selim mermer retweeted
Köklü Değişim adına hesap açıp sizden para talebinde bulunanları lütfen bize bildiriniz.
Sosyal Medyada Sahte Hesaplarla Dolandırıcılık
Sosyal medya platformlarında, bazı kişilerin isim ve fotoğrafları kullanılarak oluşturulan sahte hesaplar üzerinden yeni bir dolandırıcılık yöntemine başvurulduğu tespit edildi.
Özellikle İslami hassasiyetleri bulunan kişilerin kimliklerini taklit eden dolandırıcılar, oluşturdukları sahte sosyal medya hesapları aracılığıyla vatandaşlarla iletişime geçerek para talep ediyor.
Dolandırıcılar, Türkiye’de ikamet eden Gazzeli ailelere yardım ulaştıracakları gibi söylemlerle insanların yardımseverlik duygularını istismar ediyor.
Benzer şekilde, geçmişte Köklü Değişim’e ait temsilcilik hesaplarının taklit edilmesi suretiyle de vatandaşları yanıltmaya ve maddi menfaat sağlamaya yönelik girişimlerde bulunulduğu görülmüştü. Bu tür sahte hesaplar, güvenilir kişi ve kurumların isimlerini kullanarak insanların güvenini suistimal etmeyi amaçlıyor.
Vatandaşların bu tür dolandırıcılık girişimlerine karşı dikkatli olmaları büyük önem taşıyor.
Sosyal medya üzerinden gelen yardım taleplerinde, iletişime geçen hesabın gerçekliği mutlaka doğrulanmalı; yalnızca tanınan bir kişinin isminin veya fotoğrafının kullanılması, hesabın güvenilir olduğu anlamına gelmemelidir.
Özellikle terörün finansmanı şüphesiyle en küçük bir işlemde dahi soruşturma başlatılabildiği günümüzde, şahsi banka hesaplarına yapılan para transferlerinde daha da dikkatli olunmalıdır. Yardım ve bağışların, kimliği doğrulanmış kişi ve kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirilmesi; para gönderilmeden önce hesap sahibinin ve talebin doğruluğunun teyit edilmesi önem arz etmektedir.
selim mermer retweeted
Bugün Tatvan'da, "Sosyal Depremler ve Enkaz Altındaki Toplum" kampanyası kapsamında “Aile, Nesil ve Toplum İslam ile Korunur” başlıklı konferansı gerçekleştirdik.
Konferansa emeği geçenlerden ve katılımcılardan Allah razı olsun.
selim mermer retweeted
Köklü Değişim tarafından başlatılan“Sosyal Depremler ve Enkaz Altındaki Toplum” kampanyası kapsamında
Köklü Değişim Van Temsilciliğinin düzenlemiş olduğu ''Toplum Bir Yardım Eli Bekliyor'' konulu konferansa iştirak ettik.
Van halkının yoğun katılımıyla gerçekleşen konferansın sosyal sarsıntıların enkazı altındaki toplumumuzun kurtuluşuna vesile olmasını dilerim.
selim mermer retweeted
Bir paragraf yazsak '1 saatlik videodan bunu mu anladın?' derler; uzun uzun yazsak okumadan abicilik yaparlar. Ama mesele net: Şu video, Türkiye’de fıkhın bitişinin adıdır; 'İslam’dan değil, aklımdan alırım' demenin açık öğretisidir.
1 saatin özeti şudur: 'Faiz haram, bunu kabul ediyoruz AMA zaruret için, maslahat için şu an haram demeyiz. Önce faize dayalı bu ekonomi sistemi yerine başka bir sistem üretmeli ve onu kullanmalıyız. O zamana kadar faiz zarurettir, kullanın!' Bir de bunu süsleme çabası var: 'Eğer faize zaruret olarak fetva verilmezse Müslümanlar kırılır ve ticaret yapamaz.'
İşte tüm bunlar, bana İmam Gazâlî’nin şu sözünü hatırlattı: 'Bilmeyen sussaydı ihtilaf daha az olurdu.'
İslam’da zaruret var mıdır? Evet, vardır ve bu bir fıkıh konusudur. Ancak zaruret dediğimiz şeyin de bir fıkhı, şartları vardır; onlar hasıl olduğunda zaruret hali de ortaya çıkmış olur. Az fıkıhla ilgili olan birisi, şu söylediğimi ve 1 saatlik videoyu karşılaştırsa doğruyu bulmak için yeterlidir
Ha bir de 'Adam videoda bunu mu dedi?' diye gelecek olanlar olmasın; her sözün, her vakanın bir mefhumu vardır ve bu videonun mefhumu da yukarıda özetlediğimden ibarettir.
#azizyıldırımistifa
#FBvGOZ
#FondaAraÖdemeRezaleti
#yoenetimistifa
Ali Koç
Muhsin Atcı
Liverpool
Kerem
#Gündemötesi
youtu.be/sCIcVkctDYk?si=fXbP…
selim mermer retweeted
Sayın Çiçek, tarih boyunca Cumhuriyet bu saydıklarınızın hiçbiri olmadı bundan sonra da olmayacaktır.
Antik Roma'da Cumhuriyet/Republic, bir avuç soylu azınlığın, Fransa'da Jakobenlerin, Türkiye'de Celal Şengör'ün ifadesiyle "Diktatörlerin" yönetimini ifade eder.
Batı'dan alınmış bir yönetim şeklinin adının Cumhuriyet olarak belirlenmesi onu yerli yapmaz. Nitekim uluslararası ilişkilerde Cunhuriyet ifadesi kullanılmaz Rebuplic of Türkiye ifadesi kullanılır. Dolayısıyla Cumhuriyet için "yerli" demek tarihi ve siyasi açıdan külliyen yanlış bir ifadelendirmedir.
İsviçre'den Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, İcra ve İfla Kanunu... İtalya'dan Ceza Kanunu, Fransa'dan İdari Kanun alınmış iken "yerlilik" iddiası havada kalmıyor mu?
Türkiye'deki gelir dağılımındaki makasa baksanız sanırım sözünüzü geri alırdınız. En zengin %1 toplam servetin %35'ine sahip iken en fakir %50 sadece %2,7'sine sahip durumda. Bu mu "adaletli paylaşım"?
Cumhuriyet, TDK'ya göre egemenliğin halka ait olduğu yönetim biçimidir. Oysa gerçekte halk hiçbir zaman kanun, yasa koyamaz. Halk, egemen güçlerin koyduğu kanun ve yasalara göre yaşamakla mükellef kılınmıştır.
İnsanın koyduğu yasalar tüm dünyada bila istisna adaletin, adaletli paylaşımın, inanca saygının, insan onurunun, merhametin katili olmuştur.
Dün böyle idi bugün de böyledir.
Sayın @nevzatcicek sizin de aslında bunları bildiğinize, Cumhuriyetin insanlığını tükettiğini gördüğünüze inanıyorum. Belki konumuz böylesi bir hayalin peşinde koşmanızı gerektiriyor olabilir. Ancak bilmelisiniz ki, güneş balçıkla sıvanmaz, hakikatler de gölgede kalmaz!
“Cumhuriyet hukuk
Cumhuriyet yerlilik
Cumhuriyet çok seslilik
Cumhuriyet adaletli paylaşım
Cumhuriyet inançlara saygı
Cumhuriyet vatanseverlik
Cumhuriyet ehliyet-liyakat-sadakat
Cumhuriyet şeffaflıktır
Cumhuriyet, sadece bir yönetim şekli değil; emperyalizme karşı direnişin adıdır.
Cumhuriyet; şartlar ne olursa olsun esaret ve dayatmaya asla boyun eğmeyeceğimizin ilanıdır.
Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun”
selim mermer retweeted
Cumhuriyet, Müslüman Halka Zorla Dayatılmış Bir Rejimdir! #29Ekim
Laik-demokratik Cumhuriyet rejimi, bu toprakların evlatlarının kendi iradesiyle kurduğu değil, Müslüman halka tepeden tırnağa zorla dayatılmış bir rejimdir.
Bugün "Sesimizi Duyan Var mı?" mottosuyla başlattığımız kampanya, Cumhuriyet rejiminin toplumda açtığı derin yaraları, kültürel ve sosyal depremleri, toplumu kalkındırmak şöyle dursun bilakis uçurumlara sürüklediğini ortaya koymayı amaçlamaktadır.
•Bu rejim, bir "halk iradesi" eseri değil; Lozan Konferansı'nda İngilizlerin sunduğu şartların -Hilafet’in kaldırılması, halifenin sürgün edilmesi ve devletin laik esaslara oturtulması şartının- harfiyen uygulanmasıyla bir oldu-bitti olarak kuruldu.
•Dini hayattan ve devletten koparan bu düzen; eğitimden adalete, ekonomiden ahlaka kadar bu topluma huzur değil; artan suç oranlarını, ahlaki çöküntüyü, yozlaşmayı ve çaresizliği getirdi. Laik eğitim ve kültür politikaları eliyle gençliğimiz içki, uyuşturucu, kumar ve faiz batağına sürüklenirken; aile müessesesi parça pinçik edilmiş, sokaklarımız güven ve emniyetten mahrum bırakılmıştır.
•Cumhuriyet ile birlikte Kur'an ile bağımız hedef alındı; ümmet milliyetçilik ve vatancılık nifaklarıyla parçalandı. Bugün Gazze kan ağlarken elimizin kolumuzun bağlı kalması, kardeşlerimize bir lokma ekmek bile ulaştıramaz hale gelmemiz, bize çizilen bu batıl sınırların ve rejimlerin neticesidir.
Toplumu içinde bulunduğu kaostan kurtaramayan, ekonomik ve sosyal sarsıntılardan koruyamayan, aile-nesil-toplum için huzurlu bir gelecek inşa edemeyen bu cumhuriyet, olmasa da olurdu.
Her gecenin bir sabahı olduğu gibi, bu karanlık yüzyılın da şafağı İslam'dır. Köklü Değişim'in "Sesimizi duyan var mı?" feryadı bu toplumda makes bulacak; ümmetin yeniden ayağa kalkışı ve İslam'ın adalet nizamı olan Hilâfet ile son bulacaktır.
selim mermer retweeted
İslam'ın kendine has bir yönetim şekli var iken Batı menşeili Cumhuriyeti meşrulaştırma gayretleri kabul edilemez.
İlgilenenler için Hilafet Devleti bu şekildedir:
hilafetdevleti.com/
selim mermer retweeted
Onur dediğin şey nedir?
Kendi kültürünü, değerlerini bırakıp ülkeni işgal eden, yağmalayan, halkını katleden düşmanın kültürünü, değelerini, yaşam tarzını, fikir ve ölçülerini almak ne zamandır onur sayılıyor?
Bir iki üç diye saydıklarının tamamı Batı kültürüne ait.
Söyleyin bize!
Sizin kendinize ait bir şeyiniz var mı?
Onur değin şey bile sana ait değil!
selim mermer retweeted
İlim ehline selam olsun.
Dünden beri bu videoyu paylaşıp da Abdullah İmamoğlu hocaya saldıran kesimler, acaba burada ifade edilen hangi düşünceye karşı çıkıyorlar.
Mezhepsel farklılıklarımız, kolektif ümmet şuuruyla hareket etmemizin önüne geçmemeli sözüne mi karşısınız.
Farklılıklarımıza rağmen bizler neden, düşmanlarımıza karşı ortak paydada hareket edemiyoruz, sorusunun neresi yanlış?
Yoksa hocanın, ABD ve işgalci “İsrail’in, İran’a saldırılarından dolayı çok memnun olmalıyız, demesini mi bekliyordunuz?
Şii İran ile ihtilaflarımız fıkhi ihtilaflar denmiyor ki. Fıkhi ihtilafların bile ümmeti böldüğünden, ortak hareket kabiliyetini ortadan kaldırdığından bahsediliyor.
Son asırda yaşadığımız bölünme ve parçalanmanın, beldelerimizin bir bir işgal edilmesinin acısını görmüş her bir Müslümanın onay vereceği, tek ümmet şuuruyla hareket edelim mesajını dahi kavga ve ayrılık unsuru haline getirmek, nasıl bir parçalanma yaşadığımızı gösteriyor.
Bu videodaki tek ümmet olma mesajından bile, nasıl çıkarımlar yapılıyor, hayret ediyorum.
Kimisi bizleri, İran’ın Suriye’deki katliam ve zulümlerinden habersiz olmakla itham ediyor, kimisi İslam akidesini bilmemekle!
Suriye’deki kıyamın ilk gününden beri meydanlarda olan ve onlarca gencini Suriye’de şehid veren, İran’ın yaptığı katliamlar karşısında en net mesajları veren, Sednaya cezaevinde yüzlerce genci yıllarca ölüme terk edilen, hatta Yemen’de Husi’ler tarafından gençleri tutuklanan bir partinin mensuplarını bu ithamlarla karalamaya çalışmak aslında cevap verilecek bir durum dahi değildir.
Abdullah hocanın bahsettiği ve bizim dediğimiz tam olarak şudur;
Bizler, İran’a yönelik saldırıların başladığı günlerden itibaren ülkemizde tartışmaya açılan Şii-Sünni meselesini, çok yersiz ve sadece bölünme ve ayrılığı körükleyecek bir basiretsizlik olarak değerlendiriyoruz. Her ne kadar bu tartışmaların kökeni yüzyıllar öncesindeki akidevi, fıkhi ve siyasi tartışmalara dayansa da son asırda bu tartışmalar özellikle sömürgeci kafirler ve onların işbirlikçileri tarafından körüklenmekte, ümmetin birliğini ve vahdetini hedef alan büyük bir fitne ateşi olarak alevlendirilmektedir.
Zira ne İran, Şii esasları ile hareket ediyor ne Suud, selefi akidesine göre hareket ediyor ne de Türkiye, Maturudi veya Eşari esaslarına göre hareket ediyor. Ortada akide ve mezhep savaşı değil, ulus devletlerinin ulusal çıkarları ve Batılı devletlerle kurdukları ilişkiler esası üzerine savaşlar söz konusudur.
Bu topraklar ise, yönetici erklerin veya ulus devletlerin değil, bizzat “ümmetin” mülküdür.
Bundan dolayı İran’ın bombalanması Müslümanlara ait bir toprağa yönelik saldırı olarak görülmelidir. Kâfir bir ittifakın, Müslüman bir coğrafyayı çiğnemesine asla rıza gösterilemez. Unutulmamalıdır ki yeryüzünün her tarafında sömürgeci kafirlerle yürütülen mücadele İslam-küfür mücadelesidir.
Çünkü kafirler, İslami beldelere saldırırken Şii-Sünni ayrımı yapmamakta bizzat İslam’ı ve Müslümanları hedef almaktadır. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in dediği gibi “Ne Şii ne Sünni, düşmanımız İslam’dır”
Böyle zamanlarda bu tarz Şii - Sünni tartışmalarını gündeme getirmek kafirlerin ve işbirlikçilerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir sonuç doğurmaz.
İran’ın, İslam beldelerinde gerçekleştirdiği katliam ve saldırılara karşı durmak gerektiği gibi, İran’a yapılan ABD-“İsrail” saldırılarına da karşı durmak gerekir.
İslam ümmetinin bugün çözüm bekleyen en büyük sorunu ayrılık ve parçalanmışlıktır. Topraklarının arasına suni sınırlar çizilerek ulus devletlere bölünmesi, milliyetçilik ve vatancılık duyguları köpürtülerek tek ümmet olma şuurunun kaybolmasıdır. Birlik ve vahdetin yerini düşmanlık ve ayrılığın almasıdır. İslami hükümlerin yerini ulusal çıkarlar denilen yalanların almasıdır. Bazı beldelerde laik rejimlerin, bazı beldelerde krallık ve diktatörlüklerin, bazı beldelerde ise aşırı mezhepçi yönetimlerin Müslüman haklar üzerinde egemen olmasıdır.
Hilâfet’in yıkılması ile ortaya çıkan parçalanmışlık, bugün hem işgalci Yahudi varlığı karşısında hem de küstah ABD saldırıları karşısında devasa bir güç olan İslam ümmetinin elini kolunu bağlayan bir durum halini almıştır. Oysaki kâğıttan kaplan olan bu varlıklara karşı Müslümanlar, yeterli güç ve birikime sahiptir. İslâm ümmetinin donanımlı orduları, yeterli silahları, şehadet ve cihat arzusu ile yanıp tutuşan milyonlarca gençleri vardır. Askerî güç ve donanım olarak hiçbir eksiği yoktur. Tek sorun, bu devasa gücü bir araya getirecek, suni sınırlara itibar etmeyecek, tek bir ümmet olarak bu ordulara harekete geçirebilecek bir liderliğin olmamasıdır. Mevcut ulus devletlerin liderlerinin ise böyle bir vizyondan çok uzak oldukları da ortadadır.
Bundan dolayı bugün başta İslami camialar olmak üzere tüm Müslümanların, bu birliği ve siyasi iradeyi sağlamanın yolu ve metodu üzerinde konuşmaları, tartışmaları ve kamuoyunu bu minvalde doldurmaları son derece elzemdir. Aynı zamanda sömürgeci kafirlerle iş birliği yapan, ümmetin vahdetini engelleyen ulus devletlerin yöneticilerini muhasebe etmeleri zaruridir. Bu hassaten alim, kanaat önderi, siyasetçi ve İslami camiaların temel sorumluluğudur.
İşte Abdullah Hoca’nın verdiği net mesaj budur.
selim mermer retweeted
Dünden beri bu videoyu paylaşıp da Abdullah İmamoğlu hocaya saldıran kesimler, acaba burada ifade edilen hangi düşünceye karşı çıkıyorlar.
Mezhepsel farklılıklarımız, kolektif ümmet şuuruyla hareket etmemizin önüne geçmemeli sözüne mi karşısınız.
Farklılıklarımıza rağmen bizler neden, düşmanlarımıza karşı ortak paydada hareket edemiyoruz, sorusunun neresi yanlış?
Yoksa hocanın, ABD ve işgalci “İsrail’in, İran’a saldırılarından dolayı çok memnun olmalıyız, demesini mi bekliyordunuz?
Şii İran ile ihtilaflarımız fıkhi ihtilaflar denmiyor ki. Fıkhi ihtilafların bile ümmeti böldüğünden, ortak hareket kabiliyetini ortadan kaldırdığından bahsediliyor.
Son asırda yaşadığımız bölünme ve parçalanmanın, beldelerimizin bir bir işgal edilmesinin acısını görmüş her bir Müslümanın onay vereceği, tek ümmet şuuruyla hareket edelim mesajını dahi kavga ve ayrılık unsuru haline getirmek, nasıl bir parçalanma yaşadığımızı gösteriyor.
Bu videodaki tek ümmet olma mesajından bile, nasıl çıkarımlar yapılıyor, hayret ediyorum.
Kimisi bizleri, İran’ın Suriye’deki katliam ve zulümlerinden habersiz olmakla itham ediyor, kimisi İslam akidesini bilmemekle!
Suriye’deki kıyamın ilk gününden beri meydanlarda olan ve onlarca gencini Suriye’de şehid veren, İran’ın yaptığı katliamlar karşısında en net mesajları veren, Sednaya cezaevinde yüzlerce genci yıllarca ölüme terk edilen, hatta Yemen’de Husi’ler tarafından gençleri tutuklanan bir partinin mensuplarını bu ithamlarla karalamaya çalışmak aslında cevap verilecek bir durum dahi değildir.
Abdullah hocanın bahsettiği ve bizim dediğimiz tam olarak şudur;
Bizler, İran’a yönelik saldırıların başladığı günlerden itibaren ülkemizde tartışmaya açılan Şii-Sünni meselesini, çok yersiz ve sadece bölünme ve ayrılığı körükleyecek bir basiretsizlik olarak değerlendiriyoruz. Her ne kadar bu tartışmaların kökeni yüzyıllar öncesindeki akidevi, fıkhi ve siyasi tartışmalara dayansa da son asırda bu tartışmalar özellikle sömürgeci kafirler ve onların işbirlikçileri tarafından körüklenmekte, ümmetin birliğini ve vahdetini hedef alan büyük bir fitne ateşi olarak alevlendirilmektedir.
Zira ne İran, Şii esasları ile hareket ediyor ne Suud, selefi akidesine göre hareket ediyor ne de Türkiye, Maturudi veya Eşari esaslarına göre hareket ediyor. Ortada akide ve mezhep savaşı değil, ulus devletlerinin ulusal çıkarları ve Batılı devletlerle kurdukları ilişkiler esası üzerine savaşlar söz konusudur.
Bu topraklar ise, yönetici erklerin veya ulus devletlerin değil, bizzat “ümmetin” mülküdür.
Bundan dolayı İran’ın bombalanması Müslümanlara ait bir toprağa yönelik saldırı olarak görülmelidir. Kâfir bir ittifakın, Müslüman bir coğrafyayı çiğnemesine asla rıza gösterilemez. Unutulmamalıdır ki yeryüzünün her tarafında sömürgeci kafirlerle yürütülen mücadele İslam-küfür mücadelesidir.
Çünkü kafirler, İslami beldelere saldırırken Şii-Sünni ayrımı yapmamakta bizzat İslam’ı ve Müslümanları hedef almaktadır. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in dediği gibi “Ne Şii ne Sünni, düşmanımız İslam’dır”
Böyle zamanlarda bu tarz Şii - Sünni tartışmalarını gündeme getirmek kafirlerin ve işbirlikçilerin ekmeğine yağ sürmekten başka bir sonuç doğurmaz.
İran’ın, İslam beldelerinde gerçekleştirdiği katliam ve saldırılara karşı durmak gerektiği gibi, İran’a yapılan ABD-“İsrail” saldırılarına da karşı durmak gerekir.
İslam ümmetinin bugün çözüm bekleyen en büyük sorunu ayrılık ve parçalanmışlıktır. Topraklarının arasına suni sınırlar çizilerek ulus devletlere bölünmesi, milliyetçilik ve vatancılık duyguları köpürtülerek tek ümmet olma şuurunun kaybolmasıdır. Birlik ve vahdetin yerini düşmanlık ve ayrılığın almasıdır. İslami hükümlerin yerini ulusal çıkarlar denilen yalanların almasıdır. Bazı beldelerde laik rejimlerin, bazı beldelerde krallık ve diktatörlüklerin, bazı beldelerde ise aşırı mezhepçi yönetimlerin Müslüman haklar üzerinde egemen olmasıdır.
Hilâfet’in yıkılması ile ortaya çıkan parçalanmışlık, bugün hem işgalci Yahudi varlığı karşısında hem de küstah ABD saldırıları karşısında devasa bir güç olan İslam ümmetinin elini kolunu bağlayan bir durum halini almıştır. Oysaki kâğıttan kaplan olan bu varlıklara karşı Müslümanlar, yeterli güç ve birikime sahiptir. İslâm ümmetinin donanımlı orduları, yeterli silahları, şehadet ve cihat arzusu ile yanıp tutuşan milyonlarca gençleri vardır. Askerî güç ve donanım olarak hiçbir eksiği yoktur. Tek sorun, bu devasa gücü bir araya getirecek, suni sınırlara itibar etmeyecek, tek bir ümmet olarak bu ordulara harekete geçirebilecek bir liderliğin olmamasıdır. Mevcut ulus devletlerin liderlerinin ise böyle bir vizyondan çok uzak oldukları da ortadadır.
Bundan dolayı bugün başta İslami camialar olmak üzere tüm Müslümanların, bu birliği ve siyasi iradeyi sağlamanın yolu ve metodu üzerinde konuşmaları, tartışmaları ve kamuoyunu bu minvalde doldurmaları son derece elzemdir. Aynı zamanda sömürgeci kafirlerle iş birliği yapan, ümmetin vahdetini engelleyen ulus devletlerin yöneticilerini muhasebe etmeleri zaruridir. Bu hassaten alim, kanaat önderi, siyasetçi ve İslami camiaların temel sorumluluğudur.
İşte Abdullah Hoca’nın verdiği net mesaj budur.
selim mermer retweeted
Muhammed Emin Yıldırım kardeşim, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmıştır. Geçtiğimiz hafta Aliyev rejimi birçok siyasetçi, yazar ve gazeteci ile birlikte Muhammed Emin Yıldırım'ı istenmeyen adam ilan etmiş ve Azerbaycan'a girişini yasaklamıştı. Süreci takip ediyoruz.
selim mermer retweeted
Bütün ilke ve değerlerin çıkarlar uğruna feda edildiği, haklının değil güçlünün el üstünde tutulduğu bir zamandayız.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral şayet Azerbaycan'daki başörtüsü yasağını eleştirdiğinden dolayı görevinden alınmışsa herhalde bu duruma kimse şaşırmamıştır.
selim mermer retweeted
Oktay Saral bu paylaşımı nedeniyle CB Erdoğan tarafından görevden alındı.
İşgalci Yahudi dostu olan ve başörtüsünü okullarda yasaklayan Aliyev istedi diye danışmanını görevden alan bir dünya liderimiz olduğu için herkes çok mutludur!
Haydi kendinizi kandırmaya devam edin.
selim mermer retweeted
Kırmızı Masa'yı
izleyemeyenler için👇
Konuğum İlahiyatçı Yazar Abdullah İmamoğlu @a_imamoglu_
youtu.be/wQTCuTeaImY
Azerbaycan'da ki başörtüsü zulmüne sessiz kalmayarak sözü muhahttabına söyleyen Abdullah İmamoğlu Azerbaycan'ın hakkında çıkarmış olduğu iade talebine akit TV aracılığı ile cevap verecek faydalı bir program olacagını temenni ediyoruz. İyi seyirler
- Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına eleştirisi sebebiyle hakkında yakalama ve arama kararı çıkarılan Abdullah İmamoğlu, bu duruma ne diyor?
- İslam dünyasındaki ayrılıkların temelinde ne var?
- Türkiye’de din-devlet ilişkileri niçin tartışılıyor?
- Gençliği tehdit eden meseleler neler?
- Akıl -vahiy ilişkisi, Selefilik, sufizm, Tarikatlar, Mesih ve gaybı bilme..
@muharice soracak, İlahiyatçı yazar @a_imamoglu_ canlı yayında cevaplandıracak.
selim mermer retweeted
Kırmızı masanın bu haftaki konuğu Abdullah İmamoğlu hocam, önemli konular ve başlıklar..
- Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına eleştirisi sebebiyle hakkında yakalama ve arama kararı çıkarılan Abdullah İmamoğlu, bu duruma ne diyor?
- İslam dünyasındaki ayrılıkların temelinde ne var?
- Türkiye’de din-devlet ilişkileri niçin tartışılıyor?
- Gençliği tehdit eden meseleler neler?
- Akıl -vahiy ilişkisi, Selefilik, sufizm, Tarikatlar, Mesih ve gaybı bilme..
@muharice soracak, İlahiyatçı yazar @a_imamoglu_ canlı yayında cevaplandıracak.
selim mermer retweeted
Sizin sorununuz işte bu!
Batı dünyası zihinleri öylesine iğdiş etmiş ki, bir adamın Türk olması onu diğer insanlardan üstün kılar sanıyorsunuz.
Türk milliyetçiliği laik devletin İslam'ı yok etmeye çalışırken boşluğu doldurmak için uydurduğu bağ olmaya dahi elverişli olmayan düşük bir fikirdir.
Düşük bir fikir ile toplumu kalkındıramazsınız.
selim mermer retweeted
Aynı şeyleri NATO için söyleyebiliyor musunuz? "5.Madde de neymiş bir ülke İngiltere'ye saldırırsa biz neden müdahil oluyoruz. Bize ne İngiltere'den" diyebiliyor musunuz?
Hayır!
Öyleyse bunun adı en hafif tabirle çifte standart değil mi?
Mekke Anlaşması, TBMM’ye sunuldu.
Anlaşmanın 2. maddesi şöyle:
“Taraflardan birine yönelik dış kaynaklı silahlı saldırı tüm taraflara yönelik saldırı kabul edilir… Taraflar saldırıya uğrayan tarafa birbirlerine sağlayabilecekleri yardım imkanlarının tamamını kullanarak yardım edecektir.”
Suudiler İran ve Yemen’de Hussiler ile Pakistan ise Hindistan ve Afganistan’la yıllardır ve sık sık gerilim yaşıyor, silahlı çalışmalara giriyor.
Biz bu gerilimlere niçin taraf olacağız?
Mekke Anlaşması’nın Türk milletine ne faydası var?
cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFi…
selim mermer retweeted
Rasulullah (sav)'in "Müslümanların dertleriyle dertlenmeyen onlardan değildir" hadisini şiar edinerek bizlere ümmetin derdiyle dertlenmeyi nasip eden Allah'a hamd olsun.
Sosyal depremlerin enkazı altında kalıp; hayatta kalma mücadelesi veren gençlere, ailelere ve bir bütünde topluma #SesimiziDuyanVarmı diyerek sesleniyoruz.
Yaşadığımız sosyal depremlerin asıl müsebbibi laik kapitalist beşeri sisteme mahkum olmadığımızı ve yegane çözümün İslam'ın hayat nizamında olduğunu haykırıyoruz.
Ve bütün bu gayreti sadece Rabbimize bir mazeret beyân etmek, bir de umulur ki günah işlemekten sakınırlar diye yapıyoruz.































