Bir yılda fiyatı 5 ila 30 kat arasında yükselen yaklaşık 15 borsa şirketimiz var. Ancak bu şirketlerin cirolarına ve kârlılıklarına baktığımızda, bu yükselişi destekleyecek ölçüde bir performans göremiyoruz. Hatta aralarında zarar eden veya cirosu gerileyen şirketler bile bulunuyor.
Bazı fonların yüksek getirilerinin önemli bir kısmı bu hisselerden kaynaklanıyor. Buna rağmen bazı kişiler (pazarlamacı), “Bu fonları almayın, fonlardaki hisseleri doğrudan alın. Böylece yönetim ücreti ödemezsiniz.” şeklinde önerilerde bulunuyor.
Aman dikkat. Değerinden kopmuş hisseler, büyük alıcı gelmediği sürece fiyatı ya yatay tutulur ya da yukarı sürülür. Ancak bu süreç sonsuza kadar sürmez. Bu tür hisseler çoğu zaman en sonunda “son sahibini” arar.
Kazanma hırsınız aklınızı ve sağduyunuz devre dışı bırakmasın.
Alıntıladığım paylaşım 2 temmuz da önüme düşünce yukarıdaki yazıyı yazmıştım. O günden bugüne, önerilen hisselerden oluşan eşit ağırlıklı sepet yaklaşık %85 değer kaybetti. Ve hala düşmeye devam ediyor..!
100 bin lira 14 bin liraya düştü. Paranın eski seviyesine dönebilmesi için şimdi 7 katına çıkması gerekiyor..!
Paylaşımı yapan kişi, fonlarını ilk gün satmış ve paylaşımına göre elinde TLY de yokmuş; satamayan yatırımcılar tepki gösterince de “Siz de %10 aşağıdan satın, yine kârdasınız” demişti. Diyecek söz yok bu ve benzeri paylaşım yapanların yaptığı yıkım çok büyük oldu.
Likiditenin azaldığı bu dönemde hisse geri alımları neden bu kadar önemli?
BIST 30 dışındaki birçok hissede likidite ciddi şekilde azaldı. Bu nedenle iyi şirketler bile gerçek değerlerinin çok altında fiyatlanabiliyor.
MSCI'nin gerçek halka açıklığa ve işlem hacmine bu kadar önem vermesinin nedeni de bu (etkin piyasa hipotezi). Pasif fonlar şirketlerin bilançolarını tek tek analiz etmez, endekse göre yatırım yapar. Bunun sağlıklı çalışabilmesi için fiyatların birkaç kişi tarafından değil, yeterli sayıda bağımsız alıcı ve satıcı tarafından belirlenmesi gerekir.
Hacim tek başına kalite demek değildir. Ama yeterli gerçek işlem hacmi olmadan sağlıklı fiyatlama da olmaz.
İşte böyle dönemlerde şirketlerin geri alımları çok daha önemli hâle geliyor.
Ne yazık ki ülkemizde birçok şirketin hâkim ortağı, şirketin nakit akışını zaten kontrol ettiği için hisse fiyatını pek önemsemiyor. Şirkete güvenip parasını yatıran küçük ortakları da yeterince düşünmüyor.
Hatta öyle şirketler var ki hisseleri neredeyse bedava fiyatına işlem görüyor ama yönetim, kendi hissesini alarak elde edebileceği sermaye getirisini bile hesaplamıyor (Fiyat değerin belirgin altına indiyse hisse geri alımı en yüksek getirili yatırım olur).
Oysa borsada bir şirkete ortak olan yatırımcının şirketin yarattığı nakitten doğrudan faydalanmasının iki önemli yolu vardır: Temettü ve hisse geri alımı.
Temettüde şirket kazancını ortaklarına dağıtır. Geri alımda ise şirket kendi hisselerini satın alarak dolaşımdaki pay sayısını azaltır. Kalan ortakların şirketteki ekonomik payı artar. Gelecekte dağıtılacak toplam temettü aynı kaldığında, hisse başına düşen temettü de artabilir.
Yani şirket geri alım yaptığında sadece bugünkü hisse fiyatına destek vermiş olmaz; gelecekteki kâr ve temettüden kalan ortaklara düşen payı da artırabilir.
Elbette her geri alım doğru değildir.
Basiretli bir tüccar, şirketinin gerçek değeriyle piyasadaki fiyatını karşılaştırır. Hissesi gerçek değerinin çok altındaysa ve şirketin nakit durumu uygunsa geri alımı ciddi biçimde değerlendirir.
Ancak şirketi ucuzken hiçbir şey yapmayıp pahalıyken geri alım yapmak da basiretli tüccar davranışı değildir.
Çünkü geri alımın kendisi değil, hangi fiyattan yapıldığı önemlidir.
Ucuzken yapılan geri alım kalan ortaklara değer kazandırabilir. Pahalıyken yapılan geri alım ise şirketin kaynaklarını israf ederek ortaklara zarar verebilir.
Şirketi yönetmek yalnızca faaliyetleri ve nakit akışını yönetmek değildir. O şirkete sermayesini emanet eden bütün ortakların hakkını ve menfaatini gözetmek de yönetimin sorumluluğudur.
18 Ekim- 16 Eylül arası 118 şirket toplam 8.9 milyar TL'lik hisse geri alımı yaptı. İşte geri alım yapan hisseler:
Bireysel yatırımcıyken, likidite sıkışıklığı nedeniyle fiyatı ciddi şekilde düşen ve geri alım yapmayan şirketlere baktığımda, “ bize fırsat doğdu.” diye düşünürdüm.
Çünkü hep söylediğim gibi, yatırımcı piyasayı anlamaya çalışmaz, piyasanın hangi nedenle olursa olsun önüme getirdiği fırsatları değerlendirmeye çalışır.
Ancak fon yöneticiliğinde işler değişiyor.
Piyasada likiditenin azalması çoğu zaman fonlardan para çıkışı anlamına da geliyor. Yatırımcı fondan çıktığında nakit yaratmak için hisse satmak zorunda kalıyorsunuz. Yani yaptığınız zorunlu satışlarla yangının üzerine benzin dökmek zorunda kalabiliyorsunuz.
Bu nedenle şirket görüşmelerimizde, özellikle piyasa fiyatıyla gerçek değeri arasındaki farkın ciddi biçimde açıldığı, likidite yetersizliği nedeniyle yanlış fiyatlanan şirketlerde geri alımın önemini anlatmaya çalışıyoruz.
Çünkü böyle dönemlerde geri alım, yalnızca hisse fiyatını desteklemek değil, şirketin kendi hisselerini değerinin altında satın alarak uzun vadeli ortaklarına değer yaratması oluyor. Umarım basiretli tüccar davranışıyla değerinin altında satılan ve imkanı olan şirketlerimiz geri alım başlatır ya da geri alımlarını arttırırlar.
Selam ve Saygılarımla.
Geri alım yapan 118 hisse
(AAGYO ADGYO AGROT AHGAZ AKFGY AKHAN AKSGY ALBTN ALFAS ARDYZ ARMGD ARSAN ASGYO ATAKP ATATP ATLAS AVGYO AYES AZTEK BALAT BERA BLCYT BLUME BMSCH BOBET BORSK BULGS CANTE CGCAM CITAS CVKMD DAGI DAPGM DCTTR DERHL DOFRB EGEGY EKDMR EKGYO EKIM EKOS ENERY ERCB ETILR ETYAT EUYO FADE GEDIK GEDZA GENIL GENTS GIPTA GLYHO GOLDA GRSEL GRTHO GSDHO ISKPL IZENR JANTS KARTN KLGYO KLRHO KLSYN KOCMT KONKA KPEKS KRDMA KRSTL KRVGD KZGYO LIDER LKMNH LMKDC LOGO LXGYO MAGEN MASFN MAVI MCARD MEPET MERCN METEN METRO MEYSU MOPAS MSGYO MTRYO NTHOL OFSYM ORGE ORZAX OYLUM PAHOL PATEK PCILT PRKME QUICK RNPOL SAHOL SANKO SELEC SOKE SUWEN SVGYO TABGD TATEN TEZOL TGSAS TKNKA TRALT TTKOM TUKAS TUREX ULUFA ULUUN YYLGD ZERGY)
119. hisse bugün +1 NETCD geri alım açıkladı
Ölüm Döşeğinde Sayıklanan Hisse
Eskilerden bir hikaye daha anlatayım. Yıllar önce bir gece nöbetinde, kalp krizi geçiren bir hasta acil anjiyoya alındı. Böyle anlarda hastalar genellikle ailesini, çocuklarını sayıklar.
Bizimkinin derdi başkaydı:
“Hocam, borsada çok para kaybettim. Hayatımda ilk defa doğru hisseyi aldım. Zengin olacağım, beni kurtar!”
Neyse ki damarı stentle açıldı, hasta kurtuldu.
Bir süre sonra anjiyo ekibinden arkadaşlar (doktor, hemşire, teknisyen) bana bir hisse sordular. Almışlar ama sürekli düşüyormuş.
“Nereden buldunuz bu hisseyi?” diye sorunca hikâyeyi öğrendim.
Meğer o gece ekipteki herkes hastanın bahsettiği hisseyi almış. “Adam ölüm döşeğinde bile bu kadar inanıyorsa vardır bir bildiği!” diye düşünmüşler. :)
Bir arkadaşa kızdım: “Doktor adamsın, insan ne aldığını bakmaz mı?”
Cevabı hâlâ aklımda:
“Sen de o anjiyoda olsan sen de alırdın. Adamın kalbi durdu çalıştı o hisseyi sayıkladı!”
Oysa hastanın ne içeriden bilgisi vardı ne de şirketi araştırmıştı. Duyduğu hikâyeye ve hedef fiyatlara aşırı inanmış sıradan bir yatırımcıydı.
Hasta duyduğu hikâyeye, ekip de hastanın inancına yatırım yapmıştı.
İstanbul'daki sel felaketinden etkilenen herkese çok geçmiş olsun.
30 yıldır Ayazağa ve bölgeyi tanıyorum. Bugün bile dere yatağında yeni 10 katlı binalar yükseliyor, derenin devamında lüks konut projeleri yapılıyor. Sebebi basit: Dere yatağı olduğu için yıllarca imara açılmamış, boş kalmış, şehrin ortasında kıymete binmiş arsalar olması.
Ama mesele sadece Ayazağa değil.
Uzun vadeli risklere kısa vadeli bakıyoruz. Deprem olunca sağlam ev, sel olunca dereden uzak semt, afetten sonra sigorta arıyoruz; hem de maliyetin en yüksek olduğu anda.
1999'da depremden sonra evini ucuza satıp Cadde'den kuzeye taşınan pek çok kişi, 10 yıl sonra "merkeze uzak" diyerek geri döndü. Felaketler seyrek yaşanıyor, insan unutuluyor.
Oysa tehlikeyi unutmamız, onun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
"Hz. Nuh gemisini yapmaya başladığında henüz yağmur yağmıyordu."
Felaket geldiğinde ne yaptığımızdan çok, gelmeden önce ne yaptığımız önemli.
Selden etkilenen Ayazağa’da yapılaşma tam bir çıkmazda. Ara sokaklar dar ve plansız olduğu için ulaşım felç durumda.
Deprem dönüşümü için verilen imar artışları ne yazık ki riskli eski binaları yenilemek yerine dere yataklarındaki boş arazilerin yapılaşmasına yol açtı.
Yıllardır boş duran dere yatağının tam ortasına yapılan işaretlediğim 17 katlı yeni bina bunun en somut örneği.
Bir yanda depremde yıkılacak eski binalar dururken, diğer yanda taşkın riski taşıyan dereye dev binalar dikiliyor. Anlamak zor.
Rabbim yar ve yardımcımız olsun.
Borsada da hayatta da en ucuz tecrübe, başkalarının hatalarından çıkarılan derstir. Çünkü her yanlışı kendimiz yaparak öğrenmeye ne ömrümüz yeter ne de sermayemiz…
Size yaklaşık 15 yıl önce yaşadığım bir olayı anlatayım.
O dönem borsada “tahtacı” olarak bilinen, insanların hangi hissede işlem yaptığını öğrenmek için peşinde dolaştığı biri kalp rahatsızlığı nedeniyle hastanemize geldi. Tedavisini yaptım, sağlığına kavuştu.
Bir süre sonra beni aradı:
“Hocam, sen benim hayatımı kurtardın. Benim de sana para kazandırmam lazım. Bir hisse söyleyeceğim, tahta bende. Buradan 2-3 katına götüreceğim. Ne kadar paran varsa al, doktor arkadaşların da çok değerli onlarda alsın!”
Hisseyi biliyordum. Şirketin temel göstergeleri berbattı, fiyatı zaten şişirilmişti. Almadım.
Ertesi gün hisse düşmeye başladı. Ardından taban üstüne taban geldi. O kişi ise beni bir daha hiç aramadı.
Yıllar sonra kendisini tanıyan birine olayı anlattığımda işin iç yüzünü öğrendim.
Bu kişiler o kadar yüksek krediyle işlem yapıyorlar ki hissede sıkıştıklarında bütün servetlerini kaybetme noktasına geliyorlar. Kurtulabilmek için ulaşabildikleri herkese hisse aldırmaya çalışıyorlar. Öz kardeşlerine, ablalarına, eniştelerine bile…
Mantıkları da şu: “Önce kendimi kurtarayım, onların zararını ileride başka yerden çıkarırım.”
Düşünsenize, hayatını kurtaran doktorunu bile gözünü kırpmadan zarara sokmayı göze alabiliyor!
Yatırımda şirket büyür, kârı ve değeri artar. Siz de şirketin ortağı olarak bu değer artışından kazanırsınız.
Manipülasyonda ise değeri 10 TL olan hisseyi 50’ye, 100’e çıkarırlar. Şirketin yarattığı değer değişmez, sadece fiyatı şişirilir. Birileri yüksek fiyattan satıp kurtulurken birileri de o hisseleri satın alır. Şişirilen Balon fiyat patladığında enkazın altında son alıcılar kalır.
Ben o gün para kaybetmedim ama borsa hayatımın en değerli derslerinden birini aldım:
Temeli olmayan, fiyatı şişirilmiş bir hisseyi sırf “daha da götürecekler” diye asla almamak gerekir.
Uğur Arslantaş retweeted
NKC fonu yatırımcılarıyla her ay, şeffaflık ve hesap verebilirlik kapsamında yaptığımız yayınlarımızdan, Eylül 2026 hisse dağılımını konuştuğumuz yeni yayınımızı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz. Saygılarımla
NKC - Eylül 2026 Hisse Dağılım Raporu Yayını
youtu.be/puktdLQCxIE?si=1Gwh…
Uğur Arslantaş retweeted
Allah’ın herkese verdiği sabır nimeti, borsada başarılı olmak için fazlasıyla yeter. Sorun sabrın az olması değil, onu hızla tüketmemizdir.
>>> Gün içinde sürekli al-sat yapmak ve ekran başında kalmak sabrı hızla tüketir.
>>> Kredili işlem yapmak sabrı daha da azaltır.
>>> Tüm parayla tek hisseye girmek de aynı etkiyi oluşturur.
Tecrübeli yatırımcıların sabrı daha fazla değildir. Onlar sadece sabrı hızla tüketen davranışlardan kaçınırlar.
#yatırım #sabır #borsa
MSCI uyarısı ne anlama geliyor? Panik yapmalı mıyız?
MSCI, Türkiye’yi endekslerinden çıkarmadı. ama 15 Ekim’de bazı endeks değişikliklerini dondurdu. Yeni şirket girişleri, mevcut şirketlerin ağırlık artışları ve üst endekslere geçişler kısıtlandı.
Peki sorun ne?
Bir şirketin %30’u halka açık görünüyor ama bunun %20’si patronla ilişkili fonların elindeyse halka açıklık gerçek oranı ne?
MSCI bunu bilmek istiyor. Ve ilişkili fonlar üzerinden fiyatların yapay biçimde yükseltilmesini önleyecek denetim ve yaptırımlar görmek istiyor.
Endonezya’da ne oldu?
Süreç yaklaşık 13 ay önce, Eylül 2025’te başladı. Ocak 2026’da endeks değişiklikleri donduruldu. Yapılan düzenlemeler yeterli bulunmayınca 15 Ekim’de ülkenin piyasa statüsünün düşürülmesi için istişare başlatıldı.
Türkiye bugün Endonezya’nın ocak ayındaki aşamasında.
Peki bundan sonra?
Türkiye ilk düzenlemeleri yaptı. MSCI bunları olumlu buluyor ama yalnızca kural konulmasını değil, kuralların gerçekten uygulandığını görmek istiyor.
Haziran 2027’ye kadar gelişmeler izlenecek. Yeterli ilerleme olmazsa Türkiye için de statü düşürme süreci başlayabilir.
Panik gerektiren bir karar yok. Ama ciddiye alınması gereken bir uyarı var.
#MSCI #Borsaİstanbul #Endonezya
Borsamızı pandemi öncesi ve pandemi sonrası olmak üzere iki ayrı dönemde değerlendirmek gerekir. Pandemi öncesinde BIST 100 şirketleri ile diğer şirketlerin performansları birbirine oldukça yakındı. Hatta halka arz edilen şirketler, ortalama olarak piyasadan daha zayıf bir performans sergiliyordu.
Pandemi sonrası ise tablo tamamen değişti.
Detaya geçmeden önce BIST Halka Arz Endeksi hakkında kısa bir bilgi vereyim. Yeni halka arz edilen şirketler bu endekse işlem görmeye başladıkları gün dahil oluyor ve yaklaşık 25 ay boyunca endekste kalıyorlar. Bu süre içinde işlem hacimleri ve piyasa değerleri hızla artan şirketlerin önemli bir kısmı BIST 100'e, hatta bazıları BIST 30'a kadar yükseliyor. Ancak yaklaşık iki yıl sonra fiyatları şişip halka arz endeksinden çıkıp BIST 100'e dahil olduklarında ise performansları çoğu zaman zayıflamaya başlıyor.
İşte bu durum, pandemi sonrasında BIST 100 endeksinin performansını aşağı çeken önemli nedenlerden biri.
Yüksek enflasyon nedeniyle karşılaştırmayı dolar bazında yaptım. Temettü düzeltmesini katmadım (örneğin BIST 100'e yıllık ~%3 ilave getirisi var. Bu hesaplamada yok).
Sonuçlar oldukça dikkat çekici:
>>> BIST Halka Arz Endeksi: Yıllık ortalama %68 dolar bazlı getiri.
>>> BIST 100 dışındaki hisseler: Yıllık ortalama %27,5 dolar bazlı getiri.
>>> Tüm BIST hisseleri: Yıllık ortalama %12 dolar bazlı getiri.
>>> BIST 100: Yıllık ortalama yalnızca %7 dolar bazlı getiri.
Bu veriler bize önemli bir şey söylüyor: Halka arz hisseleri en güçlü performanslarını genellikle ilk iki yıllarında gösteriyor. Bu şirketlerin önemli bir kısmı halka arz endeksinden çıkıp BIST 100'e geçtikten sonra ise erimeye başlıyorlar. Dolayısıyla BIST 100, zaman içinde en hızlı yükselmiş ancak büyüme ivmesini kaybetmeye başlamış şirketleri bünyesine katarken; en güçlü performansı gösteren yeni halka arz şirketleri ise endeksin dışında kalıyor. Bu da pandemi sonrası dönemde BIST 100'ün göreceli getirisini aşağı çeken yapısal nedenlerden biri olarak öne çıkıyor.
#halkaarz #BIST100 #Xu100 #xtumy #xutum
BIST Halka Arz Endeksi’nde hisseler genellikle halka arzdan sonra iki yıl kalıyor. Geçmişte bu hisselerin önemli bir kısmı, sert yükselişlerin ardından BIST 100’e giriyor, sonrasında ise ciddi değer kayıpları yaşıyordu.
Böylece yükselişler Halka Arz Endeksi’ne, düşüşler ise BIST 100’e yansıyordu. Halka Arz Endeksi güçlü görünürken BIST 100 bu hisselerin düşüşünden olumsuz etkileniyordu.
Son düzenlemelerle birlikte birçok halka arz hissesi daha iki yılını doldurmadan çöktü. Normalde iki yıl fiyatları ve hacimleri arttığından BIST 100 e giriyor ve orayı düşürüyorlardı.
Son BIST 100 düzenlemesiyle, geçmişte fiyat ve işlem hacmindeki sert artışlarla endekse giren birçok hisse de endeks dışında bırakıldı.
Önümüzdeki dönemde hem halka arzların zorlaştığı hem de BIST 100’ün bu tür hisseler nedeniyle negatif ayrışmasının azaldığı bir sürece girebiliriz.
Kısacası, geçmişte yükselişi başka endekste, düşüşü BIST 100’de görüyorduk. Bu döngü artık değişti diyebiliriz.
"Çocuklarımız için neye yatırım yapalım?"
En çok duyduğum sorulardan biri bu. Kimi çocuğu adına hisse alıyor, kimi altın biriktiriyor, kimi BES başlatıyor.
Ben ise çocuklarım adına ayrı bir yatırım hesabı oluşturmayı tercih etmedim. Neden mi?
Çocuğunuz adına bir hesap açtığınızda, o para 18 yaşına bastığı gün yasal olarak tamamen onun kontrolüne geçiyor. Henüz hayat tecrübesi olmayan, paranın nasıl kazanıldığını bilmeyen bir gence aniden hazır bir servet sunmak; ona iyilik yapayım derken zarar vermektir. Bilgi ve tecrübe olmadan o paraya kavuşmak çoğu zaman yıkıcı oluyor.
Benim düşüncem şu: Yatırımınızı kendiniz için yapın, ailenizin finansal kalesini sağlam tutun. Sizin imkanınız güçlü oldukça, çocuklarınızın ihtiyacı olduğunda zaten hep destek olursunuz. Sonuçta onlar benim mirasçılarım, benim birikimim bir gün zaten onların olacak.
Asıl mesele, o gün geldiğinde bu varlığı yönetebilecek olgunluğa sahip olmaları.
Çocuğunuza erken yaşta servet bırakmak yerine, o serveti kazanabilecek, koruyabilecek ve büyütebilecek bir karakter kazandırın:
Ahlaklı yetiştirin, iyi bir eğitim almasını sağlayın.
Tutumluluğu, çalışmayı ve sabretmeyi öğretin.
Küçük yaşta sorumluluk verin. Bırakın küçük paralarla yatırım yapıp kaybetsin. Bugün 1.000 lirayla kaybederek öğreneceği dersi, yarın eline geçen milyonlarla öğrenmek zorunda kalmasın.
Hayata ailesinden ciddi bir servetle erken yaşta başlayan ama o servetin kazanılmasında hiçbir emeği olmayan insanlar, genelde bunun kıymetini bilemiyor. Akıl yaşta değil baştadır ama aklı başa yaş ve tecrübe getiriyor. Zorluk görmedikleri için çalışma hayatında mücadele etmekte, sabretmekte zorlanıyor ve kendi potansiyellerinin altında vasat kalıyorlar.
O meşhur sözü unutmamak lazım:
Zor zamanlar güçlü insanları,
güçlü insanlar iyi zamanları,
iyi zamanlar zayıf insanları,
zayıf insanlar da zor zamanları doğurur.
Çocuğunuz hayatı boyunca pek çok yerden para kazanabilir ama ona yol gösterecek bir tek annesi, bir tek babası var. Onunla vakit geçirin, kalbine dokunun. Yıllar sonra bıraktığınız paradan çok, öğrettiklerinizi ve birlikte geçirdiğiniz zamanları hatırlasın.
Rabbim bütün evlatlarımızın bahtını da tahtını da açık etsin.
Selam ve Saygılar.
“Başarı için ömürlerinin bir bölümünü bedel olarak ödemeyenler, başarısızlığın bedelini bir ömür boyu öderler.”
Bu sözü yıllar önce Mustafa Keser’den duymuştum. Beni çok etkilemişti. O günden beri hiç unutmadım. Kızıma da özellikle sınav dönemlerinde sık sık söylerim.
Tıp fakültesinde okuduğum 2000’li yıllarda sık sık öğrenci afları çıkardı. Devamsızlık, başarısızlık veya geçmişteki siyasi olaylar nedeniyle üniversiteden uzaklaştırılmış pek çok insan, yıllar sonra okullarına dönme imkânı bulmuştu.
Bizim sınıfımıza da bir amca gelmişti. Amca diyorum çünkü biz henüz gençliğimizin başındaydık, o ise çoktan bir hayat kurmuş, çoluk çocuğa karışmıştı.
Yıllar önce tıp fakültesinden atılmış. Sonrasında kendine başka bir hayat kurmuş. Çalışmış, evlenmiş, çocukları olmuş. Hayat devam etmiş ama içinde bir şey hep yarım kalmış.
Neden okuldan atıldığını sorduğumuzda, “Söylemeye bile değmeyecek şeyler.” demişti.
Aradan onca yıl geçtikten sonra tıp gibi ağır bir eğitimi tamamlamanın ne kadar zor olduğunun farkındaydı. Zaten artık doktorluk yapmak gibi bir amacı da olmadığını söylemişti.
Ama söylediği bir cümleyi hiç unutmadım:
“İçimde büyük bir ukde kaldı. Keşke o yıllara geri dönebilsem de okulumu bitirebilseydim.”
O gün bu sözleri beni çok etkilemişti.
Düşünsenize, insan yıllarca çalışıyor, evleniyor, çocuklarını büyütüyor, kendine başka bir hayat kuruyor. Ama içinde bir yerde, yarım kalmış gençliğiyle yaşamaya devam ediyor.
Geçen gün tıp fakültesi mezunu birinin babasının yeniden tıp fakültesini kazandığını görünce yıllar önce tanıdığım o amca aklıma geldi.
İnsanın hayatında öyle dönemler var ki birkaç yıllık bir süreç, sonraki onlarca yılının nasıl geçeceğini belirleyebiliyor.
Bazen kendi hatalarımız, bazen başkalarının kararları, bazen de kader dediğimiz olaylar yüzünden hayatımız bambaşka bir yöne gidebiliyor.
Kızıma sınav dönemlerinde bu sözü tekrar tekrar söylememin nedeni de bu. İnsan gençken önündeki birkaç yılın ne kadar kıymetli olduğunu her zaman anlayamıyor. Oysa o dönemde gösterilen veya gösterilmeyen gayret, bir ömür boyunca insanın karşısına çıkabiliyor.
Elbette her şey bizim elimizde değil. Bazen insan elinden geleni yapsa da başkalarının verdiği kararların bedelini ömür boyu ödeyebiliyor.
Ama elimizde olanın kıymetini bilmek, yapmamız gerekeni zamanında yapmak gerekiyor.
Çünkü bazı fırsatlar bir daha gelmiyor. Gelse bile ne biz eski biz oluyoruz ne de hayat bıraktığımız yerden devam ediyor.
Allah kimseye bir ömür boyunca pişmanlık duyacağı hatalar yaptırmasın, kimseyi başkalarının hatalarının bedelini ödemek zorunda bırakmasın.
Hepimize de hayatımızın önemli kavşaklarında doğru karar verecek aklı, gereken gayreti gösterecek iradeyi ve yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda “Keşke” demeyeceğimiz bir hayat nasip etsin.
Uğur Arslantaş retweeted
Para, bilgi ve tecrübe (piyasayı tanıma) olmadan borsa yatırımında başarılı olamazsınız. Bilginiz ve tecrübeniz arttıkça yatırdığınız parayı arttırın. Tecrübe ile karaktersiz olduğunu öğreten piyasanın karakteri üzerine...
xitter.cf/Druars/status/16772428…














