Gittiğim kafede, yıllar önce duyduğum bir koku geldi burnuma. Ne olduğunu bulamadım. Zihnimde döndü durdu bir süre. Sonra koku üzerine düşündüm. Olmasa ne olurdu? Dünyada hiç koku olmasa? Hiçbir şey olmazdı. Sadece dünya biraz daha renksiz olurdu.
Dünyada böyle işlev üzerine değil de; renk olması üzerine tasarlanmış ve üzerine sonradan işlevsel sebepler eklemlenmiş bir çok şey var.
Çocuğun ağaçlarda değil de annenin içinde büyümesi bunlardan biri mesela. İncirin dokusu çekirdekleri. Toprağın çamur olabilmesi. Nehirlerin toprağın içinden çıkması. Ve daha bir sürü şey.
Gençler sadece bahsi geçen bitkiyi kullandıklarını sanıyorlar ama içerisinde üreticinin o anki keyfine bağlı olarak kattığı bir sürü sentetik uyuşturucu olabiliyor. O yüzden de testlerde sonucu görünce a ben bunu kullanmamıştım diyorlar. Çünkü haberleri bile olmayabiliyor. Ayrıca doktor hanımın bahsettiği gibi bu maddeler derinde yatan psikolojik hastalıkları tetikleyebiliyor. Daha önce yazmıştım; bir arkadaşımın arkadaşı bunu kullanıyor. Sonra anksiyete geliştiriyor. Her şeyden korkmaya başlayıp evden çıkamaz hale geliyor. En son duyduğumda iki yıldır evdeydi.
Dr. Esra Çavuşoğlu:
"Gençlere vermek istediğim şey marihuanayla ilgili. Dünyada artık serbestleştirildiği için önemsiz olduğunu düşünüyorlar.
Ama dünyada bipolar bozuklukta, şizofrenide, psikozda artış var ve bazıları kalıcı oluyor.
Katiyetle hafife alınmamalı. Çünkü artık ot değil o. Artık laboratuvarda yetiştirilen bir şey."
Listede olmayan ama benim sevdiğim bir başka otel: The LaLiT London. Tower Bridge'in hemen yanında, 1890'larda yapılmış eski bir okul binasında. Hint LaLiT zincirinin Avrupa'daki tek oteli. Odalara classroom deniyor, okulun eski toplantı salonu da şimdi Baluchi adında bir Hint restoranı. Mavi avizelerin altında yemek yemek için bile gidilir.
Gary Ashworth isimli bir İngiliz iş insanının beğendiği Londra otellerini sıralayan bir videosuna denk geldim. Video baya izlenmiş.
Birinciliği Claridge's'e vermiş, üçüncü sırada The Goring var. The Ned ile Shard'daki Shangri-La ise listenin sonunda kalmış.
İngilizler bu otelleri sadece konaklama yeri olarak görmüyor. İş görüşmesi, öğleden sonra çayı, kutlama hepsi orada yapılıyor.
Geçen ay bir tahsilat şirketinden mektup geldi, £1.457 istiyorlardı. Böyle bir borcun olmaması gerekiyor diye düşündüm ama hesaplardan da tam detaylı emin olamadığım için mektubun fotoğrafını Grok Bot'a attım. Banka hareketlerimle karşılaştırdı ve bunun HMRC'ye zaten doğrudan ödediğim verginin bir parçası olduğunu buldu. Aynı parayı iki kez ödemekten son anda kurtuldum. Ödeme kanıtını Grok Bot ile gönderdik, dosya halloldu.
Zaten bir süreden beri şirketin ve kendi vergi işlerimin önemli bir kısmını Grok Bot ile takip ediyorum.
Size nasıl yaptığımı anlatayım:
HMRC'den ya da tahsilat şirketlerinden gelen her mektubun fotoğrafını çekip gönderiyorum. Hangi vergiye, hangi döneme ve hangi borca ait olduklarını eşleştiriyor.
Banka hareketlerine bakıp hangi borcun ödendiğini, neyin kaldığını çıkarıyor. VAT, Corporation Tax, PAYE ödeme planı ve Self Assessment durumunu tek bir yerde tutuyor. Son tarihler için de hatırlatma kuruyor.
Tek bir fotoğraftaki üç mektubu okuyup hangisinin ödeneceğini, hangisine itiraz edileceğini, hangisinin sadece bilgi amaçlı olduğunu ayırdı. Bir gecikme cezası itirazını da HMRC online hesabında adım adım doldurdu.
Ödemeleri ben yapıyorum. Şifreyi ve SMS kodunu da ben giriyorum. Giden her e-posta ve her başvuru benim onayımla gidiyor. O hazırlıyor, ben bakıp gönder diyorum.
Az önce bir post gördüm. En az üç aydır kullandığım bir yapay zeka özelliğinin yeni çıktığını yazıyordu. Paylaşan kişiye baktım. AI alanında çalışıyormuş.
Yapay zeka o kadar hızlı gelişiyor ki; artık sektörün içindekiler bile takip edemiyorlar.
Mahallemde bir köşe dükkân var. Burası uzun süre boş durdu. Belki iki yıl kadar. İki tarafı cam. Orta büyüklükte. Lokasyonu da güzel.
Boş durduğu zamanlar, her önünden geçişimde neden boş kaldığına anlam veremiyordum.
Gel zaman git zaman burada bir restoran açıldı.
Birkaç arkadaş birlikte işletiyorlar.
İşleri de tutturdular. Güzel bir müşteri kitlesi oluşturdular.
Arada gidiyorum. Yemeklerini severim.
Bugün öğlen arabayla oranın önünden geçerken restoranın içinin dolu olduğunu gördüm ve hem işleten hem de çalışan gençleri içimden takdir ettim.
“Aferin. Çalıştılar. Güzel tutturdular.”
Az önce, gece yarısı yine mekânın önünden geçtim. O işletmeci ortaklardan biri, elinde elektrikli süpürgeyle yerleri süpürüyordu. Restoranda başka kimse yoktu. Saat gece 1.30.
Belli ki işler uzamış. Birazdan bitirip gidecek.
Müşteri var. Kazanç var. Ama emek de var.
Para kazanmak, başarıyı tatmak var. Ama herkes evine çekilmişken, gece yarısı eline elektrikli süpürgeyi alıp yerleri temizlemek de var.
Başarıyla emek arasındaki ilişkiyi yeniden kurmamız gerektiğini düşünüyorum.
İnsanlar dürüstçe çalışarak, emek vererek, bir şeyler üreterek iyi para kazanabileceklerine, iyi yerlere gelebileceklerine inanabilmeli.
Ve biz de böyle insanların başarılarını görmeli, takdir etmeli, örnek göstermeliyiz.
Yıllardır İngiltere hakkında bildiklerimi, gördüklerimi, yaşadıklarımı burada paylaşıyorum. Bundan sonra bunu biraz daha derli toplu yapmaya çalışacağım. Güzel olur umarım.
Bugün berbere gittim. İlk kez gördüğüm bir berber. O benim Türk olduğumu anlamadı, ben de onun. Bazen gurbette oluyor. 'Türk olabilir' diyorsun ama emin olamayınca boşuna Türkçe başlamıyorsun muhabbete.
Neyse böyle biraz İngilizce konuştuk.
Sonra baktım adam başka birisi ile Türkçe konuşmaya başladı. "Türk müsün" dedim.. (Bu da bir başka problem çünkü eğer Kürt çıkarsa bir de değilim diyor, oradan muhabbet saçma bir hal alıyor.) Neyse konuştuk biraz. Hopa'lıymış. Ruşen Çakır'a benziyor zaten..
Kaç yıldır buradaşın sorusuna geldik. O bana sordu, '10 yılı geçti' dedim. Ben ona sordum '40 yılı geçti' dedi. O -muhtemelen- beni Fetöcu sandı. Ben onu 80 olaylarında Türkiyede suç işleyip avrupaya kaçan solculardan sandım. Ölüm gibi bir şey oldu ama kimse ölmedi.
Gary Ashworth isimli bir İngiliz iş insanının beğendiği Londra otellerini sıralayan bir videosuna denk geldim. Video baya izlenmiş.
Birinciliği Claridge's'e vermiş, üçüncü sırada The Goring var. The Ned ile Shard'daki Shangri-La ise listenin sonunda kalmış.
İngilizler bu otelleri sadece konaklama yeri olarak görmüyor. İş görüşmesi, öğleden sonra çayı, kutlama hepsi orada yapılıyor.
Hatay’daki psikolojisi bozuk bireyin hastalıklı fikirlerini basın açıklaması gibi sürekli görmekten sıkıldım. Böyle garip halleri görmek insanların hoşuna gidiyor anlıyorum ama bunların medyada yer almaması lazım.
Fotoğrafı az önce çektim. Şehir turistlerle dolu. Kalabalık. Sisler altında. Her zamanki gibi güzel..
Bir etkinliğe katıldığımda o etkinliğin iyi olup olmadığını telefona bakma ihtiyacımdan anlıyorum. Telefona bakmadan zaman akıp gidiyorsa iyidir.
İnsanlar 100 fabrikası olan bir ailenin onu nasıl 1000 fabrika yapabileceğine dair şeyler duymak istemiyor. İnsanlar sıfırdalar ve sıfırdan bir milyon dolar yapmanın yolunu duymak istiyorlar.
Ali Sabancı:
“ABD’de eğitim aldım. Eğitim bittikten sonra 26 yaşında Türkiye’ye döndüm.“
“Babam Sabancı, yani iyi ailelerden geliyorum, eğitimim çok iyi, iş tecrübem var, Morgan Stanley’de çalışmışım, bir vukuatım da yok…”
“Sanıyorum ki Ali döndü, vay be diyecekler. Gençlik tabii. Kimseye bir şey demiyorum tabii ama zihniyetim buydu.”
“Ben bekliyorum ki bir yerde CEO’luk veya benzeri bir iş teklif edilecek bana.”
“Babam geldi, Akbank’ın Bahçekapı şubesinde çalışacaksın dedi. Ben içimden Bahçekapı neresi diyorum.”
“Beni gerçekten de Bahçekapı şubesine gönderdiler.”
“Mesela her akşam kasa yapılır. Fazla ya da eksik çıkması durumunda cebinden de ödeyemezsin, sırayla o günkü tüm müşterileri ararsın.”
“Babama neden diye sordum. 16 yıldır burada değilsin, burayı bilmiyorsun. Paranın hangi şartlarda kazanıldığını bilmiyorsun.”
“İstersen Sabancı Holding’e hemen gelirsin, asistanın ve afili odan da olur ama cam bir fanusta sınırlı kalırsın dedi.”
“O zaman para cephede kazanılıyor, anladım ben.”
“2004 yılında, 36 yaşımda Sabancı Holding’den ayrılmaya karar verdim. Önce eşimle konuştum. O zaman stratejinin başındaydım ve CEO’ya raporluyordum.”
“Konuşmak için Sakıp amcama gittim…”
“Sakıp amcama ben gidiyorum dedim. Rahmetli de beni çok sever, oğlu gibi görürdü.“
“Ben gidiyorum dediğimde tatile gidiyorum sandı. Nereye dedi. Ayrıldığımı açıkladım ben de. Hemen, ne yanlış gidiyor, söyle düzelttireyim dedi. Bu çok onur verici bir laf ama aynı zamanda çok yanlış da bir laf.”
“Neden yanlış olduğunu söyleyeyim: Benim gibi 10 tane kuzen var. Her defasında biri ayrılıyorum diye geldiğinde bunu derse olmaz, bu kurumsallık değildir.”
“Ben de kendisine izin verirseniz ayrılayım, yeğeniniz olarak konuşalım dedim. Çünkü oradayken konuşursam pazarlık yapıyor gibi olacaktı.”
“Risk almıyor musun dedi bana. Evet amca alıyorum dedim.”
“Şoförün, asistanın, odan, düzenin var dedi.”
“Ben de, 36 yaşımdayım, param, eğitimim var. Bu yaşımda denemezsem ne zaman yapacağım dedim.”
“Bizim şirketimizde meritokrasi, liyakat yoktu.”
“Şu Mehmet Bey, iyi adam mıdır diye sor. Her yıl kar ediyor falan, hepsinin yanıtı, mükemmel adam ama iyi bir ikinci adam. Çok insan vardı çünkü.”
“Bizim ailede bireyler arası güç savaşları ve güven sorunları vardı. Sonucunda aile işi dağıldı.”
“2005 yılında mal varlığımızın %90’ı aile varlıklarıydı. Mal varlığımız daha çok iki hisse senedindeydi.
“Sabancı Holding’de hisselerimizi azalttık. Akbank’ta ise az bir hisse satışı gerçekleştirdik.”
“Sadece kalanlarla bile zengin bir aile olmaya devam edebiliyorsunuz.”
“Tabii sonra biz de kendi işlerimizi kurup onları büyütmeye devam ettik.”
“2005 yılında, 1990’dan beri charter seferleri yapan Pegasus’u satın alarak düşük maliyetli havayolu kategorisinde oyuncu olduk.”
“Babam dedi ki sıfır ciro olsa bile uçakları geri versek ne kaybederiz, Hesapladık, 50 milyon cebimizden çıkacak. O zaman Tamam dedi ve ilerledik.”
“Mesela 200 uçak için 38 milyar dolarlık sipariş verdik. Ama aldığım mal dünyada en iyi uçak, 737 MAX 10. Sorun olsa satarsın, o para sana döner.”
“Bu havayolunu Mehmet Ali Karamehmet’in portföyündeydi, 12-13 uçaklı. Biz ondan almıştık.”
“Aldığımızda, biz misafirlerimize üç çeşit yemek sunuyoruz: et, tavuk, balık dediler. Kabindeki arkadaş bana biz bunu değiştirirsek insanlar isyan ederler dedi.”
“Ana yemek 90 gram, 80 grama indirsek ne olur peki dedim. Catering firmasına denettim de aradaki farkı sordum, 467 bin avro kalacak elimizde.”
“Bu sefer gittim bunu sordum, sonra tepsilerin gramajına değindik. İncelirse yamulur dediler. Tepsiyi iki elle tutmayı öğretsek mi dedim falan filan…”
“Geldiğimiz noktada acaba sorularım azaldı, önyargılarım azaldı.”
“Biz bir ekibiz ama adamlar artık ben olmadan da işi yapıyorlar, sistem sorunsuz dönüyor.”
Televizyonların evdeki bebek sesine kadar yıllardır dinlediği bir düzende yapay zeka firmalarının size dair her şeyi bir yerlere iletmeme imkanı var mı? Yok.
Şu bizi izliyor bu izliyor diyip duruyoruz da Claude da bizi izliyormuş :D
Çinliler Claude’un ban sistemini tersine mühendislikle çözmüşüş, bildiğin sosyal kredi sistemi.
Her hesabın bir puanı varmış, eşiğin altına düşünce direkt ban. Kayıttan hemen sonra Max almak, sanal kart, çok cihazdan giriş, sürekli IP değiştirmek puanı baya düşürüyormuş.
Desktop app, hafızanın açık olması ve eski hesap ise puan kazandırıyormuş.
Bir de Fable’ı çok kullanınca puan düşüyormuş 😂
Benim en çok merak ettiğim bazı hesaplarda modelin kolay kolay fallback yemezken diğerinde hemen yemesi acaba buna mı bağlı.
Mesela benim ana hesap, çok uzun süredir ücretli abone, ve en azından son bir iki haftaya göre neredeyse asla fallback yemezdim şu son REA olayları patlayana kadar.
Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlamak için Londra Büyükelçiliğimizin düzenlediği Cumhuriyet resepsiyonuna katıldım.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Cumhuriyetimizin kurucularını saygı ve minnetle anıyorum.
Bu bayrağın altında, ülkemizden binlerce kilometre uzakta Cumhuriyetimizin yıl dönümünü kutlamak ayrı bir gurur.
Nazik ev sahipliği için Sayın Büyükelçimize ve emeği geçen herkese teşekkür ederim.
Yaşasın Cumhuriyet! 🇹🇷
Aynı kitapta bir cümlede şöyle geçiyordu;
“Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar.”
Biraz araştırdım. Söz Buddha’nınmış ve daha uzun bir versiyonu da varmış. Hoşuma gitti.
“Öğrenci hazır olduğunda öğretmen ortaya çıkar. Öğrenci gerçekten hazır olduğunda ise öğretmen ortadan kaybolur.”
Yeni bir kitaba başladım. Bir yerinde kadınların sorunları hakkında konuşurken her zaman çözüm aramadıklarından bahsediyor.
Diyor ki: Kadınlar çoğu zaman yaşadıkları sorunları paylaşarak duygularını ifade ediyor, rahatlıyor ve karşılarındaki insanla duygusal bir yakınlık kuruyorlar. Erkekler ise bir sorun dile getirildiğinde bunu çözülmesi gereken bir mesele olarak algılayıp hemen tavsiye vermeye veya çözüm üretmeye çalışıyorlar.
Bu yüzden erkeklerin sunduğu çözümler kadınlarda anlaşılmadıkları hissini yaratabiliyor. Çünkü o anda bekledikleri şey bir çözüm önerisi değil; dinlenmek, anlaşılmak ve duygularının önemsendiğini hissetmek.
Tam olarak:
“Men need to remember that women talk about problems to get close and not necessarily to get solutions.”
Otuzlu yaşlarda insana yirmilerde olmayan bir hayatı anlama hali geliyor. Mesela son gelen güncellemede, ‘kaçırdığımızı düşündüğümüz hiçbir şeyin aslında bizim olmadığı o yüzden hiç kaçırmadığımız’ hissi yüklendi. Böylece şu neden olmadı bu neden olmadı diye düşünme meselesi çözüldü.
İnsan hayatı baştan sona tasarlanmış. Farklı yaşlarda dünyaya farklı açılardan bakıyoruz. Hamur gibi yoğruluyoruz. Hem yaşla, hem yaşanmışlıklarla.














