Haftanın Makalesi
RÜZGARSIZ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ
İklim değişikliği ile yatıp kalkıyoruz. Ama iklimin en önemli bileşeni olan rüzgârdan bahseden yoktur. Halbuki iklimin evrensel ilahi kanunu vardır. Metodolojisi vardır, kuralları vardır. Onun değiştiği iddiası ilim adına kabul edilebilir değildir. Çünkü hiçbir iddiacı rüzgârdan bahsetmiyor. “İklimin her hareketi rüzgâra bağlıdır” ilkesi dikkate alınmıyor. İklimin korunması için gayret göstermemiz gerekirken illa da değiştiğine inandırılmak isteniyoruz. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ denilerek gayrı ilmi bir algı yürütülmek isteniyor. Halbuki yüce Allah'ın kanununda ve ikliminde değişme olmaz. Kısa vadeli değişkenlikleri iklim değişikliği olarak kabul edemeyiz. Tarihte çok sayıdaki kuraklık ve kıtlık hadisesi bile iklim değişikliği olarak kabul edilmemiştir. Şu bir gerçek ki iklim değişikliği işinin arkasında korona mucidi Bill Gates gibi küreselciler vardır. Bu işin devamı vardır; karbon oyunları, insan özgürlüğünün kısıtlanması dijital numaralandırma, orman katliamları, hayvan katliamları ve yapay et iddiaları sık sık dile getiriliyor. Zaten iklimin değiştiğine dair uzun zamanlı verileri de ilim adına kimin ortaya koyduğu hala belli değildir.
“Allah'ın, öteden beri süregelen kanunu budur. Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih Suresi 23. Ayet)
İklimin ana bileşeni olan rüzgârı bilmeden iklim hakkında zerre miktarı konuşma hakkımız yoktur. Bu nedenle her şeye önce rüzgârdan başlamalıyız. Çünkü rüzgâr tüm küçük, büyük ve evrensel hareketlerin dinamosudur. Marşa basılınca hareketin başlaması gibi tüm evrensel hareketlerin başlamasını sağlayan ve sonra da dengelenmesini sağlayan en önemli etkendir. Etki bakımından kâinatın en güçlüsü odur. Tüm ilimler açısından da en bilinmeyenli odur. En öngörülemeyen odur. En gizemli ve en çok hikmetlerle donatılan odur. Çünkü o bir başlangıç komutu içermektedir. Tüm hareketler, çevrimler ve döngüler rüzgarla başlar. Kâinatı bir motora benzetirsek eğer onu harekete geçirenin rüzgâr olduğunu görürüz. Çünkü rüzgâr her an için “OL” ilahi emrine amadedir.
Hareketlerin başlangıç komutu olan “ES” ilahi emrinin tezahürü olan rüzgarlar, sıcaklık farkları nedeni ile yüksek basınç bölgelerinden alçak basınç bölgelerine doğru meydana gelen bir hareket olarak adlandırılabilir. Yani hava dediğimiz akışkanın yer değiştirme hareketi olarak ifade edilebilir. Güneşin havayı ısıtması ile hava genişler ve diğer ortamları etkilemeye çalışarak akışkan bir hareket meydana getirir. Yatay ve dikey yönde havanın yer değiştirmesi söz konusu olur ve oluşan bu basınç farkı hareketleri rüzgâr olarak ortaya çıkar. Burada da öngörülen ve öngörülemeyen birçok hareket ve hikmet vardır. Hem dünya atmosferi içerisinde ve hem diğer ortamlarda benzer nice rüzgâr hareketlerinin akışkanlar mekaniği mantığında olabileceğini mutlaka bilmiş olmalıyız. Çünkü rüzgarlar kâinatın tüm birimlerinde karşımıza çıkabilecek dengeleyici bir kuvvettir. Buna tüm türbülans hareketleri de dahildir. Dünya dışındaki boşlukları dolduran elektromanyetik alanlar arasındaki çekim kuvvetlerinin meydana getirdiği rüzgarları da düşündüğümüzde elbette ki akıl bile çaresiz kalır. Tüm bu gerçeklikleri kuntum küçüklüklü modellerde de rahatlıkla irdeleyebilir ve inceleyebiliriz.
Rüzgâr, kainattaki tüm varlıklar ile çok yakın ilişkidedir. Su ile, ateş ile, sıcaklık ve soğukluk ile yakın ilişkidedir. Tohumları taşıyan o, bulutları taşıyan o, zerreleri taşıyan o, yağmur damlacıklarını taşıyan odur. Yağmurları ve bereketleri haber veren odur. Bu nedenle rüzgâr büyük bir nimet olarak ortaya çıkmaktadır. Çünkü rüzgâr; taşıyıcıdır, aşılayıcıdır, müjdeleyicidir, dengeleyicidir. Bu hali ile olağanüstü ve hayaller üstü bir gerçekliğe sahiptir. İklimleri çekip çeviren odur.
“O Allah ki, rüzgârları rahmetinin öncesinde müjdeci olarak gönderir. Nihâyet bu rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları pek hafifmişçesine kaldırıp yüklendiği zaman biz onu kuruyup ölmüş bir memlekete sevk ederiz; böylece oraya su indirir de onunla her çeşit ürünü çıkarırız. İşte biz ölüleri de kabirlerinden böyle çıkaracağız; umulur ki düşünüp ders alırsınız.” (Araf Süresi 57. Ayet)
“Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderiyoruz. Böylece gökten sağanak sağanak yağmur indiriyor ve bu sayede sizin su ihtiyacınızı karşılıyoruz. Yoksa ne onun kaynağını elinde tutan, ne de onu mahzenlerde depolayan siz değilsiniz!” (Hicr Suresi
Kürrei Arz’da dağlar dünyayı temsil eder. İnsanın önüne ilk onlar çıkar. İlk bakışta onlar görülür. Heybetlerinden elbet sual olunmaz. Lakin demir bu dağları yontar ve deler geçer. Demirin saltanatı ise ateş ile son bulur. Ateş demiri eritir. Ateş de benzer akıbetlere uğrayarak suya boyun eğer, su ateşi söndürür. İlk yaratılan mübarek bir varlık olan su da bir şekilde rüzgâra bağımlıdır. Suyu taşıyan bulutu da ancak rüzgâr taşır. Bu nedenle rüzgâr çok daha başka bir gücün ve hikmetin sembolüdür. Bu hali ile rüzgâr hem dünyanın ve hem kâinatın en kritik anahtarlarından birisidir. İklim de ona bağlıdır.
“Allah odur ki, rüzgârları gönderir; o rüzgârlar da bulutları kaldırır. Sonra Allah o bulutları gökte dilediği gibi yayar ve parça parça dağıtır. Derken bulutların arasından yağmurun boşaldığını görürsün. Allah, o yağmuru dilediği kullarına ulaştırınca, onlar hemen sevinir, yüzleri gülüverir.” (Rum Suresi 48. Ayet)
Kâinatın hareket şekilleri vardır. Bir denge içerisinde döngüleri, ötelemeleri ve diğer hareket şekilleri vardır. Yüce Allah hepsini kusursuz bir nizam dahilinde yaşatmaktadır. Mütemadiyen diriltmekte, yaratmakta ve aynı şekilde de yok etmektedir. Kâinat da elbet bir gün yok olacaktır. Tüm bu nizam içerisinde fıtrat kanunları gereği birtakım değişkenlikler vardır. Bir takım dönemsel döngüler vardır. Bunların bir kısmı kalıcı bir kısmı da geçicidir Kâinat günümüze kadar nice iklim dönemlerinden geçmiştir. İnsanın yaratılması ile dünya kâinata kıyasla mikro iklim dönemine geçmiştir ve bu iklim değerleri insan fıtratına göre dizayn edilmiştir. İnsan fıtratının öngördüğü sınırlar içerisinde bazen asırlık sıcaklık döngüleri meydana gelir. Tüm bu uzun dönemli veya kısa dönemli döngüler bir dengelenmenin gereği olarak ortaya çıkar. Tüm bu dengelerin sağlanmasında rüzgâr daima baş aktördür. Çünkü rüzgâr bulutları ve yağmurları taşımadığında iklim diye de bir şey ortada kalmaz.
Günümüz sıcaklık durumuna baktığımızda ise 1850 yılından bu yana bir veya iki derecelik sıcaklık artışının meydana geldiğini dikkate alırsak, buradan bunun nedenleri üzerinde irdeleme yapmamız gerekir. İnsan iradesinin iklim üzerinde kalıcı etki yapma ihtimali yüzde sıfırdır. Bu nedenle bu sıcaklık artışlarını insan iradesine bağlamak doğru değildir. Var olan sıcaklık artışları tamamen kâinat ve dünya dengesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. İnsanların iklim belirleme gücü yoktur. Kimse rüzgarları yok sayarak iklim izahatlarına giremez. Girse de içinden çıkamaz. Bu durum fıtrat kanunlarına aykırıdır. Sera gazlarının ve karbon salınımlarının bu sıcaklık değerlerinin artmasına olan katkısı ihmal edilebilir düzeydedir. Kim ki aksini iddia ediyorsa tüm iklim bileşenlerini içeren bir denge denklemi yazması gerekir. İnsanların iklime geçici etki yapma ihtimali ise yüce Allah'ın insan iradesine verdiği sınırlar çerçevesindedir. İnsanoğlu ona verilen emaneti hoyratça kullanmasının elbette ki önüne geçilmelidir. Sera gazları ve karbon salınımları geçici ekolojik denge açısından olumsuz bir durum meydana getirmesinin önüne geçilmelidir. Bunun önüne geçmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin gerekliliği üzerinde zaten yoğun bir şekilde çalışılmaktadır. Bu nedenle iklim değişikliği oyunları oynamanın alemi yoktur. İnsanlık adına illa da bir şey yapılacaksa öncelikle ve ivedilikle dünyayı nükleer silahlarla tehdit edenler izole edilsin. Asıl tehlike budur.
Bir asır önce geçici değişkenlik dediğimiz mutasyon üzerinden kalıcı değişkenlik yalanı olan evrim teorisi üretenler şimdi de kalıcı iklim değişikliği yalanları ile tekrar karşımıza çıkmışlardır. Bilimsel yalanlar, sözde bilimsel veriler herkesi inandırmışa benzemektedir. Küresel ısınma üzerinden yapılan yayınlar bilimsel dedikodu niteliği taşımaktadır. Zaten en büyük yalanlar ilim aleminde konuşulur. Sahtekâr ilim baronları dünyanın doğal düzenini bozmak üzere yeni oyunlar oynanmaktadır. Başta Amerika olmak üzere batılı temsil eden zihniyetler dünyanın enerji kaynaklarını, suyunu, gıdasını, yeşilini, madenlerini, denizlerini, doğal kaynaklarını ve diğer her şeyini yağmalamak üzere plan ve projeler üretiyor ve bize de inandırmaya çalışıyor. Umulur ki en kısa zamanda paranoyalardan kurtularak iklimi rahat bırakırız.
Ali Dama
Günümüz sıcaklık durumuna baktığımızda ise 1850 yılından bu yana bir veya iki derecelik sıcaklık artışının meydana geldiğini dikkate alırsak, buradan bunun nedenleri üzerinde irdeleme yapmamız gerekir. İnsan iradesinin iklim üzerinde kalıcı etki yapma ihtimali yüzde sıfırdır. Bu nedenle bu sıcaklık artışlarını insan iradesine bağlamak doğru değildir. Var olan sıcaklık artışları tamamen kâinat ve dünya dengesinin bir sonucu olarak ortaya çıkar. İnsanların iklim belirleme gücü yoktur. Kimse rüzgarları yok sayarak iklim izahatlarına giremez. Girse de içinden çıkamaz. Bu durum fıtrat kanunlarına aykırıdır. Sera gazlarının ve karbon salınımlarının bu sıcaklık değerlerinin artmasına olan katkısı ihmal edilebilir düzeydedir. Kim ki aksini iddia ediyorsa tüm iklim bileşenlerini içeren bir denge denklemi yazması gerekir. İnsanların iklime geçici etki yapma ihtimali ise yüce Allah'ın insan iradesine verdiği sınırlar çerçevesindedir. İnsanoğlu ona verilen emaneti hoyratça kullanmasının elbette ki önüne geçilmelidir. Sera gazları ve karbon salınımları geçici ekolojik denge açısından olumsuz bir durum meydana getirmesinin önüne geçilmelidir. Bunun önüne geçmek için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmenin gerekliliği üzerinde zaten yoğun bir şekilde çalışılmaktadır. Bu nedenle iklim değişikliği oyunları oynamanın alemi yoktur. İnsanlık adına illa da bir şey yapılacaksa öncelikle ve ivedilikle dünyayı nükleer silahlarla tehdit edenler izole edilsin. Asıl tehlike budur.
Bir asır önce geçici değişkenlik dediğimiz mutasyon üzerinden kalıcı değişkenlik yalanı olan evrim teorisi üretenler şimdi de kalıcı iklim değişikliği yalanları ile tekrar karşımıza çıkmışlardır. Bilimsel yalanlar, sözde bilimsel veriler herkesi inandırmışa benzemektedir. Küresel ısınma üzerinden yapılan yayınlar bilimsel dedikodu niteliği taşımaktadır. Zaten en büyük yalanlar ilim aleminde konuşulur. Sahtekâr ilim baronları dünyanın doğal düzenini bozmak üzere yeni oyunlar oynanmaktadır. Başta Amerika olmak üzere batılı temsil eden zihniyetler dünyanın enerji kaynaklarını, suyunu, gıdasını, yeşilini, madenlerini, denizlerini, doğal kaynaklarını ve diğer her şeyini yağmalamak üzere plan ve projeler üretiyor ve bize de inandırmaya çalışıyor. Umulur ki en kısa zamanda paranoyalardan kurtularak iklimi rahat bırakırız.
Ali Dama
“O Allah ki, rüzgârları rahmetinin öncesinde müjdeci olarak gönderir. Nihâyet bu rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları pek hafifmişçesine kaldırıp yüklendiği zaman biz onu kuruyup ölmüş bir memlekete sevk ederiz; böylece oraya su indirir de onunla her çeşit ürünü çıkarırız. İşte biz ölüleri de kabirlerinden böyle çıkaracağız; umulur ki düşünüp ders alırsınız.” (Araf Süresi 57. Ayet)
“Biz rüzgârları aşılayıcı olarak gönderiyoruz. Böylece gökten sağanak sağanak yağmur indiriyor ve bu sayede sizin su ihtiyacınızı karşılıyoruz. Yoksa ne onun kaynağını elinde tutan, ne de onu mahzenlerde depolayan siz değilsiniz!” (Hicr Suresi
Kürrei Arz’da dağlar dünyayı temsil eder. İnsanın önüne ilk onlar çıkar. İlk bakışta onlar görülür. Heybetlerinden elbet sual olunmaz. Lakin demir bu dağları yontar ve deler geçer. Demirin saltanatı ise ateş ile son bulur. Ateş demiri eritir. Ateş de benzer akıbetlere uğrayarak suya boyun eğer, su ateşi söndürür. İlk yaratılan mübarek bir varlık olan su da bir şekilde rüzgâra bağımlıdır. Suyu taşıyan bulutu da ancak rüzgâr taşır. Bu nedenle rüzgâr çok daha başka bir gücün ve hikmetin sembolüdür. Bu hali ile rüzgâr hem dünyanın ve hem kâinatın en kritik anahtarlarından birisidir. İklim de ona bağlıdır.
“Allah odur ki, rüzgârları gönderir; o rüzgârlar da bulutları kaldırır. Sonra Allah o bulutları gökte dilediği gibi yayar ve parça parça dağıtır. Derken bulutların arasından yağmurun boşaldığını görürsün. Allah, o yağmuru dilediği kullarına ulaştırınca, onlar hemen sevinir, yüzleri gülüverir.” (Rum Suresi 48. Ayet)
Kâinatın hareket şekilleri vardır. Bir denge içerisinde döngüleri, ötelemeleri ve diğer hareket şekilleri vardır. Yüce Allah hepsini kusursuz bir nizam dahilinde yaşatmaktadır. Mütemadiyen diriltmekte, yaratmakta ve aynı şekilde de yok etmektedir. Kâinat da elbet bir gün yok olacaktır. Tüm bu nizam içerisinde fıtrat kanunları gereği birtakım değişkenlikler vardır. Bir takım dönemsel döngüler vardır. Bunların bir kısmı kalıcı bir kısmı da geçicidir Kâinat günümüze kadar nice iklim dönemlerinden geçmiştir. İnsanın yaratılması ile dünya kâinata kıyasla mikro iklim dönemine geçmiştir ve bu iklim değerleri insan fıtratına göre dizayn edilmiştir. İnsan fıtratının öngördüğü sınırlar içerisinde bazen asırlık sıcaklık döngüleri meydana gelir. Tüm bu uzun dönemli veya kısa dönemli döngüler bir dengelenmenin gereği olarak ortaya çıkar. Tüm bu dengelerin sağlanmasında rüzgâr daima baş aktördür. Çünkü rüzgâr bulutları ve yağmurları taşımadığında iklim diye de bir şey ortada kalmaz.
Televizyoncuların
kafası hiç çalışmıyor
Uyduruk dizilerle milleti avutuyorlar.
Bir tane güldürücü dizi yok
Bir tane komedi dizisi yok
Milleti dinlendiren dizi yok
Kurudu sanki yayıncılık
Kuraklık var
Hep aynı şeyler
Sadece isimler degisiyor
Kopyala yapıştır gibi diziler var
Araplaşmak
Cahiliye Arap Adetleri demektir
Kölelik+ Putculuk + sapkınlık + sapıklık + çıplaklık + ahlaksızlık + hırsızlık + fuhuş vs. demektir. Bu özellikler kafir ve münafıkların en ala özelliğidir
Hz Muhammed (sav)
cahiliye adetlerini, Arapçılığı ve ırkçılığı çöpe atmıştır
Araplaşmak
Cahiliye Arap Adetleri demektir.
Putculuk + sapkınlık+ sapıklık + çıplaklık + ahlaksızlık + hırsızlık + vs demektir. Kafir ve münafıklarda bu özellikler mevcuttur.
Peygamberimiz Hz Muhammed (sav) Arap cahiliye adetlerini, Arapçılığı ve ırkçılığı çöpe atmıştır
Azerbaycan
Tehlikeli sularda yüzüyor
Kardeşce davranmıyor
İsraile yanaşıyor
Kıyafetle uğraşıyor
Akıl tutulması yaşıyor
Türkiyeyi çok üzüyor
Bunca emeğin
zayi olmaması için
Çok geçmeden
Aliyev özür dilemeli ve
kardeşliğimize zarar veren tutumlarından vaz geçmelidir
Eski gunlere dönülmelidir
Olmuyorsa
Aliyev istifa etmelidir
"Yalan ve iftirâyı
meslek hâline getiren ve günaha düşkün olan herkesin vay hâline!" (Casiye Suresi 7. Ayet)
Yalancı deyince ilk akla gelenler:
Siyasetçiler, polemikciler
Sahte tarihçiler
Evrimciler
Sahte ilimciler
Sahte sağlıkcılar
Falcılar, astrologlar
İklimciler
Depremciler
Hasetçiler
Pazarlamacılar
Trol şebekeleri
Ticaret şebekeleri







