOUKOKO ÇORUMFK ANALİZİ
Moukoko’nun yolu birkaç yıl önce Dortmund’dan Çorum’a çıkacak deseler herhalde kimse inanmazdı.
Dortmund onu daha çocukken A takıma aldı.Bundesliga ve Şampiyonlar Ligi’nde yaş rekorları kırdı,Almanya’da geleceğin santrforlarından biri olarak görülmeye başladı.O dönem mesele profesyonel seviyeye çıkıp çıkamayacağı değil ne kadar yukarı çıkacağı konuşuluyordu.
Sonrası beklenen kadar hızlı gitmedi.
Dortmund’da düzenli forma bulamadı,Nice dönemi neredeyse tamamen kayıp geçti.Ama geçen sezon Kopenhag’da tekrar ayağa kalktı.41 maçta 18 gol attı ve sezonu takımın en golcü oyuncusu olarak bitirdi.Üstelik 18 kez oyuna sonradan girdi.
Moukoko’nun geçen sezonki gollerine bakınca en etkili olduğu yer ceza sahası.
Top kenara geldiğinde sabit kalmıyor Yerden çevrilecek top için birkaç metre geriye çıkabiliyor,savunmanın arasındaki boşluğa girebiliyor,dönen topu takip ediyor.Önüne vuruş yapabileceği bi pozisyon çıktığında da fazla oyalanmadan vuruşunu yapıyor.
Silkeborg maçındaki hat-trick bunun güzel örneklerinden biri.Dört şut üç gol.
Kopenhag o maçta sadece pozisyonu hazırlıyor ve Moukoko’yu kaleye yakın durumda topla buluşturuyor.
Ben Çorum’da da buradan ilerlerim.
Uğur Uçar Süper Lig’in ilk haftasında Galatasaray deplasmanında tek santrforla başladı.Çorum’un topu kazandıktan sonra hızlı çıktığı bölümler oldu.Moukoko böyle maçlarda kullanılabilir ama ona sürekli uzun top gönderip rakip stoperlerle fizik mücadelesine sokamazsınız.
İlk pası orta sahaya veya kenara çıkarıp Moukoko’yu ileride tutmak daha mantıklı.Rakip savunma öne çıktığında önünde koşacağı alan buluyor,top son bölgeye taşındığında da ceza sahasına erken girebiliyor.
Ama Çorum’un bütün maçları Galatasaray deplasmanı gibi olmayacak tabiki.
Rakibin geride beklediği maçlarda Moukoko’nun koşacağı alan azalacak.Orada onu ceza sahasından uzaklaştırmam.Kanattan yerden çevrilen toplar,ceza sahası çevresindeki kısa paslar ve ikinci toplarda Moukoko’nun bitiriciliğinden faydalanırım.
Kopenhag’da son aylarda neden daha az oynadığı da önemli.
Bo Svensson bazı maçlarda santrfordan daha fazla fizik istediğini,Cornelius ve Dadason gibi oyuncuların bu oyunlara daha uygun olduğunu açıkça söyledi.Bunun çalışma disiplini veya saha dışındaki davranışlarla alakalı olmadığını da özellikle belirtti.
Yani 18 gol atan bi oyuncu bi anda gözden çıkarılmış değil.Kopenhag’ın santrfordan istediği oyun değişmiş.
Çorum açısından uyarı da burada.
Moukoko’dan uzun topları indirip takımın çıkmasını sağlamasını,90 dakika stoperlerle mücadele etmesini beklersen oyuncunun güçlü tarafını azaltırsın.Fredy,Diomande ve kenardaki oyuncular topu ileri taşıyıp onu ceza sahasına yakın buluşturabilirse çok daha fazla karşılık alırsın.
Mame Thiam ve Jesus Ramirez’in bulunduğu bi forvet hattına Moukoko’nun gelmesi de Uğur Uçar’a farklı bi seçenek verir.Özellikle rakibin öne çıktığı maçlarda Moukoko’nun koşuları ve bitiriciliği diğer santrforlardan farklı bi özellik sunuyor.
Sakatlık tarafında geçen sezondan kalan ciddi bi durum yok.40’ın üzerinde resmi maça çıktı.Dortmund döneminde farklı sakatlıklar yaşadı ama Kopenhag’daki sezonunda uzun süreli bi sakatlık yaşamadı.
Saha dışındaki en ilginç konu ise yıllardır devam eden yaş tartışması.
2024’te babası olarak bilinen Joseph Moukoko,Youssoufa’nın biyolojik oğlu olmadığını ve resmi kayıtlardakinden dört yaş büyük olduğunu iddia etti.Bu iddia kesinleşmiş değil.Moukoko resmi kayıtlarda hala 20 Kasım 2004 doğumlu.
Kopenhag’ın bugün ayrılığa açık olması ilk bakışta garip duruyor.2030’a kadar sözleşmesi var ve daha geçen sezon 18 gol attı.Ama bu sezon süreleri iyice azaldı,önündeki santrfor tercihleri değişti
Birkaç yıl önce Dortmund’da wonderkid olması güzel hikaye ama bugün daha önemli bi şey var.Moukoko geçen sezon tekrar 18 gol attı ve skor üretebildiğini gösterdi.
Çorum onu ismine bakıp her işi yapacak santrfor gibi değil,kaleye yakın oynatacağı bi bitirici olarak kullanırsa bu transfer Süper Lig seviyesinde ciddi fark yaratabilir.
UES SCOUT YUSSIF SAIDU GÖZTEPE ANALİZİ
Saidu geçen sezon Zaragoza’da orta saha olarak başlıyor ama savunmadaki eksikler yüzünden kendisini bi anda stoperde buluyor.
Daha önce orada oynayıp oynamadığı sorulduğunda verdiği cevap güzel
Hayır,hiç oynamadım.Ama çok basit.Her şeyi geriden görüyorsun...
Biraz Saidu’yu da anlatıyor bu cevap. Yeni bi role geçerken fazla çekinmiyor.Zaragoza’da stoperliği öğrenirken bazı pozisyonları doğru yerleşimden çok sürati ve fiziğiyle kurtardığı oluyor.Zaten kulübün onu ilk yıllarından beri ayırdığı taraf da bu temasın içinde kalabiliyor,rakibine yetişebiliyor ve maç boyunca aynı fizik seviyesini koruyabiliyor olması.
Ama Saidu’nun orta sahada daha başka bi özelliğide var.
Topu kazandığında önünde alan varsa topla çıkabiliyor.Uzun adımlarıyla birkaç metre taşıyıp takımı öne çıkarabildiği pozisyonlar var.Bunu stoper oynarken de tamamen bırakmamış.Analiz ettiğimiz Las Palmas maçında geriden çıkıp Zaragoza’nın en tehlikeli hücumlarından birini hazırlıyor. Racing karşısında yaptığı başka bi taşıma da ilk golün başlangıcına dönüşüyor.
Yani Saidu’nun top kazanmasıyla hücum başlaması arasında bazen ikinci bi oyuncuya ihtiyaç kalmıyor. Topu alıp o mesafeyi kendisi geçebiliyor.
Savunmada ise en rahat göründüğü yer ikili mücadeleler. Geçen sezon ligde 245 düelloya girip 142’sini kazanması biraz bunu gösteriyor. Rakibin önüne vücudunu koyabiliyor, omuz omuza mücadeleden kaçmıyor ve topun sahipsiz kaldığı pozisyonlarda tekrar aksiyona girebilecek fiziği var.
Burada soru işareti fizik değil,karar.
Zaragoza’da stoper oynamaya başladığı dönemde savunma yerleşimi ve adam takibi konusunda eksikleri olduğu açıkça yazılmış. Bazen çıkacağı oyuncuyu veya çıkacağı anı yanlış seçebiliyor. Stoperde bunun bedeli doğal olarak daha büyük.Ama sezon ilerledikçe burada da gelişim göstermiş. Castellon maçında 10 ikili mücadelenin 8’ini kazanıp 5 uzaklaştırma ve 4 top kazanımı yapması, savunmada tamamen yabancı kaldığı ilk dönemin geride kaldığını gösteriyor.
O yüzden Saidu’ya orta saha mı stoper mi diye tek cevap vermek zor.
Ben Göztepe’de orta saha oynamasından yanayım.Yanında pozisyonunu daha fazla koruyan bi oyuncu olduğunda Saidu’nun rakibe gitme ve topu kazandıktan sonra öne çıkma tarafını daha rahat kullanırsın. Ama Stoilov üçlü savunmada ihtiyaç duyarsa sağ stopere geçebilmesi de kadro içinde ciddi bi esneklik verir.
Geçen sezon Zaragoza formasıyla ligde 31 maça çıktı, 21 kez ilk 11 başladı ve yaklaşık 1900 dakika oynadı.21 yaşında olmasına rağmen artık sadece altyapıdan çıkmış bi oyuncu değil.İspanya ikinci liginde hem orta saha hem savunmada ciddi süre görmüş bi oyuncu.
Zaragoza’da Kulüp devam etmek istediği halde evrak problemi yüzünden bi dönem yaklaşık üç ay Gana’ya dönmek zorunda kalıyor. Geri geldiğinde önce rezerv takımda oynuyor, ardından A takıma çıkıyor. Zaragoza da kısa süre sonra Dansoman Wise’dan bonservisini alıp sözleşmesini 2030’a kadar uzatıyor.
Kulübün hazırladığı o sözleşme videosunda ailesinden gelen bi detay da var.Profesyonel kontratı bile yokken eline para geçtiğinde ailesinin payını ayırdığı anlatılıyor.
Transferde benim bakacağım tek saha dışı konu sol dizi olur. Geçen sezon yaşadığı diz problemi için ameliyat yerine konservatif tedavi uygulanmıştı. Sağlık kontrolünde buranın temiz çıkması önemli.
Ben Göztepe açısından Saidu transferine sıcak bakarım ama detaylı sağlık taraması şart.
Çünkü burada alınan şey hazır bi stoper ya da hazır bi 6 numara değil. Rakibiyle mücadele edebilen, topu kazandığında takımını ileri taşıyabilen ve gerektiğinde iki farklı hatta kullanılabilen 21 yaşında bi oyuncu.
Göztepe doğru rolü bulursa Zaragoza’nın 2030’a kadar sözleşme yaptığı oyuncunun neden bu kadar kısa sürede A takıma çıktığını Türkiye’de de görürüz.”
UES SCOUT GABRIEL MEC FENERBAHÇE ANALİZİ
Gabriel Mec henüz 9 yaşındayken Rio'daki bi turnuvada Gremio scoutlarının dikkatini çekiyor. Porto Alegre'ye ilk gittiğinde yanında sadece annesi var.
Pandemi başladığında Mec 11 yaşında.Anne ve babası işlerini kaybediyor.Mec o dönem babasıyla yaptıkları konuşmayı yıllar sonra anlatırken,Bunun bizim dönüm noktamız olacağına karar verdik diyor. Futbol durmuşken ikisi hemen her gün çalışmaya devam ediyor.
14 yaşında Neymar'ın babasının şirketiyle anlaşınca Neymar'la tanışıyor.Buradaki detay benim daha çok hoşuma gitti.Çünkü Mec, Neymar'ı sadece idolü olarak göstermiyor.Çalımlarımın çoğunda ondan ilham alıyorum, videolarını sürekli izliyorum diyor.
Mec'in oyununda bunun izini görmek zor değil.
Topu yüzü kaleye dönük aldığında rakibin üzerine gitmeyi seviyor. Rakibin hamlesini bekleyip yön değiştirebiliyor,ilk birkaç adımda hızlanıp aradan çıkabiliyor.Üstelik bunu yapabilmek için sürekli aynı tarafına dönmesi gerekmiyor. Sağa da sola da çıkabildiği için savunmacının onu tek bi tarafa yönlendirmesi kolay değil.
Ama ben Mec'i Fenerbahçe'nin alacağı genç bi kanat olarak görmüyorum.
Gremio altyapısında onu çalıştıran Fabiano Daixt da aynı şeyi düşünmüş.Mec'i kanatta,10 numarada ve sahte 9 olarak kullanmış ama kendi ifadesiyle, Mec'in kanattan çok orta saha olduğuna inandım...
Luis Castro'nun 2026'da onu A takımda kullandığı en iyi dönem de burada geliyor.Arthur ve Nardoni'nin önünde Mec'i 10 numaraya koyuyor. Coritiba maçındaki ilk profesyonel golünde top soldaki Enamorado'ya gittiğinde Mec ceza sahasına giriyor ve gelen topu sol ayağıyla tek vuruşta bitiriyor.
Profesyonel seviyeye geçişte yaşadığı ilk problem ise fizik.
Bunu başkası değil kendisi söylüyor.İlk dönemlerinde temas geldiğinde çok fazla pozisyon kaybettiğini,bunun üzerine saha dışında ekstra çalıştığını anlatıyor. Gremio'da fiziksel olarak gelişti ama 18 yaşındaki bi oyuncudan bahsediyoruz.Özellikle kenarda oynadığında hem rakiple daha fazla fiziksel mücadeleye girmesi hem de geriye daha fazla koşması gerekiyor.
Son aylarda Gremio'da neden daha az oynadığı da önemli.
Luis Castro Dünya Kupası arasından sonra Noriega-Nardoni-Villasanti üçlüsüne dönünce takımda Mec'in oynadığı 10 numara pozisyonu ortadan kalkıyor.Mec bu kez kenardaki oyuncularla forma yarışına giriyor ve dakikaları düşüyor.
Bunu oyuncu formasını kaybetti olarak değerlendirmem.Çünkü rolü değişmiş durumda.
Fenerbahçe Mec'i alırsa sağdan veya soldan başlayabilir ama onu çizgide bırakıp maç boyunca bekle birebir oynamasını istemem. Top Fenerbahçe'ye geçtiğinde içeri yaklaşabileceği,yüzünü kaleye dönüp rakibin üzerine gidebileceği alanı bulması lazım.
Risk tarafı da burada.
Mec bugün alınırsa gelişimi devam eden bi oyuncu alınmış olacak.Serie A'da henüz düzenli 90 dakika oynayan bi futbolcu değil.Çalımı çok deniyor ve doğal olarak top kaybettiği pozisyonlar da var.Fiziksel olarak gelişmesine rağmen Avrupa futbolunda temas ve oyunun hızı başka bi eşik olacak.
Zaten Avrupa'nın Mec'i yeni keşfettiği de söylenemez.
16 yaşındayken Chelsea transferi için Gremio'yla görüşmeler çok ileri gitmişti.Daha sonra Villarreal dahil farklı kulüpler takip etti. Bu yaz Gremio,Shakhtar'ın yaklaşık 12 milyon Euro+ bonusluk teklifini kabul etti,fakat transfer oyuncu tarafıyla yapılan görüşmelerde gerçekleşmedi.
Şimdi aynı rakamların Fenerbahçe için konuşulması bu yüzden önemli.
Bugün sahaya koyacağın hazır bi yıldız almıyorsun.18 yaşında, Brezilya'da bile rolü hala şekillenen bi oyuncuya yatırım yapıyorsun.
Ben bu riski alırım.
Ama Mec'i alıp kanada genç,hızlı Brezilyalı aldık diye kullanırsan verdiğin paranın karşılığını almak zorlaşır.Gremio'da en iyi göründüğü gibi merkeze yaklaşmasına, yüzünü kaleye dönüp rakibin üzerine gitmesine izin verirsen bu transferin asıl değeri ortaya çıkar.Fenerbahçe bugünün Mec'ini değil, doğru kullanımla birkaç yıl içinde ulaşabileceği seviyeyi satın almış olur.
UES SCOUT ERMIN MAHMIC ÇORUM FK ANALİZİ
Bir yıl önce Liberec’e bedelsiz gitti.Bir sezon sonra Celtic onun için ciddi para vermeye hazırlanıyordu.Şimdi yolu Çorum’a çıkıyor.Bu kadar kısa sürede geldiği nokta zaten transferin neden dikkat çekici olduğunu anlatıyor.
Mahmic Liberec’e geldiğinde kendisini en rahat 10 numarada hissettiğini söylüyordu.Orta sahadan hücuma top taşıyabilmesini ve arkadaşlarını iyi pozisyona sokabilmesini de güçlü tarafları arasında sayıyordu.İzlediğim görüntülerde de oyununda en çok öne çıkan taraflardan biri bu.Topu merkezde aldığında önünde alan varsa kullanıyor,rakibin üzerine gidiyor ve hücumu öne taşıyabiliyor.
Ama Mahmic’i asıl farklılaştıran taraf şut tarafı.
Geçen sezon ligde 28 maçta 7 gol,3 asist yaptı.1547 dakikada 69 şut çekti,22’si kaleyi buldu.90 dakikada 4 şutun üzerine çıkması 10 numara için baya yüksek bi rakam.Yani kaleyi gördüğünde vurmayı gerçekten seviyor.
Bu tarafı Çorum’a skor tehdidi getirir ama aynı zamanda geliştirmesi gereken yerlerden biri de burada.Bazen hücum devam edebilecekken şutu çok erken çıkarıyor.O yüzden Mahmic’in bir sonraki gelişim adımı daha az vurmak değil,hangi pozisyonda vuracağını biraz daha iyi seçmek.
Skoru sadece uzaktan şutlarla bulmuyor.
Karvina maçında iki golünden biri uzaktan gelirken diğerini ceza sahasında tamamlıyor.Bu da önemli çünkü Mahmic hücum ceza sahasına yaklaştığında dışarıda bekleyen bi oyuncu değil.Pozisyon devam ederse kendisi de öne geliyor ve ikinci vuruşu yapabilecek yere girebiliyor.
Duran topları da kullanıyor.Kovac bunu özellikle Mahmic’in görevlerinden biri olarak anlatmış.Çorum açısından küçük ama değerli bi detay onu sadece açık oyundaki şut tehdidiyle sınırlamamak lazım.
Teknik tarafında da top kontrolü dikkat çekiyor.Banik maçında kaleciden gelen uzun topu art arda birkaç dokunuşla yumuşatıp önüne aldığı pozisyon Çekya’da baya konuşulmuştu.Bunu tek bi gösterişli hareket olduğu için değil,sert veya yüksek gelen toplarda ilk kontrolünün temiz olabildiğini gösterdiği için önemli buluyorum.
Çorum’da ben Mahmic’i 4-2-3-1’de santrforun arkasında kullanırım.Kendisi de eski takım arkadaşlarından birini anlatırken O 9 oynuyordu,ben 10 oynuyordum ve aramızda iyi bi bağlantı vardı diyor.Yani santrforun arkasında oynayıp ona yakın kalmak zaten bildiği bi rol.
Bosna teknik ekibi onu 8 veya 10 oynayabilen,hücumcu ve öne koşu yapan bi orta saha olarak tarif ediyor ama ben Çorum’da 8’i ikinci seçenek yaparım.Çünkü Mahmic’in oyununda hala topsuz tarafla ilgili soru işaretleri var.Kovac da bu konuda geliştiğini ama çalışmaları gereken yerler bulunduğunu söylüyor.Çekya’daki bazı maç değerlendirmelerinde de zaman zaman oyunun temposundan koptuğu ve topsuzken daha fazla yoğunluk göstermesi gerektiği yazılmış.
Bu yüzden Mahmic’i geriye çekip daha fazla alan savunmasını istemek yerine kaleye yakın tutmak bana daha mantıklı geliyor.Orada top taşımasını,şutunu ve ceza sahasına girişlerini daha fazla kullanırsınız.topsuz oyundaki eksikleri de daha az göze çarpar
Bir diğer soru işareti devamlılık.Teknik direktörü yaklaşık dört ay çok iyi oynadığını ama bu seviyeyi bütün sezona yayamadığını söylüyor.Yani mesele Mahmic’in ne yapabildiğini görmek değil,bunu ne kadar sık yapabildiği.
Dünya Kupası da onun yükselişini iyice görünür hale getirdi.Büyük süreler almamasına rağmen İsviçre ve Katar’a gol attı.İki kez oyuna sonradan girip skor bulması Bosna’da da dikkat çekti.Katar maçından sonra milli takımda gördüğü kabulün kendisine büyük özgüven verdiğini ve bunun sahaya yansıdığını söylüyordu.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.Çorum hazır ve kusursuz bi oyuncu almıyor.Şut seçimi,topsuz devamlılık ve sezon boyunca aynı seviyeyi koruyabilmesi hala soru işareti.Ama 21 yaşında,ilk Liberec sezonunda 7 gol,3 asist üretmiş,Dünya Kupası’nda skor bulmuş ve kısa sürede Avrupa’da ciddi piyasa yapmış bi 10 numaradan bahsediyoruz.
Mahmic’i doğru yerde değerlendirirse Çorum FK ilerde ciddi bonservis kazanacağı bi oyuncu alıyor diyebiliriz
UES SCOUT RICHARD RİOS GALATASARAY ANALİZİ
Richard Rios’un futbol hikayesi çimde değil,futsal sahasında başladı.
18 yaşına kadar futsal oynadı.Kolombiya U20 futsal takımıyla Brezilya’ya gittiğinde Flamengo’nun dikkatini çekti.Brezilya’ya futsal için yaptığı o yolculuk,Rios’u birkaç yıl sonra Palmeiras’a ve oradan Benfica’ya götürecek hikayenin başlangıcı oldu.
Bence Rios’u anlatmaya buradan başlamak lazım.Çünkü bugün 1.87’lik bi orta saha olmasına rağmen dar alandaki rahatlığında ve rakip temasına rağmen topu koruyabilmesinde o yılların etkisi var.
Palmeiras ve Benfica dönemlerini izlediğimde ise Rios’un en çok kullandığı şeylerden biri topu merkezden taşıması.Kendi yarı sahasında aldığı topla rakibini geçip orta sahayı geçtiği,önünde alan bulduğunda rakip ceza sahasının çevresine kadar gittiği pozisyonlar var.Bunu sadece açık alanda da yapmıyor.Rakibin yakın oynadığı pozisyonlarda dönüp çıkabildiği için takımını çok çabuk kendi yarı sahasından rakip sahaya götürebiliyor.
Topu ileri götürdükten sonra pozisyonu da bırakmıyor.Kenara oynayıp koşusuna devam ettiği,ikinci toplara geldiği veya ceza sahasının çevresine kadar girdiği pozisyonlar var.Benfica’da geçen sezon ligde yaptığı 5 gol 4 asist biraz da bundan.Bu yüzden Rios’u sadece stoperlerin önüne gelip top alacak bi orta saha olarak kullanmam.
Top rakipteyken rakibin üzerine çıkmayı seviyor.Orta sahada topu alan oyuncuya hemen yaklaşıp topu kazanmaya çalışıyor.Bazen bunu rakip kaleye oldukça yakın bi yerde yapıyor.Ama bu kadar sık öne çıkmasının bi riski de var.Topu kazanamazsa geriye dönüp bıraktığı alanı kapatması gerekiyor.
Bu yeni bi özellik de değil.Guarani’de 2023 Paulista’da 11 maçta rakiplerinden 31 top kaptı ve bu alanda turnuvanın ilk 5 oyuncusundan biriydi.Ama aynı 11 maçta 30 faul yaparak ligin en fazla faul yapan oyuncu da oldu.Bence bu iki rakam savunmadaki oyununu da güzel anlatıyor.Müdahaleden kaçmıyor ama bazen gereğinden fazla öne çıkıyor.
Galatasaray’da Torreira’nın yanında biraz daha serbest kullanırım.Torreira geride kalırken Rios öne çıkabilir,top kazanabilir ve hücum başladığında koşusuna devam edebilir.Stoperlerin yanına gelip oyun kurmasına da ihtiyaç olacaktır ama bütün maçı orada geçirirse en iyi yaptığı işlerden birini elinden almış olursunuz.Benfica’da da 6 gibi başladığı maçlar oldu ama onu biraz daha önde izlediğimde daha fazla etkili olduğunu düşünüyorum.
Rios’un topla rahatlığının bi bedeli de var.Adam geçebildiğini bildiği için bazen pası daha erken verebileceği pozisyonda topu taşımaya devam ediyor.Benfica'da önünde bulduğu alanı Süper Lig’de her maç bulamayacak.Galatasaray’ın rakibi kendi ceza sahasının çevresine yerleştiğinde Rios’un bir oyuncuyu daha geçmeye çalışmak yerine pası ne zaman vereceği önemli olacak.Çünkü merkezde kaybettiği topun arkasında bu kez Torreira dışında çok fazla oyuncu kalmayabilir.
Yeni Melo benzetmesi yapılmasını anlayabiliyorum.Temastan kaçmaması,rakibin üzerine çıkması ve orta sahada sertliği sevmesi Melo’yu hatırlatıyor.Ama ben futbol olarak aynı oyuncuyu görmüyorum.Melo bulunduğu bölgeyi bırakmadan oyunu kontrol etmeyi daha fazla seviyordu.Rios ise topu alıp o bölgeden çıkmak,taşımak ve hücuma katılmak istiyor.
Bence Galatasaray açısından transferin kilidi de burada.
Torreira’nın arkasını kontrol ettiği,Rios’un ise gerektiğinde öne çıkıp topu rakip sahaya götürebildiği bi orta saha ikilisi bana daha mantıklı geliyor.
Burada bi uyarı koyarım.Rios’un oyunu biraz risk istiyor.Topla da topsuz da beklemek yerine aksiyona girmeyi seviyor.Bu yüzden Galatasaray’a merkezde bugün sahip olmadığı bazı şeyleri verebilir ama aynı Rios bazı maçlarda gereksiz top kaybı ve faullerle takımını zor durumda da bırakabilir.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.Özellikle rakibin Galatasaray’a önde baskı yaptığı maçlarda Rios’un merkezde topu alıp oradan çıkabilmesi ciddi fark yaratır.Ama onu 6 numaraya koyup bütün oyunun dengesini tek başına kurmasını bekleyemeyiz.
Rios’u Torreira’nın yerine değil,Torreira’nın yanında izleriz bence.
UES SCOUT FLORIAN AYE KOCAELİSPOR ANALİZİ
Serie A’ya Clermont’ta attığı 18 golün ardından gitti.İlk sezonunu ligde tek gol bile atamadan bitirdi ve İtalya’dan ayrılmayı düşündü... Bir sonraki sezon Brescia formasıyla 7 lig maçında üst üste gol atıp kulüp rekorunu kırdı.Roberto Baggio’nun bile Brescia’da yapamadığı bi seri. Bence Aye’yi anlatmaya buradan başlamak lazım.Çünkü kariyerinde birkaç kez geri plana düşüp yeniden ayağa kalkmış bi santrfor.Yıllar sonra Servette’de kendisine en güçlü tarafı sorulduğunda da hızını veya bitiriciliğini değil,mentalitesini söylemesi biraz bundan.
Saha içinde ise yaklaşık yedi yıl arayla Clermont ve Servette dönemlerini izlediğimde değişmeyen bi tarafı var pozisyona top geldikten sonra dahil olmuyor. Top kanattayken stoperin yanında başlıyor.Pası verecek arkadaşı aksiyona başladığında hareketleniyor.Bazen stoperle bek arasına çapraz koşuyor,bazen önce topa doğru gelip stoperi öne çıkardıktan sonra arkasına dönüyor. Ceza sahasında da sürekli ön direğe gitmiyor.Savunmacının hareketine bakıp birkaç metre geride kalabildiği pozisyonlar var.O yüzden bazı gollerinde top geldiğinde bomboşmuş gibi görünüyor.Aslında boşluğu birkaç saniye önce kendisi hazırlamış oluyor.
Bu yeni bi özellik de değil.Aye henüz 19 yaşındayken Fransa U19 kaptanı Lucas Tousart onun özellikle savunma arkasına yaptığı koşulardan bahsediyordu.Auxerre’de kendisiyle çalışan Djibril Cisse de yıllar sonra insanların sadece gol sayısına bakarak Aye’ye haksızlık ettiğini, yaptığı koşuların başka oyunculara da alan açtığını söylüyor.
Kocaelispor’da Selçuk Hoca'nın kullanılacağı taraflarından biri tam olarak burası.Santrfor topa doğru geldiğinde stoper onunla çıkarsa arkasında alan bırakıyor.Aye kısa oynayıp pozisyonu bırakmıyor, tekrar o boşluğa hareketlenebiliyor. Stoper çıkmazsa bu kez bağlantıyı kurup hücumun devamında yeniden ceza sahasına giriyor.Yani ona sadece son vuruşu bekleyen bi santrfor diyemeyiz.
Sırtı dönük oynayabiliyor ama Aye’yi kullanmak için ana plan bu olmamalı.Onun asıl farkı top ayağına geldiğinde değil,top ceza sahasına gelmeden önce yaptığı hareketlerde.Topu ona ulaştırmaktan çok,onun hareket ettiği yere ulaştırmak daha önemli.
Clermont dönemine göre değişen tarafı da bu.21-22 yaşındaki Aye açık alanda daha fazla koşuyor, atletizmini ve hızını daha çok kullanıyordu.Bugünkü halinde aynı patlayıcılık yok.Ama Servette görüntülerinde daha az hareketle doğru noktaya gelmeye çalışan bi santrfor görüyorum. Geçen sezonun rakamları da bunu destekliyor. Servette’de ligde 11 gol, 2 asist yaptı ve bu gollerin hiçbiri penaltıdan gelmedi.66 şutunun 62’sini ceza sahası içinden, 20’sini kafayla çekmiş.
Selçuk Hoca 4-2-3-1’de tek santrfor kullanırsa Aye oynar ama çevresinin ona yaklaşması lazım.Goncalo Sousa veya Baku gibi topu kenardan taşıyıp ceza sahasına sokabilecek oyuncularla daha rahat eder.Petkovic’le beraber kullanıldığı bi düzende ise Aye’yi onun yanına sabitlemem.Petkovic topa yaklaşırken Aye’nin stoperin arkasına yaptığı koşular daha değerli hale gelir.Bence ikisinin birbirini tamamlayabileceği taraf da tam olarak bu.
Burada bi uyarı koyarım.Aye kendi başına hücum yaratacak bi santrfor değil.Dar alanda adam geçip pozisyon çıkarmasını veya topu 30 metre taşımasını beklersek etkisi hayal kırıklığı olur.
Kocaelispor kenarlardan ve ceza sahası çevresinden onu düzenli besleyebilirse bu transferi mantıklı buluyorum.Özellikle top kanada indiğinde Aye’nin ilk hareketini takip etmek lazım çünkü onun pozisyonu çoğu zaman orta yapıldığında değil, ortayı yapacak oyuncu daha kafasını kaldırırken başlıyor.
GURME BİLGİ 2016’da Mbappe,Marcus Thuram, Amine Harit,Ludovic Blas ve Lucas Tousart’ın bulunduğu Fransa U19 takımıyla Avrupa şampiyonu oldu. Ama o jenerasyondaki birçok oyuncunun aksine kariyeri dümdüz yukarı gitmedi.Aynı takımda Avrupa şampiyonu olduğu arkadaşları dünyanın en büyük sahnelerine giderken, Aye kendi kariyerini Fransa ve İtalya’nın ikinci liglerinden geçerek kurdu...
UES SCOUT KINGSTONE MUTANDWA ÇAYKUR RİZESPOR ANALİZİ
Ried geçen sezon Mutandwa’nın satın alma opsiyonunu kullanıyor.Cagliari birkaç gün sonra geri satın alma hakkını devreye sokup oyuncuyu bırakmıyor.İki ay sonra bu kez yolu Rizespor’a çıkıyor.
Bence geçen sezon neden bu kadar dikkat çektiğine bakarken 16 golden önce pozisyonlara nasıl girdiğine bakmak lazım.
Mutandwa’nın koşusu çoğu zaman top ona gelmeden başlıyor. Top orta sahadayken bi an savunma çizgisini kontrol ediyor,pası verecek oyuncuya bakıp hareketleniyor.Bazen iki stoperin arasına,bazen stoperle bek arasındaki boşluğa gidiyor.
Ama bu kadar sık arkayı düşünmesinin bi bedeli de var! Geçen sezon ligde 34 kez ofsayta düşmüş.Yani koşuyu çok deniyor ama zamanlaması her zaman kusursuz değil..
Mutandwa’yı fiziğine bakıp sırtı dönük oynayacak bi santrfor olarak görmedim.
Temastan kaçmıyor,topu sakladığı pozisyonlar var ama onu sırtı dönük oyunu var diye anlatamayız.
Hava toplarında da kötü değil ama belirgin bi üstünlüğü yok. Geçen sezon hava topu kazanma oranı yüzde 44 civarında kalmış.
Ligde 100 şutu var,79’u ceza sahasının içinden.Bu bana 16 gol kadar önemli geliyor.Çünkü Mutandwa sadece iyi vurduğu için değil,golün atılacağı yere çok sık girdiği için bu sayıya çıkmış.
Ried kenardan geldiğinde içeride kalıyor,ilk top ona gelmezse pozisyonu takip ediyor. Top yeniden içeri geldiğinde ya da savunma ilk topu tam uzaklaştıramadığında yine kaleye yakın yerde oluyor.
Gollerinin hepsi tabiki aynı şekilde gelmiyor.Savunmanın arkasına koşup bitirdiği var,kenardan gelen topu tamamladığı var,kafayla attığı da.
Maçın içinde sürekli top isteyen bi santrfor değil.
Geçen sezon lig boyunca yaptığı pas sayısı çok az.Bu da izlediğimiz görüntülerle uyuyor.Yakındaki oyuncuyla kısa oynadığı,geriye gelip top aldığı anlar var.
Ried’de birlikte oynadığı Mergim Krasniqi’nin söylediği söz bu yüzden güzel.Bazen maçın içinde görünmediğini,sonra bi anda çıkıp golü attığını söylüyor.
Sonradan oyuna girip attığı goller,90’dan sonra bulduğu goller de var. Top uzun süre ona gelmese bile ceza sahasına ulaşıldığında yeniden karşınıza çıkabiliyor.
Rizespor’da ben onu Ali Sowe’la aynı rolde kullanmam.
Sowe topu sırtı dönük alıp stoperle daha fazla uğraşabilir.Mutandwa’da ise savunmanın arkasına gitme ve ceza sahasına girme tarafı daha fazla.
Tek santrfor oynayabilir ama bazı maçlarda Sowe’un yanında da kullanılabilir.Sowe stoperle mücadele ederken Mutandwa onun çevresindeki boşluğu kullanabilir.Cagliari’nin hazırlık döneminde onu çift forvette de kullanmış olması bu ihtimali güçlendiriyor.
Ben olsam orta sahadaki oyuncular yüzünü kaleye döndüğünde önce Mutandwa’nın koşusuna bakarım.Kenarlar çıktığında da onu kaleden fazla uzaklaştırmam.
Buradaki soru işareti bence net.
Takım bu koşuları görmezse Mutandwa’nın etkisi ciddi şekilde azalabilir.Çünkü topu sürekli ayağına alıp hücumu kendisi kuracak bi santrfor değil.Bir de ofsayt sayısının gösterdiği gibi,arkaya gitme isteğini biraz daha iyi zamanlaması gerekiyor.
16 gole bakıp Rizespor’da aynı sayıyı beklemem ama geçen sezonki çıkışı tesadüf de değil.
Ben bu transfere olumlu bakıyorum.
Rizespor Sowe’un yanına onun bi benzerini almıyor.Savunmanın arkasını daha fazla zorlayan,ceza sahasına daha sık giren ve maçın içinde fazla görünmese bile gol pozisyonunun içinde kalabilen başka bi santrfor alıyor.
GURME BİLGİ
Mutandwa daha Zambiya’dayken Cagliari maçlarını düzenli izliyor.Atletico Lusaka’nın başkanı Mauro Sanna Cagliarili ve oyunculara takımın maçlarını izletiyor ama Mutandwa’nın buna ihtiyacı yok. Maçları zaten kendisi takip ediyor.
Birkaç yıl sonra sürekli televizyondan izlediği takımın formasını giyiyor.
İlk Serie A golünü de onu A takıma çıkaran Claudio Ranieri’nin Cagliari’deki son maçında Fiorentina’ya atıyor.Golden sonra dönüp direkt Ranieri’yi gösteriyor.